Haberler

Tasarımcı Baykuş'tan tutsak deniz memelilerine destek

Tasarımcı Baykuş, bu kez gecenin sessizliğinde tutsak yunuslara destek olmak için kanatlanmış...

Duyarlılığını böylesine etkileyici bir yaratıcılıkla birleştirdiği ve bize ulaştığı için çok teşekkür ederiz.

  

"Bir Balina Kitabı" çıktı ​

İnsanlık tarihi boyunca ​​sayısız efsaneye ve edebi esere ilham veren balinalar, milyonlarca yıllık evrim yolculuğunun izinde türleri, yaşam alanları, aile bağları, beslenme tercihleri ve eşsiz iletişim biçimleriyle bu kitapta.

Andrea Antinori imzalı bu kitap, hem 9 yaş üstü çocuklar hem de yetişkinler için okyanusların bilinmeyen derinliklerine açılıyor ve geleceğin doğabilimcilerine yol gösteriyor.

Çocukken bile dev olmanın nasıl bir his olduğunu, küçük yol arkadaşlarının kimlerden oluştuğunu, 'casus duruşu' pozisyonunun ne anlama geldiğini, gezgin türlerin onbinlerce kilometrelik rotalarını merak ediyorsanız, Yunuslara Özgürlük Platformu'ndan Öykü Yağcı'nın çevirisiyle MEAV Yayıncılık- Bir Kitap Yolla'dan çıkan Bir Balina Kitabı'na mutlaka göz atın! 

"Heberler" farkıyla "Yunuslara özgürlük!"

"Bu yunus balıkları..." diye başlayanlardan tutun da "bizim için maddiyattan çok maneviyat işi" diyenlere kadar, "Heberler" ekibinin merceğinden, Türkiye'deki yunus parkları gerçeğinin yalnızca ufak bir bölümü...

Platform olarak deniz memelilerinin ve ticari amaçlarla esaret altında tutulan tüm hayvanların özgürlüğü adına yürüttüğümüz kampanyalara her zaman destek veren Özge Özder ise, bu kez stüdyo konuğu.

"Yunuslara Özgürlük" yayınını Heberler sitesinden izlemek için burayı tıklayın.

"Koy - The Cove"un yönetmeni Japonlara belgeselin ücretsiz DVD'sini dağıtıyor - 27 Şubat 2011

Japon balıkçı köyü Taiji'de her sene düzenli avlarla katledilen 20 bin yunusun dramını ele alan ve 2010 yılında "En İyi Belgesel" dalında Oscar kazanan The Cove filminin DVD kopyaları, yönetmenden bir hediye olarak, 3bin 500 haneli Taiji halkına dağıtılıyor. Taiji Belediyesi'nden bir yetkili, iki DVD'nin ellerine ulaştığını, ancak daha kimsenin izlemediğini belirtti.


"The Cove"un yönetmeni Louie Psihoyos, "People Concerned for the Ocean" adlı yerel bir grubun da yardımıyla, filmin Japonca dublajlı kopyasını posta yoluyla halkın tamamına dağıtacağını bildirdi: "Taiji'de yaşayanların, dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca insanın, kasabaları hakkında neler düşündüğünü bilmeye hakları var. Bu film, Taiji halkına ithaf edilen bir aşk mektubu bana göre".


Devamı...


http://www.heraldonline.com/2011/02/27/2868191/the-cove-dvd-given-to-jap...


Copies of the 2010 Oscar-winning film that depicts the slaughter of dolphins in the Japanese fishing village of Taiji have been delivered free to its residents, compliments of the director. Louie Psihoyos, director of "The Cove," said Monday the film dubbed in Japanese was delivered via regular mail over the weekend to all households, with the help of a local group called People Concerned for the Ocean. An official at Taiji city hall confirmed that two copies of the DVD had been received, but no one had looked at them yet.


Psihoyos said he was concerned many Japanese have yet to see the film, but especially the 3,500 people of Taiji in the southwest of the country. "The people in Taiji deserve to know what millions of others around the world have learned about their town," said the American director.


Continue...


"The Cove" Japonca dublajlı versiyonu


"The Cove" ana sayfası

İlgili Video: 

"Maviye Dönüş": Tom ve Misha özgürlüklerine kavuştu!

Yaklaşık iki senedir bu haberi bekliyorduk!

Sonunda "Maviye Dönüş" gerçek oldu... Tom ve Misha, bir daha hapsolmamak üzere ait oldukları mavi sulara kavuştu!

2010 yılının Eylül ayında Fethiye-Hisarönü'ndeki ufacık bir beton havuzdan kurtarılan yunuslar, Dolphins Angels adlı İngiliz grubun yasal girişimleri ve Türkiye'den ve dünyadan binlerce duyarlı insanın büyük desteğiyle yaklaşık iki yıl süren rehabilitasyon sürecinin ardından özgürlüklerine kavuştu!

2006 yılında gösteri amaçlı kullanılmak üzere Türkiye sularından yakalanan Tom ve Misha, bu kez yeniden özgür doğdukları denizlere geri döndü.

Tom ve Misha'nın esaretten uzak günlerini takip etmek isterseniz, rehabilitasyonlarını üstlenen İngiliz sivil toplum kuruluşu "Born Free"nin web sitesini düzenli olarak kontrol edebilirsiniz.

Tom ve Misha'yla ilgili süreci öğrenmek ve ağların ardından özgürlüğe doğru ilk sıçrayışlarını görmek isterseniz, çok yakında güncelleyeceğimiz web sitemizi ve sayfamızı takip edebilirsiniz.

Video/Source: Born Free

İlgili Video: 
See video

"Tom ve Misha derinmavi sularda özgür" - Derin Mavi Dergisi

Derin Mavi dergisinin Haziran 2012 sayısında Fethiye'deki yunus parkından 2010 yılında kurtarılan ve Born Free tarafından rehabilitasyon altına alınarak 9 Mayıs 2012 tarihinde doğal yaşama döndürülen Tom ve Misha'nın özgürlük yolundaki çabaları anlatılıyor.

Derin Mavi dergisine teşekkür ediyor ve Tom ve Misha'ya mavi sularda bol şans ve insanlardan uzakta uzun bir ömür diliyoruz! Özgürlük anını izlemek için lütfen bu bağlantıyı tıklayın.

"Tom ve Misha'ya lütfen yardımcı olun"

BASINDAN DİĞER HABERLER

 

Kölelikten kurtulan yunus

Kuşadası'nda hareketsiz bulunan yunusun, gösteri merkezinden kurtarılan ve doğal ortama alışması için salınan ''Tom'' adlı yunus olduğu belirlendi.

AA
Güncelleme: 12:04 TSİ 21 Mayıs. 2012 Pazartesi

Halsiz halde bulunan yunusun Fethiye'deki bir Rus işadamına ait yunus gösteri merkezinden 2010'da Born Free Foundation, Dolphins Angels, Yunuslara Özgürlük Platformu ve Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD) ile dünyanın çeşitli yerlerinden hayvanseverlerin girişimleriyle ''Misha'' adlı yunusla birlikte kurtarılan ''Tom'' adlı yunus olduğu bildirildi.

Yunusların 20 ay boyunca Gökova Karaca köyü mevkisinde Born Free Foundation'dan Jeff Foster ve Derya Yıldırım'ın önderliğindeki ekip tarafından rehabilite edildiği, 9 Mayıs'ta doğal ortamlarına salındığı belirtildi.

Foster ile Yıldırım, Tom'un durumunu takip etmek üzere Kuşadası'na geldi. Vatandaşlar ve turistlerden yunusun yanına yaklaşmamalarını isteyen Yıldırım, özellikle balıkçıların, yatçıların, deniz sporlarıyla uğraşanların duyarlı olmasını beklediklerini söyledi.Tom ve Misha'nın doğaya adaptasyon sürecinde tüm hedeflere ulaştığını kaydeden Yıldırım, şöyle konuştu: ''Tom ve Misha'yı doğaya geri salmadan önce millerce yol kat edebilecekleri kondisyonlarına ulaştırdık. Doğada kaybetme ihtimalleri göz önüne alınarak ekstra kilo kazandırdık. En önemli süreç olan canlı balık yakalama eğitimlerini de tamamladıktan sonra her iki yunus maratona hazırlardı. Uzman ekipler eşliğinde yaptığımız markalama yani uydu ve VHF antenlerini ayrıca mikroçiplerini de taktıktan sonra 9 Mayıs'ta ikisini de doğaya saldık. Her iki yunusu salındıkları günden bu yana uydu takip sistemiyle izliyoruz. Tekneyle peşlerinden gidiyoruz. Salındıklarından bu yana iki yunus da en az 400 deniz mili yol katetti. Bu mesafe doğadaki yunuslarla kıyaslandığında hemen hemen aynıdır. Takip sürecinde video ve fotoğraf kayıtları yapmaya devam ediyoruz. Böylece sağlık durumlarını, kilo artış ve kayıplarını gözlemlemiş, salınmadan önceki durumlarıyla karşılaştırmış oluyoruz. Bugüne dek elde ettiğimiz veriler ışığında her iki yunusun hala canlı balık avlamaya devam ettiğini biliyoruz. Ayrıca Tom'un en güncel fotoğraflarını kıyasladığımızda kilo almış görünüyor.''Yunusun hasta, yorgun ve aç olduğu düşüncesinin bilgi eksikliğinden kaynaklandığını belirten Yıldırım, ''Tom geceleri avlanan ve gündüzleri genelde koylarda dinlenmeyi tercih eden bir bireydir. Bu durum hasta, halsiz veya aç olduğu anlamına gelmemektedir'' dedi.

Yıldırım, yunusların insanlara alıştıklarından dolayı salındıktan sonra insanlarla etkileşime girmek istediğini, salınmadan sonraki ilk birkaç ayın insanlardan uzaklaşma ve denizin üzerindeki dünyanın çok altındaki dünyaya odaklanmaları için kritik bir dönem olduğunu belirtti.Yunusları görenlerin sakin davranmalarını, dikkati çekmemelerini, uzaktan gözlem yapmalarını, fotoğraf ve video çekip kendilerine ulaştırmalarını isteyen Yıldırım, ''Tom ve Misha'nın doğaya tutunabilmeleri için yapabilecekleri en büyük katkı budur. Bu iki yunusa zarar vermek istemiyor, doğaya tutunma sürecinde yardım etmek istiyorlarsa kesinlikle etkileşime girmemeleri, yüzmemeleri veya beslemeye çalışmamalarını rica ediyoruz'' diye konuştu.

Kaynak: NTVMSNBC

* * *

AYDIN AA

Kuşadası’nda Güvercinada yakınlarında deniz üzerinde hareketsiz bulunan ve koruma altına alınan yunusun, gösteri merkezinden kurtarılan ve doğal ortama alışması için rehabilite edildikten sonra 9 Mayıs’ta salınan ”Tom” adlı yunus olduğu belirlendi.

Yunusun rehabilitasyonu için çalışan Jeff Foster ve Derya Yıldırım Tom’un durumunu takip etmek üzere Kuşadası’na geldi.  Vatandaşlar ve turistlerden yunusun yanına yaklaşmamalarını isteyen Yıldırım, özellikle balıkçıların, yatçıların, deniz sporlarıyla uğraşanların duyarlı olmasını beklediklerini söyledi. Yunusun hasta, yorgun ve aç olduğu düşüncesinin bilgi eksikliğinden kaynaklandığını belirten Yıldırım, "Tom geceleri avlanan ve gündüzleri genelde  koylarda dinlenmeyi tercih eden bir bireydir. Bu durum hasta, halsiz veya aç olduğu anlamına gelmemektedir” dedi. Kuşadası sahilinde duran Tom’un turistlerin ilgisi nedeniyle bölgede kalmaya devam ettiği öğrenildi.

Kaynak: Milliyet Gazetesi

* * *

Yunusun hasta, yorgun ve aç olduğu düşüncesinin bilgi eksikliğinden kaynaklandığını belirten Yıldırım, "Tom geceleri avlanan ve gündüzleri genelde koylarda dinlenmeyi tercih eden bir bireydir. Bu durum hasta, halsiz veya aç olduğu anlamına gelmemektedir" dedi.

Kuşadası'nda Güvercinada yakınlarında deniz üzerinde hareketsiz bulunan ve koruma altına alınan yunusun, gösteri merkezinden kurtarılan ve doğal ortama alışması için rehabilite edildikten sonra 9 Mayıs'ta salınan "Tom" adlı yunus olduğu belirlendi.

İki gün önce halsiz bulunan yunusun Fethiye'deki bir Rus işadamına ait yunus gösteri merkezinden 2010'da Born Free Foundation, Dolphins Angels, Yunuslara Özgürlük Platformu ve Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD) ile dünyanın çeşitli yerlerinden hayvanseverlerin girişimleriyle "Misha" adlı yunusla birlikte kurtarılan "Tom" adlı yunus olduğu bildirildi.

Yunusların 20 ay boyunca Gökova Karaca köyü mevkisinde Born Free Foundation'dan Jeff Foster ve Derya Yıldırım'ın önderliğindeki ekip tarafından rehabilite edildiği, 9 Mayıs'ta doğal ortamlarına salındığı belirtildi.

Foster ile Yıldırım, Tom'un durumunu takip etmek üzere Kuşadası'na geldi.

Vatandaşlar ve turistlerden yunusun yanına yaklaşmamalarını isteyen Yıldırım, özellikle balıkçıların, yatçıların, deniz sporlarıyla uğraşanların duyarlı olmasını beklediklerini söyledi.

Tom ve Misha'nın doğaya adaptasyon sürecinde tüm hedeflere ulaştığını kaydeden Yıldırım, şöyle konuştu:

"Tom ve Misha'yı doğaya geri salmadan önce millerce yol kat edebilecekleri kondisyonlarına ulaştırdık. Doğada kaybetme ihtimalleri göz önüne alınarak ekstra kilo kazandırdık. En önemli süreç olan canlı balık yakalama eğitimlerini de tamamladıktan sonra her iki yunus maratona hazırlardı. Uzman ekipler eşliğinde yaptığımız markalama yani uydu ve VHF antenlerini ayrıca mikroçiplerini de taktıktan sonra 9 Mayıs'ta ikisini de doğaya saldık. Her iki yunusu salındıkları günden bu yana uydu takip sistemiyle izliyoruz. Tekneyle peşlerinden gidiyoruz. Salındıklarından bu yana iki yunus da en az 400 deniz mili yol katetti. Bu mesafe doğadaki yunuslarla kıyaslandığında hemen hemen aynıdır. Takip sürecinde video ve fotoğraf kayıtları yapmaya devam ediyoruz. Böylece sağlık durumlarını, kilo artış ve kayıplarını gözlemlemiş, salınmadan önceki durumlarıyla karşılaştırmış oluyoruz. Bugüne dek elde ettiğimiz veriler ışığında her iki yunusun hala canlı balık avlamaya devam ettiğini biliyoruz. Ayrıca Tom'un en güncel fotoğraflarını kıyasladığımızda kilo almış görünüyor."

Yunusun hasta, yorgun ve aç olduğu düşüncesinin bilgi eksikliğinden kaynaklandığını belirten Yıldırım, "Tom geceleri avlanan ve gündüzleri genelde koylarda dinlenmeyi tercih eden bir bireydir. Bu durum hasta, halsiz veya aç olduğu anlamına gelmemektedir" dedi.

Yıldırım, yunusların insanlara alıştıklarından dolayı salındıktan sonra insanlarla etkileşime girmek istediğini, salınmadan sonraki ilk birkaç ayın insanlardan uzaklaşma ve denizin üzerindeki dünyanın çok altındaki dünyaya odaklanmaları için kritik bir dönem olduğunu belirtti.

Yunusları görenlerin sakin davranmalarını, dikkati çekmemelerini, uzaktan gözlem yapmalarını, fotoğraf ve video çekip kendilerine ulaştırmalarını isteyen Yıldırım, "Tom ve Misha'nın doğaya tutunabilmeleri için yapabilecekleri en büyük katkı budur. Bu iki yunusa zarar vermek istemiyor, doğaya tutunma sürecinde yardım etmek istiyorlarsa kesinlikle etkileşime girmemeleri, yüzmemeleri veya beslemeye çalışmamalarını rica ediyoruz" diye konuştu.

Kuşadası Korumar Otel'in sahilinde duran Tom'un turistlerin ilgisi nedeniyle bölgede kalmaya devam ettiği öğrenildi.

(İU-HLL-HAN) 16:28 20/05/12 "

20 Mayıs 2012 17:43:18

Kaynak: SkyTurk 360

"Yaralı morsa gösteri yaptırıyorlar" - 19 Mart 2011


Ankara - İstanbuldaki bir yunus gösteri merkezindeki iki morstan biri olan ''Sara''nın yaralı ve dişleri sökülmüş halde gösteri yaptığı iddiaları üzerine, bir grup hayvan hakkı savunucusu, Başbakanlık, Tarım Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni e-posta ve telefon yağmuruna tuttu. Mors Sara'nın yaralı halde fotoğraflarının da yer aldığı e-postalarda, yunus gösteri merkezindeki morsun yaralı haldeki görüntülerinin Alman Deniz Memelileri Koruma Derneği Pro Wal başkanı Andreas Morlok tarafından kaydedildiği belirtildi. Morlok tarafından konuya ilişkin olarak hazırlanan raporda, yaralar içinde ve hijyenden uzak bir ortamda gösteri yapmaya zorlanan Sara'nın bir çocuk tarafından tekmelendiğini bilgilerine yer verildiğine ve bu iddiaların video ve fotoğraflarla belgelendiğine dikkat çekildi.


Mors'un dişleri sökülmüş halde yaşadığına işaret edilen e-postalarda, morsun dişlerinin yalnızca gösteri ve güvenlik amaçlı olarak sökülmesinin ''5199 sayılı Hayvanları Koruma Yasası''nın 8. maddesinin ihlali anlamına geldiği ifade edildi. Yasaya aykırılık ve ''kabahat'' teşkil eden bu eylem için yasal düzeyde ilgili işletmeye ceza verilmesi ve yaptırım uygulanması istenen e-postalarda şunlar kaydedildi:


''Yunus, mors gibi yaban hayvanlarının esaret altında tutulması ve ticari amaçlarla kullanılması, ülkemizin de taraf olduğu uluslararası Bern Sözleşmesi gereğince yasaktır. Soğuk iklimlere ait bir yaban hayvanı olan mors, hangi gerekçe ve yasal düzenleme/yasa ile Türkiye'ye giriş yapmıştır ve hangi yasal düzenlemeyle esaret altında tutulmaktadır?


Mors'un üzerinde çok sayıda kanlı (açık) yara bulunmaktadır. Morsun, fil gibi sirklerde gösteri yapmaya zorlanan iri hayvanların eğitimi için kullanıldığı bilinen kancalı sopalar ile dövülme ihtimali acil olarak ilgili kurumlar tarafından, uzmanlar ve tarafsız kişilerce incelenmelidir.


Açık ve kanlı yaraları olan bu hayvan, tesiste çocuklara sarılarak fotoğraf çekilmektedir. Aynı zamanda, morsun yaşadığı havuzda 'yunuslarla yüzme' ve 'yunuslarla dalış' programları içerisinde insanlar da yüzmekte, 'yunus terapisi' programında engelli çocuklar da havuza girmekte ve sağlıklarını riske atmaktadır. Açık yarası olan bir yabani hayvan ile insanlar arasında oluşabilecek virüs/mikrobiyolojik organizma/hastalık transferi, ticari çıkarlar doğrultusunda ihmal edilmektedir. Bu konuyla ilgili herhangi bir durum tespiti yapılmış mıdır, rapor hazırlanmış mıdır?


Sara adlı morsun, derhal gösteri ve havuz koşullarından kurtarılıp deniz memelileri konusunda uzman veterinerler ve bilim insanları tarafından gözetim altına alınmasını, morsun tedavisiyle birlikte yurt içi ya da yurt dışında bir rehabilitasyon merkezine sevk edilmesini talep ediyoruz.''


İlgili kurumlara gönderilen e-postalarda, tesiste henüz gösteriye çıkmayan genç bir mors daha bulunduğu da belirtilerek, bu morsun da sağlık durumunun incelenmesi istendi.


''Mücadelemize devam edeceğiz"


Yunuslara Özgürlük Platformu İletişim Sorumlusu Deniz Gezgin, geçen yıl Alanya'da bir tesiste 4 yunusun bir hafta içinde ölmesinin ardından, deniz memelilerini esaretten kurtarmak için çabaladıklarını söyledi. Yetkili kurumları yasaları ve uluslararası sözleşmeleri uygulamaya koymaları için göreve çağırdıklarını ifade eden Gezgin, Türkiye'de, son 1 yıl içinde 3 yunus parkının kapandığını, geriye 9 yunus parkının kaldığını belirtti. Gezgin şunları kaydetti:


''Bu parklarda yunuslar, balinalar, foklar, morslar gibi çoğu soğuk iklimlere alışık, doğal ortamından çok çok uzakta yaşayan, hizmet etmeye zorlanan ve şaklabana dönüştürülen deniz memelileri var. Bu canlılar beton havuzlara değil, sonsuz okyanuslara ait ve biz esaret altında tek bir yunus, tek bir mors kalmayıncaya kadar mücadelemize devam edeceğiz.


İstanbul'daki yunus gösteri merkezine hayvanların sağlığını ve ortam koşullarını gözleyebilmek için gitmiştik. Mors Sara'nın durumu içler acısıydı. Vücudundaki açık yaralar, bize fil gibi iri hayvanlara gösteri yaptırmak için kullanılan kancalı sopalarla dövülüyor olma ihtimalini düşündürüyor. Nedeni ne olursa olsun, buna göz yumulamaz. Sara'yı esaret koşullarından kurtarmak için elimizden geleni yapacağız.''


Kaynak: AA & Cumhuriyet Gazetesi - http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=226190

"Yetkili" tüm kurumlara soruyoruz: 40 m2'ye kaç yunus sığar?

Kaş'tan Bodrum'a taşınan Türkiye'nin en yorgun ve sağlıksız 4 yunusu, 40 m2 alan içerisinde, paslı tellerin arasında, yoğun stres altında yaşam mücadelesi veriyor. Ağızlarındaki ve sırtlarındaki yaralarıysa, esaretin yalnızca görünen yüzleri. Aynı yunusların Bodrum Kefaluka Otel'deyken WDSF ve ProWal tarafından Nisan 2010'da çekilen videolarında, yaraların daha derin olduğunu göreceksiniz.

Bu dört yunusun özgürlüğüne kavuşması için, siz de sesinizi yükseltin ve bilgi edinme formumuzu, kendi sözcüklerinizle dile getireceğiniz tepkilerinizi yetkililere ulaştırın! Yunusların ve tesisin daha detaylı fotoğrafları için, Facebook'taki Yunus Parkları Kapatılsın sayfamızı inceleyin.

Video kaynak: WDSF & ProWal

Tellerin arasindan
Sırt yaraları
Dikey stres hareketi
Ağız yaraları
Ağız yaraları
İlgili Video: 
See video

"Yunuslara Özgürlük" Pet City Magazin'de

Yunuslara Özgürlük Platformu olarak PetCity dergisinin Haziran 2012 sayısında Türkiye'deki yunus parkları gerçeğini ve çalışma prensiplerimizi detaylarıyla anlatıyoruz. Dergiyi nereden temin edeceğinize dair bilgiyi info@petcitymagazin.com adresinden öğrenebilir, röportajı okuyabilmek için fotoğrafların üzerine tıklayabilirsiniz.

"Yunuslara özgürlük" için imza kampanyaları

1. Türkiye'deki tüm yunus parkları kapatılsın, yenileri açılmasın!

http://www.yunuslaraozgurluk.com/imzala-yunus-parklari-kapatilsin

2. İşkence "eğlence", esaret "fırsat" değildir!

www.change.org/grupanyayunuslari

Fırsat sitelerinde bir akşam yemeği, lüks bir otel veya şık bir ayakkabı gibi "satılan" yunusların size ve imzanıza ihtiyacı var! 

Yaklaşık 2 senedir konuyla ilgili resmi açıklama yapmayıp yunus parklarının reklamını yaparak bu kirli ticarete verdikleri desteği geri çekmeyen fırsat sitesi Grupanya'ya karşı siz de tepkinizi gösterin, duyarlılığa davet edin ve kampanyalarını iptal etmelerini isteyin!

3. Buket Uzuner: Kaş Yunus Parkı derhal kapatılsın!

www.change.org/yunuslar

Yazar Buket Uzuner, çok sevdiği yunusları ve Kaş'ı korumak amacıyla imzalarınızı bekliyor!

Kapısı mühürlü olmasına rağmen iki kez ruhsatsız şekilde müşteri kabul eden, adı türlü hukuksuzluklarla anılan parka ruhsat verilmemesi, tamamen kapatılması ve bir daha Kaş'ta deniz hapishanesi açılmaması için siz de ses verin. Diğer yunus parklarına örnek olacak bir girişim için desteğiniz gerekiyor. 

4. Yunus parkları Müzekart+ kullanım alanlarından çıkarılsın!

http://chn.ge/ZBUqjq

Biz, müzekartımızla esaret altındaki canlılar üzerinden ticaret yapan tesislere indirimli veya indirimsiz girmek istemiyor, devlet eliyle uygulanan bu istismara ve işkenceyi resmileştirme sürecine alet olmak istemiyoruz!

Itır Ilgaz - Milliyet - 21.01.2013

"Yunuslara özgürlük" mesajımız bu kez Kaş'ta yankılandı!

Fotoğraf: Dolphin Angels & Free the Kaş Dolphins grubu

Düzenleyen STK'lar ve Platformlar: ProWal, KASAD, Kaş Turizm Tanıtma Derneği, Yunuslara Özgürlük Platformu, Kaş Çevre Platformu, WWF Türkiye, SAD. Greenpeace Türkiye ise, Yunuslara Özgürlük Platformu'na gönderdiği mektupla, Kaş'taki ve Türkiye çapındaki yunus parklarına karşı yürüttüğümüz harekete verdiği desteğini bir kez daha vurguladı.

Fotoğraf: ProWal

Yunuslara Özgürlük Platformu, yapılan bilgilendirme toplantılarında, baştan sona yasalara ve uluslararası sözleşmelere aykırı olan bu düzenin artık değişmesi için yetkili kamu kurumlarına seslendi: Varolan mevzuatı uygulayarak Türkiye'de bir ilki gerçekleştirip Kaş'taki dört yunusa el konulabileceğini, ilgili kamu kurumlarının bu yunuslara sahip çıkması gerektiğini, insanlardan uzak daha sakin başka bir koyda rehabilitasyon alanı belirlenebileceğini ve bu kirli ticaretin sonlandırılması için en büyük sorumluluğun ve çözümün en başından beri devlette olduğunu belirtti.

Tüm STK'lar ise, Türkiye'de yeni bir yunus parkı açılmaması, kaçak yunus avını ve yer değiştirmeleri önlemek amacıyla varolan parklardaki yunusların genetik örneklerinin alınıp kimliklendirilmesi çağrısını ortak çağrı olarak yineledi. Aynı zamanda yunus parklarına alınan her biletin, bu kanlı ticarete destek olduğu vurgusu yapıldı.

Fotoğraf: ProWal

Kaş'taki yerel hareketin, yeni yunus parkı girişimleriyle gündemde olan Bodrum ve İzmir gibi bölgelere örnek olmasını umuyoruz!

Yunuslara özgürlük Platformu - www.yunuslaraozgurluk.com

Diğer fotoğraflar için Facebook'taki "Yunus Parkları Kapatılsın" sayfamızı ziyaret edebilir veya bu bağlantıyı tıklayabilirsiniz.

"Yunusları Kurtarma Kampanyası": Bir Çocuğun Gözünden...

13 Ekim 2010 tarihinde, öğretmen Hafize Güner tarafından, okuldaki konferans sonrasında, belgesel yapımcısı Savaş Karakaş'a gönderilen mesajı kopyalıyoruz.

Hemen alta da, öğrencisinin yaptığı bu harika resmi ekliyoruz!

Yunus gösteri ve terapi merkezlerindeki tutsaklığa ve tüccarlığa karşı duyarlılık gösteren herkese çok teşekkür ediyoruz.

------------------



"Savaş Bey merhaba,

Okulumuza yaptığınız ziyaret için tekrar çok teşekkür ederim..

Öğrencilerim sizden ve filmden o kadar çok etkinlendiler ki.

Yazılar yazmaya, kampanyalar yapmaya başladılar.

Bir öğrencimin yaptığını sizin paylaşmak istedim. 

Saygılarımla.
"

 

"Ölüm Havuzu"ndaki yunuslarda çiçek hastalığı tespit edildi

Çiçek virüsü (insanlarda "suçiçeği"), SeaWorld Orlando’daki tutsak yunuslara bulaştı.

Las Vegas-Nevada’daki The Mirage Hotel, gölge bulamadıkları için yazın kavurucu sıcaklarına, akranlar arasındaki saldırganlıklara ve çiçek virüsüne maruz kalan yunusları nedeniyle “ölüm havuzu” olarak biliniyor.

Şimdi SeaWorld Orlando’daki afalina türü yunuslar da aynı belirtileri gösteriyor: Çiçek hastalığı... Bu yunusların, üreme programı kapsamında Mirage Hotel'den “ödünç alınan” Beetle ve Cosmo'nun tesise getirilmelerinden sonra enfeksiyon kaptığı düşünülüyor.

"Dolphin pox: a skin disease of cetaceans" adlı makaleye göre, “Genellikle halka ya da iğne deliği lezyonları olarak adlandırılan bu lezyonlar, tek veya birleşmiş, dairesel ve nokta şeklindeki gri lekeler olarak belirirler. İlerlemiş safhalarda halka şeklindeki lezyonlar, 'dövme' olarak bilinen siyah noktasal desenlere dönüşebilir. Stres, çevre koşulları ve genel sağlık durumunun, yunuslardaki çiçek hastalığı üzerinde önemli bir rol oynadığı görülmektedir.”

Aşağıdaki fotoğrafların tamamı, SeaWorld Orlando’nun merkez parkından alınmıştır ve üzerinde hiçbir oynama yapılmamıştır. Yalnızca virüs tarafından etkilenmiş alanlara dikkat çekmek için fotoğraflar kırpılmıştır.

Fotoğraflarda ayrıca, diğer yunusların hayvanların derisi üzerinde bıraktığı diş izlerine de dikkat edin. Dişlemek afalina türü yunuslar arasında oldukça yaygın olmasına rağmen, bu fotoğraflar çekilirken yunusların arasında saldırganlık davranışları gözlemlenmiştir. Bu da SeaWorld’deki yunuslarda oluşan yaraların büyük bölümünün agresif davranışlardan kaynaklandığını göstermektedir. Bu davranış, hem havuzlardaki hem de doğadaki yunuslarda mevcut olsa da, özgür yunusların aksine, tutsak deniz memelilerinin saldırganlık anında olay yerinden uzaklaşma gibi bir şansı yoktur.

Diş izlerinin üzerinde oluşan erken aşama çiçek izleriyle havuzdaki bir anne

(Dolphin nursery, SeaWorld Orlando, 23.07.2014 tarihinde çekilmiştir)

Aşağıdaki fotoğrafların hepsi 05.08.2014 tarihinde SeaWorld Orlando'daki "Dolphin Cove" olarak bilinen alanda çekilmiştir. Burada ziyaretçiler yunusları ölü balıklarla beslemek için para ödüyorlar. Bu bölümdeki birçok afalina ise çiçek virüsünü kapmış durumda. Virüsün tesisteki diğer alanları da etkisi aldığını bildiren ihbarlar gelmektedir.  

Yunusların ve diğer deniz memelilerinin esir tutulamayacağı çok açıktır. Özellikle de böylesine ciddi sağlık sorunlarıyla yüz yüzeyken...

Yavrulardan birine bulaşmış olan suçiçeğinin erken aşamaları

Kaynak: TheDodo - Dolphin Pox Infects SeaWorld Orlando's Dolphin Nursery And Dolphin Cove

Çeviri: Ece Aşcı 

Düzenleme: Yunuslara Özgürlük Platformu

 

AYRINTILI BİLGİ İÇİN EK DOKÜMANLAR

1. Deniz memelilerinden insanlara geçen bulaşıcı hastalıklar

2. Kaza ve Ölümler: Deniz Memelilerinin Esaret Altında Oluşturdukları Tehditlerin Kronolojisi

3. Uzmanlar uyarıyor: "Kaza, ölüm ve hastalık riskiyle karşı karşıyayız"

#HatemYavuz #FokYou

Hatem Yavuz'u ve yeni "markası" FokYou'yu, bir de kürkleri ve derileri için katletmekle övündüğü fokların gözünden görelim... Hatem Yavuz özelinde tüm deri ve kürk endüstrisine hitaben...

"Bir #HatemYavuz eseridir." - Self-crafted by #HatemYavuz. 

Turkish seal fur magnate responds to Western criticism with new brand: ‘Fok You’

Fok you! Katlettiği fokları marka yaptı, hayvanseverleri suçladı 

Video Hayvan Özgürlüğü'nün Facebook sayfasından alınmıştır. 

İlgili Video: 
See video

'Yunus gösterilerine gitmeyin' - 21 Mart 2011

Yunuslara Özgürlük Platformu, İstanbul'daki yunus gösteri merkezindeki Sara isimli morsun ''yaralar içinde ve hijyenden uzak bir ortamda gösteri yapması" ile ilgili bir kampanya başlattı.



İstanbuldaki bir yunus gösteri merkezindeki iki morstan biri olan ''Sara''nın yaralı ve dişleri sökülmüş halde gösteri yaptığı iddiaları üzerine, bir grup hayvan hakkı savunucusu, Başbakanlık, Tarım Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni e-posta ve telefon yağmuruna tuttu.


Mors Sara'nın yaralı halde fotoğraflarının da yer aldığı e-postalarda, yunus gösteri merkezindeki morsun yaralı haldeki görüntülerinin Alman Deniz Memelileri Koruma Derneği Pro Wal başkanı Andreas Morlok tarafından kaydedildiği belirtildi. Morlok tarafından konuya ilişkin olarak hazırlanan raporda, yaralar içinde ve hijyenden uzak bir ortamda gösteri yapmaya zorlanan Sara'nın bir çocuk tarafından tekmelendiğini bilgilerine yer verildiğine ve bu iddiaların video ve fotoğraflarla belgelendiğine dikkat çekildi


Mors'un dişleri sökülmüş halde yaşadığına işaret edilen e-postalarda, morsun dişlerinin yalnızca gösteri ve güvenlik amaçlı olarak sökülmesinin ''5199 sayılı Hayvanları Koruma Yasası''nın 8. maddesinin ihlali anlamına geldiği ifade edildi. Yasaya aykırılık ve ''kabahat'' teşkil eden bu eylem için yasal düzeyde ilgili işletmeye ceza verilmesi ve yaptırım uygulanması istenen e-postalarda şunlar kaydedildi:


''Yunus, mors gibi yaban hayvanlarının esaret altında tutulması ve ticari amaçlarla kullanılması, ülkemizin de taraf olduğu uluslararası Bern Sözleşmesi gereğince yasaktır. Soğuk iklimlere ait bir yaban hayvanı olan mors, hangi gerekçe ve yasal düzenleme/yasa ile Türkiye'ye giriş yapmıştır ve hangi yasal düzenlemeyle esaret altında tutulmaktadır?


Mors'un üzerinde çok sayıda kanlı (açık) yara bulunmaktadır. Morsun, fil gibi sirklerde gösteri yapmaya zorlanan iri hayvanların eğitimi için kullanıldığı bilinen kancalı sopalar ile dövülme ihtimali acil olarak ilgili kurumlar tarafından, uzmanlar ve tarafsız kişilerce incelenmelidir.


Açık ve kanlı yaraları olan bu hayvan, tesiste çocuklara sarılarak fotoğraf çekilmektedir. Aynı zamanda, morsun yaşadığı havuzda 'yunuslarla yüzme' ve 'yunuslarla dalış' programları içerisinde insanlar da yüzmekte, 'yunus terapisi' programında engelli çocuklar da havuza girmekte ve sağlıklarını riske atmaktadır. Açık yarası olan bir yabani hayvan ile insanlar arasında oluşabilecek virüs/mikrobiyolojik organizma/hastalık transferi, ticari çıkarlar doğrultusunda ihmal edilmektedir. Bu konuyla ilgili herhangi bir durum tespiti yapılmış mıdır, rapor hazırlanmış mıdır?


Sara adlı morsun, derhal gösteri ve havuz koşullarından kurtarılıp deniz memelileri konusunda uzman veterinerler ve bilim insanları tarafından gözetim altına alınmasını, morsun tedavisiyle birlikte yurt içi ya da yurt dışında bir rehabilitasyon merkezine sevk edilmesini talep ediyoruz.''


İlgili kurumlara gönderilen e-postalarda, tesiste henüz gösteriye çıkmayan genç bir mors daha bulunduğu da belirtilerek, bu morsun da sağlık durumunun incelenmesi istendi.
        
'MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ'


Yunuslara Özgürlük Platformu İletişim Sorumlusu Deniz Gezgin, geçen yıl Alanya'da bir tesiste 4 yunusun bir hafta içinde ölmesinin ardından, deniz memelilerini esaretten kurtarmak için çabaladıklarını söyledi.  Yetkili kurumları yasaları ve uluslararası sözleşmeleri uygulamaya koymaları için göreve çağırdıklarını ifade eden Gezgin, Türkiye'de, son 1 yıl içinde 3 yunus parkının kapandığını, geriye 9 yunus parkının kaldığını belirtti. Gezgin şunları kaydetti: ''Bu parklarda yunuslar, balinalar, foklar, morslar gibi çoğu soğuk iklimlere alışık, doğal ortamından çok çok uzakta yaşayan, hizmet etmeye zorlanan ve şaklabana dönüştürülen deniz memelileri var. Bu canlılar beton havuzlara değil, sonsuz okyanuslara ait ve biz esaret altında tek bir yunus, tek bir mors kalmayıncaya kadar mücadelemize devam edeceğiz.


İstanbul'daki yunus gösteri merkezine hayvanların sağlığını ve ortam koşullarını gözleyebilmek için gitmiştik. Mors Sara'nın durumu içler acısıydı. Vücudundaki açık yaralar, bize fil gibi iri hayvanlara gösteri yaptırmak için kullanılan kancalı sopalarla dövülüyor olma ihtimalini düşündürüyor. Nedeni ne olursa olsun, buna göz yumulamaz. Sara'yı esaret koşullarından kurtarmak için elimizden geleni yapacağız.''


Kaynak: AA & NTVMSNBC


http://www.ntvmsnbc.com/id/25194504/ 

1 Kasım'da doğayı ve hayvanları yok sayan bu düzene #OrtakOlma!

Geçtiğimiz yılın yasama döneminde iktidar ve muhalefet partilerinin hayvanlar aleyhine aldığı kararları ve hayvan sömürüsünü bizzat teşvik eden partileri hatırlatarak, 1 Kasım genel seçimlerinden önce oy kullanacak seçmenlere sesleniyoruz: Esaretten değil, özgürlükten yana olun; insan-hayvan-doğa ayırt etmeksizin hak ihlallerini sürdüren siyasi partileri seçim günü de aklınızdan çıkarmayın!

Geçtiğimiz yıl 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun değiştirilmesine ilişkin yasa tasarısı gündemiyle toplanan TBMM Çevre Komisyonu’nda alınan hayvanlar aleyhindeki kararları, 1 Kasım seçimlerinden önce oy kullanacak seçmenlere hatırlatmak, yunus parkları başta olmak üzere hayvan haklarında en son nerede kaldığımızı özetlemek istiyoruz.

Siyasiler hala hayvanlardan değil, hayvan tacirlerinden yana

Yunus parklarının ve hayvanlı sirklerin yasaklanması, Türkiye’de ilk kez geçtiğimiz yıl uzun bir mücadelenin sonunda, sunduğumuz madde önergelerinin ışığında TBMM gündemine alınmış, fakat Çevre Komisyonu üyesi AKP Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in verdiği gayrıciddi madde önergeleriyle engellenmişti. Metiner, yunus gösteri merkezlerinin ülke ekonomisine katkı sağladığını, sosyal-kültürel roller üstlendiğini iddia ederek, hiçbir bilimsel ve ahlaki temele dayanmayan insan-merkezci söylemlerle hayvan köleliğinin daha fazla meşrulaştırılmasını ve hayvan zulmünü haklı göstermeye çalışan esaret uygulamalarının sürdürülmesini bizzat talep etmişti.

AKP, CHP, MHP ve HDP milletvekillerinden oluşan komisyonun başkanı AKP milletvekili Erol Kaya da, görüş belirtmemize bile izin vermeden ve kamuoyu tepkilerine kulak asmadan, bu talebi jet hızıyla değerlendirerek yunus parklarını ve hayvanlı sirkleri 21. yüzyılda teşvik etme kararı almıştı.

Benzer bir şekilde gündeme gelen pet shop’ların kapatılması kararından da geri dönülmüş, sokak hayvanlarının dev toplama kamplarına hapsedilmesi komisyon içinde destek bulmuştu.

Çok basit bir düzenleme ile yasaklama kararı alınabilecek olan yunus parkları, hayvanlı sirkler ve pet shopların yasaklanmasından son anda vazgeçilmesi, ilgili partilerin hayvanlardan değil, hayvan tacirlerinden yana taraf olduğunu bize bir kez daha göstermişti.

İğneada’dan Hasankeyf’e, yunus parklarından av turizmi ihalelerine

Hayvan Hakları İzleme Komitesi’nin (HAKİM) paylaştığı “Seçim Bildirgelerinde Hayvan Hakları” başlıklı incelemeye göz attığımızda, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) hayvan haklarına dair ifadelere seçim bildirgelerinde diğerlerine oranla daha ayrıntılı yer verdiğini, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) seçim beyannamesinde yalnızca hayvan bakım merkezlerini tek bir cümle ile geçirdiğini, Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) ise hayvan haklarına hiç yer verilmediğini görüyoruz.

Oysa birçok kesim tarafından görmezden gelinen hayvanları ve var oluştan gelen doğal haklarını seçimler sırasında da unutmamalıyız. Mevcut seçim bildirgeleri, hayvanları çoğunlukla ekonomik bir kaynak olarak ele aldığı için bütüncül bir hak mücadelesi açısından yeterli değil. Fakat hayvanların kaderinin baskıcı devlet politikalarıyla belirlendiği günümüzde, planlı ve sistematik hak ihlallerine karşı durabilmek için siyasi partilerin bahsettikleri ihlallere dair sözlerini tutması, iddialarını kanıtlaması ve daha fazlasını yapmaları için seçmenlere önemli rol düşüyor.

Biz, Yunuslara Özgürlük Platformu olarak, hayvan köleliğini meşrulaştıran sirklere, yunus parklarına, atlı faytonlara, petshop’lara, hayvanat bahçelerine, hayvan deneylerine ve tematik deniz akvaryumlarına izin veren, bu hayvan hapishanelerini ve sömürü biçimlerini belirli standartlara bağlayarak 'lüks esareti' savunan siyasilere hiçbir zaman destek vermedik, vermeyeceğiz.

Artık hayvanlara yaşatılan acıları daha fazla ötelemeden, insan-hayvan arasında hiyerarşik bir ilişki kurmadan, siyasilerin yeni yasama döneminde insan, doğa ve hayvan haklarını bir bütün olarak ele almalarını sağlamalıyız. Bu taahhüdü yerine getirmeyeceği yıkıcı faaliyetleriyle alenen belli olan, insan – doğa - hayvan ayırt etmeden katliamlarını sürdüren siyasilere daha fazla prim vermemeli, politikacıların doğayı ve hayvanları siyasi propagandalarına alet etmesine daha fazla izin vermemeliyiz.

1 Kasım'da doğayı ve hayvanları yok sayan bu düzene #OrtakOlma, doğa ve hayvan katliamını sürdüren siyasilere #İzinVerme!

Konuyla ilgili sitemizdeki bazı haberler için bu bağlantıyı tıklayabilirsiniz.

Yunuslara Özgürlük Platformu

20 yıldır bir kamyonete zincirlenen dağ aslanının özgürlüğe ilk adımı

 
Hayatını bir kamyonetin arkasında zincirlenmiş olarak geçiren yaşlı bir dağ aslanı sonunda özgürlüğü tattı. "Musafa" adı verilen dağ aslanı, yasadışı çalışan bir Peru sirkinden bu senenin başlarında kurtarıldı. 
 
 
20 Kasım 2015 - 2011 yılında sirklerde hayvan kullanımının Peru'da yasaklanması sonucunda bir yıldır sıkı önemler alan Animal Defenders International (ADI), Özgürlük Ruhu Operasyonu'yla (Operation Spirit of Freedom), 8 saatlik bir bekleyişten sonra Musafa'yı özgürlüğüne kavuşturdu.  
  
 
ADI Başkanı Jan Creamer Musafa'nın esaretten özgürlüğe geçişini şöyle anlatıyor:
 
"Bir kamyonetin arkasında, sirk ekipmanlarıyla birlikte yaşamaya zorlanmasını görmek çok acı vericiydi; sanki hayatta değilmiş gibiydi. Çok zayıftı ve vücudu ağır teçhizata dolanmıştı. Zincirleri kestiğimiz anda ilk defa özgürce gerinebildi. Musafa vahşi hayattan koparılıp olabilecek en kötü hayatı yaşamış. Onun hikayesi son verdiğimiz acıyı sembolize ediyor."
 
 
Daha bebekken egzotik hayvan tüccaları tarafından satılıp hayatının 20 yılını gösteri yapmaya zorlanacağı yerlere yolculuk yaparak geçiren Musafa, gösteri yapmadığı zamanlarda kamyonetin arkasında zincirli ve kilitli tutuluyordu. Çadır demirlerinin arkasında uyumak zorunda kalıyor, bakımı ve sağlığı ihmal ediliyordu. Bakıcılarının anlattığına göre çok sinirliydi ve insanlardan korkuyordu.
 
 
 
Yardım yıllar sonra gelebildi: Musafa vücudunun ve psikolojisinin tedavi edileceği Peru'nun başkenti Lima'daki ADI Özgürlük Ruhu Kurtarma Merkezi'ne transfer edildi. Onunla ilgilenen grup iştahının arttığını ve kürkünün uzman veterinerin müdahalelerinden sonra iyileştiğini bildirdi.
 
Geçirdiği iyileşme sürecinden sonra sonunda gerçek bir eve hazır hale gelen Musafa, ADI tarafından Taricaya Ekolojik Rezervi'ne transfer edildi. Musafa'nın son günlerini doğal yaşam ortamına en yakın şekilde geçirebilmesi için rezerv içinde Musafa için Amazon yağmur ormanlarında bir alan yaratıldı. 
 
Bu fotoğraflar yeni evine ilk tedirgin adımlarını atarken, onu kimsenin incitmeyeceği yerdeki yaprakları ve çalıları keşfederken çekildi.
 
 
 
Musafa, ADI'nın hayvanlı sirklerden alıp iyileştirmeye çalıştığı aslanları, ayıları, maymunları, kuşları ve kaplanları kapsayan geniş çaplı kurtarma operasyonundaki yüzlerce hayvandan biri.
 
See video
 
Kaynak: The Dodo
 
Çeviri: Ece Aşcı
 

2012 özgür yunusların yılı!

2011, esaret altındaki deniz memelileri için hem umut, hem de umutsuzluk veren bir yıldı.

Fethiye'de küçük bir havuzdan kurtarılan iki yunus rehabilitasyon programına alınırken, İstanbul'da açık yaralarıyla gösteri yapmaya çalışan mors, İBB'den "sağlıklıdır" raporu gelince, hapishanesinde değişmeyen kaderiyle başbaşa kaldı.

Boykot çağrılarımıza büyük firmalardan yanıt gelmesiyle birlikte, Hisarönü, Bursa ve Bodrum'daki yunus parklarının kapanmasına sevinirken, 2 hafta içinde Bodrum ve Kaş'ta iki yeni yunus parkının açılmaya hazırlanması çabalarımızı hızlandırdı.

    

2012, hukuksal platformda tutsak yunuslar adına çok büyük adımlar atacağımız bir yıl olacak.

Dileriz ki yeni yıl, doğanın bir parçası olan esaret altındaki tüm hayvanlara özgürlük, insanlara da empati ve daha büyük farkındalık getirir.

2013 nasıl geçti?

2013 - Hayvan hakları ve hayvan özgürlüğü ile ilgili dünyadan ve Türkiye'den gelişmeler

Yunuslara Özgürlük Platformu'nun sayfalarından seçilmiş, ağırlıklı olarak esaret altındaki türlere odaklanan bir derleme...

(Facebook albümü)

 

OCAK 2013

Grupanya ve Intelcapital, indirimli fırsat kampanyaları yoluyla yaklaşık dört senedir yunus parklarına verdikleri destek nedeniyle iki ay boyunca bir kez daha kitleler tarafından yoğun bir şekilde boykot edildi.

Terakki Vakfı İlköğretim Okulu öğrencileri, sömestr tatiline girmeden önce okul çapında Yunuslara Özgürlük kampanyası başlattı. Kendi el yazıları ve çizimleriyle hazırladıkları dilekçeleri, fotoğraflar ve mektuplar eşliğinde İstanbul'daki bir yunus parkının sahibi olan İBB'ye gönderdiler.

Hayvan Özgürlüğü aktivistleri derileri ve kürkleri için bilinçleri açıkken canlı canlı katledilen hayvanlar için TÜYAP Deri ve Kürk Fuarı'nı bir kez daha protesto etti.

 

ŞUBAT 2013

Güney Ege'de ilk kez mutur türü yunus görüldü. Fakat maalesef ölü olarak kayıtlara geçti. Bu ilk kayıtla ilgili bilimsel makale: www.blackmeditjournal.org/pdf/132_137.pdf

Bu kez Brüksel sokaklarına taşınan "yunuslara özgürlük" mesajımızı, Belçika'daki Bruges Deniz Parkı'na ithaf ettik.

Groupon kanlı ticarete verdiği desteği geri çektiğini açıkladı (Ancak yaklaşık bir sene sonra yeniden başlattı. Hala boykot ediliyor).

Endonezya yunus ticaretini ve gösterilerini sonlandırma yolunda ilk adımı attı! Endonezya Orman Bakanlığı, yasadışı yunus avcılığına, lisanssız şekilde yunusları esaret altında tutan ya da onlara gösteri yaptıran oluşumlara karşı gerekli sorumluluğu alacağına ve yasal işlem başlatacağına dair Dolphin Project ve Ric O'Barry'ye garanti verdi.

 

MART 2013

Şima Kavacık ve Hande Ünver tarafından yunus parklarına karşı "Vira Vira Yunuslara Özgürlük" adlı resim ve kaligrafi sergisi düzenlendi.

Marmara Denizi'nde ilk kez "Boz yunus" ya da "Risso yunusu" olarak da bilinen "Grampus griseus" kaydedildi. milliyet.com.tr

Digiturk, bilgilendirme mesajlarınız ve tepkileriniz sayesinde iki gün içinde İstanbul'daki bir yunus parkına verdiği desteği geri çektiğini duyurdu!

Hayvanlara yaşam hakkı tanımayan bir "Hayvanları Koruma Kanunu" Yasa Tasarısı, on binlerce kişiyle birlikte sokaklarda boykot edildi: Tasarı, TBMM'den geri çekilsin!

 

NİSAN 2013

Kaş'taki yunus parkı, bir kez daha ruhsat engeline takıldı! 2011'den bu yana iki kez ruhsatsız müşteri kabul ederken yakalanan ve bunun için ceza alan yunus gösteri merkezi işletmecileri, 2013'te de boykotlar nedeniyle ruhsat alamadı.

Duyarlılığınız sayesinde Danino, 23 Nisan'da çocukları ve annelerini yunus parkına götürmeyeceğini duyurdu ve yunus parklarına yönelik kampanyasını geri çektiğini duyurdu!

Yazar Buket Uzuner, "yunus Terapisi koca bir yalan" mesajıyla Yeni Şafak gazetesine konuk oldu.

Sabah Gazetesi Pazar eki, "Yoksa yunus terapisi yalan mı?" başlığıyla, Tom ve Misha'nın Fethiye'deki bir havuzdan kurtarılmasını sağlayan Türkiye'nin ilk 'yunus veterinerleri' Erdem Danyer ve Işıl Aytemiz'in deneyimlerine ve uzman görüşlerine yer verdi.

İki yıldır ruhsat başvuruları kamuoyu baskısı nedeniyle reddedilen yunus parkının bir kez daha ruhsat almasına engel olmak ve 20 bine yakın imzayı Belediye Başkanı'na teslim etmek üzere Buket Uzuner ile birlikte bir kez daha Kaş'a gittik ve tüm yetkililere seslendik: Türkiye'de yunus parkları istemiyoruz!

30 Nisan 2013 tarihinde Antalya'nın Alanya ilçesi, Demirtaş Beldesi, Aydap Mevkii’nde bir Akdeniz Foku (Monachus monachus) ölü olarak karaya vurdu. TÜDAV (Türk Deniz Araştırmaları Vakfı) deniz memelileri uzmanı Vet. Erdem Danyer ve Bakanlık veteriner hekimlerinin 2 Mayıs 2013 tarihinde yaptığı nekropsi çalışmasında fokun kafa ve vücudunda ateşli silah veya darp nedeni ile oluşabilecek travmalara rastlanmıştır: http://bit.ly/1anLfK9

Müzekart, Müzekart Plus + indirimi yoluyla İstanbul'daki İBB'nin yunus gösteri merkezine verdiği destek nedeniyle boykot edildi.

2011'den bu yana büyüyen tepkiler ve kamuoyu desteği sonucu Kaş Yunus Parkı fiilen kapandı! Aralık 2011'den bu yana duyarlılık gösteren ve destek veren herkesin sayesinde Türkiye'den bir yunus parkı daha eksildi.

İstanbul Boğazı'nda dört kez canlı gözlemle tespit edilen, Türkiye'nin Doğu Karadeniz kıyısında dip uzatma ağlarına tesadüfi olarak yakalanan ve 2012'de İstanbul Boğazı'nda canlı olarak karaya vuran anormal beyaz muturlar ile ilgili makale, National Geographic Türkiye'nin Nisan 2013 sayısında yayınlandı. Türkiye sularında rapor edilen üç adet anormal beyaz mutur (Phocoena phocoena) ile ilgili makalenin Türkçe özetini Yunuslara Özgürlük Platformu'nun web sitesinde bulabilirsiniz: http://yunuslaraozgurluk.com/turkiye-denizlerindeki-anormal-beyaz-muturlar

 

MAYIS 2013

Üç kez farklı dönemlerde sağlık kontrolü yapılarak koruma altına alınması talebinde bulunduğumuz iki yunus, Kaş'taki deniz kafesinden Kemer'deki beton gösteri havuzuna götürüldü. Yunusların dişlerinin tahrip edildiği ortaya çıktı.

Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri'nden Ankara'daki sirk protestosu: "Kaplanlar dans etmez!"

İnsan ve Toplum Bilimleri Topluluğu'ndan Lara Baykut'un çabalarıyla Işık Üniversitesi Şile Kampüsü'nde The Cove (Koy) belgeselinin gösterimi yapıldı: "Yunus parklarını Cove"!

Şima Kavacık & Hande Ünver'in özgür yunusları görselleştirdiği "Vira Vira Yunuslar Özgürlük" suluboya ve kaligrafi sergisi, Kaş'tan sonra bu kez Kalkan Kültürevi'nde gerçekleştirildi. www.facebook.com/ViraViraYunuslaraOzgurluk

Radyo D (frekans: 104.0), Canlı Dostlarımız programında Kaş Yunus Parkı'yla ilgili gelişmelere yer verdi.

Hindistan, ülkede açılması planlanan yunus parklarına yasak getirileceğini açıkladı. Çevre Bakanı, uluslararası kamuoyu baskısı sonucunda "yunus parklarına hayır" dedi.

Yunus öldüren ve öldürdüğü yunusu sergilemeye çalışan balıkçı, ihbarlar sonucu ceza aldı.

Gezi direnişi başladı: #DirenGezi #DirenÖzgürlük - "Tüm Türkiye ayağa kalkmışken, milyonlarca insan canı pahasına polis şiddetine ve diktatörlüğe karşı direnirken, bu gece yunus terapisi saçmalığını yayınlayan CNN TÜRK'ü ve 3 maymunu oynayan diğer kanalları kınıyoruz! Alın bunu ve bunun gibi binlercesini yayınlayın!" www.facebook.com/yunuslaraozgurluk/posts/10151489524070959

 

HAZİRAN 2013

Gezi direnişi devam etti: #DirenGezi #DirenÖzgürlük

Doğayı koruma adına başlayan barışcıl direniş günlerinde, sokaklarda yaralanan ve hayatını kaybeden insanların acısını yaşarken, doğa ve dayanışma adına umut dolu haberler de aldık. BirlikteAlalım.com adlı fırsat sitesi, platformumuza bir daha hiçbir şekilde yunus parkı ile ilgili fırsatlara yer vermeyeceğini ve benzer fırsatları da satmayacağı bilgisini verdi.

Avrupa'daki tüm yunus parklarının kapatılmasına yönelik yasal düzenlemelerin yapılması amacıyla Ric O'Barry'nin öncülüğünde bir çağrı olarak, Avrupa Zirvesi'nin yapılacağı 28 Haziran tarihinde Brüksel'de büyük bir eylem planlandı.

 

TEMMUZ 2013

3. köprüye #DirenYunus!

Kore'de 3 gösteri yunusu artık özgür! Yıllardır esarete mahkum edilen 3 yunus, vahşi yöntemlerle koparıldıkları okyanusa 18 Temmuz'da geri bırakılarak özgür yunus sürülerinin arasına karıştı...

Dünyanın bir diğer ucundan özgürlüğe övgü ve iyi bir haber: Hindistan, bilimsel veriler ışığında ve etik gereği, yunusları "insan olmayan bireyler" olarak kabul eden ilk ülke oldu!

 

AĞUSTOS 2013

Antalya'daki Kemer Moonlight Dolphinarium'da bir yunus hayatını kaybetti! Aynı havuz suyunu paylaşan diğer üç yunus ise büyük risk altında. Diğer yunusların koruma altına alınması ve ölen yunus üzerinde otopsi yapılması için bir kez daha yasal başvurular yapıldı, ülke çapında kampanya başlatıldı.

Kosta Rika'dan yaban hayatını koruma konusunda tarihi adım: "Kafesler olmayacak". Yaklaşık 10 yıl önce sirklere yasak getiren, sportif avlanmaya son veren ve yağmur ormanlarındaki zengin biyoçeşitlilikle tanınan Kosta Rika, Çevre Bakanı'nın açıklamasıyla hayvanat bahçelerini de kapatma kararı aldığını duyurdu.

ABD'den iyi haber! ABD'nin Ulusal Deniz Balıkçılık Hizmetleri (NMFS) ile Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA), yunus parklarında gösteriye alıştırılması için Rus sularından yakalanan 18 beyaz balinanın ülkeye girişini ve Georgia Akvaryumu'na satışını, Rus denizlerindeki beluga popülasyonlarının azalması ve canlı yakalama sırasında yabani sürülere verilen zarar nedeniyle reddetti!

 

Eylül 2013

Platform üyelerimizin de katıldığı, Yeryüzüne Özgürlük Derneği'nin Gezi'de öldürülen tüm canlıları anmak için düzenlediği basın açıklaması polis şiddeti ve gözaltılarla engellendi! 28 Eylül Cumartesi günü okunmak istenen metnin tamamı... http://goo.gl/SFzZgM

TÜDAV ve Whale Workshop tarafından düzenlenen, gerçek boyutlardaki balina, yunus, köpekbalığı ve deniz kaplumbağası maketlerinin yer aldığı Şişme Deniz Canlıları sergisi, İstanbul ve Eskişehir'de binlerce öğrenciye ulaştı. Serginin amacı, resim ve boyama atölyeleriyle birlikte çocuklara deniz ekosistemini anlatmaktı.

İlgili bakanlıklar ve yerel otoriteler, uzman deniz memelisi veterinerlerine danışmadan, sağlık kontrolü ve koruma talep ettiğimiz dişleri tahrip edilmiş yunusun "sağlıklı" olduğunu iddia etti; yunusları koruma altına almadığı gibi işletmeye de herhangi bir hukuki yaptırımda bulunmadı!

Guns N' Roses grubunun eski davulcusu Matt Sorum da Japonya'daki yunus katliamını protesto etmek ve Richard O'Barry ile Japon aktivistlere destek vermek için Taiji'deydi.

Yeryüzüne Özgürlük Derneği, Gezi eylemleri boyunca T.C.'nin sebep olduğu hak ihlallerinin tespiti, teşhiri ve bu ihlallerin sorumlularının belirlenmesi için topladıkları tanıklık ve görsellerle, devletlerden bağımsız bir vicdan mahkemesi olan Cenevre'deki Uluslararası Hayvan Hakları Mahkemesi'ne başvurdu.

Duyarlı vatandaşların boykotlarına rağmen, yıllardır yunus parkı ve sirk gibi hayvan sömürüsüne hizmet eden girişimlere bilet satmaya devam eden Grupanya, Markapon, Groupon (Şehir Fırsatı) ve Grupfoni bir kez daha boykot edildi: @GrouponTR @Grupanya @Grupfoni @Markapon

Taksim, Eminönü ve Beyazıt'ı mesken tutan kaçak maymun çetesi, ısrarlı ihbarlar sonunda İstiklal Caddesi'nde yakalandı.

 

Ekim 2013

Sinan Akçıl, yeni klibindeki yunus gösteri merkezi görüntüleri nedeniyle özellikle Twitter'da kitleler tarafından boykot edildi. Akçıl tepkilere duyarsız kaldı ve klibindeki yunus tutsaklığı görüntülerini çıkarmayacağını açıkladı.

Havayolları şirketlerinin yunus parklarına götürülmek üzere Taiji'den yunus taşıma operasyonlarına karşı dünya çapında boykot çağrısı yapıldı: Death at SeaWorld kitabının yazarı David Kirby makalesi: http://bit.ly/1cea51U "Mavi Gökyüzü" Operasyonu'na destek olmak için: http://chn.ge/150LSu0

Etkili bir boykot ve kampanya süreci sonunda Türkiye'de yeniden özgürlüklerine kavuşan ilk gösteri yunuslarından Tom ve Misha'nın 2010 yılında esaretten kurtarıldığı Fethiye-Hisarönü'ndeki havuz, artık geleceğin dalgıçlarını misafir eden bir eğitim havuzuna dönüştürüldü.

Karadeniz'deki yunusların yeniden öldürülmesi için son yıllarda temelsiz söylemlerle lobi faaliyeti yürüten endüstriyel balıkçılara ve balıkçılık kooperatiflerine TÜDAV'dan ve WWF'den sert yanıt geldi: "Karadeniz balıkçılığının sorunu yunus değil!"

Domuzlar Boğaz'a atladı! Rumeli Kavağı Mahallesi sakinleri Boğaz'da gördükleri manzara karşısında adeta şaşkına döndüler. Üçüncü boğaz köprüsü inşaatı nedeniyle yuvalarından olan domuzlar, İstanbul Boğazı'ndan yüzerek Avrupa yakasından Anadolu yakasına geçti.

 

Kasım 2013

Anonymous, Japonya'nın yunus ve balina avcılığını durdurması için 22 Japon devlet kurumunun web sitesini hackledi. http://bit.ly/1aYTNfr

İngiltere yabani hayvanların sirklerde kullanımını 2015 sonunda tamamen yasaklama kararı alırken, 200'ü aşkın yerel yönetim, hayvanlı sirklerin hiçbirini bölgelerine sokmuyor!

Nesli tehlike altındaki bir canlıyı daha öldürdük! Diyarbakır'ın Çınar ilçesinde leoparın saldırısına uğradığını iddia ederek resmi kaydı en son 1974 yılında yapılan leoparı öldüren çoban hakkında suç duyuruları yapılmasına rağmen çoban, yalnızca cüzi bir para cezasına çarptırıldı! http://bit.ly/JJiNuZ

Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri, Yeryüzü ve Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri ve Yeryüzüne Özgürlük Derneği üyelerinin de aralarında bulunduğu hayvan hakları savunucuları, İstanbul'da Tüyap 8. Uluslararsı Deri ve Kürk Fuarı'nı protesto etti. www.youtube.com/watch?v=Uc5CWF9nJFY&feature=youtu.be

 

Aralık 2013

Orca esaretini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren Blackfish belgeselini izleyen sanatçılar, akıl ve vicdanlarını ticari çıkarlardan üstün tutarak konserlerini bir bir iptal etti. Son 1 ay içinde 7 ayrı grup aynı duyarlılığı göstererek SeaWorld'e dersini vermiş oldu! Sanatçıların desteği işte bu yüzden önemli: Hayvanların tutsak değil, özgür olmaları gerektiğini anlamak istemeyen tüccarlara en kibar şekliyle anlatabilmek için...

Ormanları, dereleri, toprağı ve içindeki hayvanları ile birlikte tüm ekosistemi milyon dolarlar karşılığında betona dönüştürenlere karşı 22 Aralık Pazar günü Kadıköy'deki İstanbul Kent Mitingi'ndeydik! #dogadanelinicek #kentmitingi

 

Avcılar tarafından katledilen bozayılar, leoparlar, vaşaklar, dağ keçileri ve kuşlar,

şehirlerde yaşam mücadelesi veren sokak hayvanları hala hafızalarımızda.

 

Yaşam hakkı ellerinden alınan,

esaret altında tutulan ve işkence gören

tüm canlıların özgürlüğü için

hep birlikte mücadeleye devam!

Yunuslara Özgürlük Platformu

Facebook: Yunus Parkları Kapatılsın

Twitter: Özgür Yunuslar

YouTube: Özgür Yunuslar

2014'te yunus parkları kapatılsın diyenler çoğaldı!

Yunuslara Özgürlük Platformu, yunus gösteri merkezlerindeki esarete karşı 2014 yılında Türkiye'de yürütülen kampanya, eylem ve yasal başvuruları kronolojik sırayla ayrıntılı biçimde derledi. Yunus parklarının TBMM tarafından yasaklanmasını içeren tartışmalı tasarı, deniz memelisi ticaretinin durdurulması için Platform'un CITES yürütücüsü Avrupa Komisyonu'na gönderdiği resmi başvuru ve Tuzla'da açılması planlanan yeni tesise karşı kamuoyu tepkisi, listede ön plana çıkan başlıklardan.

Türkiye'deki yunus parklarının kapatılması ve tutsak deniz memelilerinin koruma altına alınması için yerel ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarıyla etkili kampanyalar düzenleyen Yunuslara Özgürlük Platformu, geçtiğimiz yıl Türkiye'de gerçekleştirdikleri “ilk”leri ve gösteri merkezlerine karşı kamuoyunda ses getiren süreçleri listeledi.

Tüm yılı kapsayan derleme, yunus gösteri merkezlerine ev sahipliği yapan sahil şeridindeki dört farklı bölgede peşi sıra düzenlenen eylemlerden, Hayvanları Koruma Kanunu'ndaki değişiklere dair sanatçıların, yazarların, yerel ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarının girişimlerine kadar pek çok başlığı içeriyor.

Yunuslara Özgürlük Platformu Sözcüsü Öykü Yağcı, geçtiğimiz yılı şu şekilde özetledi: “2015'i insan sömürüsüne ve işkencesine maruz kalan tüm canlıların daha fazla özgürleştiği bir yıl olarak kutlama umuduyla geçtiğimiz yılın öne çıkan süreçlerini paylaştık. Yunuslara Özgürlük Platformu olarak deniz hapishanelerine karşı 2014'te neler yaptığımızı listeledik, katkıda bulunduğumuz süreçlerin bir bölümünü aktarmaya çalıştık. Sivil toplum kuruluşlarından (STK) gazetecilere, sanatçılardan yazarlara, dalış okullarına kadar çok geniş bir kesimin desteği ve bize gönderdikleri yazılar ve çeviriler ile farkındalığın artmasını sağlayan destekçilerimizin de katkılarıyla, geçtiğimiz yıl Türkiye'de yunus parklarına karşı pek çok ilki gerçekleştirdik. Önce TBMM gündemine, ardından CITES başvurumuzla STK’lar dışında uluslararası düzeyde resmi boyutta Avrupa Komisyonu'na taşınan yunus parkı sorunu, Türkiye çapında her yerde eylemler, filmler, imza kampanyaları ve mektuplar ile desteklendi, yunus parkları her bir adımda bir büyük darbe daha aldı. Hayvan özgürlüğü için 2015'te hep birlikte, daha fazla mücadele etmek dileğiyle...”

Yunus parkları ilk kez Meclis gündeminde!

Geçtiğimiz yıllarda Türkiye'deki üç yunus parkının kapatılmasında etkin rol oynayan Platform'un web sitesinde yer alan listeden kısa alıntılar ise şu şekilde:

Ocak Bana Göz Kulak Ol Duyarlı Yaşam Derneği (BGKO) ve PtoT Films tarafından hazırlanan Benim Bir Dostum Var videosu yayınlandı ve özgürlük mesajımız yalnızca bir haftada milyonlarca kişiye ulaştı.

Şubat 120 ülkede faaliyet gösteren turizm devi TUI, yunus gösterilerini tur programlarından çıkardığını Alman Balina ve Yunus Koruma Forumu (WDSF) aracılığıyla tüm dünyaya duyurdu.

Mart İzmir Ticaret Odası (İZTO) sağduyusunu gösterdi. “Çılgın Proje '' ismiyle yayımlandığı 2012 tarihinden bu yana Türkiye çapında büyük bir tepkiyle karşılanan İzmir'deki yunus gösteri havuzu projesi, iki yıl süren takibimiz ve tepkileriniz sonucu Tarihi Mendirek Projesi'nden tamamen çıkarıldı.

Nisan Yunuslara Özgürlük Platformu olarak, TBMM Çevre Komisyonu’nda 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun değiştirilmesi ile ilgili yapılacak 25 Nisan toplantısı öncesinde TBMM Çevre Komisyonu'na ayrıntılı bir rapor gönderdik. 2010'dan bu yana yaptığımız sayısız yasal başvuru ve eylemi destekler nitelikteki 18 sayfalık raporda, neden mevcut parkların kapatılması ve yenilerine izin verilmemesi gerektiğini etik ve hukuki gerekçelerle bir kez daha açıkladık, bilimsel makaleler ve istatistiklerle sorunu daha net ortaya koyduk.

Mayıs 1 Nisan ayında gönderdiğimiz ayrıntılı rapor sonrasında yunus parklarına yasak getirilmesi ilk kez Meclis gündemine yer aldı. 5199 sayılı kanunda yapılacak düzenlemeler ile yunus parklarının kapatılacağı ve yeni yunus gösteri merkezlerine izin verilmeyeceği Çevre Komisyonu tarafından kamuoyuna açıklandı.

Avrupa Komisyonu'na çağrı: Türkiye'ye deniz memelisi ticareti yasaklansın!

Mayıs 2 Türkiye'nin taraf olduğu Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme (CITES) maddeleri doğrultusunda, Yunuslara Özgürlük Platformu olarak Cenevre'deki CITES Komitesi'ne ve sözleşmenin yürütücüsü Avrupa Komisyonu'na resmi başvuruda bulunduk. Yaban Hayatı Eylem Grubu Başkanı, Emekli Büyükelçi Süha Umar ile birlikte hazırladığımız 18 sayfa metin ve 20 ek dokümandan oluşan başvuruda, Türkiye'deki yunus parklarının yasadışı uygulamalarını bir kez daha belgeleriyle gözler önüne serdik. Türkiye'ye deniz memelisi ithalatının durdurulmasını talep ettiğimiz bu resmi başvuru, yunus parklarıyla ilgili Uluslararası Hayvan Hakları Mahkemesi'ne yapılan yüzeysel başvurudan hem niteliği hem de sonucu açısından çok farklıdır. Uluslararası Hayvan Hakları Mahkemesi yalnızca “sembolik bir mevki” olup devletleri ve ülkeleri “kınama” dışında herhangi bir yaptırım uygulayamazken, bilimsel danışmanlar ve uzmanlar ışığında çalışmalarını sürdüren CITES Komitesi, Türkiye'ye yönelik deniz memelisi ticaretine bütünüyle yasak getirebilecek yetkide ve kapasitededir. Bu anlamda somut sonuçlar ortaya koyabilecek ve Türkiye'deki yunus parklarının sonunu getirebilecek ilk uluslararası başvurudur.

Marmaris, Antalya, Alanya ve Bodrum'da art arda eylemler

Mayıs 24 Dünya çapındaki sivil toplum hareketi Empty The Tanks (Havuzları Boşaltın) eyleminin ikincisi, 44 ülkeyle birlikte aynı anda, bir deniz hapishanesine “ev sahipliği” yapan Muğla’nın Marmaris ilçesinde yapıldı.

Haziran 11 TBMM Çevre Komisyonu, AKP Milletvekili Mehmet Metiner'in herhangi bir bilimsellik ve etik kaygı içermeyen önergesi sonucu, tüm tepkilere rağmen mevcut yunus parklarının kapatılmayacağını açıkladı.

Haziran 19 Kaş Yunus Parkı'ndaki dört tutsak yunusun özgürlüğüne kavuşması için 2012'de platformumuz ile birlikte uluslararası imza kampanyası başlatan Flipper'ın eski eğitmeni, aktivist Richard O'Barry, Hayvanları Koruma Kanunu'nun değiştirilmesine dair kanun tasarısı metninden yunus parkları ve hayvanlı sirklerin yasaklanmasına dair maddenin son anda çıkarılması üzerine, Çevre Komisyonu üyelerine bir mektup gönderdi.

Haziran 20 Yunuslara Özgürlük Platformu olarak Yazar Buket Uzuner ve Change.org ekibiyle birlikte, yerel sivil toplum kuruluşlarının ve sanatçıların desteğiyle, Bodrum'daki deniz hapishanesinin kapatılıp tutsak deniz memelilerinin koruma altına alınmasını talep eden 40 bin imzayı Bodrum Belediye Başkanlığı'na teslim ettik. Hâlihazırda süreci takip eden başta Yaban Hayatı Eylem Grubu olmak üzere Mavi Yol Girişimi, Bodrum Kent Konseyi, Bodrum Sualtı Derneği, TEMA Vakfı Bodrum Gönüllüleri, Bodrum Gezi Dayanışması ve Bodrum Çarşı taraftar grubu gibi birçok yerel sivil toplum kuruluşu ve oluşum, Bodrum Belediye Meydanı'ndaki boykotumuzda yanımızdaydı. Tiyatrocu Kaan Çakır ve Gülbin Yeşil de, esaret karşıtı demeçleriyle bize çok büyük bir güç verdiler.

Haziran 21 Bodrum eylemimizden tam bir gün sonra Antalya'da da yunus parklarının kapatılması için eylem vardı. Antalya Barosu Hayvan Hakları Kurulu ve Tabipler Odası, stk'ların ve bağımsız aktivistlerin katılımıyla düzenlediği eylemde "mevcut parkların da kapatılması" çağrısını yineledi.

Fırsat sitesi ticareti kesti!

Haziran 26 Yunuslara Özgürlük Platformu ve on binlerce kişi olarak 2011'den bu yana çağrıda bulunduğumuz Groupon Türkiye, Facebook sayfasında yayınladığı bir özür mektubuyla artık bu ticarete destek vermeyeceğini açıkladı.

Haziran 29 Alanya’da yaşayan yerli ve yabancı aktivistler, dünyada eş zamanlı yapılan eylemlere Türkiye'den eşlik ederek yunus parklarını protesto etti.

Eylül 3 İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri bölümü yüksek lisans mezunu Berivan Dural, bitirme projesi olarak yunus parklarının perde arkasını anlatan "Onlar Aslında Gülümsemiyor" adlı bir belgesel hazırladı.

Eylül 16 Bodrum Kent Konseyi tarafından Bodrum Belediyesi'nin, sınırları içinde yer alan yunus parkının kapatılmasına yönelik karar aldığı açıklandı.

Eylül 22 Tuzla-İstanbul'daki 250 milyon dolarlık marina ve AVM projesi içinde yeni bir yunus parkı açılacağına dair gelen ihbarla birlikte harekete geçtik ve gizli gizli yürütülen inşaat sürecindeki parkın iptali için ilk başvurumuzu yaptık.

Yıl boyunca yunus parklarına karşı düzenlenen tüm eylemleri ve yapılan başvuruları görmek için bu bağlantıyı tıklayabilirsiniz

2018'de dünyada ve Türkiye'de hayvan hakları

Dünya adım adım ileriye giderken...

Geçtiğimiz yıl dünya çapında hayvanlar adına umut vadeden birtakım gelişmeler yaşandı.

...Türkiye ise hızla geriye gitti

Dünya bilimsel verilerin, ahlaki ve hukuki tartışmaların ışığında değişime ve dönüşüme ayak uydururken, Türkiye yine bu olumlu gelişmelerden bir hayli uzakta kaldı. Hükümet, yukarıda saydığımız örneklerin aksine, kamuoyu vicdanını hiçe sayarak yıllardır kendilerine ulaşan tepkileri, çağrıları ve raporları görmezden gelerek Türkiye’yi hayvanlar için dev bir hapishaneye dönüştürdü. Özellikle de yunus parkları, tematik akvaryumlar ve hayvanat bahçeleri konusunda...

2014 yılında ilk kez uzun mücadeleler ve yaygın kamuoyu baskısı sonucunda yunus parklarının kapatılacağı ve yasaklanacağı gündeme gelmişti. Fakat Yunuslara Özgürlük Platformu olarak bizim de katıldığımız TBMM Çevre Komisyonu toplantısında AKP milletvekili Mehmet Metiner’in önergesi sorgusuz sualsiz kabul edildi ve yunus parklarının “ülke ekonomisine katkı sağladığı, önemli sosyal ve kültürel rol üstlendikleri” iddiasıyla, ticari çıkarlar gözetilerek yunus gösteri merkezlerinin devamına karar verildi. Toplantıda hayvanlı sirklerin ve hayvanat bahçelerinin konusu bile açılamadı.

Hükümet yetkililerine ne zaman hayvan hakları konusunda olumlu adım atmış olan ülkelerden bahsetsek, 2014 Çevre Komisyonu tutanaklarında da görülebileceği üzere, bize hala hayvan sömürüsünün devam ettiği ülkeleri örnek olarak gösterip Türkiye’de yaşanan hak ve hukuk ihlallerini haklı çıkarmaya çalışıyorlar. Biz de her seferinde şunu soruyoruz: “Peki neden bu kez de örnek adım atan Türkiye olmasın?”

Hayvan hakları savunucuları olarak bu sorunun yanıtını bir türlü alamasak da her yıl, hayvanların özgürlüklerinin kısıtlanmayacağı ve bedensel bütünlüklerinin korunacağı bir dünya için çabalıyoruz. Etik tartışmaların dışında yasal düzenlemelerin de bu yönde yapılması için her daim yasa yapıcılara, karar vericilere ve milletvekillerine sesleniyoruz. Çünkü 2019’da ve önümüzdeki yıllarda, esaret altında tutulan insan dışı hayvanların tek bir dileği var: Özgürlük.

Bu yıl da işkenceye, şiddete ve ihmalkarlığa karşı seslerini çıkaramadıkları ve kendilerini savunamadıkları için tüm hayvanların özgürlükleri ve temel yaşamsal hakları için mücadeleye devam edeceğiz. 2019’da yunus parklarından hayvanlı sirklere, faytonlardan hayvanat bahçelerine kadar esaretin ve hayvan sömürüsünün devam ettiği tüm faaliyetlerin yasaklanması yönünde merkezi ve yerel yönetimlerden somut yasal düzenlemeler bekliyoruz. Daha da önemlisi, bu endüstrilere para kazandırmamaları ve destek vermemeleri için bireylere, okullara, sivil toplum kuruluşlarına ve şirketlere çağrılarımızı yineliyoruz. Çünkü kısa vadede hepimiz bireysel olarak değişime katkıda bulunabilir, hayvan sömürüsü üzerinden para kazanan endüstrileri ekonomik olarak çökerterek ve hak ihlallerine karşı sessiz kalmayarak hayvanlar adına olumlu bir dönüşüme katkıda bulunabiliriz.

2019'da ve sonrasında yunusların, atların, köpeklerin, tavukların, ayıların ve insan menfaati uğruna türlü işkencelere maruz kalan tüm hayvanların desteğinize ihtiyacı var. 

(*) Hayvanlar üzerinde test edilmemiş her ürün vegan değildir. Bu nedenle ürünlerin içeriklerine ve ambalajlarındaki "cruelty-free" ve "vegan" logolara dikkat etmek gerekir.

* * * 

Hayvan deneylerinden faytonlara kadar farklı alanlarda devam eden hayvan sömürüsüne dair 2018 yılının daha ayrıntılı bir değerlendirmesi için Sivil Sayfalar'daki derlemeyi okuyabilirsiniz. 

İlgili Video: 
See video

2019 yerel seçimleri: Belediyelerin hayvan hakları ihlalleri

Türkiye yerel yönetimlerinin yakın tarihi; aşağıdaki örneklerde görebileceğiniz gibi, siyasi parti ayrımı olmaksızın, hayvan hakları konusunda, daha da özelinde yunus parkları, hayvanat bahçeleri, hayvanlı sirkler ve tematik akvaryumlarla mücadele konusunda kara lekelerle dolu.

Ne yazık ki 10 yıla yayılan bir süreçte, belediyeler nezdinde ve Yunuslara Özgürlük Platformu olarak odaklandığımız çerçevede bunun tek bir istisnası oldu. Dilerseniz onu yazının sonunda bir emsal olarak hep birlikte pamuklara saralım.

Bodrum, Muğla: 2019 yerel seçimlerinde bu kez Demokrat Parti'den Muğla Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan Mehmet Kocadon, 2011’de “içkili lokanta” ruhsatını bizzat vererek Bodrum Güvercinlik’te aynı ruhsatla yunus parkı açılmasına neden olan ve o tarihten bu yana yunus gösteri merkezindeki yasal usulsüzlüklere ve hak ihlallerine dair başvurularımızı görmezden gelen bir kamu görevlisi. Kendisi aynı zamanda 20 Haziran 2014 tarihi için yazar Buket Uzuner ve Bodrumlu sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte aylar öncesinden aldığımız ve teyit ettiğimiz imza teslim randevumuza "hasta olduğu" gerekçesiyle gelmeyen, fakat aynı saatlerde arkadaşı Ali Şen'i ve Peksimet Köyü’nü ziyarete giden bir belediye başkanı. 2011 yılında Alman sivil toplum kuruluşlarına Bodrum'da yeniden yunus parkı açılmayacağının sözünü verdikten tam iki ay sonra yunus parkı için iş yeri açma ruhsatını imzalayan Kocadon, bölge sakinlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının tepkilerine kulak vermemiş, belediye başkanı olduğu Bodrum'un hayvan hakkı ihlalleriyle anılan bir ilçe olmayacağını tüm Türkiye'ye ve dünyaya gösterme fırsatını kaçırmıştır.

Ruhsatını verdiği yunus parkıyla ilgili yüzleşmekten çekinen ve parkın kapatılması için 2011'den bu yana tek bir olumlu adım atmayan Kocadon, Güvercinlik yunus parkındaki usulsüzlüklere göz yumduğunu dolaylı olarak tüm Türkiye’ye beyan etmiştir. 

Tuzla, İstanbul: 2019 yerel seçimlerinde AKP’den tekrar aday gösterilen Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı, yıllardır süren mücadele sonunda 2014’te yunus gösteri merkezleri ve hayvanlı sirklerin kapatılmasını hep birlikte TBMM Çevre Komisyonu gündemine taşıdığımız bir dönemde, platformumuzun, sivil toplum kuruluşlarının ve Tuzla halkının tepkilerini hiçe saydı: Bayraktar İnşaat ve Via Properties tarafından yürütülen 350 milyon dolarlık Tuzla ViaPort Marina AVM projesinde hayvanat bahçesi ve tematik akvaryum planlarını devreye soktu. Tuzla’da meydana getirdiği ekolojik tahribatın ve tüm dengeleri bozacak büyük çaplı betonlaşmanın yanı sıra, hayvanların doğuştan sahip olduğu özgürce yaşam hakkını ellerinden alarak onları cansız birer sergi malzemesine dönüştüren bu projenin hayvanat bahçesi ve tematik akvaryum ayağı, Yazıcı’nın desteğiyle önce “ViaSea Temapark”, sonra da geçtiğimiz yıl “Aslan Park” adıyla hayata geçti. Gittikçe artan toplumsal farkındalığın etkisiyle Türkiye'de ve dünyada popülerliği gittikçe azalan bu zulüm merkezlerinin artık tamamıyla yasaklanması gerekirken Yazıcı, bölge halkının tüm tepkilerine rağmen, sermaye gruplarının rant odaklı projelerini dayatmaya devam etti.

Kent, doğa ve yaşam haklarına karşı çok sayıda suçu bir arada barındıran, hayvan tacirlerinden yana taraf olduğu açık olan ve sermaye gruplarının menfaatleri doğrultusunda şekillenen proje, barındırdığı etik ve hukuki sorunlar açısından bugün yine aday olan Yazıcı’nın imzasını taşıyor.  

Kemer, Antalya:2013'ün Ağustos ayında Moonlight (Ayışığı) Dolphinarium’da bir yunusun ölmesi ve ölümünün kamuoyundan gizlenmesi üzerine bir kez daha Kemer Belediyesi başta olmak üzere tüm yetkili kurumlarla irtibata geçtik. Burası, Kaş’taki yunus parkı kapatılınca oradaki iki yunusun gizlice taşındığı gösteri merkeziydi. Ölen yunus ise, dişlerinin tamamında tahribat görüldüğü fotoğraflarla kanıtlanan ve aşırı zayıf olduğu için Mayıs 2013’ten itibaren üç kez sağlık kontrolü yapılmasını talep ettiğimiz yunustu.

Başbakanlık başta olmak üzere ilgili kurumlara ilettiğimiz resmi koruma ve sağlık kontrolü başvurusu sonucunda deniz memelisi anatomisi hakkında bilgisi olmayan yerel veterinerlerce yunuslara “çıplak gözle muayene” yapıldığı ve yunusların “sağlıklı oldukları” belirtildi. Fakat yunuslar hakkında "sağlıklıdır" raporu verildikten yaklaşık iki ay sonra yunuslardan biri tesis içinde hayatını yitirdi. Yunusun ölümü üzerine yapılan suç duyuruları, hayatta olan yunusların koruma altına alınması ve tesisin kapatılması taleplerimiz ise sonuçsuz kaldı.

Tutsak bir hayvan daha, yerel yönetimler başta olmak üzere ilgili bakanlıkların duyarsızlığı ve ihmalkarlığı nedeniyle hayatını yitirip diğerleri gibi yalnızca bir istatistik olarak kayıtlara geçti. AKP'den bu yıl yeniden aday gösterilen Menderes Türel, Türkiye'nin en fazla yunus gösteri merkezi barındıran ve en büyük tematik akvaryumlarından birine ev sahipliği yapan Antalya'nın belediye başkanı olarak, 2011'den bu yana yaptığımız tüm başvurulara ve sınırları dahilindeki yunus parklarında gerçekleşen tüm ölümlere sessiz kaldı.

Eyüp, İstanbul: Alman deniz memelileri koruma örgütü Pro-Wal’un, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) ait olan Eyüp’teki İstanbul Dolphinarium yunus parkında gösteriye zorlanan Sarah adlı morsun açık yaralarını 2011’de belgelemesi ve bir çocuk tarafından tekmelendiğini görüntülemesi üzerine platformumuz harekete geçti ve yeni görsel kanıtlarla suç duyurusu yaptı. Yaralı morsun dişlerinin kesildiği ve engelli çocuklarla aynı havuzda yüzdürüldüğü tespit edildi. Aynı zamanda eğitimler için kullanılan kancalı sopalarla işkence edilmiş olabileceği ihtimalinin araştırılarak morsun koruma ve tedavi altına alınması, tesisin kapatılması istendi. Ancak kamuoyu tepkisinin yoğun olması nedeniyle Başbakanlık tarafından yürütüldüğü iddia edilen incelemeden tesise herhangi bir cezai müeyyide kararı çıkmadı.

Hayvan Hakları Federasyonu HAYTAP'IN zamanında kendisine "En Hayvansever Başkan" ödülünü verdiği (!) dönemin AKP'li İBB Başkanı Kadir Topbaş, belediye olarak sahibi oldukları ve Ruslara birkaç on yıllığına kiraladıkları yunus gösteri merkezinin açılışı sırasında, ağzında kırmızı bir topla hazırolda bekletilen yunuslarla alkışlar eşliğinde kameralara poz verirken görüntülenmişti.

Topbaş, ileriki yıllarda aynı zamanda İBB Başkanı olarak Tuzla’daki proje süresince Yazıcı’yı ve burada açılacak hayvan hapishanelerini destekler nitelikte basına demeçler vermişti.

Alanya, Antalya: 2010 yılında Sealanya Dolphin Park’ta tutsak edilen 11 yunustan dördü bir hafta içinde hayatını kaybetti. Bunun üzerine platformumuz tarafından Alanya Belediyesi ve Antalya Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere tüm yetkili kurumlardan soruşturma talep edildi. Antalya Tarım İl Müdürlüğü yunusların ölüm nedenini araştırırken, tesis yetkilileri art arda yaşanan yunus ölümlerinin kuvvetli fırtına ve sağanak yağışlardan kaynaklandığını vurguladı, bakanlık yetkilileri ise nekropsi sonucunda ilk belirtilerin kalp durması olduğuna değindi. Son gelen resmi raporda ise, yunusların “zakkum yaprağı yuttukları için” ölmüş olabilecekleri duyuruldu.

Hem Alanya içinden hem de Türkiye çapından yükselen tüm tepkilere, yasal başvurularımıza ve ilgili hukuki düzenlemelere rağmen Antalya ve Alanya yerel yönetimleri tesis hakkında hiçbir yasal işlem başlatmadı, tesise kilit vurulmadı.

Sealanya’nın sahipleri aynı zamanda Kuşadası’ndaki Adaland Yunus Gösteri Merkezi’nin de sahipleri olarak hayvan esareti ve sömürüsü üzerinden para kazanmaya devam etti.

Edremit & Akçay, Balıkesir:Edremit’te 20 TL karşılığında ziyaretçileri vatoz ve köpekbalıklarıyla akvaryumda yüzdüren Akvaryum Kafe’ye karşı 2010 yılında suç duyuruları yaptık. Yüzme sırasında insana zarar vermemesi için vatozların iğnelerinin çekildiği,  cam fanusta tutulan müren ve ıstakozların gün boyu güneşe maruz bırakıldığı, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmelere göre “doğada soyu tükenme tehlikesi yüksek” olarak uluslararası tanımlaması yapılan ve kırmızı listede yer alan Mustelus mustelus köpekbalıklarının doğal yaşam ortamlarından koparılarak, yine doğal yaşam ortamlarına uygun olmayan şartlarda barındırıldığı, ticari amaçlarla kullanıldığı ifşa edildi.

Ancak tesis ne Balıkesir, ne de Edremit Belediyesi tarafından herhangi bir cezai yaptırımla karşılaştı. Üstelik Akvaryum Kafe, tıpkı Bodrum’da olduğu gibi, Akçay Belediyesi tarafından verilmiş olan “çay bahçesi işyeri açma ve çalıştırma ruhsatı” ile vatoz ve köpekbalıklarıyla pis bir akvaryum içinde yüzmek için müşterilerden bilet kesiyordu.

Maliyenin ve ilgili kurumların haberi olmasına rağmen, Akvaryum Kafe bu usulsüzlüğü ve hak ihlalini yıllarca nasıl sürdürdü dersiniz? 

AOÇ, Ankara: 2011 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesi, 2012 Yılı Ücret Tarifesi Hukuk ve Tarifeler Komisyonu aracılığıyla Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) Hayvanat Bahçesi'ndeki hayvanların yeni yıl satış fiyatlarını belirledi. Yeni tarifeye göre, barınak sorunu ve hayvan popülasyonunun artması gerekçeleriyle AOÇ'deki hayvanlara lüks araba veya ev fiyatına sahip olunabilecekti. Bu gelişme basında “ev fiyatına satılık zürafa” başlığıyla yer buldu. Zebradan kaplana kadar onlarca hayvan fiyat listeleriyle birlikte satışa sunulacaktı.

Bundan bir yıl önce de AKP'li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek hayvanat bahçesine kutup ayısı getireceğini açıklamış ve artık doğada görüntülenmesi bile zor olan, nesli tükenmekte olan bir kutup bölgesi hayvanının kurak bozkırdaki olası tutsaklığını bir anda hayatımıza sokmuştu.

Türkiye'deki hayvanat bahçelerinde ziyaretçiler tarafından başlarına atılan taşlar nedeniyle ölen ve yaralanan timsahı, insanların attığı poşetleri yuttuğu için hayatını kaybeden zebrayı, İstanbul Florya’daki tematik akvaryumda flaşlar nedeniyle ölen yüzlerce balığı ve bu ölümlere karşı harekete geçmeyen yerel yönetimleri, Çevre, Orman ve Tarım Bakanlıklarını unutmayalım.

Merkez, Gaziantep: Geçtiğimiz yılın başında Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Hayvanat Bahçesi, Sudan Devlet Başkanı tarafından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hediye edilen dört yavru aslanı da kabul ederek ziyaretçilere sergileme amacıyla dört duvar arasına hapsetmişti.

AKP'den bu yıl bir kez daha aday gösterilen Belediye Başkanı Fatma Şahin'in turizm merkezi olarak lanse ettiği ve belediyeye ait olan hayvan hapishanesi, halihazırda 300 farklı türden 7 bin hayvanı tutsak ediyor ve dünyanın öbür ucu Uruguay’dan getirilen fokları “şarkı söyleyip oryantal oynayan foklar” şeklinde pazarlamaya devam ediyor.

Birçok belediyenin de aracı şirketleri devreye sokarak hayvanlı sirkleri ilçelerine davet ettiğini hatırlayıp artık zulüm ve esaretin, “eğlence”, “eğitim” ve “sosyal sorumluluk” maskesi altında pazarlanmasına ve normalleştirilmesine izin vermeyelim.

Tek olumlu örnek Kaş

Oysa dünyada yerel yönetimlerin olumlu adımlar attığına dair örnekler var. Örneğin, Güney Kore’deki bir yunus parkında tutsak edilen Chunsam ve Sampal adlı iki yunusun özgürlüğüne kavuşmasını sağlayan başrol oyuncularından biri Kore Yüksek Mahkemesi ile birlikte Seul Belediye Başkanı Park Wan Soon’du. Denize geri dönmeden yunusları rehabilite eden aktivist ve deniz memelisi uzmanı Ric O'Barry, "Belediye başkanı, tutsak yunusların yeniden özgürlüğüne kavuşmasına önayak oldu ve bu ideali gerçekleştirmek için gereken bütçeye onay verdi," demişti.

Türkiye’de ise belediyeler nezdinde bunun tek örneği Kaş oldu. Suç duyurularından ilköğretim okullarında seminerlere, STK toplantılarından kamuoyu bilgilendirme buluşmalarına kadar farklı süreçlerle desteklenen ve üç yıla yayılan uzun soluklu bir mücadele sonunda, yerel ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte 2013 yılında Kaş’taki yunus parkının kapatılmasını sağladık.

Dönemin Kaş Belediye Başkanı Abdullah Gültekin, Kaş sakinlerinin ve hayvan hakları aktivistlerinin defalarca sunduğu belgeleri nihayet göz önünde bulundurarak 2013’te yunus parkının ruhsatını iptal etti; tesisin sonraki ruhsat başvurularını da üst üste reddetti.

Kaş'taki yerel mücadelenin kısa süreli olmaması, sürecin en başından beri takip edilmesi ve zaman içinde ulusal ve uluslararası boyuta taşınması sonucunda oluşan kapsamlı kamuoyu baskısı sayesinde, Kaş’ta bir emsal yaşandı. Fakat bu süreç ne yazık ki Türkiye'de yunus parkı barındıran diğer şehirlere ve belediye başkanlarına örnek teşkil etmedi.

Sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yapmak görevleri arasında yer alan belediye başkanları tüzel kişiliğin temsilcisidir; yereldeki tepkilere ve çağrılara kulak vermek ve hak ihlalleri, usulsüzlükler karşısında gerekeni yapmakla yükümlüdür.

Oysa Türkiye’deki yerel yönetimlerin çoğu, insan menfaatleri uğruna hayvan haklarını yok sayan ve hayata geçmeden önce demokratik bir zeminde tartışmaya açılmayan projeleri hayata geçirmekle meşgul.

Bu nedenle hayvan hakları aktivistleri, hukukçular, meslek odaları, yerel örgütlenmeler ve tüm  yaşam savunucuları ile birlikte, 2019 seçimlerinde doğanın talan edilmesine göz yummayan, hayvanların özgürce yaşama haklarını savunan ve vatandaşların demokratik haklarına saygı duyan yerel yönetimlere kavuşmak dileğiyle...

Biz aksini yapan adaylara oy vermeyeceğiz. Ya siz?

Yunuslara Özgürlük Platformu, Mart 2019

40.000 imzayı teslim almayan Mehmet Kocadon'a mesajımız var!

Haziran 2014 - 40.000 imzanızı özenle koruyarak ve kilometrelerce yol kat edip bir ay önceden randevu aldığımız Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon'a 20 Haziran Cuma günü götürdük. Bize onlarca sanatçı ve sivil toplum gönüllüsü eşlik etti. Ancak Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon son dakikada hastalandığını söyleyerek bizimle görüşmedi (bkz. Mehmet Kocadon'un saygısızlığı

Hasta olduğunu söyleyerek randevusuna gelmeyen Bodrum Belediye Başkanı aynı gün yanlışlıkla (!) Twitter hesabında son derece sağlıkla katıldığı etkinlikleri fotoğraflarıyla yayınlayarak bir anti demokratik nezaketsizlik göstermiştir.

Kaynak: Hürriyet Gazetesi 20.06.2014 tarihli haber

Bizler demokratik sivil haklarımız için mücadele etmeyi vatandaşlık görevi kabul edenler, @KocadonMehmet'i bağlı bulunduğu @chp_online ve @herkesicinCHP nezdinde protesto etmeyi ve bu konudaki düşüncelerinizi paylaşmayı öneriyoruz.

Bodrum Güvercinlik'teki yunus parkına bizzat "içkili lokanta" faaliyeti kapsamında çalışma ruhsatı veren Mehmet Kocadon'a sesimizi duyurmak için konumuz #yunusparklarıkapansın ve #hayvanlardacandır #hayvanişkencesineson olsa da işin özü: #demokratikhaklarengellenemez

Buraya tıklayarak Twitter’da otomatik olarak @KocadonMehmet, @CHP_online ve @herkesicinCHP sayfasına tweet atabilirsin. Ya da buraya tıklayarak açılan yeni tweet kutusuna mesajınızı ekleyebilir, tweetleyebilir ve Mehmet Kocadon’a kendi mesajınızla seslenebilirsiniz.

Hep beraber ses vererek olan bitenin farkında olduğumuzu ve Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’dan bir yanıt beklediğimizi söylememiz gerek.

Demokratik haklara saygı duyan yerel yönetimlere kavuşmak dileğiyle,

Saygılarımızla,

Buket Uzuner ve Yunuslara Özgürlük Platformu (@ozguryunuslar)

(www.change.org aracılığıyla)

45 ülkede aynı anda aynı mesaj: Havuzları boşaltın! #emptythetanks

24 Mayıs 2014 tarihinde milyonlar, yunus parklarındaki esarete ve işkenceye karşı bir araya geldi. Türkiye'deki yunus gösteri merkezlerinden birini sınırları içinde barındıran Marmaris'te olduğu gibi, dünyanın dört bir yanında eşzamanlı yapılan Empty the Tanks eylemleri, "Havuzları Boşaltın" mesajıyla hayvan esaretinin son bulması için bir kez daha dünyayı ayaklandırdı! #emptythetanks 

Siz de Marmaris'te yaşıyor ve yunus parklarında deniz hayvanlarının tutsak edilmesini istemiyorsanız Marmaris'te yaşayan ve farkındalık yaratmak için mücadele veren kişilerle güçlerinizi birleştirebilirsiniz! Marmaris'teki gelişmeleri takip etmek için bu bağlantıya tıklayıp iletişim için gruba dahil olabilirsiniz.   

Marmaris eylemi'nin video için bu bağlantıyı tıklayabilirsiniz.

Empty The Tanks Worldwide

www.emptythetanksworldwide.com

www.facebook.com/EmptyTheTanksWorldwide 

Milliyet: http://bit.ly/1nstqFn 

http://on.fb.me/1tQTqK1

 

 

5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu

HAYVANLARI KORUMA KANUNU

Kanun No. 5199

Kabul Tarihi : 24.6.2004



BİRİNCİ KISIM



Genel Hükümler



BİRİNCİ BÖLÜM



Amaç, Kapsam, Tanımlar ve İlkeler



Amaç



MADDE 1. - Bu Kanunun amacı; hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini sağlamaktır.

Kapsam



MADDE 2. - Bu Kanun, amaç maddesi doğrultusunda yapılacak düzenlemeleri, alınacak önlemleri, sağlanacak eşgüdümü, denetim, sınırlama ve yükümlülükler ile tâbi olunacak cezaî hükümleri kapsar.



Tanımlar



MADDE 3. - Bu Kanunda geçen terimlerden;



a)Yaşama ortamı: Bir hayvanın veya hayvan topluluğunun doğal olarak yaşadığı yeri,



b) Etoloji: Bir hayvan türünün doğuştan gelen, kendine özgü davranışlarını inceleyen bilim dalını,



c) Ekosistem: Canlıların kendi aralarında ve cansız çevreleriyle ilişkilerini bir düzen içinde yürüttükleri biyolojik, fiziksel ve kimyasal sistemi,



d) Tür: Birbirleriyle çiftleşebilen ve üreme yeteneğine sahip verimli döller verebilen populasyonları,



e) Evcil hayvan: İnsan tarafından kültüre alınmış ve eğitilmiş hayvanları,



f) Sahipsiz hayvan: Barınacak yeri olmayan veya sahibinin ya da koruyucusunun ev ve arazisinin sınırları dışında bulunan ve herhangi bir sahip veya koruyucunun kontrolü ya da doğrudan denetimi altında bulunmayan evcil hayvanları,



g) Güçten düşmüş hayvan: Bulaşıcı ve salgın hayvan hastalıkları haricinde yaşlanma, sakatlanma, yaralanma ve hastalanma gibi çeşitli nedenlerle fizikî olarak iş yapabilme yeteneğini kaybetmiş binek ve yük hayvanlarını,



h)Yabani hayvan: Doğada serbest yaşayan evcilleştirilmemiş ve kültüre alınmamış omurgalı ve omurgasız hayvanları,



ı) Ev ve süs hayvanı: İnsan tarafından özellikle evde, işyerlerinde ya da arazisinde özel zevk ve refakat amacıyla muhafaza edilen veya edilmesi tasarlanan bakımı ve sorumluluğu sahiplerince üstlenilen her türlü hayvanı,



j) Kontrollü hayvan: Bir kişi, kuruluş, kurum ya da tüzel kişilik tarafından sahiplenilen, bakımı, aşıları, periyodik sağlık kontrolleri yapılan işaretlenmiş kayıt altındaki ev ve süs hayvanlarını,



k) Hayvan bakımevi: Hayvanların rehabilite edileceği bir tesisi,



l) Deney: Herhangi bir hayvanın acı, eziyet, üzüntü veya uzun süreli hasara neden olacak deneysel ya da diğer bilimsel amaçlarla kullanılmasını,



m) Deney hayvanı: Deneyde kullanılan ya da kullanılacak olan hayvanı,



n) Kesim hayvanı: Gıda amaçlı kesimi yapılan hayvanları,



o) Bakanlık: Çevre ve Orman Bakanlığı'nı,



ifade eder.



İlkeler



MADDE 4. - Hayvanların korunmasına ve rahat yaşamalarına ilişkin temel ilkeler şunlardır:



a) Bütün hayvanlar eşit doğar ve bu Kanun hükümleri çerçevesinde yaşama hakkına sahiptir.



b) Evcil hayvanlar, türüne özgü hayat şartları içinde yaşama özgürlüğüne sahiptir. Sahipsiz hayvanların da, sahipli hayvanlar gibi yaşamları desteklenmelidir.



c) Hayvanların korunması, gözetilmesi, bakımı ve kötü muamelelerden uzak tutulması için gerekli önlemler alınmalıdır.



d) Hiçbir maddî kazanç ve menfaat amacı gütmeksizin, sadece insanî ve vicdanî sorumluluklarla, sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanlara bakan veya bakmak isteyen ve bu Kanunda öngörülen koşulları taşıyan gerçek ve tüzel kişilerin teşviki ve bu kapsamda eşgüdüm sağlanması esastır.



e) Nesli yok olma tehlikesi altında bulunan tür ve bunların yaşama ortamlarının korunması esastır.



f) Yabani hayvanların yaşama ortamlarından koparılmaması, doğada serbestçe yaşayan bir hayvanın yakalanıp özgürlükten yoksun bırakılmaması esastır.



g) Hayvanların korunması ve rahat yaşamalarının sağlanmasında; insanlarla diğer hayvanların hijyen, sağlık ve güvenlikleri de dikkate alınmalıdır.



h) Hayvanların türüne özgü şartlarda bakılması, beslenmesi, barındırılma ve taşınması esastır.



ı) Hayvanları taşıyan ve taşıtanlar onları türüne ve özelliğine uygun ortam ve şartlarda taşımalı, taşıma sırasında beslemeli ve bakımını yapmalıdırlar.



j) Yerel yönetimlerin, gönüllü kuruluşlarla işbirliği içerisinde, sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların korunması için hayvan bakımevleri ve hastaneler kurarak onların bakımlarını ve tedavilerini sağlamaları ve eğitim çalışmaları yapmaları esastır.



k) Kontrolsüz üremeyi önlemek amacıyla, toplu yaşanan yerlerde beslenen ve barındırılan kedi ve köpeklerin sahiplerince kısırlaştırılması esastır. Bununla birlikte, söz konusu hayvanlarını yavrulatmak isteyenler, doğacak yavruları belediyece kayıt altına aldırarak bakmakla ve/veya dağıtımını yapmakla yükümlüdür.



İKİNCİ KISIM



Koruma Tedbirleri



BİRİNCİ BÖLÜM



Hayvanların Sahiplenilmesi, Bakımı ve Korunması



Hayvanların sahiplenilmesi ve bakımı



MADDE 5. - Bir hayvanı, bakımının gerektirdiği yaygın eğitim programına katılarak sahiplenen veya ona bakan kişi, hayvanı barındırmak, hayvanın türüne ve üreme yöntemine uygun olan etolojik ihtiyaçlarını temin etmek, sağlığına dikkat etmek, insan, hayvan ve çevre sağlığı açısından gerekli tüm önlemleri almakla yükümlüdür.



Hayvan sahipleri, sahip oldukları hayvanlardan kaynaklanan çevre kirliliğini ve insanlara verilebilecek zarar ve rahatsızlıkları önleyici tedbirleri almakla yükümlü olup; zamanında ve yeterli seviyede tedbir alınmamasından kaynaklanan zararları tazmin etmek zorundadırlar.



Ev ve süs hayvanı satan kişiler, bu hayvanların bakımı ve korunması ile ilgili olarak yerel yönetimler tarafından düzenlenen eğitim programlarına katılarak sertifika almakla yükümlüdürler.



Ev ve süs hayvanı ve kontrollü hayvanları bulundurma ve sahiplenme şartları, hayvan bakımı konularında verilecek eğitim ile ilgili usul ve esaslar ile sahiplenilerek bakılan hayvanların çevreye verecekleri zarar ve rahatsızlıkları önleyici tedbirler, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile eşgüdüm sağlanmak suretiyle, İçişleri Bakanlığı ve ilgili kuruluşların görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.



Ticarî amaç güdülmeden bilhassa ev ve bahçesi içerisinde bakılan ev ve süs hayvanları sahiplerinin borcundan dolayı haczedilemezler.



Ev ve süs hayvanlarının üretimini ve ticaretini yapanlar, hayvanları sahiplenen ve onu üretmek için seçenler annenin ve yavrularının sağlığını tehlikeye atmamak için gerekli anatomik, fizyolojik ve davranış karakteristikleri ile ilgili önlemleri almakla yükümlüdür.



Ev ve süs hayvanları ile kontrollü hayvanlardan, doğal yaşama ortamlarına tekrar uyum sağlayamayacak durumda olanlar terk edilemez; beslenemeyeceği ve iklimine uyum sağlayamayacağı ortama bırakılamaz. Ancak, yeniden sahiplendirme yapılabilir ya da hayvan bakımevlerine teslim edilebilir.



Sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların korunması



MADDE 6. - Sahipsiz ya da güçten düşmüş hayvanların, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı Zabıtası Kanununda öngörülen durumlar dışında öldürülmeleri yasaktır.



Güçten düşmüş hayvanlar ticarî ve gösteri amaçlı veya herhangi bir şekilde binicilik ve taşımacılık amacıyla çalıştırılamaz.



Sahipsiz hayvanların korunması, bakılması ve gözetimi için yürürlükteki mevzuat hükümleri çerçevesinde, yerel yönetimler yetki ve sorumluluklarına ilişkin düzenlemeler ile çevreye olabilecek olumsuz etkilerini gidermeye yönelik tedbirler, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı ile eşgüdüm sağlanarak, diğer ilgili kuruluşların da görüşü alınmak suretiyle Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.



Sahipsiz veya güçten düşmüş hayvanların en hızlı şekilde yerel yönetimlerce kurulan veya izin verilen hayvan bakımevlerine götürülmesi zorunludur. Bu hayvanların öncelikle söz konusu merkezlerde oluşturulacak müşahede yerlerinde tutulması sağlanır. Müşahede yerlerinde kısırlaştırılan, aşılanan ve rehabilite edilen hayvanların kaydedildikten sonra öncelikle alındıkları ortama bırakılmaları esastır.



Sahipsiz veya güçten düşmüş hayvanların toplatılması ve hayvan bakımevlerinin çalışma usul ve esasları, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. Hayvan bakımevleri ve hastanelerin kurulması amacıyla Hazineye ait araziler öncelikle tahsis edilir. Amacı dışında kullanıldığı tespit edilen arazilerin tahsisi iptal edilir.



Hiçbir kazanç ve menfaat sağlamamak kaydıyla sadece insanî ve vicdanî amaçlarla sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanlara bakan veya bakmak isteyen ve bu Kanunda öngörülen şartları taşıyan gerçek ve tüzel kişilere; belediyeler, orman idareleri, Maliye Bakanlığı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından, mülkiyeti idarelerde kalmak koşuluyla arazi ve buna ait binalar ve demirbaşlar tahsis edilebilir. Tahsis edilen arazilerin üzerinde amaca uygun tesisler ilgili Bakanlığın/İdarenin izni ile yapılır.



İKİNCİ BÖLÜM



Hayvanlara Müdahaleler



Cerrahi müdahaleler



MADDE 7. - Hayvanlara tıbbî ve cerrahi müdahaleler sadece veteriner hekimler tarafından yapılır.



Kontrolsüz üremenin önlenmesi için, hayvanlara acı vermeden kısırlaştırma müdahaleleri yapılır.



Yasak müdahaleler



MADDE 8. - Bir hayvan neslini yok edecek her türlü müdahale yasaktır.



Hayvanların, yaşadıkları sürece, tıbbî amaçlar dışında organ veya dokularının tümü ya da bir bölümü çıkarılıp alınamaz veya tahrip edilemez.



Ev ve süs hayvanının dış görünüşünü değiştirmeye yönelik veya diğer tedavi edici olmayan kuyruk ve kulak kesilmesi, ses tellerinin alınması ve tırnak ve dişlerinin sökülmesine yönelik cerrahi müdahale yapılması yasaktır. Ancak bu yasaklamalara; bir veteriner hekimin, veteriner hekimliği uygulamaları ile ilgili tıbbî sebepler veya özel bir hayvanın yararı için gerektiğinde tedavi edici olmayan müdahaleyi gerekli görmesi veya üremenin önlenmesi durumlarında izin verilebilir.



Bir hayvana tıbbî amaçlar dışında, onun türüne ve etolojik özelliklerine aykırı hale getirecek şekilde ve dozda hormon ve ilaç vermek, çeşitli maddelerle doping yapmak, hayvanların türlerine has davranış ve fizikî özelliklerini yapay yöntemlerle değiştirmek yasaktır.



Hayvan deneyleri



MADDE 9. - Hayvanlar, bilimsel olmayan teşhis, tedavi ve deneylerde kullanılamazlar.



Tıbbî ve bilimsel deneylerin uygulanması ve deneylerin hayvanları koruyacak şekilde yapılması ve deneylerde kullanılacak hayvanların uygun biçimde bakılması ve barındırılması esastır.



Başkaca bir seçenek olmaması halinde, hayvanlar bilimsel çalışmalarda deney hayvanı olarak kullanılabilir.



Hayvan deneyi yapan kurum ve kuruluşlarda bu deneylerin yapılmasına kendi bünyelerinde kurulmuş ve kurulacak etik kurullar yoluyla izin verilir.



Etik kurulların kuruluşu, çalışma usul ve esasları, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı'nın ve ilgili kuruluşların görüşleri alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.



Deney hayvanlarının yetiştirilmesi, beslenmesi, barındırılması, bakılması, deney hayvanı besleyen, tedarik eden ve kullanıcı işletmelerin tescil edilmesi, çalışan personelin nitelikleri, tutulacak kayıtlar, ne tür hayvanların yetiştirileceği ve deney hayvanı besleyen, tedarik eden ve kullanıcı işletmelerin uyacağı esaslar Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.



ÜÇÜNCÜ BÖLÜM



Hayvanların Ticareti ve Eğitilmesi



Hayvanların ticareti



MADDE 10. - Satılırken; hayvanların sağlıklarının iyi, barındırıldıkları yerin temiz ve sağlık şartlarına uygun olması zorunludur.



Çiftlik hayvanlarının bakımı, beslenmesi, nakliyesi ve kesimi esnasında hayvanların refahı ve güvenliğinin sağlanması hususundaki düzenlemeler Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.



Yabani hayvanların ticaretine ilişkin düzenlemeler Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.



Ev ve süs hayvanlarının üretimini ve ticaretini yapanlar, annenin ve yavrularının sağlığını tehlikeye atmamak için gerekli anatomik, fizyolojik ve davranış karakteristikleri ile ilgili önlemleri almakla yükümlüdür.



Hayvanların ticarî amaçla film çekimi ve reklam için kullanılması ile ilgili hususlar izne tâbidir. Bu izne ait usul ve esaslar ilgili kuruluşların görüşü alınarak Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.



Bir hayvan; acı, ıstırap ya da zarar görecek şekilde, film çekimi, gösteri, reklam ve benzeri işler için kullanılamaz.



Deney hayvanlarının ithalat ve ihracatı izne tâbidir. Bu izin, Bakanlığın görüşü alınarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca verilir.



Hasta, sakat ve yaşlı durumda bulunan veya iyileşemeyecek derecede ağrısı veya acısı olan bir hayvanı usulüne uygun kesmek ya da ağrısız öldürme amacından başka bir amaçla birine devretmek, satmak veya almak yasaktır.



Eğitim



MADDE 11. - Hayvanlar, doğal kapasitesini veya gücünü aşacak şekilde veya yaralanmasına, gereksiz acı çekmesine, kötü alışkanlıklara özendirilmesine neden olacak yöntemlerle eğitilemez.



Hayvanları başka bir canlı hayvanla dövüştürmek yasaktır. Folklorik amaca yönelik, şiddet içermeyen geleneksel gösteriler, Bakanlığın uygun görüşü alınarak il hayvanları koruma kurullarından izin alınmak suretiyle düzenlenebilir.



DÖRDÜNCÜ BÖLÜM



Hayvanların Kesimi, Öldürülmesi ve Yasaklar



Hayvanların kesimi



MADDE 12. - Hayvanların kesilmesi; dini kuralların gerektirdiği özel koşullar dikkate alınarak hayvanı korkutmadan, ürkütmeden, en az acı verecek şekilde, hijyenik kurallara uyularak ve usulüne uygun olarak bir anda yapılır. Hayvanların kesiminin ehliyetli kişilerce yapılması sağlanır.



Dini amaçla kurban kesmek isteyenlerin kurbanlarını dini hükümlere, sağlık şartlarına, çevre temizliğine uygun olarak, hayvana en az acı verecek şekilde bir anda kesimi, kesim yerleri, ehliyetli kesim yapacak kişiler ve ilgili diğer hususlar Bakanlık, kurum ve kuruluşların görüşü alınarak, Diyanet İşleri Başkanlığının bağlı olduğu Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.



Hayvanların öldürülmesi



MADDE 13. - Kanunî istisnalar ile tıbbî ve bilimsel gerekçeler ve gıda amaçlı olmayan, insan ve çevre sağlığına yönelen önlenemez tehditler bulunan acil durumlar dışında yavrulama, gebelik ve süt anneliği dönemlerinde hayvanlar öldürülemez.



Öldürme işleminden sorumlu kişi ve kuruluşlar, hayvanın kesin olarak öldüğünden emin olunduktan sonra, hayvanın ölüsünü usulüne uygun olarak bertaraf etmek veya ettirmekle yükümlüdürler. Öldürme esas ve usulleri Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.



Yasaklar



MADDE 14. - Hayvanlarla ilgili yasaklar şunlardır:



a) Hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak, dövmek, aç ve susuz bırakmak, aşırı soğuğa ve sıcağa maruz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek, fiziksel ve psikolojik acı çektirmek.



b) Hayvanları, gücünü aştığı açıkça görülen fiillere zorlamak.



c) Hayvan bakımı eğitimi almamış kişilerce ev ve süs hayvanı satmak.



d) Ev ve süs hayvanlarını onaltı yaşından küçüklere satmak.



e) Hayvanların kesin olarak öldüğü anlaşılmadan, vücutlarına müdahalelerde bulunmak.



f) Kesim hayvanları ve 4915 sayılı Kanun çerçevesinde avlanmasına ve özel üretim çiftliklerinde kesim hayvanı olarak üretimine izin verilen av hayvanları ile ticarete konu yabani hayvanlar dışındaki hayvanları, et ihtiyacı amacıyla kesip ya da öldürüp piyasaya sürmek.



g) Kesim için yetiştirilmiş hayvanlar dışındaki hayvanları ödül, ikramiye ya da prim olarak dağıtmak.



h) Tıbbî gerekçeler hariç hayvanlara ya da onların ana karnındaki yavrularına veya havyar üretimi hariç yumurtalarına zarar verebilecek sunî müdahaleler yapmak, yabancı maddeler vermek.



ı) Hayvanları hasta, gebelik süresinin 2/3’ünü tamamlamış gebe ve yeni ana iken çalıştırmak, uygun olmayan koşullarda barındırmak.



j) Hayvanlarla cinsel ilişkide bulunmak, işkence yapmak.



k) Sağlık nedenleri ile gerekli olmadıkça bir hayvana zor kullanarak yem yedirmek, acı, ıstırap ya da zarar veren yiyecekler ile alkollü içki, sigara, uyuşturucu ve bunun gibi bağımlılık yapan yiyecek veya içecekler vermek.



l) Pitbull Terrier, Japanese Tosa gibi tehlike arz eden hayvanları üretmek; sahiplendirilmesini, ülkemize girişini, satışını ve reklamını yapmak; takas etmek, sergilemek ve hediye etmek.



ÜÇÜNCÜ KISIM



Hayvan Koruma Yönetimi



BİRİNCİ BÖLÜM



Mahallî Hayvan Koruma Kurulları Teşkilât, Görev ve Sorumluluklar



İl hayvanları koruma kurulu



MADDE 15. - Her ilde il hayvanları koruma kurulu, valinin başkanlığında, sadece hayvanların korunması ve mevcut sorunlar ile çözümlerine yönelik olmak üzere toplanır.



Bu toplantılara;



a) Büyükşehir belediyesi olan illerde büyükşehir belediye başkanları, büyükşehire bağlı ilçe belediye başkanları, büyükşehir olmayan illerde belediye başkanları,



b) İl Çevre ve Orman Müdürü,



c) İl Tarım Müdürü,



d) İl Sağlık Müdürü,



e) İl Millî Eğitim Müdürü,



f) İl Müftüsü,



g) Belediyelerin Veteriner İşleri Müdürü,



h) Veteriner fakülteleri olan yerlerde fakülte temsilcisi,



ı) Münhasıran hayvanları koruma ile ilgili faaliyet gösteren gönüllü kuruluşlardan valilik takdiri ile seçilecek en çok iki temsilci,



j) İl veya bölge Veteriner Hekimler Odası'ndan bir temsilci,



katılır.



Kurul başkanı gerekli gördüğü durumlarda konuyla ilgili olarak diğer kurum ve kuruluşlardan yetkili isteyebilir.



İl hayvan koruma kurulu sekretaryasını, İl Çevre ve Orman Müdürlüğü yürütür. Kurul, çalışmalarının sonucunu, önemli politika, strateji, uygulama, inceleme ve görüşleri Bakanlığa bildirir. İllerde temsilciliği bulunmayan kuruluş var ise il hayvan koruma kurulları diğer üyelerden oluşur. Kurul, kurul başkanı tarafından toplantıya çağrılır.



İl hayvan koruma kurulunun çalışma esas ve usulleri Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.



İl hayvanları koruma kurulunun görevleri



MADDE 16. - Hayvanları Koruma Kurulu münhasıran hayvanların korunması, sorunların tespiti ve çözümlerini karara bağlamak üzere; av ve yaban hayvanlarının ve yaşama alanlarının korunması ve avcılığın düzenlenmesi hususlarında alınmış olan Merkez Av Komisyonu kararlarını göz önünde bulundurarak;



a) Hayvanların korunması ve kullanılmasında onların yasal temsilciliği niteliği ile bu Kanunda belirtilen görevleri yerine getirmek,



b) İl sınırları içinde hayvanların korunmasına ilişkin sorunları belirleyip, koruma sorunlarının çözüm tekliflerini içeren yıllık, beş yıllık ve on yıllık plân ve projeler yapmak, yıllık hedef raporları hazırlayıp Bakanlığın uygun görüşüne sunmak, Bakanlığın olumlu görüşünü alarak hayvanların korunması amacıyla her türlü önlemi almak,



c) Hazırlanan uygulama programlarının uygulanmasını sağlamak ve sonuçtan Bakanlığa bilgi vermek,



d) Hayvanların korunması ile ilgili olarak çeşitli kişi, kurum ve kuruluşların il düzeyindeki faaliyetlerini izlemek, yönlendirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak,



e) İlde kurulacak olan hayvan bakımevleri ve hayvan hastanelerini desteklemek, geliştirmek ve gerekli önlemleri almak,



f) Yerel hayvan koruma gönüllülerinin müracaatlarını değerlendirmek,



g) Hayvan sevgisi, korunması ve yaşatılması ile ilgili eğitici faaliyetler düzenlemek,



j) Bu Kanuna göre çıkarılacak mevzuatla verilecek görevleri yapmak,



İle görevli ve yükümlüdür.



İKİNCİ BÖLÜM



Denetim ve Hayvan Koruma Gönüllüleri



Denetim



MADDE 17. - Bu Kanun hükümlerine uyulup uyulmadığını denetleme yetkisi Bakanlığa aittir. Gerektiğinde bu yetki Bakanlıkça mahallin en büyük mülkî amirine yetki devri suretiyle devredilebilir.



Denetim elemanlarının nitelikleri ve denetime ilişkin usul ve esaslar ile kayıt ve izleme sistemi kurma, bildirim yükümlülüğü ile bunları verecekler hakkındaki usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.



Yerel yönetimler, ev ve süs hayvanları ile sahipsiz hayvanların kayıt altına alınması ile ilgili işlemleri yapmakla yükümlüdürler.



Yerel hayvan koruma görevlilerinin sorumlulukları



MADDE 18. - Özellikle kedi ve köpekler gibi sahipsiz hayvanların kendi mekânlarında, bulundukları bölge ve mahallerde yaşamaları sorumluluğunu üstlenen gönüllü kişilere yerel hayvan koruma görevlisi adı verilir. Bu görevliler, hayvan koruma dernek ve vakıflarına üye ya da bu konuda faydalı hizmetler yapmış kişiler arasından il hayvan koruma kurulu tarafından her yıl için seçilir. Yerel hayvan koruma görevlileri görev anında belgelerini taşımak zorundadır ve bu belgelerin her yıl yenilenmesi gerekir. Olumsuz faaliyetleri tespit edilen kişilerin belgeleri iptal edilir. Yerel hayvan görevlilerinin görev ve sorumluluklarına, bu kişilere verilecek belgelere, bu belgelerin iptaline ve verilecek eğitime ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.



Yerel hayvan koruma görevlileri; bölge ve mahallerindeki, öncelikle köpekler ve kediler olmak üzere, sahipsiz hayvanların bakımları, aşılarının yapılması, aşılı hayvanların markalanması ve kayıtlarının tutulmasının sağlanması, kısırlaştırılması, saldırgan olanların eğitilmesi ve sahiplendirilmelerinin yapılması için yerel yönetimler tarafından kurulan hayvan bakımevlerine gönderilmesi gibi yapılan tüm faaliyetleri yerel yönetimler ile eşgüdümlü olarak yaparlar.



ÜÇÜNCÜ BÖLÜM



Hayvanların Korunmasının Desteklenmesi



Mali destek



MADDE 19. - Ev ve süs hayvanlarının korunması amacıyla bakımevleri ve hastaneler kurmak; buralarda bakım, rehabilitasyon, aşılama ve kısırlaştırma gibi faaliyetleri yürütmek için, başta yerel yönetimler olmak üzere diğer ilgili kurum ve kuruluşlara Bakanlıkça uygun görülen miktarlarda mali destek sağlanır. Bu amaçla Bakanlık bütçesine gerekli ödenek konulur. Bu ödeneğin kullanımına ilişkin esas ve usuller, Maliye Bakanlığı'nın olumlu görüşü alınmak suretiyle Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.



DÖRDÜNCÜ BÖLÜM



Diğer Hükümler



Eğitici yayınlar



MADDE 20. - Hayvanların korunması ve refahı amacıyla; yaygın ve örgün eğitime yönelik programların yapılması, radyo ve televizyon programlarında bu konuya yer verilmesi esastır. Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu ile özel televizyon kanallarına ait televizyon programlarında ayda en az iki saat, özel radyo kanallarının programlarında ise ayda en az yarım saat eğitici yayınların yapılması zorunludur. Bu yayınların % 20'sinin izlenme ve dinlenme oranı en yüksek saatlerde yapılması esastır. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu görev alanına giren hususlarda bu maddenin takibi ile yükümlüdür.



Trafik kazaları



MADDE 21. - Bir hayvana çarpan ve ona zarar veren sürücü, onu en yakın veteriner hekim ya da tedavi ünitesine götürmek veya götürülmesini sağlamak zorundadır.



Hayvanat bahçeleri



MADDE 22. - İşletme sahipleri ve belediyeler hayvanat bahçelerini, doğal yaşama ortamına en uygun şekilde tanzim etmekle ve ettirmekle yükümlüdürler. Hayvanat bahçelerinin kuruluşu ile çalışma usul ve esasları Tarım ve Köyişleri Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.



Yasak ve izinler



MADDE 23. - Bu Kanun kapsamında olan ev ve süs hayvanlarının ticaretinin yapılması, ithalatı ve ihracatı ile her ne şekilde olursa olsun, ülkeden çıkarılması ve sokulması ile ilgili her türlü izin ve işlemlerde Bakanlığın görüşü alınmak kaydıyla Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yetkilidir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın ilgili birimlerince, yıl içinde yapılan ithalat ve ihracat ile ilgili bilgiler Bakanlığa bildirilir.



Koruma altına alma



MADDE 24. - Bu Kanunun hayvanları korumaya yönelik hükümlerine aykırı hareket eden ve bu suretle bulundurduğu hayvanların bakımını ciddi şekilde ihmal eden ya da onlara ağrı, acı veya zarar veren kişilerin denetimle yetkili merci tarafından hayvan bulundurması yasaklanır ve hayvanlarına el konulur. Söz konusu hayvan yeniden sahiplendirilir ya da koruma altına alınır.



DÖRDÜNCÜ KISIM



Cezai Hükümler



BİRİNCİ BÖLÜM



İdari Para Cezası Verme Yetkisi, Cezalar, Ödeme Süresi, Tahsil ve İtiraz



İdarî para cezası verme yetkisi



MADDE 25. - Bu Kanunda öngörülen idarî para cezaları bu Kanunun 17 nci maddesinde belirtilen denetime yetkili merci tarafından verilir.



İdari para cezalarına itiraz



MADDE 26. - KALDIDILDI



MADDE 27. - KALDIRILDI



Cezalar



MADDE 28. - Bu Kanun hükümlerine aykırı davrananlara aşağıdaki cezalar verilir:



24/6/2004 tarihli ve 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununun 28 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

İdarî para cezaları

MADDE 28- Bu Kanun hükümlerine aykırı davrananlara aşağıdaki cezalar verilir:

a) 4 üncü maddenin (k) bendinin ikinci cümlesi hükmüne aykırı davrananlara, hayvan başına üçyüz Türk Lirası idarî para cezası.

b) 5 inci maddenin birinci, ikinci, üçüncü ve altıncı fıkralarında öngörülen hayvanların sahiplenilmesi ve bakımı ile ilgili yasaklara ve yükümlülüklere uymayan ve alınması gereken önlemleri almayanlara hayvan başına altmış Türk Lirası; yedinci fıkrasında öngörülen yükümlülük ve yasaklara uymayanlara hayvan başına ikiyüz Türk Lirası idarî para cezası.

c) 6 ncı maddenin birinci fıkrasına aykırı hareket edenlere hayvan başına altıyüz Türk Lirası idarî para cezası.

d) 7 nci maddede yazılan cerrahi amaçlı müdahaleler ile ilgili hükümlere aykırı davrananlara hayvan başına ikiyüz Türk Lirası idarî para cezası.

e) 8 inci maddenin birinci fıkrasında yazılı, bir hayvan neslini yok edecek müdahalede bulunanlara hayvan başına onbin Türk Lirası; ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarına uymayanlara hayvan başına binikiyüz Türk Lirası idarî para cezası.

f) 9 uncu maddede ve çıkarılacak yönetmeliklerinde belirtilen hususlara uymayanlara hayvan başına üçyüz Türk Lirası; yetkisi olmadığı hâlde hayvan deneyi yapanlara hayvan başına binikiyüz Türk Lirası idarî para cezası.

g) 10 uncu maddede belirtilen hayvan ticareti izni almayanlara ve bu konudaki yasaklara ve yönetmelik hükümlerine aykırı davrananlara bin Türk Lirası idarî para cezası.

h) 11 inci maddenin birinci fıkrasındaki eğitim ile ilgili yasaklara aykırı davrananlara binbeşyüz Türk Lirası; ikinci fıkrasına aykırı davrananlara hayvan başına binbeşyüz Türk Lirası idarî para cezası.

ı) 12 nci maddenin birinci fıkrasına aykırı hareket edenlere hayvan başına altıyüz Türk Lirası; ikinci fıkrasına aykırı hareket edenlere hayvan başına binbeşyüz Türk Lirası idarî para cezası.

j) 13 üncü madde hükümlerine aykırı davrananlara, öldürülen hayvan başına altıyüz Türk Lirası; aykırı davranışların işletmelerce gösterilmesi hâlinde öldürülen hayvan başına binbeşyüz Türk Lirası idarî para cezası.

k) 14 üncü maddenin (a), (b), (c), (d), (e), (g), (h), (ı), (j) ve (k) bentlerine aykırı davrananlara üçyüz Türk Lirası; (f) ve (l) bentlerine aykırı davrananlara hayvan başına üçbin Türk Lirası idarî para cezası verilir. Kesilmiş ve canlı hayvanlara elkonulur.

l) RTÜK’ün takibi sonucunda 20 nci maddeye aykırı hareket ettiği tespit edilen ulusal radyo ve televizyon kurum ve kuruluşlarına maddenin ihlal edildiği her ay için altıbin Türk Lirası idarî para cezası.

m) 21 inci maddeye aykırı hareket edenlere hayvan başına üçyüz Türk Lirası idarî para cezası.

n) 22 nci maddeye uymayanlara, hayvanat bahçelerinde kötü şartlarda barındırdıkları hayvan başına yediyüz Türk Lirası idarî para cezası.

o) 23 üncü maddeye aykırı hareket edenlere hayvan başına üçbin Türk Lirası idarî para cezası.

Bu maddenin (b) bendinde atıfta bulunulan 5 inci maddenin birinci, ikinci ve beşinci fıkraları ile (o) bendi dışında kalan fiillerin, veteriner hekim, veteriner sağlık teknisyeni, hayvan koruma gönüllüsü, hayvan koruma derneği üyeleri, hayvan koruma vakfı üyeleri, hayvan toplama, gözetim altına alma, bakma, koruma ile görevlendirilmiş olan kişilerce işlenmesi hâlinde verilecek ceza iki kat artırılarak uygulanır.”



Bu maddede yazılı idarî para cezaları, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, o yıl için 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır.



BEŞİNCİ KISIM



Çeşitli, Son ve Geçici Hükümler



BİRİNCİ BÖLÜM



Çeşitli Hükümler



Birden fazla hükmün ihlâli



MADDE 29. - KALDIRILDI



Fiillerin tekrarı



MADDE 30. - Bu Kanunda, ceza hükmü altına alınmış fiillerin tekrarı halinde para cezaları bir kat, daha fazla tekrarı halinde üç kat artırılarak verilir.



İKİNCİ BÖLÜM



Son ve Geçici Hükümler



Saklı hükümler



MADDE 31. - 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu, 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu, 4631 sayılı Hayvan Islahı Kanunu ile 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu hükümleri saklıdır.



GEÇİCİ MADDE 1. - Bu Kanunun 14 üncü maddesinin (l) bendinde belirtilen hayvanlardan, yurda bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce sokulmuş olanların sahipleri; üç ay içerisinde hayvan koruma kurullarına bildirimde bulunarak bunları kayıt altına aldırmak; altı ay içerisinde kısırlaştırarak kısırlaştırıldıklarına ilişkin belgeleri il hayvan koruma kurullarına teslim etmek zorundadırlar.



GEÇİCİ MADDE 2. - Bu Kanun gereğince çıkarılması gerekli bulunan yönetmelikler, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde hazırlanır.



Yürürlük



MADDE 32. - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.



Yürütme



MADDE 33. - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

8 yıllık mücadelemizin ilk adımı sonuçlandı: Bodrum Yunus Parkı'nın ruhsatı iptal edildi!

Muğla'nın Bodrum ilçesinde faaliyet gösteren yunus parkının kapatılması için ikinci kez eylem ve basın açıklaması yapıldı. Yazar Buket Uzuner ve Yunuslara Özgürlük Platformu tarafından, Bodrum Yunus Parkı’nın kapatılması ve esaret altında tutulan hayvanların koruma altına alınması için change.org/bodrumyunusparkinahayir adresinde toplanan 85 binden fazla imza Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras’a teslim edildi.

29 Ağustos 2019, Bodrum/İstanbul – Yazar Buket Uzuner ve Yunuslara Özgürlük Platformu tarafından, Bodrum Yunus Parkı’nın kapatılması için change.org/bodrumyunusparkinahayir adresinde toplanan 85 binden fazla imza Bodrum Kent Konseyi ve bileşenlerinin de katılımıyla Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras’a teslim edildi. 

2014’ten beri sürdürülen imza kampanyası bu denli büyük kitleye çok önemli yerel destekçileri sayesinde ulaştı. İmza teslimi için belediye binası önünde toplanan sivil toplum kuruluşları ve destekçiler, ellerinde "Bodrum'da yunus parkı istemiyoruz", "Havuzlardan okyanuslara, yunuslara özgürlük", "Yunuslara özgürlük için şimdi sıra Bodrum'da" yazılı pankartlar açtı. Çocuklar ise hazırladıkları pankartlar ve kartondan yaptıkları özgür yunuslarla kendi mesajlarını iletti. 

“Yunus gösteri merkezi ruhsatını iptal ettim” 

85 bini aşkın imzayı makamında teslim alan Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras, “Bu imza toplanmaya başlanmadan önce dahi bu konu gündemdeydi. Bana bir dosya halinde sunulmuştu. Biz de tabii hukukçularımıza incelettik. Aslında içkili lokanta faaliyetinin yanında yunus gösteri merkezi diye bir tali faaliyet konusunun yasal olarak belediye tarafından konulamayacağına hükmetti hukukçularımız. Ve ben de ruhsatın iptalini sağladım. Çünkü yunus gösteri merkezi ruhsatı vermek bizim işimiz değil. Belediye denetleyemeyeceği hiçbir faaliyete ruhsat veremez. Bu yüzden biz de onu oradan kaldırdık. Şimdi sadece içkili lokanta olarak devam edecek” dedi. Aras, yunusların durumunun Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yetki alanında olduğunu belirtti. 

İnsan tabiatın efendisi değil, sadece bir parçasıdır.

İmza tesliminden sonra belediye binası önünde düzenlenen basın açıklamasında konuşan Buket Uzuner, “2014’te yine aynı meydanda Bodrumlularla birlikte ilk eylemimizi yapmış, binlerce destekçimizin talebini dönemin belediye başkanına iletmiştik, fakat hiçbir yanıt alamamıştık. Bu kez elbirliğiyle sesimizi duyurduk. İmzalarımızı teslim alan Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras, Bodrum Yunus Parkı’nın ruhsatını iptal ettiğini duyurdu. Bundan sonraki süreçte parktaki hayvanlar gösteri yapmayacak, çalıştırılmayacak. Şimdi, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın bir an önce harekete geçmesini, parktaki hayvanları koruma altına almasını ve mümkünse rehabilitasyonunu sağlamak için acilen devreye girmesini bekliyoruz. Anlamamız gerekiyor ki, insan tabiatın efendisi değil, sadece bir parçasıdır. Bugün dünyada yaşamaya başladığımız iklim değişikliğine bağlı felaketler bizi yüzyıllardır unuttuğumuz bu kadim insanlık bilgisini hemen şimdi ve acilen hatırlamaya zorluyor. İşte yunusların özgürlüğü için verdiğimiz bu mücadele, tüm canların hak ve özgürlüklerini temsil eden sivil bir girişimdir. Bu doğrultuda, Güvercinlik’teki Bodrum Yunus Parkı’nın ruhsatının iptal edilmesini sağlayan da bu bakış açısıdır. Şimdi, yunusların hür ve sağlıklı olması için sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız” dedi. 

2011’den bu yana Bodrum’daki yunus parkının kapatılması için çalışan Yunuslara Özgürlük Platformu’ndan Öykü Yağcı, “İçkili lokanta ruhsatıyla yunus gösterisi ve yunusla terapi yaptıran bu işletmedeki hayvan hakları ihlallerine daha fazla göz yumulmadığını görmek umut verici. Şimdi sıra, hayvanları koruma altına alma yetkisine sahip olan Tarım ve Orman Bakanlığı’nda. Fethiye ve Kaş’taki parklar uzun süreli toplu mücadelemiz sonucunda kapatıldı. Yunusları ve diğer hayvanları esir eden Bodrum’daki gösteri merkezinin ruhsatının bugün iptal edilmesi, esaret karşıtı bilincin yaygınlaşmasına yardımcı olacak. Bodrumlular, Bodrum Kent Konseyi bileşenleri ve Yaban Hayatı Eylem Grubu’nun yasal süreçteki katkılarıyla etkisini artırdığımız bu mücadeleye uluslararası bir destek de geldi. Hayatını yunusları korumaya adayan hayvan hakları aktivisti Richard O’Barry, belediye başkanına gönderdiği mektupla talebimizi yineledi. Bodrum Belediyesi’nin ruhsat iptalini gerçekleştirmesinin, TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu’na Türkiye’deki tüm gösteri merkezlerinin kapatılması için örnek teşkil edeceğini düşünüyoruz.’’ 

Bodrum Kent Konseyi Başkanı Arif Yılmaz da, “Turizm daha düzenli, sürdürülebilir ve kaliteli bir şekilde de yapılabilir. Esir hayvanlarla yapılacak bir turizm Bodrum turizmini bir adım daha ileri götürmez. Bodrum’un ilerisi için koyduğu hedef, ki bunu başkanımız da destekliyor, doğayı tüketmeden, canlılara saygılı, kalkınırken yaşamı da koruyan sürdürülebilir bir Bodrum turizmine ulaşmak. Bu hedefe varması için biz de kendisini sonuna kadar destekleyeceğiz’’ dedi.

A Fall from Freedom: Filmin tamamını izlemek isteyenlere

Tutsak yunus ve balina endüstrisinin perde arkası...

"Free Willy" Keiko'nun uzun yıllar süren tutsaklığından, esaretin yarattığı anormal stres sonucu insan ölümlerine yol açan Tilikum'un öyküsüne, Japonya'daki vahşi yunus avının, The Cove'da bile görülmemiş görüntülerinden, İzlanda, Kanada ve ABD sularında sürdürülen zalim balina avına kadar, bugüne kadar hiç görmediğiniz sahnelerle karşılacaksınız.

Belgeselde, bilim insanlarının uzman görüşleri, gösteri merkezi çalışanlarının her türlü tezini çürütüyor, endüstrinin acımasız ve yasadışı yönleri, arşiv görütülerinin ve gizli çekimlerin tüm gerçekliğiyle perde arkasına görmemiş olanlara aktarılıyor.

* Bazı av sahnelerinin, çocukların izlemesi açısından sakıncalı olduğunu düşünüyoruz.

Kaynak/Source: EarthViews Productions

İlgili Video: 
See video

ABD'nin en büyük sirki Ringling Bros. fil gösterilerini sonlandırıyor AMA...

Hala umut var...

-Hala umut var... (Ringling fillerden vazgeçiyor)

145 yıl sonra fil gösterilerini 2018'de sonlandıracağını duyuran ve "emekli etmeyi" planladığı 13 fili Florida'daki Fil Koruma Sahası'na göndereceğini açıklayan ABD'nin en eski ve en büyük sirklerinden biri olan Ringling Bros., bu kararın alınmasına, uzun süredir aile içindeki uyuşmazlık ve tartışmaları gerekçe gösterdi.

Diğer hayvanlı sirkler gibi, direnç kırmak ve itaate zorlamak amacıyla bunca yıl eğitimler sırasında kancalı sopa, elektroşok ve iple bağlama gibi acımasız yöntemlerle hayvanlara sistematik işkence uygulayan, fotoğraf ve video görüntüleri dünya çapında infial yaratan Ringling Bros., yöneticilerinden Kenneth Feld aracılığıyla hayvan hakları aktivistlerinin bu kararda rolü olmadığı konusunda ısrar ediyor ve esaret endüstrisinin maske olarak kullandığı arsız ve ikiyüzlü söylemlerini şu cümleyle sürdürüyor: "Asya fillerinin korunmasına yönelik en büyük kaynaklardan birini sağlıyoruz."

Aslında işin ucunda kamuoyu beklentilerinin farklılaşması, kötü bir halkla ilişkiler imajı, dünya çapında yasal düzenlemelerin artışı ve nihayetinde maddi kayıp var. Zaman içinde izleyici taleplerinin değiştiğini ve sirk karşıtı mevzuatın tur programlarını olumsuz etkilediğini açıklamak durumunda kalan Feld., yasalara karşı savaşmanın ve dava peşinde koşmanın kendilerine pahalıya patladığını belirtti.

Yani asıl nedenin, dünya çapındaki yaygın protestolar, bu boykotlar sonucu kamuoyunun artan farkındalığı ve hayvanlı sirklere karşı sayıları her geçen gün artan yasal mevzuat olduğu ortaya çıktı. 

Her ne kadar gazeteler ve sivil toplum kuruluşları bunu büyük bir başarı ve "fedakarlık" olarak lanse etse de, gerçekler pek de öyle değil gibi. Çünkü etik gerekçelerle bu kararı almadığı çok net olan Ringling Bros., 1870 yılından bu yana gösterilerinde kullandığı filleri bir kenara ayırıp yoluna aslan, kaplan, köpek, deve ve keçi gibi hayvanlarla devam edecek. 

Yani zaman içinde ve zorla Ringling Bros.'un sembolü haline getirilen fillerin yerini başka hayvanlar alacak ve sirk sömürüsü tüm vahşetiyle devam edecek. Ta ki çocuklarını hayvanlı sirklere götürmek isteyecek tek bir aile bile kalmayana dek... Ta ki hayvanlı sirkler belediyeler, eyaletler ve ülkeler nezdinde, yabani/evcil hayvan ayırt etmeksizin tüm hayvanları kapsayacak şekilde bütünüyle yasaklanana dek... 

Bu süreçte unutmamamız gereken bir şey varsa o da, insanların hayvanların efendisi olmadığı gerçeğidir.

Tüm kafesler boşalana kadar!

Yunuslara Özgürlük Platformu, 7 Mart 2015

 

Kaynaklar

ABCNews

NetGeo

Hayvan Özgürlüğü Çevirileri

 

Ek bağlantılar

Hayvanlı sirklerin perde arkasındaki işkence - 60 sn (video)

Ringling Bros. Gerçeği - Ringling Beats Animals

Ringling Bros. sirkindeki zulme dair diğer videolar 

Öykü Yağcı - Norm Olarak Esaret 

Dicle Ürünay - Esaretten Gelen Kahkaha: Hayvan Sirkleri

Yasemin Yıldız Avdan (çeviri) - Sirkler: Üç Çemberli Zulüm

 
10
İlgili Video: 
See video

AKUT neden yunus parkından sponsorluk alıyor?

10.04.2016 - Yaklaşık iki hafta önce Facebook'taki Yunus Parkları Kapatılsın sayfamıza gelen bir mesajla Türkiye'nin en başarılı arama-kurtarma ekiplerinden ve sivil toplum kuruluşlarından biri olan AKUT'un Kuşadası'ndaki bir yunus parkından araç desteği için sponsorluk aldığını öğrendik. Takipçimizin kendi profili üzerinden AKUT Kuşadası ekibine ve AKUT Kurucu Üyesi/Yönetim Kurulu Başkanı Nasuh Mahruki'ye yazdığı son derece duyarlı ve samimi mektuba bir AKUT üyesi tarafından verilen beklenmedik yanıtları gördükten sonra ise, sayfamızda konuyla ilgili herhangi bir paylaşım yapmadan önce bizzat AKUT'a ve Nasuh Mahruki'ye ulaşıp kendilerini haberdar olmadıklarını tahmin ettiğimiz esaret endüstrisi ve hayvan ticaretiyle ilgili bilgilendirmek, bu tesislerin perde arkasına dair sunduğumuz somut belgeler doğrultusunda bu çelişkili sponsorluğun devamı hakkındaki görüşlerini öğrenmek istedik. Fakat bir hafta boyunca kendilerinden yanıt alamadık. 

Şu anda "yapılan her bağış bir 'cana' dokunmak adına" sloganıyla yola çıkan AKUT'un, bir değil, binlerce "can"ın özgürlüğüne ve hayatına mal olan kanlı bir endüstrinin maddi desteğini kabul etmesini üzüntü ve şaşkınlıkla karşılarken, aynı zamanda hayat kurtarma hedefiyle yola çıkan gönüllü bir oluşumun, bağış kaynağının ne denli etik olduğunu sorgulayanlara, bu konudaki endişelerini saygılı bir üslupla dile getirenlere verdiği sert ve olumsuz tepkileri de algılamakta güçlük çekiyoruz. Kendilerine gönderdiğimiz mektuba herhangi bir yanıt vermemiş olmalarını ise, hayvan esaretine ve istismarına karşı ciddi bir duyarsızlık ve sorumsuzluk olarak okumak zorunda kalıyoruz. 

Bugüne kadar doğal afetlerde ve doğa kazalarında olağanüstü bir çaba, disiplin ve profesyonellikle sayısız insanın hayatını kurtarmış, zor durumdaki hayvanlar için de dönem dönem elini taşın altına koymuş bir derneğin, son yıllarda kamuoyundan büyük ve haklı bir tepki çeken, sayısız hak ve hukuk ihlali içeren kirli bir ticareti, aldığı maddi destek ile dolaylı olarak onaması, bir üyesi aracılığıyla bu tür bir işbirliğini olumlayan nitelikte tavır alması ve sivil toplum-özel şirketler arasındaki maddi ilişkiler üzerinden ahlaki sorunlara değinenleri katı bir üslupla yok sayması, AKUT'un kendi web sitesinde öne çıkarılan bağımsızlık, açıklık, güvenilirlik, dürüstlük, tutarlılık ve toplumu bilgilendirme/eğitme ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Çünkü Türkiye'deki yasal boşluklar, çıkar ilişkileri ve denetimsizlik üzerinden ilerleyen hayvan ticareti ve sömürüsüyle para kazanan yunus gösteri merkezleri ve benzeri işletmeler, AKUT web sitesinde bağımsızlık/sponsorluk şartları olarak belirtilen "T.C. kanunlarına ve temel insani değerlere bağlı kalma" değerleriyle örtüşmemektedir.

Savaş ve çatışma ortamlarında insan hayatını kurtarma amacıyla gönüllü olarak çalışan, gelişmekte olan ülkelerde ölümcül hastalıkların önüne geçmek için temel ilaçlara erişimi mümkün kılmak amacıyla ilaç endüstrisindeki tekelleşmeye karşı mücadele eden veya doğa koruma çalışmalarını bir bütünlük içinde yürütmeye çalışan sivil toplum kuruluşlarının, silah, petrol veya ilaç şirketlerinden sponsorluk aldığını, karşılıklı menfaatler uğruna yan yana gelebileceğini düşünebiliyor musunuz?

Türkiye sularından yunus parkları için canlı yakalanan 23 yunusun 9'unu AKUT'un sponsoru avladı

Oysa AKUT'un 5.000 TL para desteği aldığı yunus gösteri merkezi, 1983'ten bu yana Türkiye'de yasak olan yunus avına rağmen, Bakanlık'tan çıkarılan "özel izin" ile 9 yunusu Türkiye sularından yakalamış (*), sürülerinden ve doğal yaşam ortamlarından kopararak her biri ayrı birer birey olan bu hayvanları ömür boyu hapse ve işkenceye mahkum etmiştir. Bu canlı yakalamalar sırasında yaşanan ve gazetelere yansıyan yunus ölümleri nedeniyle 7 yunusun avlanması iptal edilmiş, diğer tesisler ile birlikte toplamda 23 yunus canlı yakalanmıştır.

Türkiye denizlerinde yasadışı yunus avı yapıldığına ve yabancı obje yuttuğu için ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olan hayvanların olduğuna dair tarafımıza iletilen ihbarlar, tüm çabalarımıza rağmen soruşturmaya veya cezai yaptırıma tabi tutulmayan hayvan ölümleri ve hak ihlalleri, Türkiye'deki yunus ve terapi merkezlerinin kamuoyundan gizlenmeye çalışan karanlık yüzü, esaret endüstrisinin rutinidir.

Bu bilgilendirme ve sorgulamayla amacımız, Yunuslara Özgürlük Platformu üyeleri olarak bizim de bugüne kadar yaptıkları çalışmalar nedeniyle saygı duyduğumuz​ AKUT'u karalamak veya lekelemek değildir. Tek istediğimiz; doğru rol modelleri sunarak toplumsal ilerlemeyi hedef aldığını iddia eden, gönüllülüğü ve yardımseverliliği temel alan, hayat kurtarmayı ve olumlu değişimi misyon edinen AKUT ve benzeri oluşumların, gelecekte benzer işbirliklerine imza atmadan önce bir kez daha düşünmelerini sağlayabilmek, bu durumlarda insanlara yardım ederken başka canlıların özgürlüğünün elinden alınmasıyla elde edilen kazancın geri çevrilmesinin ne denli tutarlı, güvenilir, bilinçli ve temel insani değerlerle örtüşen bir tutum olabileceğini gösterebilmektir. 

AKUT Kuşadası biriminin Facebook sayfasında yer alan 24 Mart 2016 tarihli ilgili paylaşımın metnini ve bazı fotoğrafları, hiçbir değişiklik yapmadan en altta paylaşırken, yazımızı, bize ulaşan takipçimizin AKUT'a yazdığı mektuptaki bir alıntıyla bitirmek istiyoruz...

"Yunus parklarında hayatını kaybeden her hayvanın sorumluluğunu, bu işletmeleri destekleyen herkes üzerinde taşıyor."

Yunuslara Özgürlük Platformu, 10.04.2016

(*) Bakanlık tarafından verilen resmi özel izin belgesinin ve uluslararası balina ve yunus koruma kuruluşu WDC'nin şikayeti üzerine Türkiye sularından canlı yakalanan yunusların sayısının teyit edildiği, Türkiye hükümeti tarafından 2010 yılında Avrupa Konseyi'ne gönderilen mektubun kopyaları elimizdedir ve AKUT ile paylaşılmıştır. Bu belgelere ulaşmak isteyenler, bizimle irtibata geçebilir. Belirtilen gerekçenin uygun olması halinde, bu belgeleri kendileriyle paylaşabiliriz.

-

AKUT Kuşadası "Araç Tanıtım Organizasyonu" 

"​Kuşadası'nın önde gelen firmaları ve KODER Üyeleri -AYDEM Yetkililerinin işbirliği ile derneğimize yapılan bağışlar sonucunda Kuşadası Ekibine kazandırılan iki adet arama kurtarma aracının tanıtım kokteyli Charisma De Luxe Hotel'in ev sahipliğinde yapıldı.

Tanıtıma sponsor firmaların dışında Aydın Vali Yardımcısı Sayın Mustafa Ayhan, Kuşadası Kaymakamı Sayın Muammer Aksoy ve değerli protokol üyeleride katıldı.

Derneğimize kazandırılan 4x4 arazi aracı KODER-AYDEM işbirliğinin yaptığı bağışlarla alınırken; Transit arama kurtarma aracı,Adaland,Anker Turizm,Atlantique Otel,Cella Epesus Hotel,Met Mekanik,Pine Bay Resort Hotel,Pirim Gıda, Risus Hotel,Siba Turizm,Süzgeç Yapı İnşaat,Taşyazı İnşaat firmaları tarafından yapılan bağışlarla ekibimize kazandırıldı.

Kuşadası halkının duyarlı yaklaşımdan ve verdikleri destekten dolayı çok teşekkür ederiz.

Yapılan her bağış bir 'cana' dokunmak adına..."​ 

İlk fotoğraf: WDC

AKUT'un gizlemeye çalıştığı çelişki: Yunus parkı sponsorluğu ve bunu kanıtlayan belgeler

25.04.2016 - AKUT’un yunus parkından sponsorluk aldığını öğrendiğimizde, konunun bu kadar uzayacağını, AKUT’un bu denli saldırgan ve duyarsız davranabileceğini ne yazık ki tahmin etmemiştik. Bugüne kadar yunus parkları ve yunus parklarıyla işbirliği yapan özel şirketler/milletvekilleri ile mücadele ettiğimiz için bir sivil toplum kuruluşunun bunu yapacağını düşünmemiştik; hatta yapmış olsa bile hatasını kabul ederek sponsorluğu iade edeceğini, nihayetinde konuyla ilgili daha duyarlı davranacağını düşünmüştük. Sırf bu nedenle ilk etapta AKUT’la bağlantıya geçmiştik. Fakat yanılmışız... Çünkü Nasuh Mahruki ve AKUT Kuşadası ekip lideri Tunç Tuncer, sosyal medyadaki paylaşımlarıyla bizi ve bu işbirliğine haklı tepki gösteren herkesi, kendilerine “sille tokat girişmek”, “ortalığı karıştırmak” ve “durduk yere ileri geri konuşmak” ile suçlamış, ilk açık mektubumuzun basına yansımasından sonra yayınladıkları basın açıklamasındaki halkla ilişkiler dilini ve nezaketini, sosyal medyadaki paylaşımlarında koruyamamış, kendilerinden beklenmeyen bir üslupla konuyu çarpıtmaya çalışmışlardır.

Oysa yunus parkından sponsorluk aldıklarını sosyal ağlarımızdan duyurmadan 1 hafta önce, Yunuslara Özgürlük Platformu olarak 4 Nisan 2016 tarihinde nasuh@nasuhmahruki.com, info@akut.org.tr, akut@akut.org.tr ve tunctuncer@akut.org.tr adreslerine son derece samimi ve açıklayıcı bir e-posta göndermiş, hak ve hukuk ihlallerini kanıtlayan belgeleri ekibe sunmuş ve herkese açık bir şekilde paylaşılmış olan takipçimizin içeriğinde etiketlendiğimiz için ve platformumuzun misyonu gereğibu bilgiyi eninde sonunda kamuoyuyla paylaşmak zorunda olduğumuzu AKUT’a bizzat bildirmiştik. Aynı zamanda bugüne kadar yaptıkları gönüllü arama-kurtarma çalışmaları nedeniyle kendilerine saygı duyduğumuzu özellikle belirtmiştik. Ancak 1 hafta boyunca dernekten yazılı-sözlü hiçbir yanıt alamadığımız için, sponsorluk bilgisini ve AKUT-Adaland işbirliğini daha fazla gizlememek adına iki kurum arasındaki ilişkiyi sayfalarımıza taşıdık ve e-postadaki çağrımızı/sorumuzu yineledik.

Fakat çağrımız geniş bir kitle tarafından destek almasına rağmen AKUT ekibinden yine yanıt alamadık… Ta ki konu basına ve çok daha geniş bir kitleye ulaşana kadar.  



 

AKUT’un ilk bilgilendirme mesajımızdan yaklaşık 20 gün sonra kendi web sitelerinde yayınladığı geç kalmış açıklama ne yazık ki AKUT’un saygınlığına ve güvenilirliğine gölge düşürmüştür. AKUT ilkeli bir duruş sergilemek yerine, iddiasına herhangi bir kanıt sunmadan son derece vasat bir bilgilendirme ve halkla ilişkiler girişimiyle yunus parkından aldığı sponsorluğu iade etmemeyi tercih etmiş, hatta bu işbirliğini haklı çıkarma girişimiyle kamuoyunu bilinçli bir şekilde yanıltmış, yanlış bilgilendirmiştir. “Bilinçli bir şekilde” kısmını özellikle vurgulamak istiyoruz çünkü aşağıda paylaştığımız bilgi ve belgelerin neredeyse tamamı - özellikle de Adaland markasının ve Günaydınlar şirket isminin net bir şekilde görüldüğü yunus avlanma izni özel belgeleri, AKUT, AKUT Kuşadası ve Nasuh Mahruki’nin e-posta adreslerine 4 Nisan’da gönderilmiştir.

Şimdi AKUT’un resmi açıklamasındaki hatalı bilgiyi düzeltmek ve AKUT’un savunmasının ne denli yersiz/tutarsız olduğunu göstermek adına konuyla ilgili son açıklamamızı yapıyoruz.

AKUT açıklamasında, Adaland Dolphinpark’tan (yunus parkı) değil, Adaland Aquapark’tan sponsorluk aldığını, bu iki işletmenin “birbirinden bağımsız iki ayrı kuruluş” olduğunu ve birine giden ziyaretçinin diğerine gidemediğini belirtmiştir.Bu savunmayı geçersiz kılan aşağıda sunduğumuz maddelerin her biri, ilgili bakanlıklar, Başbakanlık Bilgi Edinme Merkezi ve ticari sicil gazetesinden alınan resmi belgelerle kanıtlanmakta, Google'da yapılan basit bir arama sonucu çıkan sayısız haberle ve Kuşadası’ndaki Adaland reklam panolarıyla teyit edilmektedir. AKUT, şeffaf bir şekilde aksini ispatlayana kadar ne yazık ki kaynak gösterdiğimiz bu belgeler AKUT’un bizzat yunus parkından sponsorluk aldığını göstermektedir. 

AKUT'un savunduğu şekilde Adaland Seapark ve Adaland Dolphinpark (kağıt üzerinde) "başka ortaklı" ve "birbirinden bağımsız iki kuruluş" olsa bile –ki şu ana kadar bunu kanıtlayan hiçbir belge mevcut değil, Adaland'ın web sitesinde, reklam panolarında, broşürlerinde vs. su parkı ve yunus parkı bölüm isimleri aynı marka altında yan yana/bir arada kullanıldığı için, "Adaland" markasının bağlamı hiçbir zaman sadece su parkı veya sadece yunus parkı olmayacaktır. Bir "Adaland Seapark" logosu her şekilde içkin/dolaylı olarak aynı çatı altında yer alan yunus (ve deniz) parkını da temsil edecektir.

AKUT yaptığı resmi açıklamayla her ne kadar gerçekleri çarpıtmaya çalışarak itibarını korumaya, adını aklamaya ve kamuoyu hassasiyetini ortadan kaldırmaya çalışmışsa da, Adaland Yunus Gösteri Merkezi’nden alınan bu sponsorluk, yaşam savunucularının zihninde olumsuz bir örnek olarak kalacaktır. Bu nedenle; AKUT'un Adaland'den aldığı 5.000 TL karşılığında hiçe saydığı değerlerin, her türlü hayvan sömürüsüne yönelik gittikçe artan kamuoyu tepkisinin, hayvan hakları mücadelesinin ve konuyla ilgili olarak yaptığımız tüm çağrıların, bu noktadan sonra gönüllülük ilkesiyle hayat kurtardığını iddia eden ve iyi amaç güden diğer sivil toplum kuruluşları üzerinde etkili olmasını diliyoruz.

      

    

  

AKUT’un maddi destek aldığı Adaland Aquapark’ın Adaland Dolphinpark (Yunus Parkı) ile aynı şirkete bağlı olduğunu, sahiplerinin aynı kişiler olduğunu kanıtlayan haberleri ise, yine işletme sahiplerinin kendi demeçleri ve bağlantıları kaynak göstererek paylaşıyoruz.

Kendilerine de özellikle gönderdiğimiz tüm bu bilgi ve belgeler ışığında; AKUT ekibi ve AKUT’un kurucusu Nasuh Mahruki’ye hitaben yazdığımız açık mektubun basına yansımasından sonra gerçekleri perdelemeye ve sponsorluğun üstünü örtmeye çalışan tutarsız ifadelerle yapılan çarpıtmaları ve suçlamaları, ancak AKUT'un kendini aklama denemesi olarak okuyabiliyoruz.

"Gönüllülük, Karşılıksız Yardımseverlik, İnsan Başta Olmak Üzere Tüm Canlıların Hayatına Değer Vermek, Dürüstlük ve Güvenilirlik ilkeleriyle yürüttüğümüz tüm bu çalışmalarımızı göz ardı ederek ‘Yunuslara Özgürlük Platformu’ tarafından dile getirilen “Var Oluş Amacımıza İhanet” gibi ağır bir itham bizi fazlasıyla üzmüştür."

“Bugünlerde AKUT bir Yunus Parkı'ndan sponsorluk aldı iddiasıyla ortalığı karıştıran, ileri geri konuşan ve durduk yerde bize haksızlık eden arkadaşlar, lütfen aşağıdaki basın açıklamamızı ve AKUT Kuşadası Ekibi Liderimizin açıklamasını okusunlar ve AKUT'u rahat bıraksınlar. Memlekette hiçbir çıkar düşünmeden, sadece toplumsal fayda yaratmak için canını dişine takıp mücadele eden kaç kurum var ki, AKUT'a Yunus Parkı'ndan sponsorluk aldı iftirasıyla sille tokat girişiyorsunuz...”

"AKUT Kuşadası ekip liderimiz Dr.Tunç Tuncer’in aşağıdaki açıklamasından anlaşılabileceği gibi AKUT Kuşadası ekibimiz aracı için Adaland Aquapark’tan bağış desteği almıştır. Kuşadası sınırlarında bulunan Adaland Aquapark ve Adaland Dolphin Park,     birbirinden bağımsız iki kuruluştur.

"AKUT içki ve sigara firmalarından, Yunus Parkları gibi, hayvanların doğal ortamlarından koparılıp zorla gösteri yaptırıldığı yerlerden yaşam anlayışı değerleri gereği sponsorluk kabul etmez..."

Tüm bu çelişkilerin ışığında yorumlayınca, Nasuh Mahruki'nin, AKUT'un yaptığı açıklamadan hemen sonra "Denizlerin en zeki canlıları Yunuslar, yenmek için avlanmamalıdır, esaret hayatı için yakalanmamalıdır ve doğasına aykırı zorlayıcı eğitimlerle gösteri hayvanı yapılmamalıdır" gibi cümlelerle süslenmiş, Yunuslara Özgürlük Platformu’nun da bizzat hazırlanmasında yardımcı olduğu yunuslarla ilgili video paylaşımı ve AKUT'un açıklamasında kullanılan "Yunus parklarının kapatılmasıyla ilgili yapılacak her türlü girişimde AKUT olarak elimizden geleni yapmaya ve yanınızda olmaya hazırız. Yunusların doğal ortamlarında yaşaması ve esaret altında tutulmaması konusunda gösterdiğiniz hassasiyeti de anlıyor ve size katılıyoruz. Bu konuda daha aktif olarak yapılabilecek girişimlerde de sizlerle beraber hareket edeceğimizi bildirmek isteriz" gibi ifadeler, ancak AKUT'un samimi olmadığını ve yaptığı yanlışın üstünü örtmek için çırpındığını gösteriyor.

Gerçek şu ki, bu çelişkili durumun tutarlı bir açıklamayı kendi içinde imkansız kıldığını göremeyen AKUT, Adaland Aquapark ve Adaland Dolphinparkı ayrı şirketler olarak görmeye çalışarak ve "vatandaşlarımıza konuyu daha net açıklayabilmek adına araçlarımızda Adaland Aquapark logosu yer alacaktır" gibi garip, hatta duyarlı vatandaşları ile alay edercesine bir "çözüm" sunarak, hayvan esaretine ve istismarına karşı ciddi bir duyarsızlık ve sorumsuzluk sergilemeye devam ediyor.

Biz ise, sadece yunus parklarındaki hak ve hukuk ihlallerini değil, hayvan sömürüsünü meşrulaştırmaya çalışan tüm işletmeleri ifşa etmeye, bazı durumlarda hayvan istismarına “istisna gösterilmesini” veya “bazı işbirliklerinin gözardı edilmesini” beklercesine demeçler veren kişi ve kurumlarla mücadele etmeye devam edeceğiz.

Tıpkı 2010’dan bu yana yerel/uluslararası sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte, sanatçıların ve kamuoyunun desteğini de arkamıza alarak, sahada düzenlediğimiz sayısız eşzamanlı eylem, bilgilendirme toplantıları ve imza kampanyaları ile Türkiye’de 2 yunus parkının kapanmasını sağladığımız, 1 yeni yunus parkını engellediğimiz, Digiturk’ten Opet’e, Kamil Koç’tan Denizbank’a kadar 20’ye yakın büyük markanın yunus parkı desteklerini iptal ettirdiğimiz ve yunus parklarının yasaklanmasını ilk kez TBMM gündemine getirdiğimiz gibi... 

Saygılarımızla.

Derya Özkan, Ebru Kapsal, Öykü Yağcı

Yunuslara Özgürlük Platformu

ANIMAL RIGHTS ACTIVISTS TARGET ICAM CONFERENCE IN TURKEY

Animal rights activists, with hand drums and cat and dog masks on their faces, staged a powerful two-day protest outside an international conference on dog population management in Istanbul, Turkey (Videos).

With the solidarity appeal of 11 different animal rights groups in Turkey, an ensemble of animal rights activists rallied outside International Companion Animal Management Coalition's (ICAM) Second International Conference on Dog Population Management at the Grand Cevahir Hotel in Şişli, one of the busiests districts of Istanbul, on March 3-5, for two days.

More than 50 demonstrators chanted "Freedom for trees, animals and the Earth”, “Smash in all cages” and “ICAM -the butcher- get the hell out of our planet”, while waving placards reading "Animal Testing: Because You Are Worth It” and "Animal massacre will be planned in Grand Cevahir for 3 days".

On the first day of the conference and the rally, the activists unfurled a large banner reading “ICAM = Animal Genocide” from inside the windows of the Grand Cevahir hotel, despite high security measures by police force outside the hotel. One activist, Çetin Şengül, was also taken into custody for spray painting animal liberation slogans on the hotel walls to be released back in an hour after being fined within the scope of misdemeanor law. The journalists, who wanted to hand a microphone to the conference organizers, were not taken inside the premises either.

On the first and the last day of the conference, the protestors boycotted, as mentioned in their press release, ICAM's “highly problematic policy of 'animal welfare', which is based on ignoring animals’ right to live” and its support for 'euthanasia', “killing of animals by chemicals”, as well as the conference's attempts to “enable more animal killings by the municipalities in conformity with new Animal Protection Bill” in Turkey’s recent political agenda. 

Throughout the conference, there was also a huge online support for animal rights groups on social media with the main hashtags ‪#‎dogpop2015 and #‎NoToICAM‬

In their open letter to the ICAM Committee, the signatories - Freedom to Earth Association, The Four-Legged City Initiative, Independent Activists for Animal Liberation, Green Anger Initiative, Freedom for Dolphins Platform, Justice To Animals Platform, End the Use of Horse-Drawn Carriages Group- addressed the coalition, writing: “Your claims both encourage and act as a supportive ground for thousands of animals to be killed with the excuse of 'protecting public health', instead of having state agencies and local administrations taking real preventive precautions on human health.”

One of the spokespersons for the protesting animal rights groups, Kerem Savey, said that the coalition had not contacted or consulted any Turkish animal rights associations in advance for opinion on local issues and verifiable facts in Turkey regarding stray animals: 

“The agenda of the conference is not ensuring the undisputable rights of animals to live or preventing animal abuse on a local and global basis. The agenda of the conference is the systematic eradication of stray animals off from the streets and the manipulation of public opinion by means of defining strays as an 'urban problem' and the source of epidemics or zoonotic diseases. The coalition tries to procure wide acceptance by the camouflage of 'euthanasia'. However, euthanasia means ending a persons' life by his or her own will. It cannot be applied on animals. When applied, it is pure murder. ICAM's claim about euthanasia being a 'humane' practice and that it is for animal welfare is basically inconsistent and hypocritical. ICAM is taking the mission of legitimizing and necessitating animal killings by local administrations in public opinion. The expensive entrance fee for the conference, on the other hand, proves that ICAM is trying to prevent any criticism towards their aim to sow the seeds of local practices of animal culling and their vision of non-animalization of the cities.”

The spokesperson for the Freedom to Earth Association, Neşe Akbaş, also said, "Unlike some European countries and some states in the US, stray animals in animal shelters in Turkey cannot be killed for not being adopted. ICAM tries to change this by emphasizing this as a modern solution for animal population control. But this is no different then mass murder. We are not going to let anyone wash the blood off the governments’ and the local administrations’ hands in order to deflect public opinion with false and inconsistent claims and to encourage official and public violence against animals. Neither in newly constructed Kısırkaya, nor in pojectized Pendik Animal Concentration Camps.”

Istanbul, Turkey 

March 5, 2015

To read our open letter to ICAM, please click here.
 

 

 

 

İlgili Video: 
See video

Akdeniz foku Duman'ın failleri bulunamadı!

Antalya’nın Alanya ilçesi Uğrak Köyü Aydap Mevkii’nde 30 Mayıs 2013 tarihinde ölü bulunan Akdeniz Foku (Monachus monachus) Duman’ın faillerinin bulunması için Türk Deniz Araştırmaları Vakfı 16 Mayıs 2013 tarihinde Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nden gerekli araştırmanın yapılmasını talep etmişti.

Bu talebe karşılık bakanlık, 11 Temmuz 2013 tarihinde TÜDAV'a şu cevabı gönderdi: “Foku öldüren şahıs veya şahısların tespitine yönelik işlemler Manavgat DKMP Şefliği ve Kolluk Kuvvetleri tarafından devam etmekte olup henüz fail ve failleri tespit edilememiştir.”

Böylece Türkiye’de son 20 yılda öldürülen ve koruma altında olan Akdeniz foklarının hiçbirinin katili bulunamadı.

Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) - Akdeniz Foku Ölümü Hakkında Ayrıntılı Rapor, 5 Mayıs 2013

Fotoğraflar: E. Ö. Özbek (TÜDAV)

22 Temmuz 2013

İlgili Video: 
See video

Akdeniz'de ender görülen mink balinası Adana'da karaya vurdu

Atlantik ve Pasifik okyanuslarında yayılım gösteren ve Akdeniz’de nadir görüldüğü için “konuk” statüsünde bir tür olan mink balinası (Balaenoptera acutorostrata), 10 Nisan'da Adana'nın Yumurtalık sahilinde ölü olarak karaya vurdu.

Adana-Yumurtalık'taki Sahil Güvenlik Komutanlığı ve BIL-BOTAŞ yetkililerinin ulaştığı Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) ve İstanbul Üniversitesi (İ.Ü.) Su Ürünleri Fakültesi ekipleri, 3,5 metre boyunda ve 400 kg ağırlığındaki genç dişi balinayı İstanbul'a naklederek ölüm nedenini araştırmak üzere nekropsi çalışmalarına başladı.

Deniz biyoloğu, su ürünleri mühendisleri ve veteriner hekimlerden oluşan uzman ekibin yaptığı ilk incelemelere göre, balinanın beslenme sorunu nedeniyle açlıktan öldüğü tahmin ediliyor. Zayıflamış olduğu görülen balinanın üzerinde dış parazitler de bulundu.

Nekropsi öncesi morfolojik ölçümleri tamamlanan ve dokular ileri derecede bozulduğu için sadece sağlam dokularından örnekler alınabilen balina, daha sonra kemiklerinin müze materyali haline getirilmesi için toprağa gömüldü.

Türkiye'deki ikinci kayıt

Adana'da karaya vuran balinanın en dikkat çekici özelliği, Türkiye denizlerindeki ikinci mink balinası kaydı ve ele geçen ilk örnek olması. Kayıtlara geçen ilk mink balinası ise, sadece görüntü kaydı olan ve 2005 yılının Ağustos ayında Mersin'in Erdemli ilçesinde karaya vuran dört metrelik erkek birey. Daha önce Doğu Akdeniz’de sadece İsrail ve Yunanistan sularında ölü olarak karaya vurma vakaları gözlenmiştir.

Konuyla ilgili açıklama yapan Dr. Arda M. Tonay “Mink balinası, Adana-Yumurtalık sahilinde karaya vuran ilk balina türü değil. Bölgede daha önce de Uzun balina ölümleri görülmüştü. Bu da bu alanın özellikle araştırılması gereken bir bölge olduğunu gösteriyor. Balinanın ölü olarak karaya vurması üzücü olsa da, bu kıymetli örneğin kaybedilmeden ele geçirilmiş olması nispeten bizim için sevindirici. Türkiye çapında karaya vuran yunus ve balinaların TÜDAV ve İ.Ü. ekiplerine ivedilikle bildirilmesi, bu tür karaya vurma vakalarının tarafımızca kayıt altına alınması, Akdeniz, Ege ve Karadeniz'de görülen yunus ve balinalara yönelik etkili koruma politikalarının geliştirilmesi açısından son derece önemli. Türkiye kıyılarındaki vakalara anında müdahale etmek için Ulusal Karaya Vurma Ağımızı güçlendirmeli, gözlem ve karaya vurma kayıtlarında daha geniş bir coğrafyaya hâkim olmak için gönüllüleri eğitmeliyiz. Mink balinası gibi nadir görülen türlerin karaya vurma vakalarında ise, zaman kaybetmeden nekropsi çalışması yapılması önem kazanırken, canlı karaya vurma olaylarında da profesyonel kurtarma ekiplerinin acilen devreye girmesi ve hayvanların bakım ve tedavisini yürütmek için uygun deniz memelisi rehabilitasyon merkezlerinin kurulması hayati önem taşıyor” dedi.

İlgili Kişi: Arda Tonay - TÜDAV Başkan Yardımcısı

 

Mink balinası hakkında:

Atlantik ve Pasifik okyanusunda yaygın olarak görülen mink balinası, Akdeniz’e Cebelitarık Boğazı’ndan rastlantısal olarak girmektedir. Akdeniz’deki en eski kaydı 1771 yılında Adriyatik Denizi’nde olup, en ilginç kaydı 1880’de Gürcistan, yani Karadeniz kıyısındaki kaydıdır. Türün son 200 yılda tüm Akdeniz'deki toplam gözlem ve karaya vurma vaka kaydı ise 30 civarındadır.

Dişsiz Balinalar’dan olan mink balinası, okyanusların soğuk ve kutup kıyısal bölgelerinde yaşar. Daha çok planktonik kabuklular (krill) ve küçük sürü oluşturan balıklarla, ağzın iki tarafında bulunan fırça benzeri plaklar sayesinde suyu süzerek beslenir. Yetişkinlerde boy 9 metreye, ağırlık da 14 tona ulaşabilmektedir. Yavrular genellikle 2,5m civarında doğarlar. 90’lı yıllardan önce Antarktika’da yoğun mink balinası avcılığı yapılmıştır. Halen Japonya, Norveç ve İzlanda, bu balina türünü avlamaya devam etmektedir.

Dünya çapındaki balina karaya vurma olaylarında, doğal ölümlere ek olarak deniz altında yapılan askeri tatbikatlar, petrol arama-sondaj çalışmaları ve gemi çarpışmalarının olumsuz etkileri de gerekçe olarak gösterilmektedir.

 

Kaynak: TÜDAV - www.tudav.org 

Alışveriş merkezinde bir goril, yüzlerce hayvan...

Bangkok'taki eski bir alışveriş merkezinin (AVM) çatısında 28 yıl boyunca beton duvarlar arasında esarete mahkum edilen goril için özgürlük ilk kez gündeme geldi. Şimdi bu bakışların ardındaki hüzünlü ve acımasız öykü, bugün ve gelecekte, neden "daha lüks bir esaret" anlamına gelen daha büyük kafesler veya daha derin havuzlar talep etmememiz gerektiğini, hayvanlar için kökten, koşulsuz ve topyekün özgürlük idealiyle mücadele etmemiz gerektiğini gayet net bir şekilde, bir kez daha ortaya koyuyor. 

Kanit Sermsirimongkol adındaki bir şahsın "hayvan sevgisi" adı altında Pata AVM'de kendi malı olarak demir parmaklıklar ardında tuttuğu dişi dağ gorili, önce Küçük Lotus Çiçeği anlamına gelen Bua Noi ismini aldı ve 1987'den bu yana ziyaretçilere sergilenerek yanındaki kafeslerde hapis hayatı süren yüzlerce kaplan, çita, ayı ve primatla aynı kaderi paylaştı.

Ta ki geçtiğimiz yıl açılan imza kampanyasına kadar... AVM içinde tutsak edilen hayvanların özgür bırakılmasını talep eden ve bugüne kadar 50 binden fazla kişi tarafından imzalanan kampanya, esaret endüstrisinin acımasızlığını yeniden gündeme getirdi. Yıllardır yapılan özgürlük çağrılarını arkasına alarak Tayland hükümetini harekete geçiren kampanya, hem ülkedeki hem de dünya çapındaki tutsak hayvanların dramına bir kez daha dikkat çekmeyi başardı. 

Taylandlı yetkililer, tepkiler karşısında AVM'nin çatı katına yayılan özel hayvanat bahçesinin mevcut yasaları ihlal ettiği gerekçesiyle Temmuz ayına kadar boşaltılmasına karar verdi.

Hayvanların nereye gideceğine dair herhangi bir bilgi henüz paylaşılmasa da hayvan hakları savunucuları başka bir hayvan hapishanesini alternatif olarak görmüyor. Neredeyse çeyrek asırlık tecritin ve esaretin olumsuz etkileri nedeniyle gorilin yeniden doğal yaşam alanına dönemeyeceğinden endişe eden aktivistler, hayvanın en azından açık havadaki bir parka transfer edilebileceğini belirtiyor.  

"Maymun, yılan veya bir kuş için kafesin ne kadar büyük olması gerektiğini belirten herhangi bir düzenleme veya kural yok" diyen hayvanat bahçesi sahibi, hayvanların ne kadar iyi bakıldığını anlatarak, esaret endüstrisinin hayvan sömürüsünü sürdürmek için en sık başvurduğu söylemlere tutunuyor. Oysa bir zamanlar Bua Noi'ye kafeste arkadaşlık eden gümüş sırtlı goril yaklaşık 10 yıl önce yaşamını yitirmişti. Geçtiğimiz yıl hayvanat bahçesini haberleştirmek üzere ziyaret eden BBC muhabiri ise, kafesteki bazı hayvanların akıl sağlığının yerinde olmadığına dair ciddi emareler gösterdiklerini yazmıştı. 

Tayland Ulusal Parklar ve Yaban Hayat Baş Müfettişi Adisorn Noochdumrong, hayvanların, özellikle de gorilin başka bir lokasyona taşınmasında bazı sıkıntılar olabileceğini dile getiriyor: "Böylesine büyük bir hayvanı taşırken çok dikkatli olmalıyız. Taşınma sırasında hastalık kapma ve hayatını kaybetme ihtimali yüksek."

İmza kampanyasını kaleme alan Sinjira Apaithan ise, "Gördüğüm manzara karşısında büyük bir hüzne kapıldım. Hayvan esaretini yüzyıllar önce sonlandırmış olmalıydık çünkü hayvanların artık bu tür yerlerde olmaması gerekiyor. Bunun için öncelikle Tayland halkını bilinçlendirmeli ve gelecek kuşaklara sesimizi duyurmalıyız. Buradan çıkarmamız gereken ders budur" diyor.

Apaithan'ın bu mesajı, Dian Fossey'nin Ruanda'daki gorilleri ve yaşam alanlarını koruma mücadelesi sırasında korkunç bir şekilde öldürülmeden önce günlüğüne yazdığı son sözün ne denli anlamlı ve önemli olduğunu hatırlatıyor: "Hayatın değerini anladığınızda, geçmişe takılıp kalmak yerine, geleceği muhafaza etmeye daha fazla odaklanıyorsunuz." (Dian Fossey)

Yunuslara Özgürlük Platformu, 24 Mart 2015 

Kaynaklar

ABC News

Independent

BBC 

Daily Mail

Daily Mirror

1. Fotoğraf (Taylor Weidman - Getty Images)

 

 
10
 
10
 
10
İlgili Video: 
See video

Amazon Ormanları yuvadan çalınan hayvanlara yeniden kucak açtı: 150 hayvan özgürlüğüne kavuştu

Geçtiğimiz yıl hayvan kaçakçılarının elinden kurtarılan 83 sürüngen, 53 kuş ve 13 memeli, 10 aylık bir hazırlık, iyileşme ve rehabilitasyon süreci sonunda Amazon ormanlarına geri bırakıldı.

Centre for Attention and Appreciation of Wildlife (CAV) yetkilileri, bu süre içinde doğadaki diğer canlılara hastalık bulaştırma riskini önlemek için 150 hayvanı ayrıntılı ve düzenli bir tıbbi muayeneden geçirdi; idrar ve kan testleriyle yaklaşık bir yıl boyunca takip etti. Bakıcılarıyla minimum temas halinde olan hayvanların, doğal yaşam alanlarına benzer ortamlarda kendi türlerinden hayvanlarla sosyalleşmeleri sağlandı.

Doğaya geri bırakma aşamasını planlarken, ormanda kendilerini savunabilecek durumda olan, kolay av olmayacak, nispeten daha iri alfa erkekleri ve daha genç bireyleri seçtiklerini belirten CVC Biyoloğu Lorena Gomez, "Dövülmüş, yaralanmış, sakat bırakılmış veya beslenme alışkanlıkları değiştirilmiş, kısacası had safhada kötü muamele görmüş hayvanları şimdilik doğaya geri bırakamıyoruz. Fakat onların yeniden özgürlüğe kavuşması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz" dedi. 

Askeri bir kargo uçağının arkasında, iki saatlik bir yolculuk sonunda Palmira'dan Solano'ya ulaşan hayvanlar, beş saatlik bir tekne yolculuğunun ardından Amazon Ormanları'nın derinliklerinde yeni bir hayata başladı. 

Çevre Bakanlığı'nın verdiği bilgilere göre, geçtiğimiz iki yıl içinde Kolombiya'da yaklaşık 55 bin bitki ve yabani hayvan hayvan kaçakçılarından kurtarılmıştı.

Kolombiya, ev sahipliği yaptığı 54 bin farklı bitki ve hayvan türüyle, biyolojik çeşitlilik açısından dünyanın en zengin 10 ülkesi arasında yer alıyor. 

17 Mart 2015, Yunuslara Özgürlük Platformu 

Kaynaklar 

Bogota Post 

Business Insider 

Animals Post 

 
İlgili Video: 
See video

Animal Protection Law No. 5199

ANIMAL PROTECTION LAW 

No. 5199

TURKISH GRAND NATIONAL ASSEMBLY



ENVIRONMENTAL COMMISSION 

 



ANIMAL PROTECTION BILL LAW 

 

Basis No: 1/323



Accepted: June 24, 2004 

 


ANIMAL PROTECTION LAW

PART ONE



General Provisions 



CHAPTER ONE



Purpose, Scope, Definitions and Principles 

     

Purpose



      ARTICLE 1 – The purpose of this law is to ensure that animals are afforded a comfortable life and receive good and proper treatment, to protect them in the best manner possible from the infliction of pain, suffering and torture, and to prevent all types of cruel treatment.

      Scope



      ARTICLE 2 – This Law includes the regulations to be made in line with the purpose article, the precautions to be taken, the coordination, supervision, restrictions and obligations to be imposed and the penal provisions to be enforced.

      Definitions



      ARTICLE 3 –  



In this Act, the terms;
    



      a) Habitat: means the natural home of an animal or a group of animals, 



      b) Ethology: means the branch of science which studies the naturally occurring behaviour of animals according to their species,  



      c) Ecosystem: means the biological, physical and chemical system within which living organisms carry out their relationships with each other and their non-living surroundings, 



      d) Species: means populations which are capable of mating and interbreeding productively with each other, 



      e) Domesticated animal: means animals which have been cultivated and trained by humans, 



      f) Ownerless animal: means domestic animals which do not have a place to shelter or which are outside the limits of the house or land of their owner or guardian or which are not under the control or direct supervision of any owner or guardian, 



      g) Incapacitated animal: means an animal used for riding or transportation which for various reasons such as age, maiming, injury or illness, not including contagious and epidemic animal illnesses, has physically lost the ability to work, 



      h) Wild animal: means vertebrate and invertebrate animals living freely in nature which have not been domesticated or cultivated. 



      ı) Domestic animals and pets: means all type of animals retained or intended to be retained by people in their houses, workplaces or on their land for private pleasure or security purposes whose care and responsibility is undertaken by their owners, 



      j) Controlled animal: means duly registered house animals and pets which have been adopted by a person, institution, organisation or legal entity and whose care, vaccinations and periodic health check-ups are carried out. 



      k) Animal Shelter: means a facility for the rehabilitation of animals, 



      l) Testing: means the use of an animal for an experimental or other scientific purpose which will cause the animal pain, suffering, misery or long term damage, 



      m) Test animal: means an animal which is or will be used in testing,



      n) Slaughter animal: means animals which are slaughtered for food purposes,  



      o) Ministry: means the Ministry of the Environment and Forestry, 



      Principles  



      ARTICLE 4 – The fundamental principles relating to the protection of animals and their welfare are as follows; 



      a) All animals are born equal and have a right to life within the framework of the provisions of this Law. 



      b) Domesticated animals have the freedom to live according to the living conditions specific to their species.  The lives of ownerless animals should be supported in the same way as those of animals with owners. 



     c) The necessary measures must be taken in order to protect, supervise and care for animals and shield them from maltreatment.  



      d) It is a principle that natural persons and legal entities which meet the conditions set forth in this Law and which look after or wish to look after incapacitated or ownerless animals without consideration of any material gain or benefit but rather acting from a sense of humanitarian and conscientious responsibility will be encouraged and coordination in this regard will be ensured. 



      e) It is a principle that endangered species and their natural habitats will be protected. 



      f) It is a principle that wild animals will not be removed from their natural habitats, and animals which are living freely in nature will not be captured and deprived of their freedom. 



      g) In the protection of animals and the facilitation of their welfare, the hygiene, health and safety of humans and other animals must be taken into account. 



      h) It is a principle that animals will be cared for, fed, sheltered and transported under the conditions suited to their species. 



      ı) Those that transport animals or have them transported must do so in a suitable environment and under suitable conditions according to their species and nature, and they must be fed and cared for during transportation.



       j) It is a principle that local authorities, in cooperation with voluntary organisations, must establish animal shelters and hospitals for the protection of ownerless and incapacitated animals, provide care and treatment for them and carry out educational programmes. 



      k) It is a principle that the owners of cats and dogs being fed and accommodated in communal areas are expected to have them sterilised in order to prevent uncontrolled reproduction.  Furthermore, those who wish to breed from the said animals must register all young animals born and are responsible for their care and/or distribution. 


 

PART TWO

Precautionary Measures


 

CHAPTER ONE

Ownership, care and welfare of animals


 

Ownership and care of animals



      ARTICLE 5 – A person who participates in a general training program regarding the care of animals and who takes ownership of or looks after an animal is liable for sheltering the animal, meeting their ethological needs in accordance with their species and reproductive methods, taking care of their health and taking all necessary precautions with regard to the health and safety of people, animals and the environment. 



Animal owners are obliged to take precautionary measures with regard to environmental pollution caused by their animals or danger and disturbance to other people.  They must compensate for any damage caused by their failure to take timely and sufficient precautions. 



Those who sell domestic animals and pets are obliged to take part in certified training programmes arranged by the local authorities in relation to the care and protection of these animals. 



The conditions for owning and keeping domestic pets or controlled animals, the principles and procedures relating to training to be given in animal welfare and the preventative measures against damage and disturbance caused by domestic animals will be determined in a regulation to be issued by the Ministry in coordination with the Ministry of Agriculture and Rural Affairs, having obtained the opinion of the Ministry of Internal Affairs and related organisations.



Unless there is a commercial purpose, a domestic pet being cared for within a house or garden cannot be sequestered due to the debts of their owner. 



Those who produce and trade in domestic pets are obliged to take precautions in relation to necessary anatomic, physiological and behavioural characteristics in order not to endanger the health of pet owners, the mother selected for reproduction or her young. 



Domestic pets and controlled animals which will not be able to re-establish harmony with their natural environment cannot be abandoned, and cannot be left where they will be unable to feed or adapt to the climate.   However, they can be reclaimed or handed over to an animal shelter.

Protection of ownerless and incapacitated animals



ARTICLE 6 – It is forbidden to kill ownerless or incapacitated animals, apart from the situations set forth in the Animal Health Police Law no. 3285. 



Incapacitated animals will not be used for any commercial or performance purposes or used for riding or transporting purposes in any manner. 



Within the framework of the legislative provisions in effect regarding the protection, care and supervision of ownerless animals, the arrangements relating to the authority and responsibility of local authorities and measures aimed at eliminating any negative effects on the environment that could occur will be determined in a regulation to be issued by the Ministry in coordination with the Ministry of Agriculture and Rural Affairs, having obtained the opinion of related organisations 



      Ownerless and incapacitated animals must be brought as quickly as possible to animal shelters established or permitted by the local authorities.  These animals will first be held in the observation areas established in these centres.  It is a principle that animals that have been sterilised, vaccinated and rehabilitated will be registered and released into the environment that they were taken from. 



The rounding up of ownerless or incapacitated animals and the operating principles and procedures for animal shelters will be determined in a regulation to be issued by the Ministry, having obtained the opinion of related bodies and organisations.  Land owned by the Treasury can be allocated with priority to animal shelters and hospitals.  The allocation of land that is found to be used for other purposes will be cancelled. 



      Land, related buildings and stock may be allocated by municipalities, forestry administrations, the Ministry of Finance or the Privatisation Administration to natural persons and legal entities which meet the conditions set forth in this Law and which look after or wish to look after incapacitated or ownerless animals provided that there is no gain or benefit but rather that they are acting from humanitarian and conscientious goals, and also provided that ownership remains with the state.  Suitable facilities can be built on the allocated land with the permission of the related Ministry/Administration.   

CHAPTER TWO



Interventions in animals

 



      Surgical Interventions



      ARTICLE 7 – Medical and surgical interventions in animals will only be carried out by veterinary doctors. 



In order to prevent uncontrolled reproduction, sterilisation interventions will be done without causing the animals pain.

      Forbidden Interventions



      ARTICLE 8 – All types of interventions that will wipe out a species of animal are forbidden. 



It is forbidden to removed or destroy all or a part of the organs or tissues of an animal as long as they are alive, unless it is for medical reasons. 



It is forbidden to undertake surgical interventions aimed at altering the external appearance of domestic pets or other non-medical treatments such as cutting tails and ears, removing vocal cords and removing nails or teeth.  However permission may be granted for these forbidden interventions where a veterinary doctor deems it necessary to make a non-medical intervention for medical reasons related to veterinary procedures or for the good of a particular animal or in order to prevent reproduction. 



      It is forbidden to give an animal hormones or drugs in a manner or dose that will change the nature of his species or ethology, unless it is for medical purposes, to drug an animal with various substances or to artificially alter the behavioural or physical characteristics specific to an animal species.

      Animal Testing



      ARTICLE 9 – Animals cannot be used for non-scientific diagnosis, treatment or experiments.



      It is a principle that only medical and scientific experiments can be carried out, these will be performed in such a manner as to protect the animals and the animals to be used in these experiments will be cared for and sheltered in a suitable manner. 



Where there is no other option, animals can be used for testing in scientific studies. 



In organisations and institutions which will carry out animal testing, they will be permitted to do so by ethical committees established or to be established by them. 



      The establishment of these ethic committees and their operating principles and procedures will be determined in a regulation to be issued by the Ministry having obtained the opinion of the Ministry of Agriculture and Rural Affairs, the Ministry of Health and related organisations. 



The breeding, feeding, shelter and care of test animals, the registration of enterprises who supply and use these, the qualities of the personnel employed, the records to be kept, which kinds of animals can be bred and the principles to be met by operations feeding, supplying and using test animals will be determined by a regulation to be issued by the Ministry of Agriculture and Rural Affairs. 

 



CHAPTER THREE



Trade and Training of Animals

      Trade of Animals



      ARTICLE 10- When being sold, the health of animals must be good and their accommodation must be clean and comply with healthy conditions.



The care, feeding and transport of farm animals and arrangements aimed at ensuring their welfare and security during slaughter will be determined by a regulation to be issued by the Ministry of Agriculture and Rural Affairs. 



      Arrangements relating to the trade of wild animals will be determined in a regulation to be issued by the Ministry. 



Those who produce and trade in domestic pets are obliged to take precautions in relation to necessary anatomic, physiological and behavioural characteristics in order not to endanger the health of the mother and her young. 



Issues relating to the commercial use of animals in film and advertisements are subject to permission.  The principles and procedures relating to this permission will be determined in a regulation to be issued by the Ministry, having obtained the opinion of related organisations. 



An animal cannot be used in filming, demonstrations, advertisements or similar work in a manner that would cause it pain, suffering or damage. 



The import and export of test animals is subject to permission.  This permission is issued by the Ministry of Agriculture and Rural Affairs, having obtained the opinion of the Ministry. 



      It is forbidden to transfer, sell or receive an animal which is sick, old or lame, or suffering from pain from which it will not recover for any other purpose than to slaughter them according to procedures or to kill them humanely.

      Training



      ARTICLE 11- Animals cannot be trained using methods which will cause them to exceed their natural capacity or strength, injure them, cause them unnecessary pain or encourage them to bad habits. 



It is forbidden to pit animals against other live animals.  Traditional shows with folkloric value which do not involve violence may be organised by obtaining permission from the provincial animal welfare committee, with the approval of the Ministry. 

FOURTH CHAPTER



Slaughter and Killing of Animals and Bans

     

Slaughter of animals

 

      ARTICLE 12 – The slaughter of animals will be carried out, taking into account the special conditions required by religious rules, without frightening or startling the animal, in the least painful manner possible, in line with the rules of hygiene and as quickly as possible under the method used.  It will be ensured that licensed persons carry out the slaughter of animals.

For those who wish to make a religious sacrifice, the slaughter of animals in as quick and painless a manner as possible in line with religious provisions, hygienic conditions and environmental cleanliness, the slaughter places, the persons who are licensed to slaughter and other related issues will be determined by the Ministry in charge of the Directorate of Religious Affairs, having obtained the opinion of the Ministry and related organisations and institutions.

     

Killing of animals 



      ARTICLE 13 – It is forbidden to kill animals unless there are legal exceptions or in case of a medical or scientific necessity; and when there is no food purpose or threat to humans or the environment, pregnant, nursing, and birthing animals may not be killed.  



The person or organisation which is responsible for killing an animal is obliged to dispose of the animal’s corpse after it is ascertained that the animal is indeed dead, or have it disposed of.  The principles and procedures relating to such killing will be determined in a regulation to be issued by the Ministry. 



      Bans



      ARTICLE 14 – The following actions in relation to animals are banned: 



         1. To intentionally mistreat animals, to carry out a cruel and unfair action, to beat an animal, leave them hungry or thirsty, to abandon them in extreme heat or cold, to neglect their care or to cause them physical and psychological pain.



      b) To force an animal to carry out actions that are clearly beyond its strength, 



      c) To sell domestic pets to persons who have not received training in animal care. 



      d) To sell domestic pets to those under 16 years of age. 



      e)  To interfere with the body of an animal before it is clear that they have definitely died, 



      f) To slaughter or kill animals other than slaughter animals, hunting animals which are permitted to be hunted or to be produced as slaughter animals in special production farms within the framework of Law no. 4915 and wild animals which are subject to trade, for their meat and to offer this to the market,  



      g) To distribute animals other than those bred for slaughter as prizes, bonuses or premiums. 



      h) To make artificial interventions unless for medical necessity or to supply foreign substances which could damage animals or the young contained in their main stomach or their eggs, apart from the production of caviar,  



      ı) To work animals when they are ill, when 2/3 of their pregnancy is completed or when they have recently given birth, and to shelter them in unsuitable conditions. 



      j) To have sexual relations with animals or to torture them, 



      k) To force feed an animal for reasons not related to health, to give an animal food which may cause pain, suffering or damage, alcoholic drinks, cigarettes, drugs and similar food or drinks which could cause addiction. 



       l) To produce, own, bring into the country, sell or advertise, exchange, display or make a present of an animal which constitutes a danger such as a Pitbull Terrier, Japanese Tosa, etc,  

 



PART THREE



Management of Animal Welfare



CHAPTER ONE



The Organisation, Duties and Responsibilities of Local Animal Welfare Committees

      



     Provincial Animal Welfare Committee



     ARTICLE 15 – A provincial animal welfare committee will be convened in each province with the Governor as chairperson and for the sole purpose of protecting animals and addressing existing problems and their solutions. 



     These meetings will be attended by; 



     a) In metropolitan municipalities, the metropolitan mayor and the mayors of the districts that come under the metropolitan, and in provinces which are not metropolitans, the mayors, 



     b) Provincial environmental and forestry manager 



     c) Provincial agricultural manager, 



     d) Provincial health manager, 



     e) Provincial education manager, 



     f) Provincial mufti, 



     g) Municipal Manager of Veterinary Services,  



     h) A faculty representative in places where there are veterinary faculties,  



     ı) At most two representatives of voluntary organisations operating exclusively for the protection of animals and selected with the approval of the Governor. 



     j) A representative of the provincial or regional chamber of veterinary doctors. 



     Where deemed necessary by the Committee Chairperson, representatives from other organisations and institutions related to the subject may be requested to attend. 



     The provincial environment and forestry manager will act as the secretary of the provincial animal welfare committee.  As a result of its efforts the committee will notify the Ministry of its main policies, strategy, implementations and opinions.  If there is an organisation in a province which does not have a representative, the animal welfare committee will consist of the other members.  The committee will meet at the invitation of the committee chairperson. 



     The working principles and procedures of the provincial animal welfare committee will be determined by a regulation issued by the Ministry. 

     

      Duties of the provincial animal welfare committee



      ARTICLE 16 – Animal welfare committees, with the exclusive aim of protecting animals, identifying problems and taking decisions for their solution, and keeping in mind the decisions of the Central Hunting Commission relating to the protection of hunting and wild animals and their habitats and the organisation of hunting, are assigned and authorised; 



      a) To fulfil the duties indicated in this Law as the legal representative of animals for their protection and during their use, 



      b) To determine the problems relating to the protection of animals within provincial borders, to devise annual, five year and ten year plans and projects including proposed solutions to animal welfare issues, to prepare annual target reports and submit them for approval by the Ministry, to take all types of measures with the aim of protecting animals, with the approval of the Ministry, 



      c) To ensure the practical application of the programme prepared by it and to inform the Ministry of its results, 



      d) To supervise, direct and provide the necessary coordination for the animal welfare activities of various persons, organisations and institutions at a provincial level, 



      e) To support, develop and take the necessary precautions relating to the animal shelters and animal hospitals to be established in the province, 



      f) To evaluate the applications of local animal welfare volunteers, 



      g) To organise educational activities relating to the care, protection and sustenance of animals, 



      j) To fulfil all duties assigned to it under legislation issued according to this Law. 


 

CHAPTER TWO



Supervision and Animal Welfare Volunteers



      Supervision



 ARTICLE 17 – The Ministry is authorised to monitor whether the provisions of this Law are being complied with or not.  Where necessary, the Ministry may assign this authority to the highest local authority via a transfer of authority.   



      The qualities of supervisory staff and the principles and procedures relating to supervision, the establishment of a registration and monitoring system, reporting obligations and who will report will be determined by a regulation to be issued by the Ministry. 



      Local authorities are obliged to make arrangements for the registration of domestic pets and ownerless animals.  



            Responsibilities of local animal welfare officers  



      ARTICLE 18 – The title local animal welfare officer will be given to volunteers who undertake responsibility for the survival of ownerless animals, in particular cats and dogs, in the environment, areas or neighbourhoods where they are found.  These officers will be selected each year by the provincial animal welfare committee from among the members of animal welfare associations and foundations or persons who have provided beneficial services in this area.  Local animal welfare officers must carry their documents with them while on duty and these documents must be renewed each year.  The documents of persons who are found to have been involved in negative activities will be cancelled.  The principles and procedures relating to the duties and responsibilities of local animal officers, the documents to be provided to them, the cancellation of these documents and the training to be given will be determined by a regulation to be issued by the Ministry. 



Local animal welfare officers will carry out all their activities relating to ownerless animals in the region or neighbourhood, in particular dogs and cats, in coordination with the local authorities, to include their care, vaccination, the branding of vaccinated animals and the keeping of related records, sterilisation, the retraining of aggressive animals and their relocation to animal shelters established by the local authorities in order to be claimed by owners. 



CHAPTER THREE



Support for Animal Welfare

     

Financial Support



      ARTICLE 19 – Financial support in an amount approved by the Ministry will be provided in particular to local authorities or to other related organisations and institutions for the establishment of animal shelters or hospitals for the protection of domestic pets and the execution of care, rehabilitation, vaccination and sterilisation activities.  The necessary appropriations will be made in the Ministerial budget for this purpose.  The principles and procedures relating to the use of these appropriations will be determined by a regulation to be issued by the Ministry having obtained the approval of the Ministry of Finance. 

 



CHAPTER FOUR



Other Provisions

      Educational Boardcasts



      ARTICLE 20- In order to promote the protection and welfare of animals, programs aimed at general and formal education should be made and broadcasting time should be reserved for these issues on radio and television programmes.  Both the Turkish Radio and Television Board and the private television channels should reserve at least two hours a month and private radio stations should reserve at least half an hour a month for educational broadcasts.  20% of these broadcasts must take place at peak viewing or listening times.  The Ministry of Education and the Radio and Television High Board are liable for the monitoring of the issues in this article which are related to their area of duty.

      Traffic Accidents



      ARTICLE 21 – A driver who hits and harms an animal must take them or ensure that they are taken to the nearest veterinary doctor or treatment unit.

      Zoos



      ARTICLE 22 – Management and municipalities are obliged to arrange zoos in a manner suited to natural habitats, or ensure that they are so arranged.  The principles and procedures relating to the establishment and operation of zoos will be determined by a regulation issued by the Ministry having obtained the opinion of the Ministry of Agriculture and Rural Affairs.

      Bans and permissions



      ARTICLE 23 – The Ministry of Agriculture and Rural Affairs, having obtained the opinion of the Ministry, is authorised in relation to all types of permission and transactions relating to the trade of domestic pets which come within the scope of this Law, their import and export and their removal from or bringing into the country in any manner whatsoever.  The related units of the Ministry of Agriculture and Rural Affairs will provide the Ministry with information on imports and exports executed during the year.

      Taking animals into care



      ARTICLE 24 – Persons who act in breach of the provisions of this Law relating to animal welfare and who in this manner seriously neglect the animals in their care or cause them pain, suffering or damage will be banned from keeping animals by the supervisory authorities and the animals will be seized.  The said animals will be given to new owners or taken into care. 

 



CHAPTER FOUR



Penal Provisions 



CHAPTER ONE



Authority to impose Administrative Monetary Fines, Fine Payment Period,



Collection and Objections

     

Authority to impose Administrative Monetary Fines



      ARTICLE 25- The administrative monetary fines set forth in this Law will be imposed by the supervisory authorities indicated in article 17 of this Law.

      Objections to Administrative Fines



      ARTICLE 26 – Proceedings against administrative monetary fines can be lodged with the administrative courts within fifteen days of notification of the fine.  The lodging of proceedings does not halt the fulfilment of the fine imposed by the administration.  The decision of the administrative court on this issue is final.

      Administrative Monetary Fines Payment Period and Collection



      ARTICLE 27 – The payment period for administrative monetary fines is thirty days from the date of notification of the fine. 



     The monetary fines imposed by the authorised agencies in a receipt printed and distributed by the Ministry will be paid to the highest collection office of the locality.  80% of the money paid will be transferred to the related municipality during the following month.  This money is regarded as allocated and cannot be used for other purposes.  The principles and procedures relating to the format, distribution and control of the receipts to be used for administrative monetary fines imposed under this Law will be determined by a regulation. 



     Monetary fines which are not paid within the specified period will be collected, together with default increases, according to the provisions of Law no. 6183 concerning the Procedure for the Collection of Public Receivables



      Fines



      ARTICLE 28 – The following fines will be imposed for behaviour in breach of the provisions of this Law: 



      a) An administrative monetary fine of two hundred and fifty million Turkish Lira per animal for those who act in breach of the provision of the second sentence of paragraph (k) of article 4. 



      b) An administrative monetary fine of fifty million Turkish Lira per animal for those who act in breach of the provisions of the first, second, third and sixth paragraphs of article 5 by failing to comply with the bans and obligations relating to the ownership and care of animals or failing to take the necessary precautions, and of one hundred and fifty million Turkish Lira per animal for those who fail to comply with the bans and obligations in paragraph 7.   



      c) An administrative monetary fine of five hundred million Turkish Lira per animal for those who act in breach of the first paragraph of article 6.



      d) An administrative monetary fine of one hundred and fifty million Turkish Lira per animal for those who act in breach of the provisions relating to surgical interventions set forth in article 7. 



      e) An administrative monetary fine of seven and a half billion Turkish Lira per animal for those who act in a manner that could cause the extinction of an animal species as set forth in the first paragraph of article 8; an administrative monetary fine of one and a half billion Turkish Lira for those who fail to comply with paragraphs two, three and four. 



      f) An administrative monetary fine of two hundred and fifty million Turkish Lira per animal for those who fail to comply with article 9 and the issues contained in the regulations issued; an administrative monetary fine of one billion Turkish Lira per animal for those who carry out unauthorised animal testing. 



      g) An administrative monetary fine of two billion five hundred million Turkish Lira for those who do not obtain permission for the trade of animals, as specified in article 10, and who do not comply with the related bans and regulatory provisions.   



      h) An administrative monetary fine of one billion two hundred and fifty million Turkish Lira for those who act in breach of the bans relating to education in the first paragraph of article 11, an administrative monetary fine of one billion two hundred and fifty million Turkish Lira per animal for those who act in breach of the second paragraph. 



      ı) An administrative monetary fine of five hundred million Turkish Lira per animal for those who act in breach of the first paragraph of article 12; an administrative monetary fine of one billion two hundred and fifty million Turkish Lira per animal for those who act in breach of the second paragraph. 



      j) An administrative monetary fine of five hundred million Turkish Lira per animal killed for those who act in breach of the provisions of article 13; an administrative monetary fine of one billion, two hundred and fifty million Turkish Lira per animal killed where the breach is committed by the management. 



      k) An administrative monetary fine of two hundred and fifty million Turkish Lira for those who act in breach of paragraphs (a), (b), (c), (d), (e), (g), (h), (ı), (j) and (k) of article 14; an administrative monetary fine of two billion five hundred million Turkish Lira per animal for those who act in breach of the paragraphs (f) and (l), and slaughtered and live animals will be seized. 



      l) Radio and television stations are fined five billion Turkish Lira for violations of Madde 20. 



      m) An administrative monetary fine of two hundred and fifty million Turkish Lira per animal for those who act in breach of article 21. 



      n) An administrative monetary fine of six hundred million Turkish Lira per animal kept under inappropriate conditions in zoos for those who do not comply with article 22.   



      o) An administrative monetary fine of two billion five hundred million Turkish Lira per animal for those who act in breach of article 23. 



If the actions in paragraphs one, two and five of article 5, as referred to in paragraph (b) of this article, and actions apart from paragraph (n) are carried out by a veterinary doctor, a veterinary health technician, an animal welfare volunteer, a member of an animal welfare association or foundation or persons appointed to round up, supervise, care for or protect animals, the fine to be imposed will be doubled. 



      The monetary fines set forth in this article will be applied after being increased by the annual revaluation rate identified and announced according to the provisions of article 298 of the Tax Procedures Law no. 213, dated 04.01.1961, and valid from the beginning of that calendar year. 



PART FIVE

Various, Final and Provisional Provisions

 



CHAPTER ONE

Various Provisions

     

Breach of more than one provision



      ARTICLE 29- If any of the actions set forth as a crime in this Law are at the same time viewed as crimes under other laws, the legal provision requiring the heaviest punishment will be applied. 



Those who by their actions breach more than one provision of this Law will be penalised with the heavier punishment.

      Repetition of Actions



      ARTICLE 30 – If actions which have been penalised under the provisions of this Law are repeated, the monetary fines to be imposed will be doubled and for further repetitions tripled. 

 



CHAPTER TWO

Final, Provisional Provisions

 

      Reserved Provisions



      ARTICLE 31 – The provisions of the Territorial Hunting Law no. 4915, the Animal Health and Police Law no. 3285, the Animal Amendment Law no. 4631 and the Water Products Law no. 1380 are reserved. 



      PROVISIONAL ARTICLE 1- Of the animals indicated in paragraph (l) of article 14 of this Law, the owners of those who have been brought into the country before this Law came into effect must notify these to animal welfare committees within three months and have them registered, and they must provide documents showing whether they have been sterilised or not to the provincial animal welfare committee within six months. 



      PROVISIONAL ARTICLE 2- The regulations which are to be issued under this Law will be prepared within a year of the coming into effect of this Law.

     

Effect



      ARTICLE 32- This Law comes into effect on its date of publication.

      Execution



      ARTICLE 33 – The provisions of this Law will be executed by the Council of Ministers.

Anormal beyaz muturlar NatGeo'da

The Italian Journal of Mammalogy dergisinde geçtiğimiz yıl sonunda yayınlanan, Türkiye sularında rapor edilen üç adet anormal beyaz mutur (Phocoena phocoena) ile ilgili makalenin Türkçe özeti Bilimsel Veriler sayfamızda yayınlanırken, haberi de National Geographic Türkiye'nin Nisan 2013 sayısında yayınlandı.

Çalışmaya göre, anormal beyaz muturların biri İstanbul Boğazı'nda dört kez canlı gözlemle tespit edilmiş, diğeri Türkiye'nin Doğu Karadeniz kıyısında dip uzatma ağlarına tesadüfi olarak yakalanmış, sonuncusu da 2012'de İstanbul Boğazı'nda canlı olarak karaya vurmuş.

Tonay (fluke) ve diğerleri tarafından hazırlanan makalede dünya çapındaki anormal beyaz muturlarla ilgili yayınlanan ve yayınlanmayan kayıtlar incelenmiş ve dünyanın diğer denizlerinde toplam 34 kayıt bulunmuştur. Bu kayıtlarda üç farklı renklenme (pigmentlenme) tipi belirlenmiştir.

Anormal beyaz muturlar hakkında yürütülen bu bilimsel çalışma, yalnızca sözü edilen muturların sürüdeki sosyal ilişkilerine ışık tutmakla kalmıyor, aynı zamanda bu değişimlerin anlaşılabilmesi için anormal beyaz setaseler üzerinde genetik ve hücrebilimsel incelemeler yürütülmesi, mekanizmanın işleyişi hakkında daha net bir resim elde edilebilmesi adına gözlem verilerinin paylaşılması gerektiğinin de üzerinde duruyor.

* National Geographic'in Nisan 2013 sayısını bayinizden ısrarla isteyiniz.

* Makalenin Türkçe özetine bu bağlantıdan, orijinaline ise The Italian Journal of Mammalogy sayfasından ulaşabilirsiniz.

* Türkiye'de canlı olarak gözlenen anormal beyaz muturun videosu ile birlikte makalede yer alan diğer ek materyaller için dergi sayfasındaki "Supplemantary Files" bölümüne göz atabilirsiniz.

Anormal beyaz mutur fotoğrafları (NG): Sabri Bilgin & Bülent Topaloğlu/TÜDAV

Antalya'daki gösteri merkezinde ölen yunus için...

2010 yılının Şubat ayında Antalya'nın Alanya ilçesindeki Sealanya Yunus Parkı'nda ardarda ölen dört yunustan sonra bu kez de Antalya'nın Kemer ilçesindeki Moonlight Yunus Parkı'nda bir yunusun öldüğünü öğrendik.

13 Ağustos 2013 tarihli Kemer Gözcü gazetesinden yola çıkarak teyit ettiğimiz ölüm haberinin üzerine, daha önce Mayıs ayında sağlık kontrolü ve koruma talep ettiğimiz yunuslar için resmi talebimizi yineliyor ve yunusların bakımını ihmal ettiği anlaşılan tesisin, kamu sağlığını da tehdit etmesi açısından faaliyetlerinin sonlandırılmasını talep ediyoruz.

Geride kalan üç yunusun özel bir deniz alanında koruma altına alınması ve bu tesisin faaliyetlerinin sonlandırılması için siz de sesinizi yükseltin! Yasal hakkınız olan aşağıdaki bilgi edinme yazısını, tarih, isim-soyad ve T.C. kimlik numarası bilgilerinizle birlikte ilgili kurumlara gönderin. Ve daha büyük protestolar için www.yunuslaraozgurluk.com, facebook.com/yunuslaraozgurluk ve twitter.com/ozguryunuslar adreslerini takip etmeye devam edin!

Gönderilecek Adresler

bilgiedinme@basbakanlik.gov.tr, eroglu@ormansu.gov.tr, bakanyrd@ormansu.gov.tr, dkmp@ormansu.gov.tr, basin@ormansu.gov.tr, ouzun@ormansu.gov.tr, bid@ormansu.gov.tr, antalya@ormansu.gov.tr, snakbas@ormansu.gov.tr, acagatay@ormansu.gov.tr, ntas@ormansu.gov.tr, ozcanyaman@ormansu.gov.tr, gseyhan@ormansu.gov.tr, fsahin@ormansu.gov.tr, gthb@tarim.gov.tr, tarimbasin@tarim.gov.tr, tarimbilgi@tarim.gov.tr, bsgmihbar@tarim.gov.tr, alo174@tarim.gov.tr, antalya@antalya-tarim.gov.tr, durali.kocak@tarim.gov.tr, irfan.erol@tarim.gov.tr, ankara@ormansu.gov.tr, bimer@basbakanlik.gov.tr, turgay.turkyilmaz@tarim.gov.tr, kas@kas.gov.tr, antalya@icisleri.gov.tr, antalyavalisi@antalya.gov.tr, 07yaziisleri@icisleri.gov.tr, info@kas.bel.tr, yaziisleri@kas.bel.tr, baskan@kas.bel.tr, kemer@icisleri.gov.tr, info@antalya-kemer.bel.tr, antalya.kemer@tarimnet.gov.tr, kas@antalya-tarim.gov.tr, antalya@ormansu.gov.tr

Bilgi Edinme Metni

Tarih: ....../....../2013

Konu: Kemer Moonlight Yunus Gösteri Merkezi’nde ölen yunusla ilgili nekropsi raporunun paylaşılması, tesisteki diğer yunusların hastalık ve ölüm riski altında bulunması nedeniyle korunması ve tesisin faaliyetlerinin durdurulması talebi

Kemer Gözcü Gazetesi'nin 13 Ağustos 2013 tarihli haberi sonucu, Kemer Moonlight Dolphinarium'da gösteri ve yunus terapisi adı altında insanlarla yüzme seansları yaptırılan dört afalina türü yunustan birinin Ağustos ayının ikinci haftasında öldüğünü öğrendim (Kemer Gözcü Gazetesi haberi - http://yasadikca.com/yunus-gosteri-merkezi-acildi-17952).

Bu olay, 2010 yılında Antalya'daki Sealanya yunus gösteri merkezinde ardarda ölen dört yunustan sonra ortaya çıkan ve kamuoyuna yansıyacak olan ikinci üzücü ve riskli vakadır. Çünkü yunusun ölümüne neden olan hastalığın salgın olması ve Kemer Yunus Parkı'nda kalan diğer üç yunusa da geçmesi çok yüksek bir ihtimaldir. Dahası, yunus gösterileri ve yunus terapisi adı altında insanlarla yüzme seansları sırasında hasta yunusların insanlarla temas etmesi, kamu sağlığını da büyük ölçüde tehdit etmektedir.

Bu tesiste şu anda Kaş Yunus Parkı'nın fiilen kapatılmasının ardından 24 Nisan 2013 tarihinde Kemer Moonlight Dolphinarium'a yerleştirilen iki yunus da vardır. Ölen yunusun ise hangi yunus olduğu henüz bilinmemektedir.

10 Mayıs 2013 tarihinde Yunuslara Özgürlük Platformu'nun başlattığı ve duyarlı vatandaşların da katıldığı resmi yazışma yoluyla Kaş Yunus Parkı'ndan Kemer Moonlight Dolphinarium'a taşınan ve edinilen fotoğraflardan hasta oldukları net bir şekilde anlaşılan ve dişleri ile derileri zarar görmüş iki yunus için, deniz memelisi uzmanları tarafından sağlık kontrolü yapılması ve yunusların koruma altına alınması talebinde bulunulmuştu.

14 Haziran 2013 tarihinde Yunuslara Özgürlük Platformu'na e-posta yoluyla ulaştırılan İL GTH Müdürlüğü raporunda ise, "deniz memelisi uzmanı olmayan veterinerler tarafından yapılmış inceleme" sonunda yunusların son derece sağlıklı olduğu bildirilmiş, bulundukları havuz ortamının ise temiz olduğu vurgulanmıştır. Ancak bu raporda fotoğrafları görülen yunusların Kaş'tan Kemer'e transfer edilen yunuslar olmadığı, Kemer'de halihazırda gösteri yapan diğer iki yunus olduğu ve tüm başvurulara rağmen diğer yunusların sağlık taramasından geçirilmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla yapılan sözde sağlık kontrolünün, Kaş'tan Kemer'e götürülen hasta ve bitkin iki yunus üzerinde yapılmadığı ortadadır.

Bu bağlamda ölen yunusun Kaş'tan Kemer'e götürülen iki yunustan biri olduğu, diğer üç yunusun sağlığının ise büyük tehlike altında olduğu tahmin edilmektedir.

Aşağıdaki yasal gerekçelerin yanı sıra bulaşıcı hastalık ve kaza-ölüm risklerinin ışığında;

1. Aynı suyu paylaşmaları ve bulundukları ortam nedeniyle ciddi risk altında olan diğer üç yunusun, acilen Türkiye'nin az sayıdaki deniz memelisi veterinerleri tarafından sağlık kontrolünden geçirilmesini, acilen oluşturulacak bir deniz sahasında koruma altına alınarak deniz memelisi uzmanları tarafından sağlığına kavuşturulmasını ve bu süre içinde yunus gösterisi seanslarında insanlarla hiçbir suretle temas etmemelerini talep ediyorum.

2. Ölen yunusa ait nekropsi raporunun ve alınan örneklerin deniz memelileri konusunda uzmanlığa sahip bağımsız bilimsel kurumlar tarafından incelenmesini ve ilgili haberde geçen şüphe uyandırıcı ve tatmin etmeyen hastalığın kesin olarak uzmanlarca teşhis edilmesini talep ediyorum.

3. Kemer Moonlight Dolphinarium'un (Ayışığı Yunus Gösteri Merkezi) ise, hasta yunuslarla insanlar arasında temas oluşmasına neden olarak kamu sağlığını ciddi ölçüde tehdit ettiği, barındırdıkları hayvanların bakımını ihmal ederek yasalarca ve uluslararası sözleşmelerce korunan türlerden birinin ölümüne neden olduğu gerekçesiyle tesisin faaliyetlerinin durdurularak kapatılmasını ve gerekli cezayı hukuki yaptırımlar aracılığıyla almasını talep ediyorum (İlgili haber: http://www.tourexpi.com/tr-tr/news.html~nid=78761).

4. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nun 24. maddesi, "Bu Kanunun hayvanları korumaya yönelik hükümlerine aykırı hareket eden ve bu suretle bulundurduğu hayvanların bakımını ciddi şekilde ihmal eden ya da onlara ağrı, acı veya zarar veren kişilerin denetimle yetkili merci tarafından hayvan bulundurması yasaklanır ve hayvanlarına el konulur. Söz konusu hayvan yeniden sahiplendirilir ya da koruma altına alınır" hükmüne sahiptir. Bu madde doğrultusunda, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı yetkililerinin ortaklaşa harekete geçerek uygun bir deniz memelileri koruma alanı tahsis etmelerini ve hayvanlara bu hüküm doğrultusunda el koymalarını talep ediyorum.

Bu bağlamda, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ve 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun kapsamında başvurumun değerlendirilmesini ve yasal süre içinde sonucun tarafıma elektronik posta ile iletilmesini talep ediyorum.

Gereğini arz ederim.

Saygılarımla,

İsim-Soyad:

T.C. Kimlik no:

Semt/Şehir:

Bulaşıcı Hastalıklar

Deniz memelilerinden insanlara geçen bulaşıcı hastalıklar göz önünde tutulduğunda, yunuslarla aynı ortamda yüzen bireyler için yunus dışkısı ve sudaki diğer tüm bakteriler ciddi enfeksiyon ve sağlık riskleri taşımaktadır; insandan hayvana, hayvandan insana geçebilecek türlü hastalıklara zemin oluşturmaktadır. Bu hastalıklar, enfeksiyonlar ve bakteriler arasında, tüberküloz, göz nezlesi, çiçek hastalığı, malta humması, Trişin, Anisakiasis, Mycobacterium marinum, egzema, viral ve bakteriyel deri iltihabı, yanma, kızarıklık, şişlik, vb gibi vakalar anketler ve bilimsel çalışmalar yoluyla gözlenmiştir (http://www.petdoc.ws/zoonotic_diseases.htm).

Kaza ve Ölüm Riski

Bunun yanı sıra, insanlarla hayvanların aynı ortamda bulunmalarına neden olan bu faaliyetler, esaret altında doğal döngüleri, tepkileri değiştirilmiş ve bozulmuş olan deniz memelilerini tehlikeli türler haline getirmektedir. Yoğun stres yaşamaları nedeniyle sakinleştirici haplar (örn: Diazem) yutturulan, ölü balıklar arasında ülser engelleyici mide ilaçları verilen bu yunusların ve balinaların bu tür tesislerde, bilinen yüzlerce kazaya ve ölüme neden olduğu ortaya konmuş, bu kaza ve ölümler kronolojik bir liste haline getirilmiştir. Bu liste, yalnızca bilinen, haberlere yansıyan ve kayıtlara geçen olayları kapsamaktadır; rapor edilmemiş sayısız vaka vardır. Üstelik kaza ve ölümler yalnızca eğitmenleri ve ziyaretçileri kapsamamakta, aynı zamanda bu parklarda tutulan deniz memelilerini de içermektedir (http://yunuslaraozgurluk.com/Yunus-parklarindaki-kaza-ve-olumlerin-liste...).

Yasal Gerekçeler

Ülkemizde 2000’li yılların başından beri yunus parkları uluslararası sözleşmelerin ve ulusal mevzuatların çeşitli şekillerde ihlal edilmesine rağmen işletilmektedir. Günümüzde 10 (on) adet yunus parkının faaliyetini hala sürdürdüğü bilinmektedir. Şu anki Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 2006-2007 yılları arasında 30 (otuz) adet yunusun Türkiye sularında canlı yakalanmasına izin vermiş, bu avlanma sırasında 23 (yirmiüç) adet yunus yakalanmıştır. Sözkonusu yunusların bilimsel amaçlarla (bilimselliği Sağlık Bakanlığı tarafından ve bilim dünyasınca kabul edilmeyen "yunus terapi programları" için) yakalandığı söylense de, hepsi ya yunus gösterilerinde ya da insanlarla birlikte yüzme programlarında kullanılmaktadır.

Yunus gösteri ve terapi merkezleri uzun yıllardır amacı dışında kullanıldığı, bilim dünyasınca farklı araştırmalarla tespit edilmiş hayvanlardan insanlara geçen son derece tehlikeli bulaşıcı hastalıkların ve envanteri çıkarılmış kaza-ölüm vakalarının gizlendiği ticari tesisler olduğu ve yaban hayvanlarını ticari amçalar güderek içinde barındırdığı için Türkiye ve dünya kamuoyunu her geçen gün daha fazla rahatsız etmektedir.

Küresel ölçekte birçok tehdit yüzünden ciddi yaşam savaşı veren yunusların “canlı yakalanmaları”, Dünya Koruma Birliği (IUCN)’nin 2002–2010 Yunus ve Balinaları Koruma Planı’nda da belirtildiği gibi kasti öldürmeyle eş kabul edilecek kadar büyük bir tehdittir. Aynı zamanda Afalinalar Akdeniz'deki popülasyonu IUCN Kırmızı Listesi'nde "Hassas" kategorisinde (VU), Karadeniz popülasyonu ise "Nesli tehlikede" (EN) statüsünde yer almaktadır. Afalina türü 2012 Yılı The IUCN Red List Threatened Species Bottlenosed Dolphin gereği hem yabani hayvan hem de nesli tükenme tehlikesi altında olan bir türdür.

Akdeniz Afalina populasyonu, Türkiye'nin de taraf olduğu "Avrupa'nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi (Bern Sözleşmesi)"'nin II. no’lu ek listesinde de "kesin koruma altına alınan fauna türleri" arasında yer almaktadır. Bu sözleşmeye göre, bu türlerin her türlü kasıtlı yakalanması, alıkonulması veya kasıtlı öldürülmeleri yasaktır. Bu durum da uluslararası platformda korunmaktadır. Ülkemiz 2006 yılında kendi sularında yaptığı canlı yunus avları ile ne yazık ki taraf olduğumuz Bern Anlaşması’nı ihlal etmiş, bu konuda Avrupa Konseyi'ne şikayet edilmiş, Konsey tarafından izlemeye alınmıştır.

Hayvanları Koruma Kanunu’nun 4. maddesinin e bendinde “Nesli yok olma tehlikesi altında bulunan tür ve bunların yaşama ortamlarının korunması esastır.” ve f bendinde ise “Yabani hayvanların yaşama ortamlarından koparılmaması, doğada serbestçe yaşayan bir hayvanın yakalanıp özgürlükten yoksun bırakılmaması esastır.” hükümleri amirdir.

Taşıma sırasında ve Ek-1'de sunulan fotğoraflarda yunusların kaşektik (aşırı zayıf) oldukları ve dişlerinin törpülendiği veya söküldüğü dikkati çekmiştir. Hayvanları Koruma Kanunu’nun 8’inci maddesinde ise “Bir hayvan neslini yok edecek her türlü müdahale yasaktır. Hayvanların, yaşadıkları sürece, tıbbî amaçlar dışında organ veya dokularının tümü ya da bir bölümü çıkarılıp alınamaz veya tahrip edilemez.” ve “Bir hayvana tıbbî amaçlar dışında, onun türüne ve etolojik özelliklerine aykırı hale getirecek şekilde ve dozda hormon ve ilaç vermek, çeşitli maddelerle doping yapmak, hayvanların türlerine has davranış ve fizikî özelliklerini yapay yöntemlerle değiştirmek yasaktır.” hükümleri amirdir. Kaş’tan Kemer’e taşınan yunusların dişlerinin ciddi şekilde tahrip edildiği veya çekildiği görülmektedir.

Aynı kanunun 14. Maddesinde hayvanlarla ilgili yasaklar belirtilmiştir. a bendinde “Hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak, dövmek, aç ve susuz bırakmak, aşırı soğuğa ve sıcağa maruz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek, fiziksel ve psikolojik acı çektirmek.” hükmü bulunmaktadır. Yunus parklarında eğitimler aç bırakma sonrasında yiyecek ile ödüllendirmeye dayalı olduğu için gösteriler zamanında yunusların tam olarak doyurulmadıkları bilinmektedir. Ayrıca gösteriler çoğu zaman üstü açık havuzlarda yapılmakta ve türler fotoğraflarda görüldüğü gibi doğal duruşları dışında durdukları için çoğu zaman güneş yanıklarına maruz kalmaktadır. Kaş Yunus Parkı'nda yunusların güneşten korunması için iki yıl boyunca hiçbir branda (koruyucu örtü) serilmemiş, yunuslar güneşten olumsuz şekilde etkilenmişlerdir.

5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 24. Maddesi “Hayvanları korumaya yönelik hükümlerine aykırı hareket eden ve bu suretle bulundurduğu hayvanların bakımını ciddi şekilde ihmal eden ya da onlara ağrı, acı veya zarar veren kişilerin denetimle yetkili merci tarafından hayvan bulundurması yasaklanır ve hayvanlarına el konulur. Söz konusu hayvan yeniden sahiplendirilir ya da koruma altına alınır.” şeklindedir.

Bununla birlikte 11.06.2010 tarihinde kabul edilen Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu hayvan refahıyla ilgili olarak Madde 9 (1) “Hayvan sahipleri veya bakımından sorumlu kişiler, hayvan refahının sağlanması amacıyla, hayvanların barınma, bakım, beslenme, sağlık ve diğer ihtiyaçlarını karşılamak, sorumluluklarındaki hayvanların insan, hayvan ve çevre sağlığı üzerinde oluşturabilecekleri olumsuz etkilere karşı gerekli önlemleri almakla yükümlüdür” ifadesini içermektedir.

Yunuslarla yüzme programları ise, insan ve hayvanların aynı havuzda/ortamda bulunması ile gerçekleşir. 06.03.2011 Tarih ve 27866 Sayılı Resmi Gazete'de Yayınlanan Yüzme Havuzlarının Tabi Olacağı Sağlık Esasları ve Şartları Hakkında Yönetmelik'in 8. maddesi b bendinde “Yüzme havuzunda hayvanların insanlarla birlikte bulunmalarına hiçbir şekilde izin verilmez.” hükmü de amirdir. Hasta ve çok zayıf olduğu düşünülen Kemer'e taşınan bu iki yunusun insanlarla aynı ortamda bulunması halk sağlığı için de büyük bir tehdit ve tehlike oluşturmaktadır. Bu bağlamda Sağlık Bakanlığı'nın da devreye girmesi gerekmektedir.

Yunus parkları çalıştığı sürece sözkonusu maddelere aykırı davranılmaktadır.

 

24 Nisan 2013 tarihinde Kaş Yunus Parkı'ndan Kemer Moonlight Yunus Parkı'na gizlice transfer edilen yunuslardan biri. (Nisan 2013)

Ağların diğer tarafı, unutturulmuş özgürlük: Marmaris Onmega yunus gösteri ve terapi merkezi

Uzun süredir "Onmega Dolphin Therapy & Activity Center" adıyla faaliyet gösteren yunus gösteri ve terapi merkezine karşı mücadele veren Marmaris Cevrecileri Derneği ve dernek başkanı Ahmet Kutengin tarafından paylaşılan videoda, yunusların esaret altında tutulduğu, çevresi ağlarla çevrili kapalı deniz alanı sualtından görülüyor. Bu tesisin hemen yanıbaşında ise bir otel ve bu otelin plajı bulunuyor. 

İster havuzda, ister kapalı deniz alanında olsun, hayvanların özgürlüklerinden alıkonması ve ömür boyu hapsedilmesi kabul edilemez. Hayvanların tutsak edildiği hiçbir gösteriye, tesise gitmeyin; çocuklarınızı götürerek lütfen bu sömürüye alet olmayın. 

Eğer Marmaris'te yaşıyor ve bu tesisin diğer yunus parkları gibi kapatılmasını siz de istiyorsanız, lütfen Marmaris Çevrecileri Derneği ile irtibata geçin, bu videoyu olabildiğince paylaşın. Facebook üzerinden Empty the Tanks in Marmaris adlı sayfayı takip ederek yine bu tesisle mücadelesini sürdüren kişilere ulaşabilir, yerelde örgütlenmeyi sağlayabilirsiniz. 

Ayrıntılı bilgi için ve kaynak video için:

Marmaris Çevrecileri Derneği web sitesi

Ahmet Kutengin Facebook paylaşımı

İlgili Video: 
See video

Bakanlığa ara tatilde yunus parkı tepkisi: "Benim tatilim hayvanların esareti olmasın"

Bu yıl ilk kez 18-22 Kasım tarihleri arasında yapılan 2019-2020 Eğitim-Öğretim yılının ilk ara tatilinde, MEB'in yunus parkı, aqua park ve hayvanat bahçesi ziyareti önerisi kamuoyundan büyük tepki çekti.

Bodrum yunus parkındaki tutsak yunuslardan biri

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından ilk kez bu yıl gerçekleştirilen ara tatil uygulamasına ilişkin etkinlik takviminde yunus parkları, aqua park ve hayvanat bahçelerine yer verilmesi hayvan hakları savunucuları tarafından tepki çekti. "Benim tatilim hayvanların esareti olmasın" sloganıyla paylaşılan çağrıya kamuoyundan da destek geldi.

Muğla ve Aydın gibi çeşitli illerin web sitelerinde yer alan ve okullar aracılığıyla velilerle paylaşılan etkinlik takvimine ilk tepki Bodrum'dan geldi. Bodrum Yunus Parkı'nın ruhsat iptaline yönelik mahkeme sürecinin devam ettiği bugünlerde, Muğla İlçe Eğitim Müdürlüğü tarafından "Bodrum ve Marmaris'teki yunus parklarının ziyaret edilmesi" önerisi Bodrumlular aracılığıyla Yunuslara Özgürlük Platformu'na iletildi.

Bodrum İlçe Milli Eğitim'den okul müdürlerine iptal duyurusu

Yunuslara Özgürlük Platformu'ndan Jayne Kenney, Muğla İl Eğitim Müdürlüğü'ne ulaşarak 20 Kasım Çarşamba günü yapılması planlanan yunus parkı ziyaretinin takvimden çıkarılmasını ve velilere bu bilginin ulaştırılmasını talep etti. Eşzamanlı olarak müdür ve velilere mesajlaşma uygulamalarındaki okul gruplarından ve sosyal medya paylaşım siteleri üzerinden ulaşan Platform'dan Yağmur Işın da, Bodrumlu müdür ve öğretmenlerle birlikte, toplu yunus parkı ziyaretinin yapılmaması çağrısında bulundu.

Kamuoyundan gelen tepkiler sonucu Bodrum İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün mesajlaşma platformu üzerinden okul müdürlerine şu mesajı gönderdiği ve toplu gezinin iptal edildiği duyurusunu yaptığı öğrenildi: "Değerli arkadaşlar, ara tatil etkinlikleri arasında yer alan yunus parkı ziyareti etkinlik planından kaldırılmıştır. Öğrencileri ve velileri yönlendirmemeniz önemle rica olunur". 

İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü düzeyinde hatanın düzeltilmesini olumlu karşıladıklarını belirten Kenney, okulların bu mesajı dikkate alarak yunus parkına gezi düzenlemeyeceklerini umduklarını belirtti. Kenney, halihazırda hayvan esaretinden para kazanan tesislere yönelik mücadelelerini sürdürürken, bundan sonraki süreçte aynı zamanda Bodrum'daki okulların çocukları bu tür ticari işletmelere götürmemeleri için okul yönetimlerine ulaşmayı ve ilçe düzeyinde farkındalık çalışmalarını artırmayı planladıklarını vurguladı. 

"Benim tatilim, hayvanların esareti olmasın"

Yunuslara Özgürlük Platformu ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM), Bodrum'la ilgili görüşmeler sürerken, hafta başında "Benim tatilim, hayvanların esareti olmasın" başlığıyla yayınladıkları mesajda, hem velilere hem de MEB'e seslenerek, "hayvanların temel yaşam haklarının tanınmasına ve çocukların ahlaki gelişimine dair" yetişkinlerin sorumluluğuna dikkat çekti. Platform, hayvan esareti ve sömürüsünün çocukların gözünde normalleştirilmemesini, "empati yoksunu bu tür deneyimlerin devlet eliyle çocuklara dayatılmamasını" istedi.

Çizim: Aslı Alpar

Yayınlanan mesajda şu talep ve çağrılara yer verildi: "'Hayvan sevgisi aşılama' ve 'hayvanları tanıtma' gibi masumane gerekçelerle bakanlığın, il ve ilçe eğitim müdürlüklerinin hayvan hapishanelerine verdiği desteği kınıyor, çocuklara empati yoksunu bir deneyimi dayattıkları için acilen bu tesisleri programdan çıkartarak hatalarını düzeltme çağrısı yapıyoruz. Okul müdürleri, öğretmenler ve ailelere ise, hayvanların ömür boyu hapse mahkum edildiği, eğitimler ve gösteriler sırasında derin fiziksel ve psikolojik travmalara maruz bırakıldığı ve antidepresanlar ile zorla ayakta tutulduğu bu işkence merkezlerine çocuklarını götürmemelerini, bu tür toplu geziler düzenlenmesi halinde, milli eğitim müdürlüklerine ve okul müdürlerine tepkilerini dile getirmelerini istiyoruz."

İstanbul Barosu da harekete geçti

Yunuslara Özgürlük Platformu ve HAKİM'in çağrısına bir destek de İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi'nden geldi. Milli Eğitim Bakanlığı'na yönelik hazırlanan dilekçede, TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu tarafından Meclis Başkanlığı'na sunulan rapora atıfta bulunularak "Esaret altında tutulan ve eziyet gören hayvanlar üzerinden para kazanan ticari işletmelerin Sayın Bakanlığınızın müdürlüklerince desteklenmesi hayvan haklarına ve devlet politikasına aykırılık taşımaktadır" denildi.

Dilekçede, bu tür tesislere yönelik gezilerden bir an önce vazgeçilmesi ve imzalanan protokoller varsa feshedilmesi talep edildi. Aynı zamanda hayvan esaretinden para kazanan bu tesisler yerine, "Hem çocuklara hayvan sevgisi aşılamak, hem de gerek çocuklar, gerekse hayvanlar için büyük bir kazanç ve etkileşim imkanı sunmak için bakımevi/barınak ziyaretlerinin artırılması, kuş gözlem gezileri gibi doğada yapılacak faaliyetlerin önerilmesi" istendi.

Marmaris de iptal etti

Geçtiğimiz günlerde Marmaris'teki yunus parkının kapatılması için, Muğla Barosu Doğal Yaşamı Koruma ve Hayvan Hakları Komisyonu'nun desteğiyle iki günde 2.500'den fazla imza toplayan Marmaris Hayvan Hakları Derneği (MAHAKDER) de, Marmaris VeliDer ile birlikte, ilçelerindeki yunus parkı ziyaretinin iptal edilmesi ve programlarda yer almaması için Marmaris İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'yle irtibata geçti.

Müdürlüğün konuya duyarlılık gösterdiğini belirten MAHAKDER Başkanı Tülay Yıldız, yunus parkı ziyaretinin ilçe müdürlüğü tarafından programa dahi alınmamış olduğunu, VeliDer üzerinden paylaşılan programda yunus parkına yer verilmediğini öğrendi. Yıldız, aynı zamanda İlçe Milli Eğitim Müdürü Züleyha Aldoğan'ın, dernek olarak açtıkları imza kampanyasına destek vereceğini de vurguladı.

Marmaris Belediye Başkan Yardımcısı İhsan Öztürk, geçtiğimiz günlerde MAHAKDER'in kampanyasına imzasıyla destek vererek, basına yönelik demecinde, "Şahsım ve belediye olarak bu parkın kapatılması için seferber olduk" demişti.

Marmaris'teki yunus parkının kapatılması için mücadele veren derneklerden biri olan Marmaris Çevrecileri Derneği de, geçtiğimiz aylarda yunus parkını sualtından görüntülemiş, görüntüleri yetkililerle ve kamuoyuyla paylaşmıştı.  

İlgili Video: 
See video
İlgili Video: 
See video

Balina eğitmenlerinden itiraf: Korkunç acı çekiyorlar

Daha önce Blackfish adlı belgeselde de çarpıcı açıklamalarda bulunan ve yıllarca balinalarla akvaryum şovları yapan iki eğitmen İngiliz basınına korkunç itiraflarda bulundu. Vicdan azabı içinde yaşadıklarını belirten eğitmenler; uyuşturucu ilaç verilen, açlıkla terbiye edilen balinaların acı içinde öldüğünü anlattı. Balina eğitmenleri John Hargrove ve Jeffrey Ventre, görkemli akvaryum şovlarının arkasındaki korkunç gerçekleri anlattı.

"Vicdan azabı çekiyoruz"

Balinaları eğitmek için uyuşturucu (valium gibi sakinleştirici) ilaçlar kullandıklarını ve onları aç bıraktıklarını belirten Hargrove ve Ventre; “Yaptıklarımızın vicdan azabını çekiyoruz” dedi.

Eğitmenler, esaret altındaki balinaların çektikleri işkenceler nedeniyle ülser gibi hastalıklara yakalandıklarını ve korkunç acılar çektiklerini söyledi.

"Unutamıyorum"

Ventre, “17 yıl bu işi yaptım. Gördüklerimi unutamıyorum. Onların bir havuzda mutlu olması mümkün değil” diye konuştu. Hargrove ise “Balinaları her şeyden çok seviyorum. Artık onların koşullarının iyileştirilmesi için çalışarak içimi rahatlatmaya çalışıyorum” dedi.

Eğitmenler ayrıca esaret altındaki yunus ve balinaların kronik stres ve sıkıntı nedeniyle kendine zarar verme davranışları gösterdiğinden, eğitmenlere ve ziyaretçilere karşı agresyon gösterdikleri sayısız örneğe şahit olduklarından bahsettiler.

Türkiye'de çalışmış olan eski yunus eğitmeni esaret gerçeğini anlattı

Eski yunus eğitmeni Melisa Sevim de Yunuslara Özgürlük Platformu olarak 2011'de yaptığımız röportajda tutsak yunusların deniz parklarında neler yaşadığını anlatmıştı: "Hayvanların insanlara bağımlı hale getirildiği, gerçekten 'bitirildiği' bir ortam esaret." 

Kaynak: Posta gazetesi & UsaToday

İlgili Video: 
See video

Balinalar için önemli kazanım: Georgia Akvaryumu beluga ithal edemeyecek

Federal yargıç, ABD’nin Atlanta şehrindeki Georgia Akvaryumu’nun Rusya’daki Okhotsk Denizi’nden canlı yakalanan 18 belugayı ülkeye sokma talebini bir kez daha reddetti.

30.09.2015 - Üç yıl süren kapsamlı bir yasal mücadele sonunda, 2006 ve 2012 yıllarında deniz parklarına satılmak üzere Rusya’da yakalanan 18 beluganın (beyaz balina) ABD’ye girişi resmen yasaklandı. Federal yargıç Amy Totenberg, Ulusal Deniz ve Balıkçılık Hizmetleri’nin (NMFS) 2013’te aldığı ithalat yasağı kararını Üst Mahkeme’de onayladı. Esaret karşıtı gruplar ve hayvan hakları aktivistleri kararı sevinçle karşılarken, Georgia Akvaryumu yöneticileri, şu anda Utrish Deniz Memelisi Araştırma İstasyonu’nda esaret altında tutulan balinalarla artık ilgilenmediklerini belirtti.

Animal Welfare Institute deniz memelisi uzmanlarından Naomi Rose, kararla ilgili olarak yaptığı açıklamada, “Mahkemenin verdiği karara çok sevindik. Deniz Memelilerini Koruma Kanunu (MMPA), bu hayvanları istismar ve kötü muameleden korumak için yürürlüğe sokulmuştu. Yargıcın kararı, yasanın işlerliğini de ortaya koymuş oldu. Artık ABD, hiçbir kıstasla savunulamayacak olan Rusya’daki insanlık dışı beluga ticaretinin bir parçası olmayacağını açıkça beyan etti” dedi.

Georgia Akvaryumu, doğal yaşam ortamından yakalanan 18 belugayı Rusya’dan ABD’ye ithal etmek için ilk kez 2012’nin Haziran ayında adım atmış, belugaların "korunması" ve "eğitim" amaçlı kullanılması gibi gerekçelerle NMFS’den izin istemişti.

Fakat NMFS, buna izin verilmesi durumunda kararın, Rusya’daki beluga popülasyonlarını olumsuz etkileyeceği ve izin verilen miktardan çok daha fazla beluga yakalanmasıyla sonuçlanabileceğini öne sürerek, Georgia Akvaryumu’nun ithalat talebini 2013’ün Ağustos ayında reddetmişti

NMFS, aynı zamanda, beş balinanın, yakalandıkları sırada yaklaşık 1.5 yaşında olduklarını ve potansiyel olarak hala anne gözetiminde ve bakımında olduklarını tespit ettiğini dile getirmişti.

Georgia Akvaryumu, bu açıklamadan tam bir ay sonra, ithalatın reddedilmesi kararının “keyfi, kapristen ibaret ve yasalarla uyumsuz” olduğu gerekçesiyle hükümete dava açmıştı. The Animal Welfare Institute, Whale and Dolphin Conservation, Cetacean Society International ve Earth Island Institute gibi sivil toplum örgütleri, dava sürecinde hükümet adına müdahil olmuştu.

Kararı değerlendiren balina ve yunus nöroloğu ve Kimmela Center for Animal Advocacy Yetkili Müdürü Lori Marino da, kararı memnuniyetle karşılayanlardan: “Bu karar, Georgia Akvaryumu’nun her seferinde alt etmeye çalıştığı o ‘ahlaki buyruğu’ yerine getirmiş oldu. Beyaz balinaların ve diğer deniz memelilerinin esaret altında yaşamayacağı artık çok açık olduğu için, Georgia Akvaryumu’nun benzer talepleri de sonuçsuz kalmaya devam edecek.”

Bundan sonra ne olacağını hiçbirimiz kesin olarak bilemiyoruz. 18 beluga, deniz memelilerini koruma yasası olmayan ülkelerde açık artırmayla müzayedeye çıkabilir ya da hayvan hakları aktivistlerinin talep ettiği gibi rehabilite edildikten sonra Rusya kıyılarındaki sürülerine yeniden kavuşabilirler.

Kaynak: TakePart/David Kirby - A Win for Whales: Georgia Aquarium Can’t Import Belugas

Ek Bilgi: WDC & Orlando Sentinel

Fotoğraf: Viktor Lyagushkin/Getty Images

Çeviri: Yunuslara Özgürük Platformu

 

Balinanın midesi plastik poşet çöplüğü

Tayvanlı deniz biyologları, Tongshi’de ölü olarak kıyıya vuran 15 metrelik ispermeçet balinasının (kaşalot) midesinden, plastik poşetlerden ve balıkçı ağlarından oluşan dev bir kütle çıkardı. Bir hafriyat makinasının kepçesini dolduracak kadar yüksek miktarda plastik atık yuttuğu görülen balinanın ölüm nedeninin bu plastikler olduğu düşünülüyor.

Cheung-Kung Üniversitesi Ulusal Balina Araştırma Merkezi’nde öğretim görevlisi olan Prof. Wang Chien-ping, balinanın vücudundan çıkan çöplerin ölüme neden olabileceğini, balinanın akciğerinde veya kalbinde hasar ve enfeksiyon meydana getirmiş olabileceğini söylüyor. Chien-ping’e göre “insan kaynaklı bu atıklar, balinanın iştahını kesmiş, yetersiz beslenmeye neden olmuş olabilir. Bu da bir balina için son derece önemli ve geçerli bir ölüm nedenidir”.  

The Society of Wilderness adlı sivil toplum kuruluşunun sözcüsü He Chih-ying ise, okyanusta yüzen atıkların deniz yaşamı ve canlıları için ne denli büyük bir tehdit olduğunu vurguladı. Chih-ying, “Daha önce denizel çöpleri yutarak hayatını kaybeden deniz memelilerine dair çok sayıda trajik öykü dinledik. Fakat bu, bugüne kadar boyut ve hacim olarak en büyük atıklardan biri oldu” dedi.

Balina, ölümünden üç gün önce aynı bölgede karaya vurmuş, sahil güvenlik yetkililerinin ve bilim insanların girişimiyle yeniden okyanusa döndürülmüştü.

Bu vaka, deniz sularına karışan plastik atıkların tehlikelerini bir kez daha gözler önüne serdi.

Kaynak: ABD.Net.AUMarine biologists discover rubbish haul in stomach of dead whale in Taiwan

Fotoğraf: Marine Biology and Cetacean Research Centre of National Cheng-Kung University

İlgili haber: Balinayı öldüren DVD kutusu

Balinayı öldüren DVD kutusu

Denizde yüzen atıklardan zarar gören balina ve yunusların sayısı artıyor. Son kurban koca bir balina.

Ağustos 2014’te Virginia Akvaryum ve Deniz Bilimleri Merkezi Karaya Vurma Müdahale Ekibi, Elizabeth Nehri’nde sıradışı bir görüntü tespit etti. Nesli tükenmekte olan türlere rastlamanın normal olduğu Atlantik Okyanusu’nun derin sularından uzakta, sanayinin yoğun olduğu Chesapeake Körfezi’ne dökülen nehir kolunda, 13,7 metre uzunluğundaki genç bir dişi kuzey balinası yüzerken görüldü.

Balina yolunu kaybetmiş görünüyordu. Barco ve meslektaşları bir gemiyle çarpıp ciddi bir şekilde yaralanmasın diye onu birkaç gün takip etti. Ancak bu çabalara rağmen balina birkaç gün sonra ölü bulundu.

Yapılan otopsi, hayvanın siyah plastikten sert bir parça yuttuğunu ortaya koyuyordu. Bu parça midesini yırttığından beslenememişti. Zayıf düşen balinaya bir de gemi çarpmış ve omurgasını kırmıştı. Barco'ya göre bu “çok uzun ve acı verici bir son."

Balinanın ölümüne bir DVD kutusunun kırık parçacığının neden olduğu tespit edildi. Hayvan muhtemelen yüzeyde beslenirken bu atığı yutmuştu. Barco, “Bir balinanın ölümüne neden olabilen bir plastik parçası denizden uygun şekilde çıkarılmadığı için çok üzgünüm. Bu gayet önlenebilir bir ölümdü,” diyor.

Plastik yutmak deniz hayvanları için yaygın bir sorun. Özellikle de atığın görünümünü, günlük yiyecekleri ile kolaylıkla karıştırabilen deniz kuşları ve denizkaplumbağaları söz konusu olduğunda. Sindirilemeyen malzeme, mideyi ya da bağırsağı tıkayabiliyor ve bu durum önce açlığa, sonra da ölüme neden oluyor. Denizlerdeki çöplerin miktarı arttıkça deniz yaşamında riskler de artıyor.  

2014 yılında yapılan bir araştırma, deniz memelisi türlerinin yüzde 56’sının midesine atık girdiğini ortaya koydu.

“Kıyıya vuran balinalar ölümlerin sadece küçük bir yüzdesini oluşturuyor,” diyor Kaliforniya, Sausalito’daki Deniz Memelileri Merkezi’nden bilim insanı Frances Gulland. Gulland'a göre ispermeçet balinası plastik atık yutmaya en yatkın olan tür. Çünkü atıklar, temel besin maddeleri olan mürekkep balığıyla karıştırmaya çok müsait. “Otopsisini yaptığım her ispermeçet balinasının midesinde çok fazla miktarda ağ ve plastik parçası vardı,” diyor Gulland.

Gulland'ın karşılaştığı en hayret verici vaka 2008’de gerçekleşmiş: İki erkek ispermeçet balinası kuzey Kaliforniya kıyılarına vurmuş. Midelerinden çok miktarda balık ağı, halat ve diğer plastik çöpler çıkmış. Bir tanesinin midesi yırtılmış. Diğeri de bir deri bir kemik kalmış -ki bu durum balinanın beslenemediğine işaret ediyor. İki vaka da atıkların ölümcül olduğunu kanıtlıyor.

Bazı plastiklerin çeşidi ve yaşı, uzun yıllar süren bir birikime işaret ediyor. Otopsisini yaptığı bir balinanın midesinde en az 181 kilogram atık bulunduğunu söyleyen Gulland, “Kocaman bir balinanın çöp atıklarını yediği için öldüğünü ilk kez görmüştüm. Yavaş yavaş, açlıktan ölüyorlar,” diyor.

NOAA (Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi) Balıkçılık Güneydoğu Ofisi’nin karaya vuran deniz memelileriyle ilgilenen koordinatörü Blair Mase, denizdeki atıklardan etkilenen balina ve yunusların sayısında artış olduğunu söylüyor. İstatistikler yanıltıcı olabilse de Mase, 2002 ile 2013 yılları arasında deniz atıkları nedeniyle en az 35 afalina türü yunusun karaya vurduğunu belirtiyor.

Ancak tek suçlu yüzeydeki atıklar değil. Gri balinalar okyanus tabanından besleniyor ve farkında olmayarak amfipodlar gibi küçük organizmalarla birlikte deniz atıklarını da yutuyorlar. 2010’da Washington, Olympia’daki Cascadia Araştırma’dan araştırma biyoloğu John Calambokidis, Seattle yakınlarında karaya vuran ölü bir gri balina üzerinde yapılan incelemelere yardımcı oldu.

11 metrelik erkek balinanın midesinde bulunan atıklar arasında 20’den fazla plastik poşet, küçük havlular, ameliyat eldivenleri, bir eşofman altı, yapışkan bant ve bir golf topu vardı.

Calambokidis “Bu vaka, deniz ortamını ne oranda etkilediğimizin çarpıcı bir göstergesiydi,” diyor.

Çeviri: Yunuslara Özgürlük Platformu, 3 Şubat 2015

Kaynak: National Geographic

 
10

Basın Toplantısı: TBMM Hayvanlardan Taraf Ol

Hayvan haklarını savunan sivil toplum örgütleri İstanbul'da gerçekleştirdikleri basın toplantısında, TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu'nun 22 Ekim'de Meclis Başkanlığı'yla paylaştığı rapora dair görüşlerini, eleştirilerini ve endişelerini aktardı. Toplantıda hak ihlallerinin en çok yaşandığı hayvancılık endüstrisine dair çarpıcı veriler de paylaşıldı.

Faytona Binme Atlar Ölüyor İnisiyatifi, Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM), Hayvan Hakları ve Etiği Derneği ile Yunuslara Özgürlük Platformu, TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu'nun raporunu Meclis Başkanlığı'na sunmasının ardından TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde bir basın toplantısı düzenledi (video).

Toplantıda yapılan açıklamada, tür ayrımı olmaksızın hayvanların bireyliği, hakları, beden dokunulmazlığı ve şiddetsiz bir ortamda yaşama hakkı üzerinde duran hayvan hakları savunucuları, rapora dair bu yöndeki eleştirileri ve yasama sürecine dair beklenti ve endişelerini hayvan hakları perspektifinden kamuoyuyla paylaştı. Örgütler, alınan olumlu tavsiye kararlarının esnetilmeden yasalaşması için TBMM'ye seslenirken, yaşam hakkından yana olan herkese, hayvan hakları mücadelesinin daha büyük bir ivmeyle devam etmesi için hayvanlara karşı âdil davranma ve mücadeleye destek verme çağrısında bulundu.

“Komisyon, hayvanlar konusunda en can alıcı hak ihlâllerinin, sistematik işkencelerin yaşandığı alanlarda suskun kalmayı tercih etmiştir”

Komisyon toplantıları süresince savunuculuk çalışmalarının Ankara ayağında yer alan ve komisyon üyesi milletvekilleriyle görüşmeler yapan Hayvan Hakları ve Etiği Derneği'nden Burak Özgüner yaptığı genel değerlendirmede, komisyon raporunda, hayvan hakları örgütlerinin ortak taleplerinin büyük ölçüde yer aldığına dikkat çekti. Özgüner “Sivil toplumun taleplerinin çoğu komisyon raporunda yer bulsa da avcılık, faytonlar, pet shoplar, ‘geleneksel’ diye tanımlanan hayvan dövüşleri, hayvancılık endüstrisi, hayvan deneyleri, pet shoplardaki hayvanlara yönelik zulüm komisyonda görmezden gelinmiştir. Üzülerek belirtmeliyiz ki komisyon, hayvanlar konusunda en can alıcı hak ihlâllerinin, sistematik işkencelerin yaşandığı alanlarda suskun kalmayı tercih etmiştir” diye konuştu. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın, hayvanları “hissedebilir bireyler” olarak kabul edilmemesi için direttiğini bildiren Özgüner, “Yeni sistemde kanun teklifleri milletvekilleri tarafından hazırlanıyor. Bürokrasinin yasama süreçlerinden kendisini geri çekmesi gerektiğini hatırlatıyoruz” dedi.

Özgüner, “Her şeye rağmen komisyon raporundan umutluyuz; yasa teklifi sürecinde de sonuna kadar müdahiliz, yasama sürecinin takipçisiyiz," diye konuştu. 

“Atlı faytonlar için Ekrem İmamoğlu’nun sözünü tutmasını bekliyoruz”

Basın toplantısında konuşan Faytona Binme Atlar Ölüyor İnisiyatifi'nden Elif Ertürk, "Faytona Binme Atlar Ölüyor İnisiyatifi olarak, faytonların atlara olan zararını, zulmü, sömürüyü, ölümleri yıllardır dile getiriyoruz. Türkiye çapında atlı faytonların tamamen yasaklanmasını, emekliye ayrılan atlar için rehabilitasyon merkezleri yapılarak yaşamlarının sonuna kadar güvence altına alınmasını istiyoruz. Denetimler ve fayton sayısının azaltılması gibi önerileri kabul edilir bulmuyoruz,” dedi.

Aynı zamanda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun seçim öncesinde Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu’nun “Söz Veriyorum” beyannamesine faytonların kaldırılması için onay vererek imza attığını hatırlattı ve İmamoğlu’nun sözünü tutmasını istedi. 

“Esaret endüstrisinin talepleri doğrultusunda özgürlükler esnetilmemeli”

Yunuslara Özgürlük Platformu'ndan Öykü Yağcı da, hayvanlı sirklerin ve yunus parklarının tamamen yasaklanmasına ve bu tesislerdeki hayvanların korunmasına dair önlerinde belirsiz bir süreç olduğunu belirterek, yasama aşamasında toplumun her kesiminden ve ilgili tüm sivil oluşumlardan yasama sürecinde TBMM'ye çağrı yapılmasının önemine değindi. Mevcut 10 yunus parkının kapatılması için verilen sürenin iki sene olarak tavsiye edildiğini belirten Yağcı, bu sürenin 6 ay, en fazla 1 sene olması gerektiğini vurguladı. 

Yağcı, "Yunus parkı sahiplerinin katıldıkları Komisyon toplantısında uluslararası sözleşmeler ve ulusal mevzuatımızca koruma altındaki yunusların Türkiye sularından özel izinlerle canlı yakalanmalarını istemiş, dünya çapında etkinliği olmadığı kanıtlanan yunusların esaret altında üretimini talep etmişlerdir. Hatta ‘sektörleşmeyi ve faaliyetlerinin yasal zemine oturtulmasını isteyerek’, yaklaşık 15 yıldır sürdürdükleri faaliyetlerinin yasa ve yönetmelik dışı olduğunu kendileri afişe etmişlerdir. Sözde yunusla terapi uygulamalarında da ‘kar amacı güttüklerini’, gelişimsel bozukluğu olan veya engelli bireylere kazanç kapısı olarak baktıklarını beyanlarıyla bir kez daha ortaya koymuşlardır. Hayvanları ve insanları ticari amaçla sömürmeye devam eden yunus parkı sahiplerinin ve hayvanlı sirk işletmecilerinin etik dışı ve yasadışı taleplerinin, asılsız beyanlarının yasama sürecinde dikkate alınmaması gerektiği aşikârdır,” dedi.

Aynı zamanda esaret endüstrisinin talepleriyle özgürlüklerin esnetilmemesi gerektiğini belirten Yağcı, mevcut 10 yunus parkına getirilebilecek ‘hayvan refahı kriterleri ve standartları aracılığıyla’ kafeslerin ve havuzların konforlu olmasını değil, tüm kafeslerin ve havuzların boşaltılması için çabalayacaklarını vurguladı: “Gelecek nesil hayvanların aynı sömürü biçimlerine maruz bırakılmaması ve yeni kuşaklara çarpık bir hayvan ve doğa sevgisi aşılanmaması için TBMM’nin bu önemli sorumluluğu üstlenmesini bekliyoruz.”

“Köpek ile koyunun arasında haklar ve hisler bağlamında fark yoktur”

HAKİM'den Fatma Biltekin ise et, yumurta süt ve balık endüstrilerinde istismar edilen hayvanların haklarının, yaptıkları sunumlara ve toplu taleplerine rağmen raporda yer almadığının altını çizdi. Biltekin "Raporda, insan menfaati için kullanılan hayvanların yaşadığı hak ihlalleri ile ilgili, hayvan hakları savunucularının verdikleri bilgiler doğrultusunda bir durum tespiti yapılabilirdi. Hayvan hakları savunucularının, 21. yüzyıl için bir utanç kaynağı olan canlı hayvan ticaretinin yasaklanması önerisine de raporda yer verilebilirdi,” dedi.

Biltekin komisyonun hayvanları duygulu varlıklar olarak tanıdığını ancak arıcılıkta, avcılıkta, yün ve tiftik üretiminde her gün hakları gasp edilen, sistematik işkenceye maruz kalan hayvanların "duygulu varlıklar" değillermiş gibi raporda yer almadığına dikkat çekti. Biltekin, “Oysa köpek ile koyunun, at ile sığırın, muhabbet kuşu ile tavuğun arasında haklar bağlamında da, hisler bağlamında da hiçbir fark yoktur,” dedi.

“Sayılar bize insanların hayvanlar üzerinde kurduğu tahakkümün, şiddetin, soykırımın ne kadar korkunç olduğunu gösteriyor,” diyen Biltekin, TUİK verilerine göre 2018 yılında Türkiye'de, 1 milyar 242 milyon 525 bin 865 hayvanın eti için öldürüldüğünü, 124 milyon 054 bin 810 tavuğun yumurtası için sömürüldüğünü, 3 milyon 138 bin154 hayvanın süt üretimi için suni tohumlama yöntemi ile tecavüze uğradığını, 2.546 hayvanın av turizmi kapsamında katledildiğini, 45 milyon 569 bin 640 hayvanın yün tiftik üretimi için kırkılma esnasında işkenceye maruz kaldığını belirtti. 

* Basın toplantısının tamamını "Yunus Parkları Kapatılsın" Facebook sayfamızdan izleyebilirsiniz.

Basına ve Kamuoyuna Önemle Duyurulur

Çeşitli yayın organları aracılığıyla hakkımızda suç duyurusunda bulunacağını ve change.org/TuzlaMarinaHayvanHapishanesi adresinde dile getirdiğimiz kampanya konusu iddiamızın mesnetsiz olduğunu açıklayan ViaProperties yetkililerine, basın mensuplarına ve kamuoyuna duyurumuzdur. 

BASINA VE KAMUOYUNA ÖNEMLE DUYURULUR

6 Temmuz 2015 tarihinde change.org/TuzlaMarinaHayvanHapishanesiadresinde başlattığımız imza kampanyası sonrasında ViaProperties yetkilileri tarafından basın mensuplarına gönderilen açıklamada kampanyamızın bir “karalama kampanyası” olduğu belirtilmiş, misyonumuz gereği Anayasal hakkımız olan kamuoyu bilgilendirme ve kamuoyu yaratma çabalarımız itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır.

10 Eylül 2014’ten bu yana Tuzla Marina ve AVM projesinde yer alması planlanan yunus parkına dair Yunuslara Özgürlük Platformu olarak attığımız tüm adımlar yasal, oluşum amaç ve sorumluluklarımıza uygun ve şeffaf olmakla birlikte, konuyla ilgili resmi kurumlara yönelik bilgi edinme başvuru belgelerimiz ve sorularımız, fotoğraflar ve ekran görüntüleri eşliğinde en başından beri web sitemizde (www.yunuslaraozgurluk.com) ve sosyal paylaşım sitelerinde kamuoyuyla paylaşılmıştır.

Bugün, ViaProperties yetkilileri tarafından basın mensuplarına gönderilen ancak gerçekleri yansıtmaktan çok uzak olan ve hayvan haklarına dair samimiyetsiz bir dille kaleme alınmış olan açıklama metni (http://www.gazetevatan.com/iddialara-cevap-geldi-810262-emlak/) üzerinden ilerleyerek, kampanyamızın haksız iddialar üzerine kurulu olmadığını, aksine, yunus parkı ve gösterisinin yer aldığı, Tuzla Belediyesi’nin resmi web sitesindeki ve YouTube hesabındaki “ViaProperties imzalı” videoları ve basında çıkan haberleri kaynak göstererek dikkatle hazırlandığını ilgili mecralara bir kez daha sunuyoruz. Yunuslara Özgürlük Platformu ihbar, medyada yer alan haberler, bilgi edinme başvuruları ve araştırmalar neticesinde aldığı bilgileri, tecrübesiyle birleştirerek elde ettiği sonuçlar ve anayasal hakları çerçevesinde hareket etmektedir.

ViaProperties şirketinden, aşağıda ayrıntıları ve belgeleriyle sunduğumuz ViaProperties imzalı, yunus gösterisinin yer aldığı proje tanıtım videolarını inceleyerek, yunuslaraozgurluk@gmail.com adresine veya web sitemizdeki iletişim formuna yazılı bir açıklama göndermelerini ve yunus parkının projeden çıkarıldığını kurumsal olarak beyan etmelerini ve ilgili belgeleri tarafımıza göndermelerini bekliyoruz. Tarafımıza tanıtım videolarında yer alan yunus parkının iptal edildiğine dair ilgili şirket ve kamu kurumlarından yazılı bilgi ve belge ulaştığında gerekli güncellemeyi yaparak kampanyamızı dönüştürecek, hayvanat bahçesinin ve tematik akvaryumun iptali istemimizi sürdüreceğiz. Aksi takdirde, bu videolar referans olarak alınacak, kaynak gösterilecek ve kampanya doğal olarak bu haliyle devam edecektir.

Bununla birlikte, ViaProperties tarafından yapılan açıklamada Tuzla Marina ve AVM projesinin “canlılara ve doğaya saygılı, hayvan haklarını gözeten doğa dostu” bir yapı olduğu ifade edilmiştir. ViaProperties Yönetim Kurulu Başkanı Coşkun Bayraktar tarafından basına verilen demeçlerde ise bir hayvanat bahçesi ve tematik akvaryum inşasının sürdüğü dile getirilmiştir. Buradaki çelişkiyi kamuoyunun takdirine bırakmakla birlikte konunun sadece yunus parkına indirgemesine izin vermiyoruz. Yunuslara Özgürlük Platformu, deniz kaplumbağalarından köpek balıklarına, kaplanlardan sürüngenlere kadar, tür ayırt etmeksizin hayvanların doğal yaşam ortamlarından koparılarak ömür boyu hapse mahkum edildiği ve cansız birer obje gibi insanların eğlencesi adına kafesler ve cam fanuslar ardında sergilendiği, hayvanat bahçeleri ve tematik akvaryumları da ticari menfaatler doğrultusunda geliştirilen, eğitim kisvesi altında hayvan sömürüsü ve köleliğini yeni nesillerin zihninde meşrulaştırmaya çalışan esaret merkezleri olarak değerlendirmektedir. Hayvan sömürüsüne hizmet etmeyen, görüntü destekli pek çok alternatif mevcutken, hayvan ticaretiyle beslenen, sayısız hak ve hukuk ihlallerine neden olan ve insanlar için eğlence - hayvanlar için işkence merkezlerine dönüşen hiçbir yeni tesis artık inşa edilmemelidir.

Projede yer alan yunus parkı, hayvanat bahçesi ve tematik akvaryum iptal edilmediği takdirde, Tuzla Marina ve AVM Projesi, kamuoyu nezdinde hayvan hapishanesi olarak görülmeye devam edecektir. Çünkü hiçbir hayvan, insanları eğlendirmek veya eğitmek amacıyla dünyaya gelmemektedir. Her türün doğuştan gelen ve esnetilemeyen hakları vardır. Şartlar ve gerekçeler ne olursa olsun, hayvanların teşhir edilen mal olarak muamele gördüğü bu tür “modern köle pazarları” meşrulaştırılamaz, kabul edilemez. İnsanın böyle bir hakka sahip olduğu algısı ve yanılgısı üzerinden artık 21. yüzyılda zulümle beslenen ticarethaneler açılamaz. Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na kadar ilgili ulusal ve uluslararası mevzuat da, en temel maddeleriyle bu etiğe vurgu yapmaktadır.

Açıklamalar ve Belgeler

10 Eylül 2014:Yunus Parkları Kapatılsın Facebook sayfamıza gelen ve harekete geçmemizi sağlayan ilk ihbar ve ekran görüntüsü (ihbarı yapan takipçimizin kişisel bilgilerinin gizliliğini esas alarak isim, soyadı ve profil fotoğrafını gizliyoruz)

10 & 24 Eylül 2014: Metinlerin ve videoların başvurumuzu takiben online mecralardan kaldırılma ihtimaline karşı, 10 Eylül ve 24 Eylül 2014 tarihlerinde Tuzla Belediyesi’nin resmi web sitesinden ve YouTube hesabından alınmış, ViaProperties imzalı proje tanıtım videosunun ekran görüntüleri ve videonun kendisi (youtu.be/GdwAGSiKq5M)

* Yunus gösterileri ve bu gösteriler için ayrılan alan, videonun 3’üncü dakikasından itibaren 30 saniye boyunca rahatlıkla görülmektedir. ViaProperties imzası ise videonun sağ alt köşesinde yer almaktadır; her ikisi de kırmızıyla işaretlenmiştir.

Aynı video, 7 Temmuz 2015 itibarıyla Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’nın YouTube kanalında halen yer almaktadır.Videonun altındaki “hakkında” bölümünde ise şu bilgiler yer almaktadır: “Published on 25 Aug 2013- 520.00m2 alanda, Dünyanın birkaç eğlence merkezinden biri, alışveriş alanları ve otel ile 840 tekne kapasiteli Marina.En az 2500 kişiye iş imkanı, Yıllık 25 milyon ziyaretçi ile Mart 2015 de açılış.” (youtube.com/channel/UC8Di2HBOCFbYHjDUAOGcLlA/videos) & (youtu.be/f0BXgdiUY8Y).

Videonun bu hesaplardan silinmesi ihtimaline karşılık Tuzla Belediyesi web sitesinden, YouTube hesabından ve Şadi Yazıcı YouTube kanalından alınmış ekran görüntüleri, kırmızı halkalarla işaretlenmiş haliyle aşağıdadır.Ayrıca video Özgür Yunuslar YouTube kanalına yüklenmiştir: (youtu.be/7QaMPYxrkEE)

24 Eylül 2014:ViaProperties ile işbirliği halinde projeyi yürüten Tuzla Belediyesi, İBB ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı başta olmak üzere ilgili kamu kurumlarına yönelik hazırladığımız ve TBMM Çevre Komisyonu üyeleri dahil olmak üzere 24 Eylül 2014 tarihinde vatandaşlık haklarımız doğrultusunda 11 adet soru sorarak gönderdiğimiz, fakat bugüne kadar hiçbir kurumdan yanıt alamadığımız resmi bilgi edinme başvuru metnimizhttp://www.yunuslaraozgurluk.com/tuzla-marina-projesi-avm-bayraktar-yunus-parki-protesto

Bu tarihten sonra ise Tuzla Belediyesi web sitesi, bizim takip ettiğimiz ve gördüğümüz kadarıyla en az iki kez aynı link üzerinden güncellenerek sayfadaki metinler ve videolar değiştirilmiştir. Bu ihtimale karşı aldığımız ekran görüntüleri de kamuya açık şekilde web sitemizde ilgili bağlantılar altında en başından beri paylaşılmıştır.

11 Haziran 2015:Tuzla Belediyesi - “Akvaryum 2016’ya kaldı” (güncelleme – Bkz. ekran görüntüsü ve Tuzla Bld. adres çubuğu)

Kampanyamız, web sitemiz ve sosyal ağlarımız aracılığıyla ilk günden bu yana kamuoyuyla paylaştığımız tüm bu bilgi ve belgeler, ViaProperties yetkilileri tarafından iddia edildiği gibi “karalama kampanyası”nın bir parçası değil, resmi kurumların web siteleri ve basında yer alan içeriklerin kaynak alınarak sunulduğu referanslar ve çıkış noktamızdır.

Bu sebeple ViaProperties şirketinin açıklamasında yer verdiği “ticari itibarı zedeleyen haksız iddialar” ifadesinin gerçekliği yansıtmadığını bir kez daha vurguluyoruz. İddialar ViaProperties imzalı görüntüler ve demeçlerle kanıtlanmış bu verilerin ışığında ortaya konmuştur. Kampanyaya konu olan hayvanları tutsak edecek tüm tesisler, projeden acilen çıkarılmalı, çocuklar ve gençler için "ticari olmayan" faydalı alanlara dönüştürülmelidir. Bu plan ve değişiklikler ise kamuoyuna ve tarafımıza şeffaf bir şekilde belgeleriyle açıklanmalıdır.

08.07.2015

Yunuslara Özgürlük Platformu

 

E-posta: yunuslaraozgurluk@gmail.com

Web: yunuslaraozgurluk.com

Facebook: facebook.com/yunuslaraozgurluk  

Twitter: twitter.com/ozguryunuslar

YouTube: youtube.com/ozguryunuslar

Başbakanlık'tan 'Mors Sarah' soruşturması - 20 Mart 2011

YAHYA BOSTAN

Hayvanseverler, İstanbul Haliç'teki bir yunus merkezinde bulunan Sarah isimli morsun (deniz aygırı) dişleri kesilmiş fotoğraflarını Başbakanlık'a gönderince soruşturma talimatı verildi.

Başbakanlık, hayvanseverlerin başvurusu üzerine harekete geçerek, İstanbul Haliç'teki Dolphinarium Yunus Gösteri Merkezi'ndeki Sarah isimli mors için soruşturma talimatı verdi. Bini aşkın hayvansever Dolphinarium'da bulunan Sarah isimli morsun kanlı ve dişleri kesilmiş fotoğraflarını Başbakanlık'a göndererek yardım istedi. Başvurularda Sarah'ın dişlerinin söküldüğü, hayvanları koruma yasasının ihlal edildiği, Sarah'a eziyet edildiği, Sarah'la aynı havuzda engelli çocukların da yüzdürüldüğü ve çocukların virüs transferi tehlikesiyle karşı karşıya olduğu iddia edildi. Sarah'la ilgili fotoğraflarla belgelenen şu iddialar dile getirildi:

TEKMELEDİLER:17 Şubat 2011'de İstanbul'da bir yunus gösteri merkezinde, Deniz Memelileri Koruma Derneği Pro Wal Başkanı Andreas Morlok, Sarah adındaki morsun yaralar içinde ve hijyenden uzak bir ortamda gösteri yapmaya zorlandığını, bu esnada bir çocuk tarafından tekmelendiğini yazdı, iddialarını video ve fotoğraflarla belgeledi.

DİŞLERİ SÖKÜLDÜ:Mors, dişleri sökülmüş halde yaşıyor. Morsun, yalnızca gösteri ve güvenlik amaçlı dişlerinin sökülmesi, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Yasası'nın 8. maddesinin ihlali anlamına geliyor.

KANCALI SOPA:Morsun üzerinde çok sayıda kanlı yara bulunuyor. Morsun, fil gibi sirklerde gösteri yapmaya zorlanan iri hayvanların eğitimi için kullanıldığı bilinen kancalı sopalar ile dövülme ihtimali acil olarak incelenmelidir.

ENGELLİ RİSK ALTINDA:Açık ve kanlı yaraları olan bu hayvana, tesiste çocuklar sarılarak fotoğraf çektiriyor. Morsun yaşadığı havuzda yunuslarla yüzme ve dalış programları içerisinde insanlar da bulunuyor. Yunus terapisi programında engelli çocuklar da havuza girerek sağlıklarını riske atıyor. Açık yarası olan bir yabani hayvan ile insanlar arasında oluşabilecek virüs transferi, ticari çıkarlar doğrultusunda ihmal ediliyor. Başbakanlık, başvuruları ve iddiaları inceledi, konunun soruşturulması gerektiğini kararlaştırarak, 15 Mart Salı günü Çevre ve orman Bakanlığı'na talimat verdi.

Uluslararası Bern Sözleşmesi'ne aykırı

Yunus, mors gibi yaban hayvanlarının esaret altında tutulması ve ticari amaçlarla kullanılması, ülkemizin de taraf olduğu uluslararası Bern Sözleşmesi gereğince yasak. 

Kaynak: Sabah Gazetesi

http://www.sabah.com.tr/Yasam/2011/03/20/basbakanliktan_mors_sarah_sorusturmasi 

Benim tatilim, hayvanların esareti olmasın!

Geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanlığı sitesinde paylaşılan ara tatil programında, Muğla ve Aydın gibi çeşitli illerin Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından çocukların gezi programları kapsamında topluca yunus gösteri merkezlerine, hayvanat bahçelerine ve aqua park denilen tematik akvaryumlara yönlendirildiğini, götürülmeye çalışıldığını gördük.  

Çizim: Aslı Alpar

İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri'nin sayfalarında da paylaşılan bu programlar, aynı zamanda okullara ve velilere gönderilmiş, programlar dahilinde bu ticari işletmelerin tam adresleri de paylaşılmıştır. Örneğin Muğla İl Milli Eğitim Müdürlüğü, tüm uyarılarımıza ve değişiklik talebimizin dikkate alındığını belirtmelerine rağmen web sitesindeki programı halen yenilememiş, "Bodrum ve Marmaris'teki yunus parklarını ziyaret" etkinliğini programdan kaldırmamıştır.

"Hayvan sevgisi aşılama" ve "hayvanları tanıtma" gibi masumane gerekçelerle bakanlığın, il ve ilçe eğitim müdürlüklerinin hayvan hapishanelerine verdiği desteği kınıyor, çocuklara empati yoksunu bir deneyimi dayattıkları için acilen bu tesisleri programdan çıkartarak hatalarını düzeltme çağrısı yapıyoruz. 

Okul müdürleri, öğretmenler ve ailelere ise, hayvanların ömür boyu hapse mahkum edildiği, eğitimler ve gösteriler sırasında derin fiziksel ve psikolojik travmalara maruz bırakıldığı ve antidepresanlar ile zorla ayakta tutulduğu bu işkence merkezlerine çocuklarını götürmemelerini, bu tür toplu geziler düzenlenmesi halinde, milli eğitim müdürlüklerine ve okul müdürlerine tepkilerini dile getirmelerini istiyoruz.  

Doğada bilimsel olarak empati kurabildiği kanıtlanan canlı türlerinden biri olduğumuza göre, hayvanların temel yaşam haklarının tanınmasına ve çocukların ahlaki gelişimine dair sorumluluğumuz düşündüğümüzden de büyük.

Bu tesislerde “hayvanları tanıtıyoruz” kandırmacasına alet edilen çocuklar, empati yoksunu bir deneyim ile doğada bile vakit geçirmeden gerçek doğa ve hayvan sevgisinden uzaklaştırılıyorlar; hayvanları yanlış tanıyorlar, yaşam alanlarını dahi öğrenemiyorlar. Esaret altında, tıpkı bizim gibi acı çeken, duyarlı ve hissedebilen hayvanları, devlet eliyle, eğlence unsuru ve tüketim nesnesi olarak görmeye teşvik ediliyorlar.

İnsanların hayvanlardan üstün olduğu veya hayvanların insanlar için "yaratıldığı" gibi çarpık ve hatalı bir algıyı benimsemeleri isteniyor. Bunun sonucu olarak esaret ve sömürü, zihinlerinde meşrulaştırılıyor ve normalleştiriliyor. 

Tüm bunları biliyorken sessiz kalıyorsak, suça ortak oluyoruz demektir. Hayatımızda kaç kez, nesli tükenen hayvanlar listesindeki Borneo orangutanını ya da mavi balinayı yüz yüze görme, ona dokunma şansımız olabilir ki? Ya da, daha önemlisi, olmalı mı? 

Bu türlerin doğal yaşam alanlarıyla birlikte kendi doğal ortamlarında korunmaları gerektiğini ve doğanın bütünlüğünü, onları görmeden de, onlara dokunmadan da takdir edebilir, anlayabiliriz.

Bu nedenle esaretin değil, özgürlüğün yanında olmamız gerektiğine inanan herkesin, daha hızlı hareket edebilmek için, ilgili whatsapp okul gruplarından çocukların bakımından sorumlu olan kişilere ulaşmalarını ve ara tatil süresince çocukları yunus parkları gibi işkence merkezlerine götürmemeleri yönünde öğretmenlere, velilere ve okul müdürlerine çağrı yapmalarını rica ediyoruz. 

Okulların ve özel eğitim kurumlarının bu ticari işletmelere toplu geziler düzenlemesi veya tavsiye niteliğinde gezi alternatifi olarak sunması engellenmelidir. Bu konuda en büyük sorumluluk, başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere il ve ilçe eğitim müdürlüklerine, okul müdürlerine ve öğretmenlere düşmektedir.

"Yaşama karşı işlediğimiz bu suçu durdurmak, zaten onlara ait olan hakları canlılara geri vermek zorundayız. Buna katkı sağlayabilmek için özellikle gelecek nesillerin canlılarla daha eşitlikçi bir ilişki kurmalarını ve onların haklarını koruyan bireyler olmalarını sağlamamız gerektiğini düşünüyoruz.

Hayvanların hissedebilen canlılar oldukları, acıyı tıpkı bizler gibi yaşadıkları gerçeğini görmezden gelip bu şiddete ortak olmaya devam ettiğimiz sürece birileri, yani bizim dışımızdaki, insan menfaati için sömürülen hayvanların yaşam hakkı bir illüzyondan ibaret olan meşru bir zeminde gasp edilmeye edilecek.

Hayvanların mal olarak görüldüğü bir dünya hiçbir zaman adil bir dünya olamaz."

Hayvan Hakları İzleme Komitesi HAKİM'in hazırladığı Çocuklar için Hayvan Hakları ve Türcülük Atölyeleri Modeli çalışmasından alıntı. 

Fotoğraf/Mektup: Terakkili Öğrencilerden Örnek Kampanya & Diğer okullara, öğretmenlere ve velilere örnek olması umuduyla...

İlgili Video: 
See video

Beyaz balina esaret altında hayatını kaybetti

24.10.2015 – Georgia Akvaryumu’ndaki beluga (beyaz balina) esaret altında hayatını kaybetti. Yunus parkı işletmecilerinin yaptığı açıklamaya göre, Maris adı verilen 21 yaşındaki beluga, ölümünden önce diğer iki belugayla sosyalleşerek herhangi bir hastalık belirtisi göstermiyordu. Ani ve beklenmedik bir ölümle karşı karşıya olduklarını belirten işletmeciler, nekropsi sonucunda ölüm nedeninin anlaşılacağını söylüyor.

Ulusal Atmosfer ve Okyanus İdaresi (NOAA) uzmanları ise, belugaların doğal yaşam ortamlarında 35 ila 50 yıl arasında yaşayabildiklerini belirtiyor.

10 yıldır Georgia Deniz Akvaryumu’nda gösteri yapmaya zorlanan esaret altındaki Maris, New York’taki deniz akvaryumundan Atlanta’ya transfer edilmişti. Bu yılın Haziran ayında ve 2012’nin Mayıs ayında iki yavru dünyaya getiren Maris, doğumdan sonra hayata tutunamayan iki bebeğini de kısa süre sonra kaybetmişti.

Beyaz balinanın ölümü hakkında açıklama yapan PETA Başkan Yardımcısı Lisa Lange, “Maris hayatı boyunca özgürlükten yoksun bir şekilde bir tesisten diğerine taşındı. Bu süre içinde iki yavru dünyaya getirmesine rağmen hiçbiri yaşamadı. Vücudundaki rahatsızlığı kimse fark etmemiş bile. Beyaz balinanın, uzun süreli esaretin olumsuz etkileri nedeniyle öldüğü çok açık” diyor.  

Kaynaklar: Daily Mail Animal rights activists claim beloved beluga whale, 21, which died at Georgia Aquarium was 'killed by captivity', CNN Maris the beluga whale dies suddenly at Georgia Aquarium , NOAA Beluga 

Fotoğraf: Georgia Akvaryumu

Benzer haberler için bu bağlantıyı tıklayabilirsiniz.

Çeviri ve derleme: Yunuslara Özgürlük Platformu

Beyaz balina zatürreden öldü: Vancouver Akvaryumu - 16 Eylül 2011

Fotoğraf: Jonathan Hayward/The Canadian Press

Haber: Darcy Wintonyk ve Bethany Lindsay, ctvbc.ca

İlk nekropsi sonuçları, Cuma günü hayatını kaybeden 3 yaşındaki “beluga”nın (beyaz balina) zatürreden öldüğünü ortaya çıkardı.

10 Haziran 2008’de doğan Tiqa adlı beluga, Cuma günü saat 05.45 civarında Vancouver Akvaryumu’nda ölü bulundu.

Günün ilerleyen saatlerinde yapılan ilk nekropsi, ölüm nedeninin zatürre olduğunu gösterdi. Ancak veterinerler, hastalığa neden olan sorunu hala tanımlayabilmiş değil.

Dr. Martin Haulena, ölüm nedenini doğrulamak için doku hastalığı, mikrobiyoloji ve toksikoloji testlerinin sonuçlarını bekliyor.

Polis de aynı zamanda sabah 04.30 saatlerinde beluga havuzunda gerçekleşen meskene tecavüz olayını araştırmak için inceleme yapıyor. Ancak halen beluganın ölümüyle bağlantı bir kanıt bulabilmiş değiller.

Hasta balinayı inceleyen bir görevli, balina havuzunun kenarında bir adam gördüğünü ve hemen ardından 911’i aradığını söylüyor. Birkaç saniye içinde de adamı korkutup kaçırdıklarını belirtiyor.

Polis bu aralar, 1.77 boylarında, uzun kollu, beyaz t-shirt ve açık renk kot giyen koyu tenli bir adamın peşinde.

Akvaryumun işletmecisi John Nightingale, zaman zaman polisin devreye girdiği bu tür olaylarlarla karşılaştıklarını, ancak “uzun süredir böyle bir olay yaşamadıklarını” belirtti.

Akvaryumun kıdemli başkan yardımcısı Clint Wright ise, Tiqa’nın yaklaşık 10 gündür hastalık belirtileri gösterdiğini, ancak kan örneklerinin normal gösterdiğini söyledi. Perşembe günü beluga bir anda kötüleşti ve kan örneklerinde “dramatik bir farklılık” olduğu ortaya çıktı.

Wright, balinanın sağlığında ciddi gerileme olduğu tespit edildiğinde, sabah 04.30 civarında akvaryuma çağrıldığını ve bundan yaklaşık bir saat sonra da Tiqa’nın öldüğünü söyledi: "İşte bu aşamada ne olduğunu bilmiyoruz. Enfeksiyon kapmış olabileceğini düşünüyoruz.”

Tiqa’nın ölümü, her gün onunla çalışan görevliler için büyük bir kayba neden oldu.

Nightingale, "Böyle bir ölümün, çalışanlarımız ve gönüllülerimiz üzerinde nasıl bir etki bıraktığını tahmin edebilirsiniz” dedi: "Bazıları, kendi aileleriyle geçirdikleri zamandan çok bu hayvanlarla bir arada oluyorlar.”

Akvaryumda 10 senede üç yavru ölümü

Tiqa, kendisi gibi annesi de akvaryumda doğmuş olan Kanada’daki ilk belugaydı.

Bu, 10 yıl içinde gerçekleşen tesisteki üçüncü yavru beluga ölümü oldu.

Doğumundan kısa süre sonra hayatını kaybeden Tuvaq

Nightingale de bu sicilden memnum değil: “Ben de hepiniz kadar üzgünüm. Neler olup bittiğini iyice anlamamız gerekiyor.”

Nightingale, akvaryum yetkililerinin balina ölümleriyle ilgili herşeyi “didik didik” inceleyeceğini söyledi. Ancak “bu üç yavrunun ölümleri arasında herhangi bir bağlantı olduğuna dair kesin bir kanıtın olmadığını” da vurguladı.

Bir yaşını yeni doldurduğunda hayatını kaybeden Nala

Büyük bir curcunayla dünyaya gelen Nala adındaki yavru beluga, Haziran 2010’da gırtlağına kaçan bir atık nedeniyle hayatını kaybetmişti.

Görevliler, Nala’nın ses borusunda, içinde metal para ve iki küçük taşın bulunduğu bir paket bulmuşlardı.

Etrafta yabancı maddelerin atılmamasını öğütleyen tabelalar olmasına rağmen yetkililer, metal paranın bir ziyaretçi tarafından havuza atıldığını düşünüyorlar.

Beluganın ölümü, balinaların esaret altında tutulmamaları gerektiği konusunda hayvan hakları gruplarını yeniden harekete geçirdi.

Kaynak: http://www.ctvbc.ctv.ca/servlet/an/local/CTVNews/20110916/bc_whale_dies_110916/20110916/

İlgili Video: 
See video

Bir katil balina daha esaret altında yaşamını yitirdi

Esaret altında dünyaya gelen katil balina Kayra, özgürlüğün ne olduğunu öğrenemeden hayatını kaybetti.

28 Ocak 2018 - Dünyanın en tartışmalı tematik deniz parklarından SeaWorld, ömrünün tamamını beton havuzlarda hapis olarak geçiren katil balina (orca) Kayra'nın geçtiğimiz Cumartesi günü hastalandığına dair belirtiler göstermeye başladığını ve kısa süre sonra hayatını kaybettiğini duyurdu. 

Dişi bir katil balina (orca) olan Kayla, son 2 yıl içinde SeaWorld'de hayatını kaybeden 4. katil balina. Öldüğünde 30 yaşındaydı; bugüne kadar esaret altında dünyaya gelip de bu kadar uzun yaşayabilen nadir katil balinalardan biriydi.

1988'de San Antonio'daki SeaWorld'de dünyaya gözlerini açan Kayla, hayatı boyunca açık denizlerin özgürlüğünü yaşayamadı. 

2005 yılında ilk yavrusunu dünyaya getirdikten bir yıl sonra park yönetimi tarafından Orlando'daki SeaWorld deniz parkına transfer edilen Kayra yavrusunu yanında götüremedi. Annesi Kayla'dan ayrı yaşamak durumunda kalan ve Halyn adı verilen yavru, kısa süre sonra hayatını kaybetti. Öldüğünde sadece 2 yaşındaydı. 

Oysa dişi katil balinaların çoğu doğal yaşam ortamlarında dişi yavrularını terk etmiyor ve hayatlarının neredeyse tamamını onlarla geçiriyorlar. 

Kayla, Kasım 2018'den bu yana özel ziyaretçilerin daha fazla para ödeyerek girdiği "tanışma ve besleme" seanslarında kullanıldı. 

Aslında Kayla’nın ölümü ne tesadüf, ne de münferit bir olay. Tesisin katil balinaları tutsak etmeye başladığı 1960'lardan bu yana en az 49 katil balina SeaWorld'ün çeşitli eğlence parklarında esaret altındayken hayatını kaybetti; ölenlerin çoğu doğadaki katil balinalarla kıyaslandığında çok gençti.

Kayla gibi dişi katil balinalar doğal yaşam ortamlarında ortalama 50 yıl yaşıyor; hatta 90 yaşına kadar bile yaşayabiliyorlar. 

Halihazırda ABD'deki 3 farklı SeaWorld tesisinde, 3'ü doğadan canlı yakalanmış olan toplam 20 katil balina bulunuyor. Park yönetimi her fırsatta esaret altında meydana gelen strese bağlı sağlık sorunlarını reddetse de, daha önce esaret endüstrisinde çalışmış olanların sunduğu fotoğraf ve videolar bu gerçeği kanıtlıyor. 

SeaWorld'de gösteriye zorlanan katil balinaların üzerlerinde, kalabalık havuzlarda bir arada yaşamanın getirdiği stresin ve birbirleri arasındaki kavgaların izleri var.

Hatta SeaWorld'ün "üretim programı" kapsamında esaret altında dünyaya geldikten sonra İspanya'daki bir deniz parkına getirilen katil balinaların, doğadan yakalanmış olan bir katil balinayı strese sokarak gösteri platformlarına çıkmaya zorladığını biliyoruz.

Kayla'nın ölüm nedenini hala bilmediklerini söyleyen park yönetimi, nekropsisinin önümüzdeki günlerde yapılacağını duyurdu. Ancak SeaWorld'un nekropsi raporunu ayrıntılı bir şekilde kamuoyuyla paylaşacağını düşünmüyoruz. 

Tilikum'un 2017 yılındaki ölümünden sonra görüldüğü üzere, park yönetimi yasal olarak ölen deniz memelilerinin tıbbi geçmişini veya nekropsi raporunu kamuoyuna açık bir şekilde paylaşmak zorunda değil. Oysa bu raporlar esarete bağlı ölümlere dair önemli bilgiler içeriyor olabilir.

Kayla'nın iyi görünmesine rağmen beklenmedik bir zamanda ölüm haberini aldıklarını belirten Animal Welfare Institute Deniz Memelisi Uzmanı Naomi Rose, "Gerekli testler yapıldıktan sonra ölüm nedeni açıklanacaktır. Fakat bu raporun inandırıcı veya aydınlatıcı olacağını sanmıyorum. Raporun kamuoyuyla paylaşılması veya bilimsel bir makalede yer alması, sır perdesinin kalkmasına yardımcı olacaktır," diyor. 

Hayvan hakları savunucuları, Kayla'nın ani ölümünün ardından bir kez daha dünyanın dört bir yanında ortak bir çağrıyı dile getiriyorlar: Tutsak yunuslar ve balinalar için deniz içinde geniş rehabilitasyon alanları oluşturulmalı ve bunun için, her bir türün doğal yaşam ortamına uygun olacak noktalar seçilerek doğaya geri dönmelerine yönelik adımlar atılmalı. 

PETA Başkan Yardımcısı Tracy Reiman, "Bu hafta Kayla için 2 ayrı anma töreni düzenleyeceğiz. Ona yardım edememiş olsak da, SeaWorld'deki diğer katil balinaların yaşadıkları olumsuzluklara dikkat çekmek için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz," diyor.

Hayvan hakları ihlalleri, eğitmen ve hayvan ölümleri nedeniyle kamuoyundan ve sivil toplum kuruluşlarından yıllardır tepki toplayan SeaWorld, geçtiğimiz son 5 yılda, esaret endüstrisinin gerçek yüzünü gözler önüne seren 2013 yapımı Blackfish belgeseliyle ekonomik çöküşe geçmeye başlamış, ziyaretçi sayılarında büyük bir düşüş meydana gelmişti.”

Kaynaklar: The Dodo & BBC

İlgili içerikler: Ölümcül kazalar: Deniz parklarındaki yakın gerçek - 15 Nisan 2010 & Norm olarak esaret: Yunus parkları, sirkler, hayvanat bahçeleri & A Fall from Freedom 

Bir zamanlar tutsak olan yunus denizde yavrusuyla görüldü

Rehabilite edildikten sonra Güney Kore'nin Jeju Adası açıklarında yeniden özgürlüğüne kavuşan Sampal adlı yunusun yavrusuyla yüzerken görülmesinden yalnızca dört ay sonra yeni bir kutlu doğum haberi dünyayla paylaşıldı! Jeju Üniversitesi Yunus Araştırma Grubu Yonhap Haber Ajansı aracılığıyla, Sampal ile birlikte mavi sulara geri dönen Chunsam adlı yunusun da yavrusuyla görüldüğünü dünya kamuoyuna duyurdu. 

26 Ağustos 2016 - İkili 20 Temmuz'dan 11 Ağustos'a kadar belirli aralıklarla yan yana yüzerken gözlemlendi. Doğumun ise Haziran sonu - Temmuz ortası gibi gerçekleştiği düşünülüyor.  

Chunsam, denizden yakalandıktan sonra 2009 ve 2010 yılları arasında Güney Kore'deki yunus parklarına ve tematik akvaryumlara yasadışı yollarla satılan, 15 ila 17 yaşları arasında olduğu düşünülen beş yunustan biriydi. Diğer dört yunusla birlikte, üç yıldan fazla süre Jungman Pasifik Deniz Parkı'nda esaret altında yaşayan Chunsam, Kore Yüksek Mahkemesi, yerel hayvan hakları örgütlerinin uzun süreli mücadelesi sonunda 2013 yılında yunusların doğal yaşam alanına salınmasına karar verdi. Yıllardır esarete mahkum edilen yunuslar, vahşi yöntemlerle koparıldıkları okyanusa 18 Temmuz'da geri bırakılarak özgür yunus sürülerinin arasına karıştı... 

Dolphin Project Kurucusu Richard O’Barry, Korean Animal Welfare Association başta olmak üzere diğer yerel sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte Sampal, Jedol ve Chunsam'ın rehabilitasyonunu üstlendi. Yunusların doğal yaşama adaptasyonunun yeniden sağlanması sürecinde Dolphin Project tarafından hazırlanan protokol temel alındı (Tutsak Yunusların Rehabilitasyonuna Yönelik Protokol - Türkçe metin). Rehabilitasyon sürecinde yeniden canlı balık yakalamaya alıştırılan yunuslara, avlanma yetilerini yeniden kazanmalarına ve fiziksel olarak güçlenmelerine destek olmak için düzenli olarak egzersiz yaptırıldı. 

O'Barry'ye göre bu öykünün "gerçek kahramanı" Seul Belediye Başkanı Park Wan Soon: "Vali, tutsak yunusların yeniden özgürlüğüne kavuşmasına önayak oldu ve bu ideali gerçekleştirmek için gereken bütçeye onay verdi."

See video

Whale and Dolphin Conservation (WDC) ekibi ise, bu haberi benzer vakalar için emsal teşkil edecek şekilde değerlendiriyor: "Bu harika bir gelişme. Tutsak hayvanları doğal yaşam alanlarına yeniden döndürme programlarının gerçekten etkili olabileceğini, doğaya yeniden uyum sağlayabilecek yunusların özgürlüğüne kavuştuktan sonra denizde hayatını doyasıya yaşayabileceğini kanıtlayan müthiş bir haber."

Kimlik tespiti nasıl yapılıyor?

Araştırmacılar ve deniz memelisi uzmanları, genetik çalışma yürütülemeyen durumlarda, her bir yunus ve balinanın kendine özgü yüzgeç şekillerinden ve vücudundaki farklı izlerden yola çıkarak kimlik tespiti yapabiliyor.

Tıpkı Nisan ayındaki gözlem sırasında yavrusuyla yüzerken görülen Sampal'ı uzaktan tayin edebildikleri gibi... 

Fotoğraf: Soojin Jang/Mi Yeon Kim

Sampal ve yavrusu... Fotoğraf: Soojin Jang/Mi Yeon Kim

Florida merkezli Wild Dolphin Project'in kurucusu ve araştırma direktörü Denise Herzing, bu gözlem ve kimlik tespiti sayesinde "yıllarca esir hayatı sürmüş olan tutsak yunusların yeniden kendi sürüleriyle buluşabileceğine, hatta başarılı bir doğum gerçekleştirebileceğine dair somut bir delil" elde ettiklerini söylüyor.

"Rehabilitasyona uygun olan tutsak yunuslar yeniden doğal yaşam alanlarına bırakıldığında, hayatta kalabiliyor, ailelerine kavuşabiliyor ve sürü içindeki sosyal yaşama uyum sağlayabiliyorlar. Hatta bir sonraki yunus neslini oluşturabiliyorlar."

Kaynaklar: WDC & Dolphin Project & National Geographic

Kapak fotoğrafı: Chunsam ve yavrusu. Fotoğraf: Soojin Jang/Mi Yeon Kim

Birliktealalim.com "yunus fırsatı" satmama kararı aldı!

Doğayı koruma adına başlayan barışcıl direniş günlerinde, sokaklarda yaralanan ve hayatını kaybeden insanların acısını yaşarken, doğa ve dayanışma adına umut dolu haberler de alıyoruz. 

Yunus parklarına indirim sağlayan fırsat siteleri ile uzun süredir devam eden boykot ve mücadelemizi biliyorsunuz. Geçtiğimiz günlerde Birlikte Alalım adlı fırsat sitesini temsilen Akif Karabıyık, Etohum'un kurucusu Burak Büyükdemir'in ve Marjinal Porter Novelli'nin de desteğiyle, platformumuza bir daha hiçbir şekilde yunus parkı ile ilgili fırsatlara yer vermeyeceğini ve benzer fırsatları da satmayacağı bilgisini verdi: 

“Konunun hassasiyetini ve bu konuda hassasiyeti olanları da çok iyi anladım. Konuyu araştırdım ve sizlerle aynı düşünceleri paylaşıyorum. Biz de bu konuda tam bir hassasiyet içinde olacağız ve bir daha yunuslarla ilgili fırsat yayınlamayacağız.”

Ülke gündemi ile kıyaslandığında küçük bir haber gibi görünse de, dayanışmayı oluşturan binlerce iyi haber ve on binlerce vicdan sahibi insanı selamlamak için bu harika gelişmeyi sizlerle paylaşıyoruz.

Grupanya da benzer bir şekilde "yunus fırsatı"nı geri çekene kadar şirketi boykota devam ediyor, Grupanya'dan alışveriş yapmıyor ve Change.org üzerindeki imza kampanyamızı bir kez daha paylaşılması için ekliyoruz: www.change.org/GrupanyaYunuslari www.change.org/grupanyayunuslari " style="font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; line-height: 18px; text-align: justify;"> 

Birlikte Alalım’a ve ülkemizin dört bir yanında doğa ve özgürlük için barışcıl direnişe geçen herkese umutlarımızı tazelediği için teşekkürler!

#DirenÖzgürlük #DirenAdalet

Bodrum Dolphin Park Kapatılsın: Zaman Çizelgesi

08.04.2011 - Deniz memelilerini koruma kuruluşu temsilcileri ProWal Genel Başkanı Andreas Morlok ile WDSF Genel Başkanı Jürgen Ortmüller, Bodrum Güvercinlik’te yunus parkı açılmaması için dönemin Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’dan destek istedi. Kocadon, Bodrum Belediye Başkanı olduğu sürece böyle bir tesise izin vermeyi düşünmediğini söyledi. Fakat bu görüşmeden tam bir ay sonra tesise Kocadon imzalı ruhsat verildi.
 
 
24.05.2011 - Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon, Güvercinlik’teki tesis için 312 sayılı ruhsatı düzenledi. Bodrum Belediyesi'nden resmi yollarla istememize rağmen alamadığımız ruhsatın kopyasını dönemin Mumcular Belediyesi temin etti. Resmi ruhsatta tesisin ana faaliyeti “içkili lokanta”, tali faaliyeti "yunus gösteri merkezi” olarak belirtilmişti. 
 
 
08.12.2011 - Bodrum Güvercinlik’teki yunus parkı geçici süreyle boşaltılmış, 4 yunus, bu tarihte halen açık olan Kaş’taki yunus parkına taşınmıştı. Yine Aralık ayında Bodrum'daki tesise üç yeni yunus getirildi; ardından bir mors ve iki deniz aslanı hapsedildi. Hayvanların hepsi, 07.08.2012 tarihinde geri verilmek üzere Ukrayna şirketi Razvaga’dan kiralanarak geçici olarak ithal edilmişti. 12UA002892 no'lu sözleşmeyle kiralanan hayvanlardan biri olan morsun kökeni Rusya'ydı. 
 
27.12.2011 - Yunuslara Özgürlük Platformu, Facebook'ta "Yunus Parkları Kapatılsın" sayfalarına gelen bir ihbarın ardından, Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’dan Bodrum’daki parkın ruhsatı ve statüsü hakkında bilgi almak amacıyla e-mail yoluyla bilgi istedi, BİMER ve tüm yetkili kurumlara bilgi talebinde bulundu.
 
 
09.01.2012 - Bodrum Belediyesi yanıtında, yunus merkezinin Ağustos itibarıyla Mumcular Belediyesi'nin sorumluğuna geçtiğini, bu nedenle sınırları dışında bırakılan bu merkezle ilgili bir girişimde bulunmalarının olanaksız olduğunu belirtti. Bu gelen yanıttan sonra, Yunuslara Özgürlük Platformu başvurularını bu kez Mumcular Belediyesi'ne yönlendirdi. Neticesinde Mumcular Belediyesi tesisin 312 nolu ruhsatının bir kopyasını paylaştı (22.2.2012). Ruhsat, Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon'un imzasını taşıyordu ve onun izniyle alınmıştı. 
 
18.06.2012 - Kaş'taki dört yunustan ikisi, akşam saatlerinde bir sebze kamyonunun arkasına yüklenerek Bodrum Güvercinlik'teki yunus parkına getirildi. West ve Ada oldukları ilgili taşıma belgelerinde yazan iki yunus, 11 Haziran 2012 tarihli “yunuslara sağlık kontrolü” talebimizden tam bir hafta sonra Bodrum Güvercinlik'teki yunus gösteri merkezine apar topar sebze kamyonu arkasında taşınmış ve yunusların sağlığından hiçbir şekilde haber alınamamıştır. Nitekim Kaş'ta yaşayan sivil toplum temsilcilerinden oluşan bir grup, yunusların taşınma sırasında birkaç kez yere düşürüldüğünü ve sebze kamyonuna yüklenirken kuyruklarını çarparak vücutlarının zarar gördüğüne şahit olmuştur.
 
19.01.2014 - Yaban Hayatı Eylem Grubu Başkanı Büyükelçi (E) Süha Umar’ın araştırmaları sonucu, Ukrayna’dan ithal edilen 3 yunus için düzenlenen CITES belgelerinin usulsüz oldukları öğrenildi (Bu belgeler kamuoyuna açık şekilde paylaşılmamaktadır; resmi süreçlerde kullanılmak üzere tarafımızca korunmaktadır) : a. O sırada Ukrayna’nın yunus ihraç kotası bulunmuyordu. b. Yunusların ticari amaçlarla kullanılmaları Bern Sözleşmesi (Avrupa'nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi) gereğince yasak olduğu için, CITES belgelerinde amaç olarak E ve S (Eğitim ve Bilim) olarak belirtilmiş, ancak gümrük belgelerinde
gerçek amaç belirtilmiştir: “Gösteri Amaçlı”. Ayrıca tesisin ilgili bakanlıklardan alınan ayrı bir ruhsata sahip olmadığı tespit edildi ve kaçak inşaat yapılarının bulunduğu tespit edildi. Tesisteki mors, sağlık sorunları yaşadığı için Bodrum İlçe Tarım Müdürlüğü’nün veterineri tarafından Ukrayna’ya geri gönderildi.
 
Fotoğraf: Yunuslara Özgürlük Platformu & ProWal
 
05.03.2014 - Kaş’tan getirilen 2 yunus Güvercinlik’ten gönderilidi, bu tarihte nerede oldukları tespit edilemedi. Kısa bir sure sonra tesise yeni ve genç bir yunus hapsedildi. Genç yunus için düzenlenmiş hiçbir CITES belgesinin bulunmadığı anlaşıldı. Yunuslara Özgürlük Platformu Bodrum Dolphin Park ticari işletmesindeki usulsüzlükleri detaylı bir şekilde anlatan dilekçeyi belgeleriyle birlikte Bodrum Belediyesi’ne ve tüm yetkili bakanlıklara gönderdi.
 
09.03.2014 - Yunuslara Özgürlük Platformu, yazar Buket Uzuner ile birlikte change.org sitesinde Bodrum Yunus Parkı'nın kapatılması için imza kampanyası başlattı
 
13.04.2014 - Hürriyet gazetesi yazarı Yalçın Doğan, Bodrum Yunus Parkı'ndaki ihlalleri köşesine taşıdı. CNN Türk ise, 22 Nisan Ana Haber Bülteni'nde özgürlük mesajlarımıza ve Bodrum Yunus Parkı'yla ilgili çalışmalarımıza yer verdi. Yeşim Önder'in Halikarnas FM'deki Yaşamevi programı da, yine Nisan ayı başında Bodrum sakinlerinin özgürlük mesajlarıyla yerelde yankılandı.
 
25.04.2014 - Sivil toplum kuruluşları ve kamuoyu baskısı sonucu İzmir'de açılması planlanan yunus parkı projesinin iptal edilmesi, Kaş ve Fethiye'deki yunus parklarının kapatılmasının ardından, Yunuslara Özgürlük Platformu TBMM'de yapılan Hayvanları Koruma Kanunu'ndaki değişiklikler ile ilgili toplantıda görüşülmesi için TBMM Alt Komisyonu'na ayrıntılı bir rapor gönderdi ve bir kez daha, Bodrum Dolphin Park dahil Türkiye'deki tüm yunus parklarının yasaklanması gerektiğini vurguladı. Platform, diğer hayvan hakları örgütleriyle birlikte TBMM Çevre Komisyonu toplantısına katılarak yunus parklarının ve hayvanlı sirklerin kapatılması ve yasaklanması için önerge sundu.
 
 
02.05. 2014 - Yunuslara Özgürlük Platformu CITES (Nesli Tehlike Altındaki Türlerin Ticaretine İlişkin Sözleşme) Komitesi'ni de Bodrum başta olmak üzere Türkiye'deki gösteri merkezlerindeki usulsüzlükler hakkında ayrıntılı eklerle bilgilendirerek konuyu uluslararası düzeye taşıdı. Dosya dönemin CITES Genel Sekreteri Mr. John E. Scanlon'un dikkatine gönderildi. Komiteden dosyanın en yakın zamanda inceleneceğine dair yanıt alındı. 
 
20.6.2014 Bodrum Dolphin Park yunus gösteri ve terapi merkezinin kapatılması için yazar Buket Uzuner, Yunuslara Özgürlük
Platformu ve Bana Göz Kulak Ol Derneği'nin (BGKO) change.org sitesinde ortaklaşa başlattıkları imza kampanyasında toplanan 40.000 imza ve (ikinci) dilekçe Bodrum Belediye Başkan Vekili’ne teslim edildi; Bodrum Kaymakamı bilgilendirdi; mevcut yasaların uygulanarak yunus parkının kapatılması talep edildi. Bodrum Belediyesi önünde yapılan eyleme 2011'den bu yana yürüttüğümüz mücadeleyi yeniden güçlendiren Yaban Hayatı Eylem Grubu Başkanı Emekli Büyükelçi Süha Umar başta olmak üzere, Mavi Yol Girişimi, Bodrum Kent Konseyi, Bodrum Sualtı Derneği, TEMA Vakfı Bodrum Gönüllüleri, Bodrum Gezi Dayanışması ve Bodrum Çarşı taraftar grubu gibi birçok yerel stk ve oluşum, çok sayıda Bodrumlu ile birlikte katıldı. Aylar öncesinde randevu alınıp teyit edilmesine rağmen dönemin Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon hasta olduğu gerekçesiyle görüşmeye iştirak etmedi. Ancak aynı gün Peksimet Köyü'nde ve Ali Şen ziyaretinde görüldü
 
 
24.06.2014 - Mahkeme kararına rağmen davalık oldukları Razvaga firmasından "kiralanan" deniz memelileri Bodrum Dolphin Park işletmecileri tarafından firmaya iade edilmedi; geçici ithalat süresinin bitmesine rağmen yurtdışına gönderilmediler ve “yedi-eminlik” statüsünde olmalarına rağmen Eylül 2014 itibarıyla yunus parkında çalıştırıldılar. Razvaga’nın avukatlarının bu konudaki tüm tespitleri, suç duyuruları ve başvuruları sonuçsuz kaldı.
 
14.07.2014 - Yunuslara Özgürluk Platformu, Bodrum Kent Konseyi ve Gümüşlük Forum’un Bodrum'daki temsilcileri, Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’a bizzat 40.000 imzayı teslim etti ve bir kez daha belediyenin verdiği, altında Kocadon'un imzası bulunan, usulsüz ruhsatın iptal etmesini istedi.
 
20.07.2014 - Bodrum Ilgınlar Plaj Kamping alanında bulunan Neşeli Kamp'taki 6-11 yaş grubu çocuklar tutsak yunuslara ve hayvanlara özgürlük için bir atölye düzenledi ve kamping sınırları içinde yaptıkları sembolik yürüyüşle yetişkinlerin duyarlılığını artırmaya çalıştılar. 
 
 
12.08.2014 - Bodrum Belediyesi Encümen kararı sonucu, tesisin deniz ve karadaki kaçak inşaatları için para cezasının kesilmesi kararlaştırıldı. Karar, 01.09.2014 tarihinde Bodrum İmar Birimi’ne gönderildi. 
 
16.09.2014 - Bodrum Dolphin Park'ın kapatılacağına dair haberler medyada yer aldı. Bodrum Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyesi Yaman Olga, "Ağustos ayı sonunda alınan Bodrum Belediyesi Encümen kararında, tesisin denizdeki ve karadaki kaçak inşaatları için para cezası kesilmesi için adım atılmıştır. Karar, 1 Eylül 2014 tarihinde Bodrum Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü'ne gönderilmiştir. Bodrum Belediyesi Hukuk İşleri Müdürlüğü'ne göre bu karar ruhsatın iptali için yeterli" açıklamasında bulundu. Ancak bu tarihten itibaren ne Bodrum Belediyesi, ne de yetkili diğer kurumlar, tesisteki usulsuzlükler ve hak ihlalleri doğrultusunda ruhsatı iptal etmedi. 
 
Aradan geçen süre zarfında belediye başkanı değişmediğinden, tesisle ilgili herhangi bir değişiklik olmadı. 
 
05.06.2019 - Yerel seçimlerin ardından Bodrum belediye başkanının değişmesi ve Ahmet Aras'ın göreve gelmesiyle birlikte Yunuslara Özgürlük Platformu, Buket Uzuner ile birlikte 2014'te başlattığı change.org imza kampanyasını #BodrumYunusParkinaHayir etiketiyle yeniden devreye soktu ve bir kez daha kamuoyundan destek istedi. 
 
 
Bodrum Dolphin Park yunus gösteri ve terapi merkezinin kapatılması talebimize dair süreç hakkında ek bilgi ve içerik için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz

Bodrum Dolphin Park kapatılsın: Belediye Başkanı Ahmet Aras ile ilk görüşme yapıldı

Buket Uzuner ile birlikte size Bodrum'dan hayat ve umut dolu haberlerimiz var!

Bodrum Dolphin Park kapatılsın: Belediye Başkanı Ahmet Aras ile ilk görüşme yapıldı

Buket Uzuner ile birlikte size Bodrum'dan umut dolu haberlerimiz var! Öncelikle, 2014'te Bodrum'daki ilk eylemimizde yanımızda olan Bodrum Kent Konseyi’nin bu yeni dönemde de bizimle olacağının müjdesini vermek istiyoruz.

12 Temmuz 2019 - Güvercinlik'teki yunus gösteri merkezine ruhsat veren Bodrum Belediye Başkanı'nın 2019 yerel seçimleriyle değişmesi sonucunda, yunus esaret parkının kapatılması için büyük bir umut doğdu. Esir yunusları kurtarma konusu yeniden Konsey'in ve yerel sivil toplum kuruluşlarının gündemine alındı. 

Bodrumlu dostlarımız ilk adım olarak yeni belediye başkanı Sayın Ahmet Aras'tan randevu alarak "içkili lokanta" ruhsatlı Dolphin Park Bodrum yunus parkının tali faaliyeti olarak belirtilen "yunus gösteri merkezi" ibaresinin kaldırılmasını ve bir daha açılmamak üzere işletmenin yunus parkı kısmının iptal edilmesini talep etti.

Bodrum Belediye Başkanı'na yunusları özgürleştirmek için açtığımız imza kampanyamızdan da bahseden Konsey üyeleri, aynı zamanda Yunuslara Özgürlük Platformu olarak 2011'den bu yana verdiğimiz mücadelenin detaylarını içeren kapsamlı zaman çizelgesini de kendisine teslim etti.

27 Haziran'da Başkan'la yapılan görüşmenin olumlu geçmesinden umutlandık.

Önümüzdeki aylarda imzalarınızı teslim etmek ve toplu talebimizi iletmek için biz de Buket Uzuner'le birlikte Bodrum'a gideceğiz. Fakat şimdi, bu görüşmenin ardından Başkan'a destek olma ve süreci takip etme zamanı!

Hep birlikte Facebook, Twitter ve Instagram gibi farklı sosyal medya hesaplarımızdan Bodrum Belediyesi'ne sesleniyoruz: "Sesimizi duyacağınızı biliyoruz, size güveniyoruz!” 

change.org/bodrumyunusparkinahayir @BodrumBel @ahmetarasbodrum

Daha geniş kitlelere ulaşmak için hazırladığımız kampanyamızın İngilizce versiyonunu ise yine çevrenizle paylaşabilirsiniz: change.org/closebodrumdolphinpark

Fotoğraf: Yunuslara Özgürlük Platformu & ProWal

Bodrum Dolphin Park yunus gösteri ve terapi merkezinin kapatılması için 2011'den bu yana Yunuslara Özgürlük Platformu olarak yürüttüğümüz mücadeleye dair ayrıntılı bilgi almak için bu bağlantıyı takip edebilirsiniz ve Zaman Çizelgesi'ne göz atabilirsiniz.

Bodrum'daki tutsak deniz memelileri için yeni bir umut! - 5 Haziran 2019

Bodrum Dolphin Park'ın kapatılması için 29 Ağustos'ta imzalarınızla Bodrum'dayız

29 Ağustos 2019 Perşembe günü, Bodrum Dolphin Park yunus gösteri merkezinin kapatılması ve tesiste tutsak edilen hayvanların koruma altına alınması için bir kez daha Bodrum'dayız. Yazar Buket Uzuner ile birlikte 2014'ten bu yana yürüttüğümüz imza kampanyasına destek veren yaklaşık 70 bin kişinin imzasını, bu kez Bodrum'un yeni belediye başkanı Ahmet Aras’a teslim edeceğiz. 15:00'te gerçekleştireceğimiz imza tesliminin ardından 15:30'daki basın açıklamamıza destek vermek isteyen herkesi bekliyoruz!  

Fotoğraf: ProWal

Yunuslara Özgürlük Platformu olarak 2011'den bu yana hak ve hukuk ihllalerine karşı mücadele ettiğimiz Bodrum Dolphin Park, eski belediye başkanı Mehmet Kocadon'un verdiği "içkili lokanta" ruhsatıyla yunus gösteri merkezi işletiyor, yunuslardan deniz aslanlarına, morslara ve foklara kadar çeşitli deniz memelilerini esaret altında gösteriye zorluyordu. Sekiz yıldır yasal başvurularımıza hiçbir yanıt vermeyen Kocadon, 20 Haziran 2014 tarihinde Buket Uzuner ile birlikte organize ettiğimiz ilk imza teslimi ve basın açıklaması randevumuza da hasta olduğu gerekçesiyle katılmamış, ancak aynı gün Peksimet Köyü'nde ve Ali Şen ziyaretinde görülmüştü

Şimdi, 2019 yerel seçimleri sonucu yerel yönetimin değişmesiyle bir kez daha harekete geçtik. Bodrum Dolphin Park'ın kapatılması amacıyla Bodrum Kent Konseyi üyelerinin 27 Haziran'da başkanla yaptığı ve olumlu izlenim aldığı ilk görüşmeyi takiben, yunus parklarının kapatılmasına yönelik mücadelemize altı yıldır destek olan Buket Uzuner ile birlikte ikinci kez Bodrum'dayız. 

29 Ağustos'ta esaretin değil, özgürlüğün yanında olduğumuzu hep birlikte gösterelim!  

Bu süre içinde change.org/bodrumyunusparkinahayir adresindeki kampanyamızı #BodrumYunusParkınaHayır etiketiyle yaygınlaştırabilir, 29 Ağustos'a kadar kamuoyu desteğinin artmasına yardımcı olabilirsiniz.

Hayvan özgürlüğünü savunan ve Bodrum'un doğal yapısını korumak isteyen herkesi, 15:00'teki imza tesliminin ardından Bodrum Belediye Meydanı'nda Buket Uzuner ve Bodrum Kent Konseyi ile birlikte gerçekleştireceğimiz basın açıklamamıza bekliyoruz.

Tarih: 29 Ağustos Perşembe

Saat: 15:00 (imza teslimi), 15:30 (basın açıklaması)

Yer: Bodrum Belediye Meydanı

* Basın açıklaması imza tesliminden hemen sonra Bodrumluların katılımıyla meydanda yapılacaktır. 

Yunuslara Özgürlük Platformu

Fotoğraf: ProWal

Bodrum Yunus Parkı Kapatılsın!

Aralık 2011'de Facebook'taki Yunus Parkları Kapatılsın sayfamıza gelen bir ihbarla Bodrum'a 3 yunus getirildiğini ve 5-6 m2'lik bir alanda ağlarla denize hapsedildiklerini öğrenmiştik. Bu bilgiyi teyit edip harekete geçtikten bir süre sonra, bir mors ve iki deniz aslanının da bu deniz hapishanesine kapatıldığına dair bilgilere ve fotoğraflara ulaştık. Basında çıkan haberlerle kamuoyu yaratmaya ve yasal başvurularımızı yapmaya devam ettik. O tarihten bu yana Bodrum'daki yunus gösteri merkezine yönelik yürüttüğümüz mücadelede, yerel sivil toplum kuruluşlarının azmi, tiyatrocu Özge Özder, Levent Kazak ve 20 bin Change.org imzasıyla sürece çok büyük katkı sağlayan Buket Uzuner'in katılımıyla hep birlikte Kaş Yunus Parkı'nın Nisan 2013 sonunda kapatılmasını sağlamıştık. Bodrum'daki tesis ise, tüm başvurularımıza rağmen büyümeye devam etmişti. Hatta Kaş'taki merkezin kapatılmasından bir yıl önce, baskılarımız sayesinde iş yapamayan Kaş Yunus Parkı, buradaki dört yunustan ikisini bir gece yarısı gizli gizli kamyonların arkasında Bodrum Yunus Parkı'na transfer etmişti! Şu anda o yunusların akibeti ise belirsiz!

Bu yıl Bodrum'daki arkadaşlarımız ve Yaban Hayatı Eylem Grubu Başkanı Emekli Büyükelçi Süha Umar ile birlikte yeniden harekete geçtik ve Bodrum Yunus Parkı işletmecilerinin uluslararası sözleşme belgelerinde yaptığı usulsüzlükleri ortaya koyarak Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı başta olmak üzere ilgisi olan sekiz ayrı bakanlığa başvurduk.

John. E. Scanlon'un başkanlığını yaptığı ve bu parkta esir tuttukları hayvanlar için gerekli yasal belgelerin alındığı, fakat sahte belgeler ile kandırılan CITES (Nesli Tehlike Altındaki Türlerin Ticaretine İlişkin Sözleşme) Komitesi'ni de Bodrum başta olmak üzere Türkiye'deki gösteri merkezlerindeki usulsüzlükler hakkında ayrıntılı eklerle bilgilendirerek konuyu uluslararası düzeye taşıdık. Komiteden dosyanın en yakın zamanda inceleneceğine dair yanıt aldık. Ric O'Barry'nin Nisan 2014'te ilgili bakanlıklara gönderdiği mektup ise, uluslararası farkındalığı büyük ölçüde artırdı. Kaş sürecinde bize büyük destek veren ve yunusların yanında yer alan Buket Uzuner'in bir kez daha devreye girmesiyle birlikte www.change.org/bodrumyunusparkinahayir adresinde bugün 40.000 imzaya ulaşan imza kampanyası başlatıldı.

BODRUM'DA İLK EYLEM

20 Haziran Cuma günü imzaları teslim etmek ve Bodrum'daki deniz hapishanesinin kapatılıp tutsak deniz memelilerinin koruma altına alınmasını talep etmek üzere büyük bir umutla Bodrum'a gittik. Kendi yaptıkları pankartlarla çevredekilere müthiş mesajlar veren Bodrumlulardan eyleme harika bir destek geldi! Halihazırda süreci takip eden Mavi Yol Girişimi, Bodrum Kent Konseyi, Bodrum Sualtı Derneği, TEMA Vakfı Bodrum Gönüllüleri, Bodrum Gezi Dayanışması ve Bodrum Çarşı taraftar grubu gibi birçok yerel sivil toplum kuruluşu ve oluşum, Bodrum Belediye Meydanı'ndaki boykotumuzda yanımızdaydı. Tiyatrocu Kaan Çakır ve Gülbin Yeşil de, esaret karşıtı demeçleriyle bize çok büyük bir güç verdiler. Bir kez daha hepsine tek tek teşekkür ediyoruz!

Bundan sonra yerelde yürütülecek mücadele, hepsinden önemli olacak ve Bodrum Yunus Parkı'ndaki tutsak deniz memelilerinin kaderinde çok önemli bir rol oynayacak. Kaş'ta olduğu gibi hep birlikte Bodrum'daki hayvan esaretinin, ticaretinin ve bundan beslenen çıkar çevrelerinin de sonunu getireceğiz!

MEHMET KOCADON'UN SAYGISIZLIĞI

Bodrum Belediye Başkanı Kocadon imza teslimine gelmedi!

Bodrum Yunus Parkı'na 2011'de “içkili lokanta” ve “yunus gösteri merkezi” ruhsatını bizzat veren ve ruhsatın altında imzası bulunan Mehmet Kocadon ise, vekili aracılığıyla bize hasta olduğunu iletti ve tüm tepkilere rağmen, bir ay önce aldığımız, birkaç kez teyit ettiğimiz imza teslimi randevusuna gelmedi. Oysa boğazlarından rahatsız olduğu için görüşmeye gelemediği söylenen Kocadon, aynı gün, 20 Haziran Cuma günü, Hürriyet Gazetesi haberine göre arkadaşı Ali Şen'i ziyarete gitmiş, bir de Peksimet Köyü'ne uğrayarak bunu kendi Twitter hesabında duyurmuştur! Tam da bizim kendisini beklediğimiz ama “hasta olduğu gerekçesiyle” bizi vekiline yönlendirdiği saatlerde...

Yunuslara Özgürlük Platformu olarak bunu, imza atarak taleplerini dile getiren Türkiye'deki onbinlerce duyarlı vatandaşa ve Bodrumlulara yapılmış bir saygısızlık olarak değerlendiriyoruz. 2011'den bu yana yaptığımız resmi başvurulara yasal süre içinde bile gerekli yanıtı vermeyen ve ruhsatını verdiği yunus parkıyla ilgili yüzleşmekten çekinen Mehmet Kocadon, bu tavrıyla, bu tesiste belgeleriyle açıkladığımız hak ve hukuk ihlallerine sessiz kalarak usülsüzlüklere göz yumduğunu dolaylı olarak bize beyan etmiştir. Alman sivil toplum kuruluşlarına Bodrum'da yeniden yunus parkı açılmayacağını sözünü verdikten tam iki ay sonra iş yeri açma ruhsatını imzalayan Kocadon, başta bölge sakinlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının tepkilerine kulak vererek, belediye başkanı olduğu Bodrum'un hayvan hakkı ihlalleriyle anılan bir ilçe olmayacağını tüm Türkiye'ye ve dünyaya göstermek için artık harekete geçmelidir. Sözünü tutmayarak açılmasına neden olduğu Bodrum Yunus Parkı, Türkiye'de kapatılan üçüncü yunus gösteri merkezi olarak diğerlerine örnek olmalıdır. Buket Uzuner, yerel stk'lar ve Yunuslara Özgürlük Platformu temsilcilerinin randevuyla makamında görüştüğü Bodrum Kaymakamı Dr. Mehmet Gödekmerdan da aynı sorumluluğu taşımaktadır.

Başkan Vekili'ne teslim ettiğimiz 40.000 imzayı ve başvuru/bilgilendirme dosyalarını yazılı bir şekilde kayıt altına aldırdık. Yasal süre içinde kendilerinden alacağımız resmi yanıtı tüm Türkiye'yle paylaşacağız!

  

Kaynak: Hürriyet Gazetesi haberi 

BASIN AÇIKLAMALARI

İnsan tabiatın efendisi değil, bir parçasıdır

Yazar Buket Uzuner: “Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’dan bir ay öncesinde randevu almamıza rağmen kendisinin bize vakit ayırmamış olmasını üzüntüyle karşılıyorum. Dün Meclis Çevre Komisyonu 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu tasarısında yeni yunus parklarının açılmayacağına dair madde Genel Kurul’da görüşülmek üzere onaylandı. Anlamamız gerekiyor ki, insan tabiatın efendisi değil, bir parçasıdır. Yunusların özgürlüğü için verdiğimiz bu mücadele tüm canların hak ve özgürlüklerini temsil eden sivil bir girişimdir. Bu doğrultuda Bodrum Yunus Parkı'nın en yakın zamanda kapatılmasını ve bu ihlallerin son bulmasını bekliyoruz. Sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız.”

 

Yunus parklarındaki hukuksuzluklar CITES'e şikayet edildi

Yunuslara Özgürlük Platformu'ndan Öykü Yağcı:2011’den bu yana yetkili makamlara Bodrum Dolphin Park olarak bilinen bu tesisteki tüm hak ve hukuk ihlallerini bildirdik. Bu yıl da başta Yaban Hayatı Eylem Grubu Başkanı emekli büyükelçi Süha Umar’ın ve Bodrum sakinlerinin desteği ile mücadelemizi büyüttük. En son CITES’e (Nesli Tehlike Altındaki Türlerin Ticaretine İlişkin Sözleşme) ayrıntılı bir başvuru yaparak buradaki hak ve hukuk ihlallerini uluslararası platforma taşıdık. Flipper’ın eski eğitmeni, aktivist Ric O’Barry de tüm dünyada yaptığı gibi, Bodrum yunus parkının kapatılması ve esaret endüstrisinin sonlandırılması için yetkili bakanlıklara başvuruda bulundu. Hep birlikte Bodrum’daki deniz içindeki kafeslerin yıkılması ve yunuslarla birlikte diğer tutsak deniz memelilerinin bir daha esir olmaması için çalışıyoruz. Türkiye çapında hayvan esaretinin sonlandırılması için mücadeleye devam edeceğiz.’

 

Türkiye'de geçerli tüm yasalara ve uluslararası sözleşemelere aykırı 

Yaban Hayatı Eylem Grubu Başkanı Emekli Büyükelçi Süha Umar: "Yunuslara Özgürlük Platformu son derece doğru bir işe el atmıştır. Bodrum'da faaliyette bulunan yunus parkı Türkiye'de geçerli bütün yasalara ve uluslararası sözleşmelere aykırıdır. Bu aykırılık da resmi makamlar tarafından tescil edilmiştir. Bu yunusların ülkeye girmeleri belli ithalat koşulları altında yapılıyor. Bu ithalat koşulları ortadan kalkmıştır. Bu yunuslar, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından teyit edildiği gibi Türkiye'de kaçak olarak bulunmaktadır. Yunusların yurt dışına çıkarılması için talimat verilmiştir ama bu talimat uygulanmamaktadır. Diğer bir husus da, bu yunus parkının gerekli bakanlıklardan izin almamış olmasıdır. Sadece Bodrum Belediyesi'nden usüllere aykırı bir izinle faaliyetini sürdürmektedir. Kaymakamlık'tan isteğimiz ise, yasaların bir an önce uygulanması, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'nın vermiş olduğu talimat çerçevesinde bu yunusların derhal Türkiye dışına çıkarılması ve korunmasıdır."

 

Hiçbir canlıyı esaret altında görmek istemiyoruz

Tiyatrocu Kaan Çakır: “Ortakent’te oğlumla yaptığım gezi sırasında 4-5 yunus yanımıza geldi, bizi selamladı ve teknemizin altından geçtiler. Bu mutlu anı oğlumla birlikte yaşama şansı yakaladık. Doğal ortamda caretta carettalara bile rastlamak mümkünken hiçbir canlıyı esaret altında görmek istemiyoruz."

Kampanyamız hala devam ediyor. Destek vermek, detaylı bilgi almak ve paylaşmak için: www.change.org/BodrumYunusParkinaHayir

Bodrum Yunus Parkı'na kapatma kararı!

2011'den bu yana Yunuslara Özgürlük Platformu olarak kapatılması için mücadele ettiğimiz Bodrum Yunus Parkı, yazar Buket Uzuner ve Bodrum Kent Konseyi, Gümüşlük Forumu, Mavi Yol Girişimi, Bodrum Kent Konseyi, Bodrum Sualtı Derneği, TEMA Vakfı Bodrum Gönüllüleri, Bodrum Gezi Dayanışması, Bodrum Çarşı, Antalya Barosu Hayvan Hakları Kurulu gibi pek çok yerel sivil toplum kuruluşunun çabaları ve başvurularıyla kapanmak üzere... (16.09.2014)

Siz de şimdi Bodrum Belediyesi'ne telefon (0252 316 10 09) veya e-posta (info@bodrum.bel.tr) ile ulaşıp haberlerde bahsi geçen encümen kararının acilen uygulanmasını talep edebilir ve www.change.org/bodrumyunusparkinahayir adresinde 45 bin imzaya ulaşan kampanyamızı daha geniş bir kitleye ulaşması için yayabilirsiniz. 

Tüm kafesler boşalana kadar mücadelemiz devam edecek!

Yunus Parkları Kapatılsın

CNN Türk 

Habertürk  

Bodrum Yunus Parkı’nın asılsız haberlerine karşı gerçekler

Geçtiğimiz günlerde uzun süreli mücadelemiz sonucunda yunus gösteri merkezi ruhsatı Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras tarafından iptal edilen Bodrum Dolphin Park’ın işletmecisinin, ruhsat iptal işleminin yürütmesinin durdurulması için mahkemeye başvurduğunu, mahkemenin de şimdilik 30 gün süreyle tesise izin verdiğini basından öğrendik.

Çıkan haberlerde mücadelemizi itibarsızlaştırmaya çalışan işletmecinin asılsız söylemlerine karşı biz de sizlerle gerçekleri belge ve kaynaklarıyla birlikte paylaşıyoruz. Muğla 2. İdare Mahkemesi’nin de, dava süreci sonunda ulusal mevzuatı ve uluslararası sözleşmeleri göz önünde bulundurarak hukuki ve ahlaki bir karar almasını umuyoruz. 

“İddia” kısımlarında yer alan ve işletmeci İsmet Parmak’a ait olan alıntılar, cümle düşüklüklerine, anlatım bozukluklarına ve yazım hatalarına dokunulmadan, yerel ve ulusal basında çıkan çeşitli haberlerden olduğu gibi kopyalanmıştır.

Genel Bilgi

Esaret altındaki yunusların ve deniz memelilerinin Türkiye’deki gösteri merkezlerinden kurtarılmasına yönelik en kapsamlı ve uzun soluklu mücadele, 2010’dan yılından bu yana Yunuslara Özgürlük Platformu tarafından yürütülmektedir. 9 yıldır süren bu kapsamlı mücadele, suç duyurularından eylemlere, imza kampanyalarından farkındalık yaratma çalışmalarına kadar, etik, hukuki ve bilimsel boyutuyla pek çok farklı platformda, ilgili bakanlıklar ve TBMM nezdinde, eşzamanlı olarak devam etmektedir.

Yunus parkları ve hayvanlı sirkler dahil olmak üzere esaret endüstrisine karşı mücadele, iddia edildiği gibi yalnızca Türkiye’de değil, ABD’den Endonezya’ya, Almanya’dan Japonya’ya kadar tüm dünyada hayvan hakları ve doğa koruma örgütleri tarafından yürütülmektedir. Türkiye’de yerel sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte, güçlü kamuoyu desteği, sanatçı ve yazarların katılımıyla faaliyetlerini sürdüren Yunuslara Özgürlük Platformu, uluslararası düzeyde de bu alanda aktif çalışmalar yürüten Ric O’ Barry’s Dolphin Project, Prowal, WDSF, Dolphin Angels gibi yunus ve balina koruma kuruluşlarıyla ortak kampanyalar yürütmüş ve yürütmektedir. Aynı zamanda Türkiye ve yurtdışındaki deniz memelisi uzmanları ile bilim insanlarıyla bilimsel danışmanlık bağlamında sürekli irtibat halindedir.

Ayrıntılı bilgi:

http://yunuslaraozgurluk.com/yunus-bilimsel-veriler-gosteri-terapi

http://www.yunuslaraozgurluk.com/Kas-eylemi-21-21-Nisan-2012

http://www.milliyet.com.tr/pazar/kas-ta-tutsak-yunuslara-destek-1516726

https://www.dha.com.tr/basin/dunya-kastaki-yunuslar-icin-imza-topluyor--kastaki-yunuslar-icin-basbakan-erdogana-15-bin-imza/haber-294363

http://bianet.org/bianet/print/156553-flipper-dan-meclise-mektup

https://www.sabah.com.tr/cumartesi/2011/04/02/gosteri-hayvanlari-icin-ozgurluk-arayisi

http://www.milliyet.com.tr/pembenar/kas-taki-derneklerden-tutsak-yunuslara-destek-1515666

http://www.sunexpressnews.com/yunuslara-ozgurluk-platformu-and-dolphin-angels/

http://yunuslaraozgurluk.com/tbmm-hayvan-haklari-arastirma-komisyonu-yunuslara-ozgurluk-platformu

http://yunuslaraozgurluk.com/search/node/tbmm

https://www.cnnturk.com/haber/turkiye/yunuslara-ozgurluk-platformundan-tbmmye-cagri

İDDİA: “Türkiye’de 9 işletme olduğu halde, Avrupa ve Türkiye genelinde toplanan bu imzaların sadece Bodrum Belediyesi’ne sunulması ve Bodrum Dolphin Park Kapatılsın sloganına dönüştürülmesi düşündürücüdür”

GERÇEK: Platform; iddia edildiği gibi yalnızca Bodrum’daki ticari işletmeye değil, yerel ve uluslararası destekçileriyle birlikte Türkiye’deki tüm yunus parklarına ve hayvanlı sirklere karşı mücadele veriyor. Hem yunus parklarınınfaaliyette olduğu şehirlerde ayrı ayrı, hem de ilgili bakanlıklar ve Türkiye Büyük Millet Meclisi düzeyinde bütüncül bir mücadeleyle, gerek eylemler ve imza kampanyaları, gerekse bürokratik düzeyde yapılan görüşmeler ve başvurular ile kampanyalar sürmektedir.

Fethiye’deki yunus parkının 2010’da kapatılması sürecinde yerel gruplara destek veren platform, 2011 yılında başlattığı Kaş yunus parkının kapatılması sürecini de, yerel ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yürüterek 2013’te tesisin önce mühürlenmesini, daha sonra da Kaş Belediyesi tarafından tamamen kapatılmasını sağlamıştır. Kaş’taki tesis ruhsatsız bir şekilde müşteri kabul ettiği için, iki yıllık kapsamlı mücadele sonunda, Belediye’den ruhsat alamadan yasadışı sürdürdüğü faaliyetlerine son vermek durumunda kalmıştır. Bu süreçte Kaş yunus parkına karşı suç duyuruları yapılmış, kamuya açık bilgilendirme toplantıları düzenlenmiş, iki farklı eylem gerçekleştirilmiş, okullarda çocuklara seminerler verilmiş ve okul çocukları denizde yunus gözlemine çıkarılmıştır.

Yazar Buket Uzuner de 2013 yılı başında Platform ile birlikte ortak imza kampanyası başlatarak sürece katkıda bulunmuştur. Kaş, Türkiye’de hak ve hukuk temelli sivil girişimlerce kapatılan ikinci yunus parkıdır.

Örneklerden de görülebileceği üzere, imza kampanyalarımız ve eylemler ile yasal başvuruları içeren çok katmanlı mücadelemiz, iddia edildiği gibi yalnızca Bodrum için değil, hem tüm parkların kapatılması hem de elimizde bilgi belge olan ve uzun süredir mücadelesini yürüttüğümüz yunus gösteri merkezlerine ve bu merkezlerle işbirliği halindeki fırsat sitelerine, firmalara karşı açılmıştır. Bizim dışımızda ise duyarlı kişilerin açtığı ve farklı tesisleri hedef alan imza kampanyaları da mevcuttur. Bunlardan bazıları:

- https://www.change.org/p/yunus-parkları-ve-hayvanlı-sirkler-yasaklansın

- https://www.change.org/t/yunuslara-özgürlük

- http://chng.it/dkzQKCptfv

- https://www.change.org/p/kaş-yunus-parkı-derhal-kapatılsın-ve-yunuslar-özgür-bırakılsın-yunuslaraozgurluk

- http://chng.it/7HDtZwZKQn

-http://chng.it/6dBTTPPpPd

- https://www.change.org/p/dolphinarium-yunus-merkezi-kapatılsın-ekrem-imamoglu

- http://chng.it/c8vkPpjj8Y

- http://chng.it/dQDxfQff95

Ayrıntılı bilgi:

- http://yunuslaraozgurluk.com/search/node/Fethiye

- http://yunuslaraozgurluk.com/search/node/Kaş

- http://chng.it/2G9HsNYh8s

- http://yunuslaraozgurluk.com/suc-duyurusu-ikinci-kez-ruhsatsiz-musteri-Kas-Yunus-Parki%20

- http://yunuslaraozgurluk.com/Kas-yunus-parkina-ikinci-ruhsat-engeli

- http://yunuslaraozgurluk.com/Kastaki-yunus-parki-muhurlendi

- http://yunuslaraozgurluk.com/Kas-ogrencilerine-yunus-gozlem-turlari-bilet-yerine-durbun

- http://yunuslaraozgurluk.com/tbmm-hayvan-haklari-arastirma-komisyonu-yunuslara-ozgurluk-platformu

- http://yunuslaraozgurluk.com/search/node/tbmm

İDDİA: “Toplanan bu imzalar Avrupa ve Türkiye genelinde yaklaşık 10 yıldır yürütülen kampanya ile bu sayıya ulaşmıştır. Yani bahsi konu yetmiş, seksen bin imza sanki Bodrum halkı tarafından Bodrum Dolphin Park’ın kapatılması için imzalanmış gibi gösterilerek Bodrum kamuoyunu ve Bodrum halkını yanıltarak, şovmenlik yapmaya çalışmaktadırlar”

GERÇEK: İçkili lokanta ruhsatıyla yunus gösteri merkezi işleten Bodrum Yunus Parkı’na karşı Platform’un mücadelesi Kaş Yunus Parkı ile eşzamanlı olarak, imzakampanyasının açılmasından üç yıl önce, yani 2011 yılında başlamıştır. 2011’den 2014’e kadar olan süreçte Yunuslara Özgürlük Platformu tarafından yerel yönetimlere, ilgili bakanlıklara ve uluslararası kurumlara sayısız başvuru yapılmıştır. Platform, bu süreçte Yaban Hayatı Eylem Grubu’nun da desteğiyle, tesisin özellikle uluslararası sözleşmeleri ihlal eden hukuksuz uygulamalarına yönelik ek belgeler toplamıştır.

İmza kampanyası ise, iddia edildiği gibi 10 yıldır değil, yazar Buket Uzuner’in bir kez daha katılımıyla, ilk mücadelemiz başladıktan üç yıl sonra, yani 2014’te, Kaş imza kampanyasında olduğu gibi, yine Platform ile ortak başlatılmıştır ve bu kez hedefinde Bodrum Dolphin Park vardır: change.org/bodrumyunusparkinahayir Ağırlıklı olarak Türkiye’deki ve Bodrum’daki duyarlı bireylerin destek verdiği kampanya için, diğer imza kampanyalarımızda olduğu gibi, bir de İngilizce metin hazırlanmış, yurtdışındaki hayvan hakkı savunucularının da katkı vermeleri sağlanmıştır: change.org/closebodrumdolphinpark

Tesise içkili lokanta ve yunus gösteri merkezi ruhsatı veren dönemin Belediye Başkanı Mehmet Kocadon, 2011’den bu yana Platform’un ve uluslararası kuruluşlar olan WDSF ve Prowal’un resmi başvurularına ve tesisteki hukuksuzluklara kayıtsız kaldığı gibi, 2014 yılında da 40.000 imzanın teslimi için randevu verdiği heyetimizle görüşmeyerek bir skandala daha imza atmıştır. Kocadon’un 8 yıllık duyarsızlığı ve verdiği “yok hükmündeki” hukuksuz ruhsat süreci bu noktaya getirmiş, tesisin her yıl daha fazla büyümesine, daha fazla sayıda ve türde hayvanı tutsak etmesine, ticaretini yapmasına neden olmuştur.

2019 yerel seçimleri sonucunda yeni belediye başkanının gelmesiyle 2014’te başlattığımız imza kampanyasını yeniden hareketlendirerek hayvanların koruma altına alınması için bir umut daha doğmuştur. Bodrum Kent Konseyi, Yunuslara Özgürlük Platformu’nun hazırladığı kapsamlı bilgilendirme dosyasını sunarak yeni dönemde ilk adımı atmıştır. Birkaç ay içinde kampanyadaki imzalar 29 Ağustos’taki imza teslimine kadar 85.000’in üzerine çıkmıştır (85.000 imza iddia edildiği gibi 10 yılda değil, 5 yılda toplanmıştır; bu 5 yıllık sürecin bir kısmında ise, Kocadon’un hiçbir adım atmaması nedeniyle kampanya duraksamış, aktif bir çağrı yapılmamıştır). Geçtiğimiz haftalarda, Yaban Hayatı Eylem Grubu Başkanı Büyükelçi (E) Süha Umar ile yaptığı sözlü ve yazılı temaslar sonunda da ruhsatlandırmadaki hukuksuzluğu tespit eden yeni belediye başkanı Ahmet Aras ise, Bodrum’a ikinci kez imza teslimine ve geldiğimizde, tesisin ruhsatını iptal ettiğini açıklamıştır. Ne yazık ki 8 yıl önce alınması gereken bu hukuki karar, önceki idarenin duyarsızlığı ve takipsizliği nedeniyle ancak yıllar sonra alınabilmiştir ve bu süre içinde geçersiz ruhsat iptal edilmediğinden, tesis genişlemiş, yunuslar dışında morslar, deniz aslanları da hapsedilerek gösteriye zorlanmıştır.

Bodrum Dolphin Park, sivil toplumun uzun vadeli mücadelesi sonucu Türkiye’de ruhsatı iptal edilen üçüncü yunus parkıdır.

Ayrıntılı bilgi:

- http://yunuslaraozgurluk.com/yunuslar-bodrum-guvercinlik-boykotu

http://yunuslaraozgurluk.com/sites/default/files/Bodrum_Mumcular%20Bld.den%20ruhsat.jpg

- http://yunuslaraozgurluk.com/mehmet-kocadon-saygisizlik-bodrum-yunus-parki-ruhsati

- http://yunuslaraozgurluk.com/help-us-close-down-bodrum-dolphin-park-turkey

- http://yunuslaraozgurluk.com/bodrum_dolphin_park_kapatilsin_bodrum_eylemi

- http://yunuslaraozgurluk.com/bodrum-yunus-gosteri-merkezi-kapatilsin

- http://yunuslaraozgurluk.com/yunuslar-bodrum-mumcular-bldne-mektup

- http://yunuslaraozgurluk.com/Bodrum-Guvercinlik-ProWal-basin-bulteni%20

- http://yunuslaraozgurluk.com/search/node/bodrum

İDDİA: “Evde beslenen bir kanaryayı doğaya bıraktığınızda yaşamasının mümkün olmayacağı hepimiz tarafından tahmin edilmektedir. Yunuslar da aynı durumdadır. Havuzda doğmuş elle beslenmeye alışmış vahşi doğada avlanmayı bilmeyen Deniz memelileridir (yunus, fok, mors). Bu hayvanları denize bırakmak ölüme terk etmek olacağı kesindir. Bu hayvanlara Tarım ve Orman Bakanlığı’na verelim onlar baksın diyorlar. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarla yönetilen bir ülkedir. Hangi vatandaşın üstüne kayıtlı olan, bakmakla hükümlü olan bir insanın hayvanını alabilir”

GERÇEK: Platform, 2011’deki ilk resmi başvurusundan bu yana, iddia edildiği gibi yunusların herhangi bir rehabilitasyondan geçmeden öylece serbest bırakılmasını değil, ulusal mevzuatımızda da yeri olduğu gibi, tesisin yunus parkı kısmının ruhsat iptalini ve olumsuz şartlarda tutulan tutsak yunusların bakanlıkça koruma altına alınmasını talep etmiştir. İmza kampanyasında da en başından beri aynı talep mevcuttur. Yunusların herhangi bir rehabilitasyondan (doğaya yeniden adaptasyon sürecinden) geçmeden doğaya bırakılması, Platform’un hiçbir yazışmasında veya başvurusunda talep edilmemiştir.

Yunusları ve diğer deniz memelilerini, işletmecinin aktardığı gibi insana bağımlı hale getiren, sistematik acı ve zarar vererek hayvanları doğal içgüdülerinden koparan esaret endüstrisi ve uzantılarından biri olan yunus parkları olduğu için, “kanunlarla yönetilen bir ülke” olarak, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 24. maddesi gereğince tutsak hayvanların Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından bu ticari işletmelerden alınarak insan sömürüsünden uzak bir deniz sahasında uzman bilim insanlarının desteğiyle korunması ve rehabilite edilmesi talep edilmiştir. Bodrum için de talep hep en başından beri bu şekildedir. Bu mücadelenin muhatapları en başından beri, mevcut ulusal kanunları ve uluslararası sözleşmeleri uygulamakla yetkili yerel yönetimler ile Tarım ve Orman Bakanlığı’dır. 5199 sayılı kanunun 24. maddesi şöyledir:

“Koruma altına alma

MADDE 24. - Bu Kanunun hayvanları  korumaya yönelik hükümlerine aykırı hareket eden ve bu suretle bulundurduğu hayvanların bakımını ciddi şekilde ihmal eden ya da onlara ağrı, acı veya zarar veren kişilerin denetimle yetkili merci tarafından hayvan bulundurması yasaklanır ve hayvanlarına el konulur. Söz konusu hayvan yeniden sahiplendirilir ya da koruma altına alınır.”

Bu bilgilere ek olarak, başarılı olmuş olan sayısız rehabilitasyon çalışması dünya çapında irtibatta olduğumuz sivil toplum kuruluşları ve deniz memelileri uzmanları tarafından gerçekleştirilmiştir. Bunun bir örneği aşağıda bahsedeceğimiz Türkiye’dendir, bir diğer örneği de Güney Kore’dendir.

Ayrıca çağrılarımızda dile getirdiğimiz üzere, Bodrum’a yalnızca 60 km mesafede Yunanistan’ın Lipsi Adası’nda yeni bir yunus rehabilitasyon merkezi 2020’de faaliyete geçecektir. Platform olarak bu merkezi açan sivil toplum kuruluşuyla irtibat halindeyiz. Türkiye’de taleplerimiz doğrultusunda hala bir rehabilitasyon merkezi açılmadığı için, yunuslara bakanlıkça el konulması halinde, Lipsi’deki bu tesis Bodrum’dan kurtarılacak yunuslar için bir seçenek olabilir.

Ayrıntılı bilgi:

- http://yunuslaraozgurluk.com/yunuslar-bodrum-guvercinlik-boykotu

- http://yunuslaraozgurluk.com/bodrum-dolphin-park-kapatilsin-zaman-cizelgesi

- http://yunuslaraozgurluk.com/bodrum-dolphin-park-kapatilsin-ahmet-aras

- http://yunuslaraozgurluk.com/bodrum-dolphin-park-ahmet-aras-gorusme

- http://yunuslaraozgurluk.com/search/node/Bodrum

- http://yunuslaraozgurluk.com/bir-zamanlar-deniz-parkinda-tutsak-olan-yunus-denizde-yavrusuyla-goruldu

- http://savedolphins.eii.org/campaigns/fwd/successful-rehabilitation-and-release-stories

- http://yunuslaraozgurluk.com/dunyanin-ilk-sabit-yunus-koruma-alani-yunanistanda-kuruldu

- http://yunuslaraozgurluk.com/kronik-stres-yunus-parklari-tematik-akvaryumlar

- http://yunuslaraozgurluk.com/Kelepcelenmis-Derinlikler-Vet-Hek-Erdem-Danyer-Tom-Misa

- http://yunuslaraozgurluk.com/deniz-parkinda-basini-metal-kapiya-vuran-orka

İDDİA: "Bu hayvanları denize saldığınız zaman kıyıda denize giren yürüyüş yapan insanlardan yardım dilenecek, ölecektir. Tom ve Misha adlı yunuslar bir kuruluş tarafından sözde rehabilite edilip deniz salınacağı söylenmiş ve aylarca Gökova Körfezinde havuz da tutulmuş daha sonra da Denize salınmıştı. Daha sonra bu hayvanlar aylarca kıyıya  yakın yerlerde insanlardan yemek yardımı istemiş ve ölmüşlerdir”

GERÇEK: Tutsak yunuslar, yeniden denize döndüklerinde onları bekleyen tek son, iddia edildiği gibi ölüm veya “dilencilik” değildir. Öncelikle doğadan yakalandıktan sonra uzun süre esaret altında kalmaya zorlanmış, insana alıştırılmış ve avcılık yetilerini kaybetmiş bu hayvanların insan sömürüsünden uzak bir deniz sahasında, deniz memelisi uzmanlarının gözetiminde rehabilite edilmesi gerekmektedir. Rehabilitasyon bazı yunuslar için mümkündür ve bunun başarılı bir örneği de Türkiye’de, Fethiye’deki yunus parkından kurtarılan Tom ve Misha’da gerçekleşmiştir: https://m.youtube.com/watch?v=LmtAoM4UX-w

Bazı yunuslar ise ne yazık ki, yunus gösteri merkezlerindeki esaretin, sistematik istismarın (aç bırakılma, zorla ölü balığa alıştırılma, sakinleştirici ve ülser hapları içmeye zorlanma, kronik stres ve çaresizlik, saatlerce çalıştırılma, insanlarla temasa zorunlu kalma, vb.) ve parklarda uzun süreli çalıştırılmanın psikolojik ve fiziksel yan etkileri nedeniyle rehabilite edilememektedir. Rehabilite edilmeyecek olanların ise ömür boyu yine insan kullanımından uzak koruma altında yaşaması sağlanmalıdır.

Tom ve Misha’nın öldüğü, ölüme terk edildiği veya denize salındıktan sonra sağlıksız olduğu iddiaları bir kez daha esaret endüstrisinin çıkarlarına hizmet etmek için öne sürülmüş asılsız haberlerden ibarettir. Tom ve Misha Maviye Dönüş Projesi Saha Koordinatörü Biyolog Derya Yıldırım’ın 2015 tarihli açıklamasında da belirttiği üzere, “Yaklaşık 5 yıl süren tutsaklık dönemlerinde (ücret karşılığı yüzme) insanlarla ödül karşılığında yakın temasta yüzmeye stimüle edildikleri için artık oturmuş ve vazgeçemediği bir davranış haline gelmiş durumda. Tom hasta, halsiz veya bakıma ihtiyacı olan bir durumda değil. Aksine doğada tek başına hayatta kalabilen, avlanabilen bir birey.”

Tüm bunlara ek olarak, yunus parklarının sırf bu nedenle kapatılmamasını talep etmek ve bizzat neden oldukları hayvanların doğası üzerindeki tahribatı bu yolla örtbas etmeye çalışmak, daha fazla hayvanın gelecekte bu ticari işletmelerce sömürülmesine, hayatını kaybetmesine ve ticaretinin yapılmasına neden olacaktır. Rehabilitasyon merkezi açmak veya bu hayvanların rehabilite edilmesi için çabalamak yerine, bu tesislerin devamlılığını savunmak, ancak esaret endüstrisinin çıkarlarına hizmet edecektir.

Ayrıntılı bilgi:

- http://yunuslaraozgurluk.com/yunuslar-rehabilitasyon-sureci

- http://www.gazetevatan.com/tom-ve-misha-artik-ozgur--450351-yasam/

- https://yesilgazete.org/blog/2012/05/15/fethiyede-2-yunus-artik-ozgur/

- http://yunuslaraozgurluk.com/search/node/misha

- https://www.61saat.com/amp/cevre/tom-bitkin-halde-bulundu-h197288.html

İDDİA: “Biz yunus parkını yasal bir zeminde çalıştırıyoruz”

GERÇEK: Bodrum Yunus Parkı, Marmaris, Kuşadası, İstanbul, Belek, Kemer’deki diğer tesisler gibi, iddia edildiği üzere yasal bir zeminde çalışmamaktadır: “Bodrum-Güvercinlik’te bulunan içkili restoran, bir süredir yunus gösteri merkezi olarak faaliyette bulunmaktaydı. Bu faaliyet izinsiz ve yasa dışı idi.

Türkiye Cumhuriyeti yasaları ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler (Örneğin Avrupa Konseyi-Bern Sözleşmesi) uyarınca yunuslar koruma altındadır. Avlanmaları, canlı yakalanmaları, alınmaları/satılmaları, alıkonulmaları yasalarımızın açık ihlalini oluşturmaktadır. Bu nedenledir ki Bodrum-Yunus Gösteri Merkezi bugüne kadar yaptığı tüm başvurulara karşın yetkili bakanlıklardan izin alamamıştır. Yasalar ve taraf olduğumuz sözleşmeler ışığında, böyle bir iznin verilmesi de mümkün değildir.

Yunus Gösteri Merkezi Bodrum eski Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’un verdiği, yasa dışı ruhsat ile çalışmaktaydı. Kocadon’un verdiği ruhsat usulsüz ve yasadışıdır çünkü belediyelerin yunus parkı veya gösteri merkezi izni verme yetkileri yoktur. Kocadon bu ruhsatı vermekle açıkça suç işlemiştir.

Bodrum Belediye Başkanı Sayın Ahmet Aras, bu yasa dışı, usulsüz ve suç oluşturan ruhsatı iptal etmekle yasaların amir hükmünü yerine getirmiştir. Kendisini kutluyoruz.

Muğla 2. İdare Mahkemesi’nin sayın yargıçlarının, yasalara açıkça aykırı olarak düzenlenmiş bir ruhsatı iptal eden işlemin yürütmesinin durdurulması yönündeki kararı, vahim bir hukuk yanlışıdır. Bu karar, geçmişte bir kez yine yunuslar konusunda yaşandığı üzere, Türkiye’yi uluslararası alanda da sıkıntıya düşürebilecek hatta uluslararası yargı önüne çıkarabilecektir.

Sayın yargıçların yasaları ve uluslararası sözleşmeleri bilmediklerini düşünülemez. Bu kararın, herhangi bir kişisel beklenti nedeniyle verildiğini düşünmek ise onurlu Türk yargıçlarına büyük haksızlık olur.

Acele ile alındığı izlenimi veren, yasalara ve uluslararası sözleşmelere açıkça aykırı olan bir ruhsatın iptali işleminin yürütmesinin durdurulması kararının en kısa zamanda düzeltileceğini umuyor ve bunu bekliyoruz.

Süha Umar

Büyükelçi ( E )

Yaban Hayatı Eylem Grubu Başkanı”

Ayrıntılı bilgi:

- http://www.sad.org.tr/files/YunusGosteriMerkezleriDegilYunusIskenceMerkezleri.pdf

- https://www.wwf.org.tr/?8300/YUNUSLAR-VE-GERCEKLER

- http://www.radikal.com.tr/yazarlar/tan-morgul/esaretin-bedeli-yunus-parklari-1085027/

- https://www.denizhaber.net/yunus-parklarina-karsi-eylemler-2014-yilinda-buyudu-haber-59796.htm

- https://www.evrensel.net/haber/101615/2014te-yunus-parklari-kapatilsin-diyenler-cogaldi

İDDİA: “Biz tüm yasal izinlerimizi Denizcilik Müsteşarlığımızdan aldık çünkü deniz üzerinde faaliyet gösteriyoruz, kıyı kenar kanununa göre işlem yapılacak bunuda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yapar ki bu konudada tüm kurumlardan yasal izinlerimiz mevcut” 

GERÇEK: Yukarıdaki yazıda da belirtildiği üzere, “yunus parkı açma ve çalıştırma” izni ne belediyeler tarafından, ne de bakanlıklar tarafından verilebilmektedir. Çünkü uluslararası sözleşmeler parklarda tutsak edilen afalina türü yunusların esaretini, yakalanmasını ve alıkonmasını yasaklamaktadır. Bodrum’un da aralarında olduğu Türkiye’deki bu tür ticari tesisler, yasal boşluklardan faydalanarak faaliyetlerini yürütmektedir.

Denizcilik Müsteşarlığı, iddia edildiği gibi, bu tesislere çalışma izni veremez, vermez. Ancak “seyrüsefere engel değildir” gibi ibareler ile deniz içindeki yapılara dair izin verip vermeme yetkisindedir. Benzer bir şekilde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da çevreye verilen zarar ve yine deniz içindeki yapılarla ilgili olarak çeşitli izinleri ve düzenlemeleri devreye sokabilir.

Kaş Yunus Parkı’nın kapatılması sürecinde de park işletmecilerinin kamuoyunu kasten aynı şekilde Denizcilik Müsteşarlığı’nın yetkileri ve sahip oldukları sözde izin belgeleri konusunda yanlış bilgilendirdiğine şahit olmuş, bu iddiaların doğru olmadığını yerel yönetimlere bildirmiştik. Benzer bir savunma bu kez de Bodrum Yunus Parkı tarafından yapılıyor. Bu nedenle bu iddia da itimat edilmemesi gereken, bilinçli olarak kamuoyunu yanlış bilgilendiren bir söylem içermektedir.

Yunuslara Özgürlük Platformu

İlk yayım tarihi: 1 Eylül 2019

Güncelleme tarihi: 18 Eylül 2019

İlgili Video: 
See video

Bodrum Yunus Parkı’nın kapatılması için 65 bin imzayla geliyoruz

Yazar Buket Uzuner ve Yunuslara Özgürlük Platformu tarafından, Bodrum Yunus Parkı’nın kapatılması ve esaret altında tutulan yunusların koruma altına alınması için change.org/bodrumyunusparkinahayir adresinde toplanan 65 bin imza, 29 Ağustos’ta Bodrum Kent Konseyi’nin de katılımıyla Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras’a teslim edilecek.

Buket Uzuner ve Yunuslara Özgürlük Platformu, yerel paydaşları Bodrum Kent Konseyi’yle birlikte 29 Ağustos Perşembe günü saat 15:00’te Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras ile görüşerek imzacıların özgürlük taleplerini dile getirecek ve change.org imza platformunda toplanan yaklaşık 65 bin imzayı başkana teslim edecek.

Görüşmenin ardından saat 15:30’da Bodrum Belediye Meydanı’nda Bodrum sakinlerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve imzacıların katılımıyla basın açıklaması düzenlenecek. Açıklamada, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılması planlanan değişikliklerde yunus parkları ve hayvanlı sirklerin yasaklanmasına dair maddenin eklenmesi için siyasi partilere ve TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu’na da çağrı yapılacak.

Mücadelede yeni dönem

2019 yerel seçimleri sonucu belediye başkanlığına Ahmet Aras’ın gelmesiyle, Güvercinlik’teki Bodrum Dolphin Park’ın kapatılması için yeni bir döneme girildi. Son beş yıldır Yaban Hayatı Eylem Grubu, Mavi Yol Girişimi, Bodrum Sualtı Derneği, TEMA Vakfı Bodrum Gönüllüleri ile Bodrum Çarşı taraftar grubunun da yerelde desteğini alan kampanya, Bodrum Kent Konseyi’nin de katkılarıyla büyümeye devam ediyor. Tesis kapatılırsa Bodrum Yunus Parkı, hayvan hakları ve doğa koruma örgütlerinin mücadelesi sonucu, Fethiye ve Kaş’takilerden sonra Türkiye’de faaliyetleri sonlandırılan üçüncü yunus gösteri merkezi olacak.

Kampanya bileşenleri, kamuoyu desteğini büyütmek için 29 Ağustos’ta düzenlenecek olan basın açıklamasına Bodrumluların katılımını bekliyor.

“İçkili lokanta” ruhsatlı “yunus gösteri merkezi”

2011 yılından bu yana Bodrum Dolphin Park adlı yunus gösteri merkezinin kapatılması ve bu tesiste tutsak edilen deniz memelilerinin 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu kapsamında koruma altına alınması için mücadele eden Yunuslara Özgürlük Platformu, 2014 yılından bu yana da yazar Buket Uzuner ile ortak imza kampanyası yürütüyor. Yaklaşık sekiz yıldır hakkındaki yasal başvuruların yanıtsız kaldığı ve dönemin idarecileri tarafından verilen “içkili lokanta” ruhsatıyla yunus gösteri ve terapi merkezi işleten tesis, yunuslardan deniz aslanlarına, morslardan foklara kadar çeşitli deniz memelilerini esaret altında gösteriye zorluyor. Tesis, aynı zamanda Türkiye’deki diğer dokuz yunus parkıyla birlikte, 2014’ün Mayıs ayında Yunuslara Özgürlük Platformu’nun hazırladığı, etik ve yasal sorunları ortaya koyan 18 sayfalık kapsamlı bir dosyayla Uluslararası CITES Daimi Komitesi’ne de şikayet edilmişti.

Buket Uzuner, yunus parklarının kapatılması ve esir yunusların koruma altına alınarak özgür bırakılması için başta Yunuslara Özgürlük Platformu, KASAD ve Kaş Turizm ve Tanıtma Derneği olmak üzere Kaş’taki yerel sivil toplum kuruluşları ile birlikte 2013 yılında Kaş Yunus Parkı ile başladığı ve başarıya ulaştığı mücadeleye Bodrum ile devam ediyor. Buket Uzuner, Türkiye’deki yunus gösteri merkezlerinin kapatılması için adım adım hareket ederek kısa sürede Türkiye’nin yunus parkı olmayan bir ülke olmasını amaçlıyor. Yunuslara Özgürlük Platformu ise, yunus parkları ve hayvanlı sirklerin topyekûn yasaklanması için 2010’dan bu yana hem yerel hem de ulusal düzeyde mücadele veriyor.

(Fotoğraflar, Yunuslara Özgürlük Platformu üyesi Melih tarafından Bodrum Dolphin Park'ta çekilmiştir.)

Fotoğraf: ProWal

Bodrum'daki tutsak deniz memelileri için yeni bir umut!

Bodrum'da yeni belediye başkanının seçilmesiyle, Yunuslara Özgürlük Platformu olarak 2014 yılında yazar Buket Uzuner ile birlikte başlattığımız, Bodrum Dolphin Park yunus gösteri ve terapi merkezinin kapatılmasını talep ettiğimiz imza kampanyasında yeni bir döneme girdik (EN). 
 
 
#BodrumYunusParkinaHayir - Kampanyada, 2011'den bu yana eylemlerimiz, yasal başvurularımız ve resmi görüşmelerimiz aracılığıyla dile getirdiğimiz çağrımız aynı: Bodrum Dolphin Park bir an önce kapatılsın ve Bodrum’da böyle bir vahşete bir daha izin verilmesin (bkz. Bodrum Dolphin Park Kapatılsın: Zaman Çizelgesi). 
 
İmzalarınız ve paylaşımlarınızla sizin de desteğinizi bekliyoruz! Yeni Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras'a esaretin değil, özgürlüğün yanında olduğumuzu hep birlikte gösterelim. 
 
change.org/bodrumyunusparkinahayir #BodrumYunusParkinaHayir 
 
''Bodrum’da yıllardır tutsak edilen deniz memelileri için hala bir umut var! Yeni belediye başkanı Ahmet Aras Bodrum için yeni bir dönemin başlangıcı, Bodrum Yunus Parkı’ndaki tutsak hayvanlar için de özgürlüğün sembolü olabilir. Bunun için hep birlikte yeniden harekete geçiyoruz ve bu süreçte her birinizin desteğine ihtiyacımız var!
 
Bodrum’u çevreleyen denizlerde özgür yunuslar, deniz kaplumbağaları, hatta Akdeniz fokları görülebilirken, Bodrum’un doğal ve kültürel zenginlikleriyle anılması gerekiyor; hayvanlara eziyet eden, dünya çapında boykot edilen ve tutsaklıktan para kazanan bir yunus gösteri merkeziyle değil…
 
Bu yüzden, Bodrum Dolphin Park’ın bir an önce kapatılmasını ve Bodrum’da böyle bir vahşete bir daha izin verilmemesini talep ediyoruz.''
 
Kampanya metninin devamını okumak için bu bağlantıya tıklayabilir ya da change.org/bodrumyunusparkinahayir adresini ziyaret edebilirsiniz. 
 
TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu'na da talebimizi ilettik
 
Kampanyayla bağlantı olarak yeni bir gelişmeyi de sizlerle paylaşmak isteriz: Yunuslara Özgürlük Platformu olarak 30 Mayıs 2019 tarihinde AK Parti Tekirdağ Milletvekili Mustafa Yel başkanlığında toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu'nda, Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu'nun bir bileşeni olarak yaklaşık 30 dakikalık bir sunum gerçekleştirdik.
 
 
Partileri temsilen komisyonda yer alan üyelere, yunus parkları ve hayvanlı sirkler başta olmak üzere kara ve su sirki olarak tanımlanan her türlü tesisin/etkinliğin neden kapatılması/yasaklanması gerektiğini etik, hukuki ve bilimsel yönleriyle aktardık.
 
Hayvana işkence ve esaret endüstrisinin gizlenen gerçeklerini ele aldığımız sunumda yalnızca Bodrum Dolphin Park'ın değil, aynı zamanda Antalya, Muğla, İstanbul ve Aydın'da yer alan diğer tüm yunus gösteri ve terapi merkezlerinin kapatılması, hayvan ticaretinin engellenmesi ve bu tesislerdeki hayvanların koruma altına alınması yönündeki talebimizi de ilettik. 
 
Platform sözcümüz Öykü Yağcı Tonay'ın yaptığı sunumun tamamını, diğerleriyle birlikte Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu sayfasından ve bu bağlantıdan izleyebilirsiniz.
 
 
Sesimizi büyütmek için kampanyayı imzalayıp çevrenizle lütfen siz de paylaşın: change.org/bodrumyunusparkinahayir 
#bodrumyunusparkinahayir
 
Bodrum Dolphin Park yunus gösteri ve terapi merkezinin kapatılması için 2011'den bu yana Yunuslara Özgürlük Platformu olarak yürüttüğümüz mücadeleye dair ayrıntılı bilgi almak için bu bağlantıyı takip edebilirsiniz ve Zaman Çizelgesi'ne göz atabilirsiniz.
 
2014'ten bu yana TBMM düzeyindeki taleplerimizi ve süreci bu bağlantıdan inceleyebilirsiniz. 
 
See video
 
Video: Bana Göz Kulak Ol Derneği (BGKO) & PToT Film - "Benim Bir Dostum Var, Dostum Esir Tutulmamalı"
Fotoğraf: Bodrum Dolphin Park

Bodrum'dan yanıt: Sorumluluk artık Mumcular Belediyesi'nde

Bodrum Belediyesi'ne yazdığımız iki mesaj sonucunda bize ulaşan yanıtı, içeriğinde hiçbir değişiklik yapmadan aşağıda paylaşıyoruz.

Gelen metinde, 3 Ağustos 2011'de yapılan bir değişiklik sonucu, Bodrum-Güvercinlik'te bulunan yunus parkının tüm sorumluluğunun Mumcular Belediyesi'ne geçtiği bilgisi veriliyor. Bu durumda, bundan sonraki tüm yasal başvurularımızı, Mumcular Belediyesi başta olmak üzere diğer yetkili kurumlara yönlendirmeye devam edeceğiz.

Bodrum Belediyesi'nin yunus parkına dair yanıtı:

from:  Basın Yayın Halkla İlişkiler Müdürlüğü info@bodrum.bel.tr
to:  dgezgin
date:  9 January 2012 09:41
subject:  Yunuslar hakkında

T. C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü tarafından 03 Ağustos 2011 tarihiyle belediyemize gönderilen karar yazısıyla Güvercinlik Köyü Gökçeler Mevkii, Mumcular Belediyesi sorumluluk alanına alınmıştır.

Söz konusu yunus merkezi bu tarih itibari ile Mumcular Belediyesi'nin sorumluğuna geçtiği için sınırlarımız dışında bırakılan bu merkezle ilgili bir girişimde bulunmamız olanaksızlaşmıştır.

Saygı ile bilginize sunarız.

--

BODRUM BELEDIYESI Basın Yayın Halkla İlişkiler Müdürlüğü

Tel: 0 252 316 7718

Fax: 0 252 313 9356

Bodrum'un deniz çocuklarından yetişkinlere mesaj var...

23.07.2014 - Kampta her hafta bir tema belirleniyor; Sokak Hayvanları, Toprak, Deniz ve Deniz Canlıları, Tohum, Tutsak Hayvanlar gibi... İlk haftanın teması ise “Tutsak Yunuslar”dı.

 

* * * 

Neşeli Kamp, Bodrum Ilgınlar Plaj Kamping alanında, 6-11 yaş grubu çocuklar için düzenlenmiş bir gündüzlü yaz kampı.

Temel amacı, çocukların bir arada eğlenip öğrenerek yeni dostluklar geliştirirken, çevreye duyarlı, farklılıklara hoşgörülü, hayvanlara ve doğaya karşı sevgi dolu olma hallerini (zaten bu onların doğasında var!) devam ettirmek olan doğa dostu bir kamp, Neşeli Kamp...

Kampın yürütücüleri; eğitimci ve akademisyen anne babalar... Çocukla çocuk olmanın, ilkel kalabilmenin, doğa içinde çocukla yaşamanın hazzını yıllardır yaşayan ve her durumda yaşamak için fırsat yaratmaya çalışan “yetişkinler”...

Kampta her hafta bir tema belirleniyor; Sokak Hayvanları, Toprak, Deniz ve Deniz Canlıları, Tohum, Tutsak Hayvanlar gibi... İlk haftanın teması ise “Tutsak Yunuslar”dı.

Yunusların memeli hayvanlar olduğu, aileleriyle birlikte yaşadıkları, yavrularıyla uzun zaman geçirdikleri, “kötü” insanların yavruları annelerinden ve kardeşlerinden ayırıp küçücük kafeslere kapattıkları, çocuklar bu gösterileri izledikçe anne yunuslarla yavru yunusların birbirinden ayrılmak zorunda kalacağını konuştuk, söyleştik, dramalaştırdık, resimledik, hikayeleştirdik hafta boyu...

Yunuslara Özgürlük Platformu'ndan Jane konuğumuz oldu. Yanında getirdiği filmler ve kitaplarla donanımımızı pekiştirdi.

Haftanın son günü olan Cuma günü geldiğinde herkesin söyleyecek bir sözü, hazırlayacak bir pankartı, haykıracak bir sloganı vardı artık. Hep beraber pankartlarını hazırladı çocuklar. Sonra Ilgınlar Plaj Kamping içinde yaptıkları yürüyüşle “yetişkinlerin” duyarlılığını artırmaya çalıştılar...

Biz onları yönlendirmedik. Biz onlara ne söylemeleri gerektiğini söylemedik. Biz onlara pankart hazırlamayı bile önermedik. 

Sadece anlayabilecekleri bir dilde “gerçekleri” (!) anlattık. Biz onlara sadece “Didi ve Dodo’nun Hikayesini” anlattık... Gerisi onların tertemiz yüreklerinden ve tertemiz kafalarından çıktı.

(“Didi ve Dodo” spontan bir hikaye olarak o anda çıktı. Çocukların anlayacağı dilden gerçek bir öykü aslında.)

 

Sevgiler,

Nikriz Kocaman

Psikolojik Danışman & Psikodramatist & Dalgıç

 

Bodrum'un tutsak yunusları hakkındaki ikinci mektubumuz

From: DGezgin

Date: 2011/12/29

Subject: Önemlidir - Mehmet Kocadon'un şahsına iletilmek üzere:

To: baskan@bodrum.bel.tr

Cc: info@bodrum.bel.tr, yazi@bodrum.bel.tr

Sayın Mehmet Kocadon,

Bodrum'a getirilen 3 yunusla ilgili başlattığımız kampanyadan, medyada çıkan haberler sonucu bilginiz olmuştur (olmadıysa en alta bağlantıları ekliyoruz) Bilgi edinme hakkımız kapsamında yetkili kurumlara ve size, yanıtını istediğimiz soruları yakın zamanda BİMER üzerinden de gönderdik.

Ancak sizden, Belediye Başkanı olarak sorumluluğunuzu kullanıp size daha önce de 15 Aralık'ta gönderdiğimiz aşağıdaki mesaja ve son başvurularımıza yanıt vermenizi, kamuoyuna yunus parkıyla ilgili duyuru yapmanızı bekliyoruz.

Sizden gelecek mesajı, yunusların ve yunus parkının durumunu merak eden 16 bini aşkın destekçimizle tüm platformlarda paylaşacağız.

Talebimiz, sorularımıza resmi bir cevap vermeniz, yunus parkının işletmeye açılmaması için Nisan 2011'de verdiğiniz sözü Başkan olarak tutmanızdır.

Bodrum'daki yunus parkının açılması ve yunusların korumaya alınmaması durumunda, ulusal ve uluslararası düzeyde ilerleyen ve büyük destek toplayan kampanyamız daha etkili ve baskın bir şekilde, daha üst bir düzeyde devam edecektir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak yunus parklarının açılmaması ve varolanların kapatılması için tüm yasal haklarımızı sonuna kadar kullanacağımızdan şüpheniz olmasın.

Yanıtınızı bekliyoruz.

http://www.iha.com.tr/5-metrekarede-kac-yunus-yasar-207917.haber

http://www.ntvmsnbc.com/id/25309529/

http://www.sonhaberler.com/haber/yunuslar-bodrumda-tutsak-82239.htm

Deniz Gezgin

Yunuslara Özgürlük Platformu

www.yunuslaraozgurluk.com

---------- Forwarded message ----------

From: DGezgin

Date: 2011/12/15

Subject: Sn. Kocadon'un şahsına iletilmek üzere:

To: baskan@bodrum.bel.tr

Cc: info@bodrum.bel.tr, yazi@bodrum.bel.tr

Sayın Mehmet Kocadon,

Nisan ayında Prowal ve WDSF'ye yazdığınız mesaj, Yunuslara Özgürlük Platformu olarak elimize ulaştı ve konuyla ilgili hassasiyetinizi gördükten sonra size özellikle yazmak ve sizden bilgi almak istedik. Sizin mektubunuzuda en alta iliştirdik. Bu nedenle, aşağıda belirteceğimiz konularda bize bilgi vereceğinizi ve fikirlerinizi paylaşacağınızı umuyoruz.

Şu anda tüm Türkiye çapında büyük bir kampanya başlatmış bulunuyoruz. Yunus parklarının kapatılması ve Kaş'ta yeni bir yunus parkının açılmaması için yurtiçinden ve yurtdışından çok büyük destek ve farkındalığa yönelik adımlar var. www.yunuslaraozgurluk.com ve www.facebook.com/yunuslaraozgurluk adresilerinden bu kampanyamızı ve destekçilerimizin yorumlarını takip edebilirsiniz. Aynı zamanda "Bilimsel Veriler" ve "Gerçekler" sayfamıza da gözatmanızı rica ediyoruz.

Bildiğiniz gibi Kaş'ta yeni bir yunus parkı açılmak üzere. 8 Aralık'ta Kaş'a taşınan yunuslar, daha önce Bursa'da, ardından Bodrum Güvercinlik ve Kefaluka Otel'de gösteri yunusu olarak çalıştırılmış, Türkiye'nin en sağlıksız ve yorgun yunusları.

Kaş Belediye Başkanı'nın basına yaptığı açıklamada, yunusların kendisinden habersiz getirildiği, ruhsatlarının olmadığı bilgisi veriliyor. Ancak Kaş Sahil Güvenlik'in yerinde yaptığı görüşme sonucunda da, alanın Şubat ayında Kaymakamlık'tan kiralandığı ve bir hafta içerisinde de tüm evrakların Belediye'den alınacağına dair Platformumuza bilgi geldi.

Tüm bu bilgiler ışığında ve sizin samimi mesajınızın altını çizerek merak ettiğimiz noktalar şunlar:

1. Bodrum'daki yunus parkı bir daha açılmamak üzere kapatıldı mı? Ruhsat iptali gerçekleşti mi? Ruhsatla ilgili son durum nedir?

2. Yunus parkının Kaş'ta tutunamaması durumunda, yunusların Bodrum'a geri dönmesine izin verecek misiniz? Biz, bu ihtimalin de tamamen ortadan kaldırılması gerektiğini savunuyoruz ve bu yönde sizden yanıt bekliyoruz.

Bodrum'daki yunus parkının artık çalışmadığını, ruhsat iptalinin gerçekleştiğini ve bir daha Bodrum'da ya da Muğla'da yunus parkı açılmamasını, yunuslarla gösteri/terapi yapılmamasını umuyoruz.

Bodrum Belediye Başkanı olarak bize vereceğiniz bilgiler çok önemli ve sayısı 15 bini aşan destekçilerimiz de sizden gelecek bu yanıtı bekliyor. Sosyal ağlarda ve web sitemizde yanıtınızı özellikle paylaşmak istiyoruz.

Gözatmak isterseniz, bugüne kadar Kaş'la ilgili çıkan haberleri ve ilgili bağlantıları da aşağıya ekliyoruz.

Yanıtınızı bekliyoruz.

Saygılarımla,

Deniz Gezgin

Yunuslara Özgürlük Platformu

Basın Sözcüsü

http://www.yunuslaraozgurluk.com/Kas-yunus-parkini-protesto (Türkçe bilgi edinme başvurusu)

http://www.yunuslaraozgurluk.com/new-dolphin-park-in-Kas-dolphinarium (İngilizce bilgi edinme başvurusu)

http://www.ntvmsnbc.com/id/25305823/#storyContinued (NTVMSNBC haberi)

http://www.iha.com.tr/4-yunusun-kastaki-esareti-8-gununde-205911.haber (İHA haberi)

http://www.bodrumhaber.com/?p=6198 (BodrumHaber haberi)

http://www.yunuslaraozgurluk.com/node/293 (Kaş Sahil Güvenlik'in açıklaması)

Bodrum-Güvercinlik'teki yunus parkına izin vermeyeceğiz!

8 Aralık tarihinde Bodrum'dan Kaş'a taşınan dört yunusun hemen ardından, 27.12.2011 tarihi itibariyle, Bodrum'a üç yeni yunus getirildiği ve 5-6m2'lik bir alana hapsedildiği ihbarını aldık. Aynı gün içerisinde çekilmiş üç fotoğrafla birlikte, hukuk ihlallerine karşı Bodrum Güvercinlik'teki yunus parkına karşı yasal süreci bugün başlatıyoruz. 

Siz de, yasal bilgi edinme hakkınızı kullanarak, bizim yaptığımız gibi, aşağıdaki bilgi edinme mektubunu, "gönderilecek adresler" bölümündeki yetkili kurumların tümüne yollayabilirsiniz. Tarih, isim-soyad ve T.C. kimlik no. bölümlerine bilgilerinizi girerek gönderebilir, bu yunusların "çalıştırılmaması" ve işletmecilerin elinden alınması için kişisel taleplerinizi kendilerine yönlendirebilirsiniz. 

Konuyla ilgili tüm gelişmeleri ve boykot sürecini, web sitemizden ve Facebook'taki Yunus Parkları Kapatılsın sayfamızdan takip edebilirsiniz.

* * *

BİLGİ EDİNME METNİ ve GÖNDERİLECEK ADRESLER

Tarih:

Konu: Bodrum Güvercinlik’teki yunus parkına getirilen 3 yunus hakkında

(Başvurumuz, BİMER'e de iletilmiştir)

T.C. İÇİŞLERİ BAKANLIĞI

T.C. GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANLIĞI

MUĞLA İL GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK MÜDÜRLÜĞÜ

BODRUM İLÇE GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK MÜDÜRLÜĞÜ

T.C. MUĞLA VALİLİĞİ

BODRUM BELEDİYE BAŞKANLIĞI

BODRUM KAYMAKAMLIĞI

BODRUM SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI

27.12.2011 tarihinde bize ulaşan yazılı bir ihbar sonucu, Bodrum Güvercinlik’teki yunus parkının Kaş’a taşınan 4 yunusla birlikte boşalmasının hemen ardından, Bodrum’a 3 yunusun transfer edildiği, 5-6m2'lik bir alana hapsedildiği ve yakın zamanda da farklı deniz memelilerinin getirileceği bilgisini aldık. Ekteki fotoğraflar da 27.12.2011 tarihinde çekilmiş ve başvuruma ek olarak sunulmuştur.

08.12.2011 tarihinde Bodrum – Güvercinlik’teki yunus parkı boşaltılmış, 4 yunus Kaş’a taşınmıştı. Kaş’taki yunus parkının yeniden açılmaması için büyük bir protesto kampanyası başlatılmış, Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’dan Bodrum’daki parkın ruhsatı ve statüsü hakkında bilgi almak amacıyla Yunuslara Özgürlük Platformu üyeleri e-mail yoluyla bilgi istemişti (EK2). Ancak bugün itibariyle Mehmet Kocadon’dan konuyla ilgili hiçbir bilgi gelmedi.

Geçtiğimiz yaz, Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon, Bodrum’daki yunus parkının iş yapmayacağına dair duyurusunu, Alman hayvan hakları örgütü ProWal ve WDSF aracılığıyla uluslararası kamuoyuna yapmıştı (Mektup, bahsi geçen STK'lardan temin edilebilir).

Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’un sorularımızı yanıtsız bıraktığını ve uluslararası platformda verdiği sözü tutmadığını görüyor, bu nedenle de aşağıdaki sorularımızın, bilgi edinme kapsamında, yetki ve sorumluluk alanlarına göre, her bir ilgili kurum tarafından detaylı bir şekilde yanıtlanmasını talep ediyorum:

1. Bodrum’a getirilen yunuslar kaç adettir ve nereden, hangi yunus parkından veya ülkeden getirilmiştir? Yakın zamanda başka deniz memelilerinin gelmesi planlanmakta mıdır?

2. Bodrum'a getirilen yunuslar ithal edildiyse, CITES’in zorunlu tuttuğu menşei ve taşıma belgeleri var mıdır? Varsa menşei belgelerinin birer kopyasının tarafımıza gönderilmesini talep ediyoruz. Yunusların cinsiyetleri ve yaşlarına dair tüm bilgilerin bizimle paylaşılmasını talep ediyoruz.

3. Bodrum Güvercinlik’teki yunus parkının statüsü, resmi durumu nedir? İşyeri açma ve çalışma ruhsatı verilirken, hangi ticari faaliyet kapsamında ruhsat verilmiştir, ruhsat tahsisinde hangi bakanlık ya da kamu birimi yetkilendirilmiştir? Ruhsat süresi ne kadardır ve ruhsat başvurusu hangi şirket/kişi tarafından yapılmış, işletmesi kime aittir? Ruhsatın bir kopyasının acilen tarafımıza sunulmasını talep ediyoruz.    

4. Yunuslar hangi şirkete aittir? Hangi şirket tarafından getirilmiştir? Kaş’taki Whale Turizm Ltd. Şti. ile bağlantısı nedir?

5. Yunusların şehirler-ilçeler arası taşınması sırasında, hangi yasa maddelerine göre işlem yapılmıştır; yunuslar ne şekilde taşınmıştır? İl ve ilçe Tarım Müdürlükleri’nin, bu transferden bilgisi var mıdır, Bakanlığı temsilen yetkili kişiler transfer sırasında görev almış mıdır?

6. En önemlisi de, bu yunusların transferi ve götürüldüğü işletme, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve Türkiye’nin de imza attığı uluslararası Bern Sözleşmesi hükümlerince nasıl “yasal” kabul edilmektedir ve buna nasıl izin verilmektedir? Tüm bu süreç, 5199’un temel maddelerine ve Bern Sözleşmesi’nin de istisnai maddelerine (madde 9) dahi aykırıdır. Parka getirilen yunus türleri, Bern Sözleşmesi Ek Liste II’deki "kesin koruma altına alınan fauna türleri" arasındadır ve bu türlerin ticareti ve taşınması yasaktır. Aynı şekilde yetkili kurumlar, bu tesislere izin vererek T.C. Anayasası’nın 90. maddesini çiğnemektedir.

7. Son olarak, Bern Sözleşmesi’nce özel koruma altındaki bu türlerin “istisnai” kullanımları hakkında tarafların “Daimi Komiteye her iki yılda bir rapor” göndermesi zorunlu kılınmıştır. Bu raporlar gönderilmiş midir? 2011 ve 2011 öncesindeki tüm raporların birer kopyasının tarafımıza ek olarak sunulmasını, gönderilmesini rica ediyoruz. 

8. Yetkilerinizi kullanarak ve yasaları gözeterek, bu parkın açılmasına izin vermemenizi talep ediyor, yunusların en yakın zamanda işletmecilerin elinden kurtarılıp koruma altına alınmasını istiyoruz. 

Bu bağlamda, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ve 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun kapsamında, yukarıdaki soruları temel alan başvurumun değerlendirilmesini ve yasal süre içerisinde konuyla ilgili tarafıma geri dönülmesini talep ediyorum.

Saygılarımla,

İsim-Soyad:

T.C. Kimlik No:

EK 1 27.12.2011 tarihli fotoğraflar (Bodrum-Güvercinlik’e getirilen yunuslar)

EK2 – 15.12.2011 tarihli Mehmet Kocadon’a gönderilen mektup (Yunuslara Özgürlük Platformu tarafından)

Sn. Kocadon'un şahsına iletilmek üzere:


DGezgin <.com>

15 December 2011 14:22

To: baskan@bodrum.bel.tr

Cc: info@bodrum.bel.tr, yazi@bodrum.bel.tr

Sayın Mehmet Kocadon,

Nisan ayında Prowal ve WDSF'ye yazdığınız mesaj, Yunuslara Özgürlük Platformu olarak elimize ulaştı ve konuyla ilgili hassasiyetinizi gördükten sonra size özellikle yazmak ve sizden bilgi almak istedik. Sizin mektubunuzuda en alta iliştirdik. Bu nedenle, aşağıda belirteceğimiz konularda bize bilgi vereceğinizi ve fikirlerinizi paylaşacağınızı umuyoruz.

Şu anda tüm Türkiye çapında büyük bir kampanya başlatmış bulunuyoruz. Yunus parklarının kapatılması ve Kaş'ta yeni bir yunus parkının açılmaması için yurtiçinden ve yurtdışından çok büyük destek ve farkındalığa yönelik adımlar var. www.yunuslaraozgurluk.comve www.facebook.com/yunuslaraozgurlukadresilerinden bu kampanyamızı ve destekçilerimizin yorumlarını takip edebilirsiniz. Aynı zamanda "Bilimsel Veriler" ve "Gerçekler" sayfamıza da gözatmanızı rica ediyoruz.

Bildiğiniz gibi Kaş'ta yeni bir yunus parkı açılmak üzere. 8 Aralık'ta Kaş'a taşınan yunuslar, daha önce Bursa'da, ardından Bodrum Güvercinlik ve Kefaluka Otel'de gösteri yunusu olarak çalıştırılmış, Türkiye'nin en sağlıksız ve yorgun yunusları.

Kaş Belediye Başkanı'nın basına yaptığı açıklamada, yunusların kendisinden habersiz getirildiği, ruhsatlarının olmadığı bilgisi veriliyor. Ancak Kaş Sahil Güvenlik'in yerinde yaptığı görüşme sonucunda da, alanın Şubat ayında Kaymakamlık'tan kiralandığı ve bir hafta içerisinde de tüm evrakların Belediye'den alınacağına dair Platformumuza bilgi geldi.

Tüm bu bilgiler ışığında ve sizin samimi mesajınızın altını çizerek merak ettiğimiz noktalar şunlar:

1. Bodrum'daki yunus parkı bir daha açılmamak üzere kapatıldı mı? Ruhsat iptali gerçekleşti mi? Ruhsatla ilgili son durum nedir?

2. Yunus parkının Kaş'ta tutunamaması durumunda, yunusların Bodrum'a geri dönmesine izin verecek misiniz? Biz, bu ihtimalin de tamamen ortadan kaldırılması gerektiğini savunuyoruz ve bu yönde sizden yanıt bekliyoruz.

Bodrum'daki yunus parkının artık çalışmadığını, ruhsat iptalinin gerçekleştiğini ve bir daha Bodrum'da ya da Muğla'da yunus parkı açılmamasını, yunuslarla gösteri/terapi yapılmamasını umuyoruz.

Bodrum Belediye Başkanı olarak bize vereceğiniz bilgiler çok önemli ve sayısı 15 bini aşan destekçilerimiz de sizden gelecek bu yanıtı bekliyor. Sosyal ağlarda ve web sitemizde yanıtınızı özellikle paylaşmak istiyoruz.

Gözatmak isterseniz, bugüne kadar Kaş'la ilgili çıkan haberleri ve ilgili bağlantıları da aşağıya ekliyoruz.

Yanıtınızı bekliyoruz.

Saygılarımla,

Deniz Gezgin

Yunuslara Özgürlük Platformu - Basın Sözcüsü

http://www.yunuslaraozgurluk.com/Kas-yunus-parkini-protesto(Türkçe bilgi edinme başvurusu)

http://www.yunuslaraozgurluk.com/new-dolphin-park-in-Kas-dolphinarium(İngilizce bilgi edinme başvurusu)

http://www.ntvmsnbc.com/id/25305823/#storyContinued(NTVMSNBC haberi)

http://www.iha.com.tr/4-yunusun-kastaki-esareti-8-gununde-205911.haber (İHA haberi)

http://www.bodrumhaber.com/?p=6198(BodrumHaber haberi)

http://www.yunuslaraozgurluk.com/node/293 (Kaş Sahil Güvenlik'in açıklaması)

EK3 - HAYVANLARI KORUMA KANUNU

http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5199.html

EK 4 – BERN SÖZLEŞMESİ

http://cevrehukuku.net/index.php/sozlesmeler/65-bern

* * *

GÖNDERİLECEK ADRESLER

info@tarim.gov.tr, bilgiedinme@tarim.gov.tr, alo174@tarim.gov.tr, bilgiedinme@basbakanlik.gov.tr,bilgi@basbakanlik.gov.tr, islemler.illeridaresi@icisleri.gov.tr, mahalli@mahalli-idareler.gov.tr, yerelidareyon@hotmail.com, mahalli@icisleri.gov.tr, bimer@basbakanlik.gov.tr, info@mugla-tarim.gov.tr, mugla.bodrum@tarimnet.gov.tr, mugla@icisleri.gov.tr, ozel.kalem@kulturturizm.gov.tr,sgb@kulturturizm.gov.tr, tursab@tursab.org.tr, hukuk@tursab.org.tr, info@bodrum.bel.tr, baskan@bodrum.bel.tryazi@bodrum.bel.tr, bodrum@bodrum.gov.tr, fen@bodrum.bel.tr, imar@bodrum.bel.tr, zabita@bodrum.bel.tr, bodrum@icisleri.gov.tr

Bodrum: Mahkeme ilk aşamada yunusların aleyhinde sonuçlandı

 
28 Ağustos'taki imza teslimimiz sırasında Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras'ın hukuki gerekçelerle yunus gösteri merkezinin ruhsatının iptal edildiğini duyurmasının ardından, Bodrum Yunus Parkı işletmecisi İsmet Parmak'ın avukatı Gültekin Akça aracılığıyla belediyeye açtığı dava ilk aşamada yunusların aleyhine sonuçlandı: Muğla 2. İdare Mahkemesi, 30 günlük karşılıklı savunma süresi sonunda ruhsat iptalinin yürütmesini durdurma kararı aldı. 
 
Bodrum Belediyesi ise bu karara karşı itiraz hakkını kullanıp konuyu Üst Mahkeme'ye taşıyacak. Bu süreçte, Yunuslara Özgürlük Platformu olarak Yaban Hayatı Eylem Grubu ve Bodrum Kent Konseyi'yle birlikte hukuki süreci tüm yönleriyle takip etmeye ve sizleri bilgilendirmeye devam edeceğiz. 
 
Bodrum Dolphin Park yunus gösteri ve terapi merkezinin kapatılması için 2011'den bu yana Yunuslara Özgürlük Platformu olarak yürüttüğümüz mücadeleye dair ayrıntılı bilgi almak için bu bağlantıyı takip edebilirsiniz ve Zaman Çizelgesi'ne göz atabilirsiniz.
 
Türkiye'deki tüm yunus parklarının ve hayvanlı sirklerin kapatılması için verdiğimiz mücadeleyi ise bu bağlantıda atıfta bulunduğumuz sayfalardan inceleyebilirsiniz.
 

Born Free: "İnsanlar Tom ve Misha'dan uzak durmalı"

Fotoğraf: Derya Yıldırım

Tom ve Misha'nın esaret altındayken edindikleri alışkanlardan kurtulup doğaya yeniden uyum sağlamaları için 20 ay süren rehabilitasyon sürecini üstlenen Born Free ekibinin açıklaması, Tom ve Misha'nın doğal yaşamda hayatta kalabilmeleri çok önemli. Detayları, İngilizce versiyonuyla birlikte aşağıda bulabilirsiniz.

* * *

Her iki yunusun hareketleri, uluslararası bir uzman ekip tarafından uydu vericileriyle sürekli takip ediliyor. Şu anda Yunanistan'daki Archipelagos da takip çalışmalarımıza yardımcı oluyor. Yunuslar makul hızda uzak mesafelere yüzebiliyor ve iyi besleniyorlar. Tüm bunlar, Tom ve Misha'nın doğaya yeniden adapte olabildiğinin göstergeleri.

Şu anda bu hayvanlara yönelik en büyük tehdit, insanlarla yeniden etkileşime girmeleri. Bu yunuslar, yıllar süren esaret hayatı boyunca insanlarla yakın temasta oldukları için fazlasıyla sosyal davranışlar sergiliyorlar. Artık bu hayvanların içgüdülerini takip etmeleri ve yaban hayata alışmaları gerekiyor. İnsanlarla kuracakları herhangi bir iletişim, onların doada hayatta kalma şanslarını büyük ölçüde azaltacaktır. 

Tom ve Misha'yı nasıl tanıyabilirsiniz? İkisi de büyük ve oldukça sağlıklı afalina türü yunuslar. Onları diğer yunuslardan ayıran en büyük özellik, sırt yüzgeçlerindeki ufak antenli uydu takip cihazları.

Onları gördüğünüzde ne yapmalısınız? Onlara yaklaşmadan belirli bir mesafede kalın. İnsanların onlarla iletişim kurduğunu görürseniz, onlara uzak durmaları gerektiğini söyleyin ve en yakın yerel Sahil Güvenlik birimine haber verin.

Fotoğraf: Born Free 

TOM AND MISHA CONTINUE TO ADAPT TO LIFE IN THE WILD
DOLPHIN REHABILITATION PROGRAMME , TURKEY
Since their release into the wild on May 9th, following 20 months in a dedicated and expert rehabilitation programme, Tom and Misha have made excellent progress.  According to the satellite mapping, they have travelled hundreds of miles in a pattern that indicates they remain healthy and are feeding well.  While the dolphins have split up, the tracking team have been able to obtain many good visual observations of Tom confirming he is in excellent body condition thus supporting the information supplied by the satellite tags.
The main threat to their chances of making a full re-adaption to life in the wild is human intervention.  Both dolphins were originally wild caught and through their enforced captivity have known a great deal of human contact.  Their rehabilitation programme took them through the many stages required to reduce their dependance on human contact and transfer their diet from dead fish being fed to them by their carers to the hunting of remotely supplied live fish.  Via these techniques they have become efficient and independent hunters, as well as healthy and strong dolphins, ready to take their place back in the wild.
Recent reports confirm that Tom has been swimming in the vicinity of Kusadasi and it is here he has faced a potential threat from the unwarranted attention of the local aquarium. Representatives interacted with him with training whistles and the provision of food. Tom has confirmed his independence by swimming away. However, if such interactions are repeated again and again problems could ensue. 
‘This interaction with Tom is most unhelpful as he finally adapts to life back in the wild, and could cause a critical set back to Tom's progress if allowed to continue.  Our team in Turkey and our project lawyer, Sule Beder, have made it clear this intervention must stop immediately.  Our team is on-site now.’ confirmed Alison Hood.
Jeff Foster, who has led the rehabilitation programme and is in Kusadasi confirms ‘Tom is looking good.  Port Authorities in Turkey and Greece are being supportive and, understanding of this crucial time for Tom and Misha, are working with us to help ensure both dolphins integrate fully back to the wild without further human interference’.   
In Greece, Greek NGO Archipelagos Institute of Marine Conservation is working with the Port Authorities to relay the message that it is vital people do not interact with any dolphin that swims close to the shore. Harbour areas often provide good and sheltered hunting grounds for dolphins, so it is not surprising if Tom or Misha, or other wild dolphins, go in search of such a food source.  It is vitally important that such dolphins are not interfered with and allowed to behave naturally. In Turkey, the NGO Ekosistemi Koruma ve Doğa Severler Derneği  is working closely with the team and Sualti Arastirmalari Dernegi continue with their support.
Kaynak/Source: Born Free

Bugün Londra, Metro'da Kaş kampanyasını okudu

Bugün Londra, Metro gazetesinin 21. sayfasını açtığında, Kaş'taki yunus parkına karşı yürütülen kampanyayı okudu, http://www.thepetitionsite.com/takeaction/894/733/349/ adresindeki imza kampanyamıza katıldı.

İngiltere, son yunus parkı tesisini 90'lı yıllarda kapatmış, balina ve yunusların  gösteri amaçlı kullanılmasını yasaklamıştır.

Activists campaign to free dolphins 'kept in cages' in Turkish resort of Kas

Dolphins in the Turkish resort of Kas are being kept rusty cages for the enjoyment of tourists, say activists desperate to free the animals.

Their distinctive noses are covered in scratches from trying to escape as they dolefully swim round in circles inside a cramped and rusty cage.

The four bottlenose dolphins, captured from the wild, carry obvious signs of physical and mental stress with only a wire fence separating them from the open sea.

Pictures show the unnatural conditions in which the animals are being held near a resort popular with British holidaymakers.

They have been in the pen – which is smaller than the size of a tennis court – at Kas dolphin park in Turkey since December, when they were transported there in a vegetable truck from a similar site at Bodrum.

One resident of Kas said: ‘We are very anxious about their health.

‘The damage to the dolphins is caused by the wire that encloses the pen and they are all showing signs of neurosis. We wanted a vet to come and inspect the dolphins but the owners denied us access to them.’

Their owners do not have a licence to allow tourists to swim with the intelligent creatures and claim they are being housed on a temporary basis.

Activists are taking the owners to court but it is thought there are ten facilities like this operating in Turkey.

An online petition to close them down has been set up by Ric O’Barry, campaign director of the Dolphin Project.

‘The dolphins should be rehabilitated and released back into the wild where they belong,’ said Mr O’Barry.

‘Turkey has an opportunity to help dolphins and enhance its reputation in the world as a country sensitive to the protection of marine mammals.’

Kaynak/Read more at Metro.co.uk

BİLDİRİ: TBMM Çevre Komisyonu, hayvanlar aleyhinde bir "koruma" (!) yasası hazırlıyor

12 Haziran 2014 - Dün, TBMM Çevre Komisyonu, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun değiştirilmesine ilişkin yasa tasarısı ve teklifinin müzakeresi gündemi ile toplanmıştır. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun da katılımı ile ve İstanbul Milletvekili Erol Kaya’nın başkanlığında toplanan komisyon, hayvan haklarının nasıl daha iyi gözetileceğini, geliştirileceğini görüşmek amacıyla toplanmamıştır; özellikle Çevre Komisyonu üyesi AKP Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in verdiği madde önergeleri ile hayvan haklarının nasıl esnetileceği yönündeki kararlar ile tasarının ilk 5 maddesi kabul edilmiş ve toplantı 19 Haziran 2014 tarihine ertelenmiştir. Bu hali ile tasarı, beklentilerimizi karşılamak bir yana hayvan haklarından da oldukça uzak bir konuma taşınmıştır.

Dün, Çevre Komisyonu toplantısını bizzat izleyen ve müzakere edilen, hayvan aleyhindeki maddeler ile ilgili söz almak için ciddi efor sarfeden STK’lar olarak, toplantıdan büyük bir hayalkırıklığı ile ayrıldığımızı belirtmek isteriz. Çok basit bir düzenleme ile yasaklama kararı alınacak olan yunus parkları ve hayvanlı sirklerin yasaklanmasından son anda vazgeçilmesi, bu tasarının hayvanlardan değil, hayvan tacirlerinden yana taraf olduğunu gösterir niteliktedir. İlk beş maddesi komisyon toplantısında belirlenen tasarı, hiçbir mantığa, hak kavramına, etik ilkeye dayanmayan madde önergeleri ile Çevre Komisyonu tarafından kabul edilmiştir.

Biz, aşağıda imzası bulunan ve Çevre Komisyonu toplantısında bizzat bulunan STK ve platformlar olarak, dün gerçekleştirilen toplantının atmosferi, komisyonun ve toplantıda bulunan gerek Bakan gerekse diğer ilgili bakanlık bürokratları ve memurlarının tavır ve tutumları ile yasa değişikliği sürecinin hiçbir iyi niyeti olmadığını ve tamamen hayvan aleyhinde olduğunu deklare ediyoruz.

“Komisyon, hayvan haklarının nasıl korunacağını değil, insan menfaatinin ne şekilde gözetileceğini müzakere etmektedir”

1.       Aylardır hükûmetin reklam malzemesi olarak kullandığı ve defaatle yasaklanacağı duyurulan yunus parkları ve hayvanlı sirklerin, Çevre Komisyonu üyesi AKP Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in toplantının bitimine yakın ve toplantı düzeninin tam olarak sağlanamadığı bir ortamda verdiği, “Bu parklar ülke ekonomisine katkı sağlamalarının ötesinde, çok önemli sosyal ve kültürel rol üstlenmektedir” şeklindeki gerekçesini içeren madde önergesi ile hayvanların esareti ve zulmü ile ayakta kalan bu ticarethanelerin yasaklanmaması sağlanmıştır. Konu hakkında ısrarla söz almak isteyen Yunuslara Özgürlük Platformu temsilcisi Öykü Yağcı’nın yunus parklarında yaşanan hak ihlâllerine ve insan sağlığını da tehdit ettiği, bunun bir tedavi olarak yürütülemeyeceği yönünde belirttiği görüşleri, birçok akademik makale ve Sağlık Bakanlığı’nın görüşü ile de sabit kılınan gerçeklere rağmen, yasaklanacağı duyurulan yunus parklarının insana faydalı olduğu, insan menfaatleri göz önünde bulundurularak yasaklanmaması gerektiği yönünde Çevre Komisyonu’nun takındığı tavır ve tutum ve aldığı karar ile anlaşılmıştır ki bu Komisyon, hayvan haklarının nasıl korunacağını değil, insan menfaatinin ne şekilde gözetileceğini müzakere etmektedir. Bu yanlı tutumu, hakları yok sayan, esneten, gasp eden tavrı kesinlikle kabul etmiyoruz.

“Ne alt komisyon raporunu ne de tasarıyı kabul ediyoruz”

2.       Komisyon Başkanı Erol Kaya, alt komisyon raporunda STK’ların ortaklaştığını, tasarının STK talepleri doğrultusunda geliştirildiğini iddia etmektedir. Türkiye’deki yüzlerce STK, baro, meslek odası, platform ve oluşum, hayvan aleyhinde olan söz konusu tasarıya karşı olduğunu açıkça defalarca deklare etmiştir. Ne alt komisyon raporu ne de kanun tasarısı, STK’ların ve baroların görüşü dikkate alınarak hazırlanmıştır. Usulen alınan görüşler, meclisin tozlu raflarında şimdiden yerini bulmuştur. Yüzlerce sayfalık bilimsel, akademik bilgilerden oluşan ve Çevre Komisyonu’nun çalışma şeklinin aksine, birçok uzmanın görüşüne yer verildiği bu görüş dosyalarının yer aldığı klasörlerin okunduğundan dahi şüpheliyiz. Çünkü alt komisyona birçok STK ve barodan ulaşan görüş, eleştiri ve önerilerin, söz konusu tasarı ile uzaktan ya da yakından bir alakası yoktur. Çevre Komisyonu, Türkiye koşullarını, bilimsel gerçekleri ve uzman görüşlerini değil, konu hakkında hiçbir bilgisi olmayan kişi ve kurumların görüşleri doğrultusunda tasarıyı oluşturmaktadır. Bu nedenle, bu tutum ile oluşturulan tasarının hayvan haklarını koruyamayacağı açıktır.

Hayvanlar, yasada ve tasarıda tanımı olmayan “besleme odakları”nda toplanacak.

3.       Yürürlükte olan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 6. Maddesinde belirtilen sokaklardan toplanan hayvanların tekrar alındıkları yere bırakılmasına ilişkin mevcut madde tasarıda değiştirilmiş, yine Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in verdiği madde önergesi ile sokak hayvanlarının oluşturulacak besleme noktalarına bırakılması yönünde tasarıya geçen madde ile yıllardır bizlerle sokaklarda yaşamakta olan kent hayvanlarının, şehir merkezlerinden uzak, nereye yapılacağı ve ne şekilde oluşturulacağı dahi belli olmayan “besleme odakları”na terk edileceği anlaşılmıştır. Hayvan konusunda en ufak bir fikri dahi olmadığı ayan beyan ortada olan bu milletvekilinin komisyon toplantısı boyunca verdiği madde önergelerinin tamamı hayvan aleyhinedir. Mevcut yasada ve müzakeresi süren yasa tasarısında dahi tanımlanmayan besleme merkezleri, hayvanlar için toplama istasyonları olacaktır. Kent hayvanlarının, şehir hayatından ve yıllardır sosyalleştikleri, birlikte yaşamaya alıştıkları insanlardan koparılmasını asla kabul etmiyoruz.

Tasarının gerekçesi, hayvan haklarının nasıl gasp edileceğinden oluşmaktadır.

4.       Çevre Komisyonu Başkanı Erol Kaya, tasarının gerekçesini hayvanlara kötü muamele edenlere caydırıcı cezalar getirilmesi olarak açıklamış olsa da tasarı, hayvanların nasıl izole edileceğini, haklarının nasıl esnetileceğini ve gasp edileceği hükme bağlamak üzeredir. Yasa değişikliği için oluşturulan alt komisyona başkanlık eden AKP Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ ise 50’nin üzerinde STK ve baronun görüşlerini aldığını ifade etse de, gerek toplantıda kabul edilen maddelerin gerekse toplantının geneline hakim olan tavır, söz konusu tasarıya ilişkin STK ve baroların taşıdığı ciddi endişelerin dikkate alınmadığını göstermektedir. Usulen alınan STK ve baro görüşleri, komisyon tarafından yok sayılmış, endişelerimiz görmezden gelinmiş ve çoğulculuk, katılımcılık gibi demokratik haklarımıza ne derece önem gösterildiği ortaya konmuştur.

Dev toplama kampları, yürürlükteki mevzuata aykırı bir şekilde inşa edilmektedir. Mevcut barınakların içler acısı hali ortadadır.

5.       Türkiye’de devlete ait elli köpek kapasitelik barınaklarda dahi hayvanlar açlık ve susuzluktan, tıbbî yardım alamadıklarından hayatını kaybederken binlerce köpek kapasitelik barınakların inşası gündeme gelmiştir. Türkiye barınaklarının çok büyük bir çoğunluğunun içler acısı hali, Çevre Alt Komisyonu üyelerince de gözlemlenmiştir. Ancak böyle bir uygulamanın, hayvanların lehine olamayacağını defalarca dile getirmemize ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın tasarısında “doğal yaşam parkı” diye geçen tanımın tasarıdan çıkartıldığı söylenmesine rağmen, aynı zihniyet devam etmektedir. Hayvanlar hiçbir sağlık durumuna, yaşına bakılmaksızın sokaklardan gelişigüzel olarak toplanmakta, uyuşturucu iğneler ve tüfekler vasıfsız işçilerin eline verilmekte, mevzuatta toplama ekiplerinde bulunması zorunlu olan bir veteriner hekimin dahi görevlendirilmesi hayvanlara çok görülmekte, toplama, nakil ve barınaklardaki kötü koşullar nedeni ile binlerce hayvan hayatını kaybetmektedir. Söz konusu tasarı metninde de toplanan ve kısırlaştırılan hayvanların ne kadar süre ile barınaklarda tutulacağı belirtilmemiş, bu konudaki ısrarlarımız ve önerilerimiz dikkate alınmamış, Bakan Eroğlu ve Komisyon Başkanı Kaya, kanunlarda bu tarz sürelerin belirtilmesinin doğru ve gerekli olmadığını beyan etmiştir. Bu beyana karşılık örnek verecek olursak, 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 16, 21, 22 ve 23. Maddelerinde çok açık bir şekilde kanunî süreler belirtilmiş, yani Bakan’ın ve Komisyon Başkanı’nın ifade ettiği gibi bir yasama kuralı da mevcut değildir. Konumuza dönecek olduğumuzda, sokaklardan toplanan hayvanların ne kadar süre ile barınaklarda tutulacağını –sağlık durumu nedeni ile istisna halleri saklı kalmak koşulu ile- kanun ile belirtmemek, muğlak bir uygulamayı beraberinde getirecek, sokaklardan toplanan hayvanlar yıllar boyunca tel örgüler arkasında hapis hayatı yaşayabilecektir.

Tasarıya, yine M. Metiner’in önergesi ile eklenen “bakımevi kurma izninin mahallî idarelerce verilmesi” hususu ise barınaklarda belediyelerin sebep olduğu hak ihlâllerinin, mevzuata aykırı arazi seçimi ve uygulamaların da artmasına sebep olacaktır. Bu ekleme, sokakları hayvanlardan arındırmak isteyen yerel yönetimlere ekmeğine yağ sürecektir.

Bakımevleri konusunda, Türkiye Barolar Birliği’ni temsilen söz alan Av. Burcu Yağcı, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’na, Çevre Komisyonu Başkanı Erol Kaya’ya ve Çevre Alt Komisyonu Başkanı Selçuk Özdağ’a, alt komisyon ile birlikte gezdikleri ve ciddi hak ihlâllerinin yaşandığı barınaklara dair ziyaretleri de hatırlatarak Türkiye’nin dört bir yanında inşası süren hayvan toplama kamplarını gündeme getirmiş ve bu dev kampların gerekçesini sorgulamıştır. Konu ile ilgili soruyu cevaplandıran Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, dev toplama kamplarının gerekçesine dair tek bir mantıklı açıklama dahi getirememiş, Türkiye koşullarından ve günümüz gerçekliğinden uzak bir açıklama ile konuyu geçiştirmiştir. Üç milyon TL’lik dev bir bütçe ile inşaatı bitmek üzere olan Kocaeli Kandıra’daki toplama kampı henüz tamamlanmamışken yüzlerce yavru köpek toplanarak bu merkeze kapatılmış; İstanbul’un Sarıyer ilçesindeki Kısırkaya’da inşası süren ve ilgili mevzuata aykırılığı nedeni ile inşaatın iptali ve yürütmenin durdurulması istemi ile konu idarî yargıya taşınmış, bu dev toplama kampının inşa sürecindeki etik ilkelerin ihlâli nedeni ile de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Kamu Görevlileri Etik Kurulu’na şikâyet edilmiştir. Bütçesi isterse yüz milyon TL olsun, mevzuatta tanımı dahi yapılmayan, Bakan Eroğlu’nun ve Bakanlık bürokratlarının kelime anlamını dahi bilmediği “rehabilitasyon” adı altında oluşturulan bu tesislerde, hayvanlar, denetim ve kontrolden uzak, ulaşımın çok zor olduğu bölgelerde kent yaşamından izole edilecektir. İmhaya, kıyıma, hak gasbına, soykırıma neden olacak bu tesislere karşı olan ve sayıları 50’ye yaklaşan STK’lar, bu fikre ve zihniyete şiddetle karşı olduğunu yayınladıkları iki ayrı deklarasyonda dile getirmiş, mevzuata aykırı olan bu tesis inşaatlarının, sebep olacağı hak ihlâlleri nedeni ile ivedilikle durdurulması istemiştir.

“Parlamentonun, ihtisas komisyonunun bizim gözümüzde iyi niyeti ve bir meşruiyeti kalmamıştır.”

6.       AKP Grup Başkanvekili Mihrimah Belma Satır da komisyonda söz almış ve “Bütün hayvanların hür doğduğunu ve türüne has hayat şartları içinde yaşam hakkına sahip olduğunu çok iyi biliyoruz" demiş ise de hayvan hakları, beylik laflarla geçiştirilemeyecek kadar politik ve ahlâkî bir konudur. Bakanlar, politikacılar her fırsatta özgür doğduklarını, yaşam hakkına sahip olduklarını dile getirseler de bugün gerek Türkiye’nin mevcut ulusal mevzuatı gerekse bugünkü komisyon toplantısında kabul edilen beş madde, bu politikacıların hayvanların hiçbir hakka sahip olmadığını düşündüklerini göstermektedir. Hayvanların insan eğlencesi ya da menfaati uğruna tutsak edilmesini, kesilip biçilmesini, kanser edilmesini, canlı canlı parçalanmasını kabul eden bu politikacılara hatırlatmak isteriz ki bir zamanlar mensubu oldukları parlamentoya baş örtüsü ile giremeyen kadın milletvekilleri bugün nasıl kabul gördü ise, günümüzdeki yasalar ile bir zamanlar meşru olan insan köleliği nasıl yasaklandı ise mücadelemiz sayesinde, çağın gerektirdiği etik sebepler nedeni ile hayvanların doğuştan ve var oluştan sahip oldukları hakların teslimi de er ya da geç yapılacaktır. Çoğunluğunu, hayvanlara yönelik, devletin yasaları ile meşrulaştırılan esaretten, işkenceden rahatsız olmayanların oluşturduğu bir parlamentonun, ihtisas komisyonunun bizim gözümüzde iyi niyeti ve bir meşruiyeti kalmamıştır.

Hayvanların haczedilememesi, yeni bir uygulama değildir.

7.       Yasa tasarısında kabul edildiği ifade edilen hayvanların, insanların borçlarından dolayı haczedilemeyeceği ise hâlihazırda mevcut kanunda yürürlükte olan bir uygulamadır ancak yürürlükteki Hayvanları Koruma Kanunu ile çelişen Borçlar Kanunu, İcra ve İflâs Kanunu gibi kanunlar nedeni ile uygulamada ciddi aksaklıklar ve hak ihlâlleri doğmakta idi. Hayvanların aleyhindeki bu tasarıyı kabul etmek üzere olan milletvekilleri samimi ve iyi niyetli olsa idi Hayvanları Koruma Kanunu ile çelişen diğer ilgili mevzuatı değiştirme yoluna gider, söz konusu kanunî pürüzleri giderirdi.

“Hayvan refahı” tanımı, hayvanların öldürülmesinin önünü açacaktır.

8.       Komisyon toplantısında tasarıya eklenmesi kabul edilen “hayvan refahı” tanımı, teknik olarak tanımlanması gereken, tanımlamada uzmanlık gerektiren, hayvanların uyutulmasını, yani öldürülmesini de içeren uygulamalardan oluşan, hayvanların haklarının değil nasıl daha insanî koşullarda öldürüleceğini, kullanılacağını, sömürüleceğini tanımlayan bir anlayış ve teoridir. Tasarıya eklenen bu tanım hakkında söz almak isteyen STK temsilcilerine, Komisyon Başkanı Erol Kaya tarafından söz verilmemiştir. Tanımını açıkladığımız “hayvan refahı”nı değil, hayvanları ve haklarını korumak amacı ile bir yasama çalışması yapılması gerekmekte idi. Tanımlanan ve tasarıda yer bulan bu kavram, hayvanların öldürülmesinin önünü açacaktır.

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız hususlar ve verdiğimiz bilgiler, Türkiye’de “hayvan hakları devrimi” değil, hayvan soykırımı ve sistemli, bilinçli bir hak gaspının yaşanacağını göstermektedir. Sadece göstermelik olarak komisyon toplantılarına davet edilen, katılımına izin verilen STK ve baroların görüşlerinin meclis nezdinde hiçbir önemi olmadığı açıkça anlaşılmış ve asıl maksadın hayvanların tecridinin, soykırımının meşrulaştırılması olduğu görülmüştür. Hayvan hakları STK’ları olarak, en başından beri amacımızın uzlaşmak ve haklar konusunda taviz vermek değil, endişe ile izlediğimiz bu yasama sürecini gözlemlemek ve elimizden geldiğince muhalefet etmek olduğunu da ayrıca belirtmek isteriz.

Hayvanları Koruma Kanunu’nun değiştirilmesinde esas ihtisas komisyonu olan Çevre Komisyonu, gayrıciddi bir çalışma şekli ile, sadece usulen ve göstermelik olarak görüş alarak ve davet ederek STK’ları figüran olarak görmekte, hak kavramına yaklaşımı ve genel tavrı ile yaşam hakkına, hayvan haklarına ve hayvanlara ne şekilde değer verdiğini de ortaya koymuştur.

Sıraladığımız tüm bu sebepler, verdiğimiz bilgileri dikkate alarak, haklara duyarlı tüm kesimleri bu yasama sürecini izlemeye ve tepki vermeye çağırıyoruz. Bu oyunun bir parçası olmayacağımızı, komisyon toplantılarına gözlemci dışında temsilci göndermeyeceğimizi de kamuoyuna saygı ile duyuruyoruz.

Çevre Komisyonu toplantılarına iştirak eden ve gözlemci olan STK ve oluşumlar:

Engelli Hayvanları Koruma ve Hayvan Hakları Derneği

Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği

Yeryüzüne Özgürlük Derneği

Yunuslara Özgürlük Platformu

Deniz canlıları çocuklar için karaya çıkıyor

Whale Workshop" kurucusu, tasarımcı Andy Starbuck, çocuklara deniz koruma bilincini aşılamak ve deniz canlılarını tanıtmak amacıyla, gerçek boyut ve renklerdeki deniz canlılarının modelleriyle 21 - 29 Nisan 2012 tarihleri arasında Türkiye'de bir sergi açıyor. Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) işbirliğiyle Gebze Center Alışveriş Merkezi’nde gerçekleştirilecek sergi sırasında çocuklara yönelik atölye ve eğitim çalışmaları da yapılacak.

1995 yılından beri Avustralya, İzlanda, İngiltere, Almanya, Şile ve Borneo gibi dünyanın pek çok ülkesindeki okullarda, festivallerde ve farkındalık yaratmaya yönelik çeşitli etkinliklerde sergilenen gerçek boyutlardaki maketler, bu kez Türkiye'nin deniz ekosisteminde yer alan en temel canlılardan oluşuyor. Balinalardan yunuslara, köpekbalıklarından denizkaplumbağalarına kadar pek çok tür, denizlerin ve içinde yaşayan canlıların korunmasına yönelik kısa bilgileri içeren afişler eşliğinde, sıradışı bir sergi, resim ve boyama gibi atölye çalışmaları kapsamında çocukları ağırlıyor.

Sergi, aynı zamanda deniz canlılarının yunus parklarında ve tematik akvaryumlarda değil, doğal yaşam ortamlarında görülmesi gerektiğini vurguluyor ve "Yunuslara özgürlük" mesajının verilebilmesi için ayrı bir anlam taşıyor.

Detaylı bilgi için:

Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV)

Arda M. Tonay - 0216 424 0772

http://www.tudav.org/index.php?option=com_content&view=article&id=193&Itemid=114&lang=tr

Atölyeden videolar: Karaya vuran yunuslar nasıl kurtulur? & Yunuslara özgürlük!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Deniz canlıları İstanbul ve Eskişehir'de!

Karaya vuran bir yunus nasıl kurtarılır? Türkiye sularında da görülebilen ispermeçet balinası neye benziyor? Yunus parklarına neden gitmemeliyiz? 

''Whale Workshop'' kurucusu tasarımcı Andy Starbuck’ın yaptığı, 1995 yılından beri dünyanın pek çok yerinde sergilenen, gerçek boyut ve renklerinde şişme yunuslar, balinalar, köpekbalıkları ve denizkaplumbağaları Türkiye’ye tekrar geldi. Türk Deniz Araştırmaları Vakfı'nın (TÜDAV) desteğiyle Tepe Nautilus Alışveriş Merkezi’nde 14 ve 22 Eylül 2013 tarihleri arasında gerçekleşecek sergi sırasında çocuklara yönelik atölye ve eğitim çalışmaları da yapılacak.

1995 yılından beri Avustralya, İzlanda, İngiltere, Almanya, Şili ve Borneo gibi dünyanın pek çok ülkesindeki okullarda, festivallerde ve farkındalık yaratmaya yönelik çeşitli etkinliklerde sergilenen gerçek boyutlardaki maketler, bu kez de Türkiye'nin deniz ekosisteminde yer alan canlılardan oluşuyor. 

Resim ve boyama atölyeleriyle renklendirilen Kadıköy'deki şişme deniz canlıları sergisinde yer alan gerçek boyutlardaki balina, yunus, köpekbalığı ve deniz kaplumbağası 22 Eylül'e kadar İstanbul'daki tüm çocukları bekliyor! 

Bir sonraki sergi, 5-20 Ekim tarihleri arasında Eskişehir'de!

Daha detaylı bilgiyi, sergiden fotoğraf ve videoları TÜDAV sayfasında bulabilirsiniz. Geçtiğimiz yıl Gebze'de düzenlenen Whale Workshop sergisinden fotoğraf ve videolar ise, Yunus Parkları Kapatılsın sayfamızdaAndy Starbuck tarafından yapılan şişme deniz canlıları ile ilgili Whale Workshop sayfasını da ayrıca ziyaret edebilirsiniz

İlgili Video: 
See video

Deniz parkında 2 haftada 2 ölüm

Orlando Sentinel gazetesinin verdiği bilgiye göre, afalina türü bir yunus Mart başında Orlando'daki SeaWorld Deniz Parkı'nda yaşamını yitirdi. Park işletmecileri yunusun ölüm nedenine dair bir bilgileri olmadığını, nekropsi sürecinin ise en geç sekiz hafta içinde tamamlanacağını belirttiler. Ölüm haberi, ziyaretçilerin yunusları elle beslediği alan olan "Dolphin Cove"un geçici olarak kapatıldığı güne denk geldi. Park işletmecileri, havuz yüzeyini kaplayan brandadaki bir sorunu gidermek amacıyla bu bölümü kısa süreliğine ziyaretçilere kapattıklarını söyledi. Yunusların da bu süre içinde Discovery Cove ve Yunus Yuvası bölümlerine transfer edileceklerini aktardılar.  

Sentinel'in verdiği bilgiye göre 22 yaşındaki erkek yunusta herhangi bir hastalık belirtisi yoktu. SeaWorld kendi web sitesinde afalina türü yunusların büyük bölümünün en fazla 20 yıl yaşadığını yazıyor. Fakat ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOOA) doğadaki afalina türü yunusların ortalama yaşam sürelerinin 40 ila 50 yıl arasında olduğunu belirtiyor

SeaWorld sözcülerinden Fred Jacobs, Dolphin Cove'daki son gelişmelerin hayvan açısından herhangi bir sağlık sorunu teşkil etmediğini söylüyor. 

Yunus ölümünden yalnızca iki hafta önce aynı deniz parkında Nanuq adlı bir beyaz balina (beluga) daha hayatını kaybetmişti. 

SeaWorld, aynı zamanda San Antonio'daki şubesinde ziyaretçilerin tutsak yunuslarla yüzmelerini ve onlara dokunmalarını sağlayacak yeni bir şov planladıklarını duyurdu. Gelen bilgilere göre, bu yeni gösteriler "Orlando'daki Discovery Cove bölümüne benzeyecek". 

SeaWorld'ün Facebook sayfasına göre Mart ayı "Yunus Farkındalığı" ayı.

Buna rağmen SeaWorld, yunus ölümüyle ilgili kendilerinden yorum alma taleplerimizi reddediyor. 

 

Kaynak: The Dodo

Çeviri: Öykü Yağcı - Yunuslara Özgürlük Platformu

Deprem enkazına yunus takıldı - 13 Şubat 2012

Ergün AYAZ/GÖLCÜK (Kocaeli), (DHA)

Dalgıç grubu, deprem enkazına takıldığı için kesilip bırakılan balıkçı ağlarına dolanmış ölü yunus buldu.

KOCAELİ’nin Gölcük İlçesi Değirmendere semti kıyısında dalış yapan dalgıç grubu, yaklaşık 30 metre derinlikte, deprem enkazına takıldığı için kesilip bırakılan balıkçı ağlarına dolanmış ölü yunus buldu. Yaklaşık 3 metre uzunlukta, 250 kilo ağırlığındaki yunusun kurtulmaya çalışırken ağlara tamamen dolandığı sanılıyor.

Kocaeli’nin Gölcük İlçesi’ne bağlı Değirmendere semti kıyısında, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde denize göçen ve yaklaşık 30 metre derinde olan bina enkazları bulunuyor. Bu bölgeye dün keşif dalışı yapan Marmara Karadeniz Dalış ve Cankurtarma Dalgıç Eğitmeni Cihan Arslan başkanlığındaki dalgıç grubu, denize göçen bina ve çınar ağaçlarına takıldığı için kesilip bırakılan balıkçı ağına dolanmış ölü yunus gördü. Yaklaşık 3 metre boyunda, 250 kilo ağırlığındaki yunusun kurtulmaya çalışırken ağlara tamamen dolanmış olduğu anlaşıldı.

Ağlara takılan yunusun birkaç gün önce öldüğünü tahmin ettiklerini söyleyen Cihan Arslan, bölgede zaman zaman enkazlara keşif dalışı yaptıklarını ve balıkçılar tarafından atılan ağları temizlediklerini belirterek şunları kaydetti:

"Yaklaşık 30 metrede depremden sonra denize göçen asırlık çınar ağaçları ve bina enkazına takılmış büyük bir balıkçı ağı ile karşılaştık. Ağa dolanmış ve yaşayan balıkları oradan kurtardık. Fakat biraz daha ilerlediğimizde ağa tamamen dolanmış ve birkaç gün önce öldüğünü tahmin ettiğimiz yaklaşık 3 metre boyunda bir yunusla karşılaştık. Balıkların peşinden giderken ağlara takıldığını tahmin ediyoruz. Balıkçıları burada ağ atmamaları konusunda bilgilendirsek de buna benzer olaylar yaşanıyor."

Ölü yunusun çarşamba günü yapılacak dalışta ağla birlikte yukarıya çıkartılacağı bildirildi.

Kaynak: Vatan

Digiturk yunus parkı "fırsat kampanyasını" sonlandırdı!

Digiturk, Birliktealalim.com ile işbirliği halinde üyelerine "fırsat" olarak sunduğu İstanbul'daki bir yunus parkına indirim kampanyasına, gelen tepkiler karşısında son verdiğini ve bir daha benzer çalışmalara imza atmayacağını 20 Mart 2013 tarihinde yazılı olarak kamuoyuna duyurdu!

Yaklaşık bir hafta önce Digiturk üyesi destekçilerimizden gelen ihbarlar doğrultusunda Yunuslara Özgürlük Platformu bir bilgilendirme metni hazırlayıp Digiturk'ün ilgili birimlerine göndermiş, aynı zamanda Twitter ve Facebook üzerinden de Digiturk üyelerine çağrıda bulunmuştuk. Yüzlerce kişinin Digiturk'e ulaştırdığı mesajlar sonunda, yalnızca iki gün içinde Digiturk desteği sonlandırıldı. Tıpkı yakın zamanda Groupon ve Kamil Koç, daha önce Boyner, Opet, Denizbank ve Hürriyet gibi büyük firmaların yaptığı gibi...

Grupanya hala bunu yapmadı!

Artık yunus parklarında ve hayvanlı sirklerde olduğu gibi canlıların esareti üzerinden dönen ticaret anlayışına karşı Türkiye'de ve dünya çapında çok büyük bir tepki var. Artık firmalar, bilinçli tüketicilerin ve duyarlı vatandaşların seslerine kayıtsız kalamıyor. Büyük bir inanç ve samimiyetle hep birlikte hareket edildiğinde, değişim gerçekleşebiliyor.

Grupanya ise hala bu değişime duyarsız!

Bu nedenle, yaklaşık iki senedir yunus parklarına "fırsat" satan, Facebook sayfalarından tepki mesajlarını anında silen ve bugüne kadar boykotlara kulak asmayan Grupanya için bir kez daha harekete geçmeliyiz!

Lütfen www.change.org/grupanyayunuslari adresindeki imza kampanyamızı paylaşın ve Twitter'da @Grupanya @Baris @intelcapital etiketleriyle tepkinizi göstermeye devam edin.

Esarete sessiz kalmayan herkese teşekkürlerimizle!

Yunuslara Özgürlük Platformu

www.yunuslaraozgurluk.com

www.facebook.com/yunuslaraozgurluk

www.twitter.com/ozguryunuslar

www.youtube.com/ozguryunuslar

 

 

 

Digiturk, "Yunuslara işkence fırsatı"na üyelerini alet etme!

Sayın Digiturk yetkilileri,

(destek@digiturk.com.tr & www.facebook.com/Digiturk & @Digiturk & 0 (212) 473 7373)

Yunusların beton havuzlarda işkence çekerek kısa zamanda öldüğü, ayı oynatmaktan farksız bir eğlence biçiminin çocuklarımıza aşılandığı ve terapi adı altında umut tüccarlığının yapıldığı bu tesislerle yaptığınız işbirliği, kurumunuzun ismini ve prestijini lekelemektedir.

Hayvan sömürüsü üzerinden yapılan bu kirli ticareti 12 Mart'ta üyelerinize gönderdiğiniz "Digiturk'ten size özel fırsatlar" başlığına sahip bir e-posta yoluyla ve bir fırsat sitesinin reklamıyla birlikte "eşsiz bir fırsat" gibi sunmanız ise, uzun süredir Türkiye ve dünya çapında boykot edilen yunus parklarına karşı kamuoyunda oluşan büyük farkındalık nedeniyle birçok üyenizi şimdiden olumsuz etkilemektedir.

Sosyal ağlar aracılığıyla kampanyanızdan hoşnut olmadığı için üyeliğini sonlandırmayı planlayan Digiturk üyelerinden Yunuslara Özgürlük Platformu'na ulaşan ihbarlar bunun göstergesidir.

Yunus parkları ve bu parklara bilet satan kuruluşlarla işbirliği yapmanın, hayvanlı sirklere veya köpek dövüşlerine insanları yönlendirmekten bir farkı yoktur. Çünkü tüm bu yunus gösteri merkezleri, Uluslararası Bern Sözleşmesi hükümlerine aykırı olup Türkiye'deki 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nun temel maddelerine ve T.C. Anayasası'nın 90. maddesine de tamamen aykırıdır.

Yabani hayvanları doğal yaşam ortamından ayırıp alıkoymak ve bunu ticari bir kaygıyla sürdürmek, başlı başına bir "suç", etik düzeyde de bir "insanlık suçu" teşkil etmektedir. Özgürlükten yoksun bırakmanın ve açlıkla terbiye etmenin, bu süreci desteklemenin, hiçbir hukuki, vicdani ve ahlaksal zemini yoktur! Yunuslar ve deniz memelileri, eğlence sektöründeki tüm diğer tutsak canlılar gibi, pazarlamacı zihniyetiyle etkileyici, albenili, sıradışı bir eğlence aracına bürünemez, bürünmemelidir!

Platformunuzun prestij kaynağı olan İZ TV'de özgür yunuslara ve doğa koruma projelerine adanan belgeseller ile Turkmax'teki muhteşem Heberler ekibinin "Yunuslara Özgürlük hareketi" başlığıyla hazırladığı bölümü yayınlarken ve son tanıtım filminizde yunusları kullanırken, nasıl olur da bu kanlı ticarete üçlü bir işbirliği kurarak destek verirsiniz? Yunus parklarında gösteri yapmak için daracık havuzlara, deniz kafeslerine tıkılan, stresten ülser olan, ülser olduğu için turistlerden ve ziyaretçilerden habersiz ölü balıklar arasında ülser ilaçları yutturulan, çok geçmeden bunalıma girip intihar etme eğilimleri gösteren yunusları bu durumda göz ardı mı ediyorsunuz? Kaza ve ölüm risklerinin bulaşıcı hastalıklarla birlikte kamuoyundan gizlendiği bu sağlıksız koşulların bilincinde değil misiniz?

Türkiye'deki parklarda yunuslar ardarda ölüyor, yerlerine sessizce yenileri yerleştiriliyor, tenis kortu büyüklüğünde bile olmayan havuzlara hapsediliyor, göbek atan-alkış tutan foklar ve morslarla aynı kaderi paylaşıyorlar. Farkında değil misiniz? Yoksa ayıların sokaklarda tefler eşliğinde dansettigi, çocukların ve büyüklerin kandırıldığı bir döneme geri döndürüp bunu meşru ve "kârlı" kılmaya mı çalışıyorsunuz? Yaşadıkları fiziksel ve psikolojik travmaların, çektikleri işkencelerin faturasının eklenmediği haliyle yakalanma sırasında "canlı halde" tanesi 150 bin dolara malolan bu hayvanları, siz 1 t-shirt, 8 simit ya da 2 sigara karşılığı üyelerinize satmaya çalışıyorsunuz. Bunu yaparken Japonya'nın Taiji Koyu'ndaki milyonlarca dolarlık kanlı ticareti göz ardı mı ediyorsunuz? Verdiğiniz destek, her sene Japonya'da yaklaşık 23 bin yunusun vahşice avlanmasına dolaylı şekilde neden olmanın ötesinde, Türkiye sularında yasadışı yunus avcılığına da dolaylı olarak ön ayak olmaktadır. Tüm bu hukuksuz ticaret ile ilgili bilgi alabilmek için, Flipper'ın eski eğitmeni, aktivist Richard O'Barry'nin hazırladığı Oscar ödüllü film The Cove'un fragmanını izlemeniz yeterlidir.

Bunların farkında olmadığınızı varsayarak size ilgili bağlantıları ve bilimsel verileri sunuyoruz. Aşağıdaki bağlantılara göz atmanızı ve hukuksuzluğa, sömürüye alet olmayan, insanların yaşam kalitesini yükselten, bakış açısını zenginleştiren "faydalı" fırsatlar sunmanızı diliyoruz!

Diğer büyük firmaların (Boyner, Denizbank, Groupon, Kamil Koç, vb) bu tesislere verdikleri destekleri çekmelerinden sonra, bu örnek tutumu firmanızdan da acilen beklemekteyiz. Lütfen bu ucuz, kalitesiz ve doğal hayat düşmanı kampanyalara son verin. Türk toplumuna hiçbir sosyal, kültürel kazanımı olmayacak bu satışı ve reklam desteğinizi acilen sonlandırmanızı talep ediyorum. Bize vereceğiniz olumlu veya olumsuz yanıt ve bundan sonraki tutumunuz, sosyal ağlarda yüzlerce kişi tarafından paylaşılacak, binlerce kişi tarafından bilinecektir.

Bu bilgilendirme mesajından sonra atacağınız adıma ve kampanyanızı acilen sonlandırıp sonlandırmayacağınıza dair yanıtınızı bekliyoruz.

Yunuslara Özgürlük Platformu

www.yunuslaraozgurluk.com

www.facebook.com/yunuslaraozgurluk

www.twitter.com/ozguryunuslar

www.youtube.com/ozguryunuslar

 

Bilimsel veriler, kampanyalar & akademik raporlar:

http://yunuslaraozgurluk.com/yunus-bilimsel-veriler-gosteri-terapi

https://www.facebook.com/yunuslaraozgurluk/photos_albums

http://www.savejapandolphins.org/

http://www.wwf.org.tr/page.php?ID=292&mID=282

http://www.greenpeace.org/turkey/tr/news/denizlerimizde-canl-yunus-avc/

http://blog.yesilist.com/tag/yunus-parklari/

Dolphinarium kampanyalarında önemli gelişme

OPET, "Akaryakıt alana İstanbul Dolphinarium'da indirim" kampanyasına doğaseverlerden aldığı tepki sonucu, 16 Ağustos 2010 tarihinde son verdi ve bunu resmi olarak duyurdu. Gönderdiğimiz mesajların karşılığını ikinci günün sonunda aldık.


 


18 Ağustos 2010 tarihinde ise BOYNER (Back-Up) de, mesajlarımız üzerine dolphinarium kampanyasına son verdiğini açıkladı. Tepkileriniz, iki büyük kurumda ses getirdi ve kısa sürede izledikleri politikayı değiştirmelerine neden oldu.


 


Eylül'ün ilk haftasında, DENİZBANK da bu kirli ticaretten elini çekti ve tepkilerimiz üzerine Dolphinarium’a sağladığı indirim ve taksit hizmetlerini sonlandırdı.



Şimdi sıra aynı uygulamaları yapan Grupanya, Yapıkredi ve Biletix'te!


Lütfen onlara doğaya saygı duymalarını, aksi takdirde markalarını her platformda boykot edeceğimizi söyleyin. Dilerseniz kullanabileceğiniz hazır mesajlar ve kurumların iletişim bilgileri aşağıda.



GRUPANYA:


Sayın yetkili,


Çevre bilinci yüksek ve doğaya saygılı bir birey olarak İstanbul Dolphinarium  indirim kampanyanızı kınıyorum! Yunusların beton havuzlarda işkence çekerek bir bir intihar ettiği, ayı oynatmaktan farksız bir eğlence biçiminin çocuklarımıza aşılandığı ve terapi adı altında umut tüccarlığının yapıldığı bu tesislerle yaptığınız işbirliği, kurumunuzun ismini lekelemektedir. Ülkemizin önde gelen akaryakıt şirketi OPET, doğaseverlerden aldığı tepkiden dolayı dolphinarium ile işbirliğini 13 Ağustos 2010 tarihinde sona erdirmiş ve bunu resmi web sitesinde duyurmuştur. Ardından BOYNER (Back-up) da aldığı tepkilerüzerine 18 Ağustos 2010 tarihinde dolphinarium kampanyasını sonladırmış ve bunu resmi web sayfasında duyurmuştur. Denizbank da 2 Eylül Perşembe günü dolphinarium indirim ve kampanyasını tepkiler nedeniyle bitirdiğini duyurarak doğaya saygılı ve duyarlı bir tutum sergilemiştir.  Bu örnek tutumu kurumunuzdan da beklemekteyiz. Lütfen bu doğal hayat düşmanı kampanyaya son verin.


Kampanyanız bir günlük dahi olsa iptal edin ve sattığınız biletlerin parasını iade edin!


Aksi takdirde kurumunuzu ömür boyu boykot edecek ve doğaya dost olmayan bir kurum olarak hatırlayacağım.


info@grupanya.com


Telefon: +90 212 467 48 47



YAPI KREDİ:


Sayın yetkili,


Çevre bilinci yüksek ve doğaya saygılı bir birey olarak İstanbul Dolphinarium için indirim ve taksit kampanyanızı kınıyorum! Yunusların beton havuzlarda işkence çekerek bir bir intihar ettiği, ayı oynatmaktan farksız bir eğlence biçiminin çocuklarımıza aşılandığı ve terapi adı altında umut tüccarlığının yapıldığı bu tesislerle yaptığınız işbirliği, kurumunuzun ismini lekelemektedir. Ülkemizin önde gelen akaryakıt şirketi OPET, doğaseverlerden aldığı tepkiden dolayı dolphinarium ile işbirliğini 13 Ağustos 2010 tarihinde sona erdirmiş ve bunu resmi web sitesinde duyurmuştur. Ardından BOYNER(Back-up) da aldığı tepkiler üzerine 18 Ağustos 2010 tarihinde dolphinarium kampanyasını sonladırmış ve bunu resmi web sayfasında duyurmuştur. Denizbank da 2 Eylül 2010 tarihinde dolphinarium indirim ve kampanyasını tepkiler nedeniyle bitirdiğini duyurarak doğaya saygılı ve duyarlı bir tutum sergilemiştir. Bu örnek tutumu kurumunuzdan da beklemekteyiz. Lütfen bu doğal hayat düşmanı kampanyaya son verin. Aksi takdirde bankanızı ömür boyu boykot edecek ve doğaya dost olmayan bir banka olarak hatırlayacağım.


http://www.yapikredi.com.tr/tr-TR/bizeyazin/BizeYazinNew.aspx


Telefon: 444 0 444



BİLETİX:


Sayın Yetkili,


Çevre bilinci yüksek ve doğaya saygılı bir birey olarak halen İstanbul Dolphinarium'un biletlerini satmanızı kınıyorum! Yunusların beton havuzlarda işkence çekerek bir bir intihar ettiği, ayı oynatmaktan farksız bir eğlence biçiminin çocuklarımıza aşılandığı ve terapi adı altında umut tüccarlığının yapıldığı bu tesislerle yaptığınız işbirliği, kurumunuzun ismini lekelemektedir. Yunus parklarına bilet satmanın, ayı oynatmaya ya da köpek dövüşüne bilet satmaktan bir farkı yoktur! Ülkemizin önde gelen akaryakıt şirketi OPET, doğaseverlerden aldığı tepkiden dolayı dolphinarium ile işbirliğini 13 Ağustos 2010 tarihinde sona erdirmiş ve bunu resmi web sitesinde duyurmuştur. Ardından BOYNER(Back-up) da aldığı tepkiler üzerine 18 Ağustos 2010 tarihinde dolphinarium kampanyasını sonladırmış ve bunu resmi web sayfasında duyurmuştur.Denizbank da 2 Eylül 2010 tarihinde dolphinarium indirim ve kampanyasını tepkiler nedeniyle bitirdiğini duyurarak doğaya saygılı ve duyarlı bir tutum sergilemiştir. Bu örnek tutumu kurumunuzdan da beklemekteyiz.


Lütfen bu doğal hayat düşmanı hizmetinize son verin.


Aksi takdirde Biletix'i ömür boyu boykot edecek ve doğaya dost olmayan bir kurum olarak hatırlayacağım.


destek@biletix.com


Tel: 02165569800

Dostum esir tutulmamalı...

Sanatçılar, hayvan esaretine karşı bir araya geldi! 

Özge Özder, Aslı Tandoğan ve Ayça Varlıer öncülüğünde kurulan ve birçok ünlü sanatçının da üyesi olduğu Bana Göz Kulak Ol Duyarlı Yaşam Derneği (BGKO), hayvan esaretine "dur" demek için PToT Films ile birlikte ilk farkındalık filmini çekti. "Benim Bir Dostum Var" adlı kamu spotunun amacı, yunus parklarına ve gösteri hayvanlarının kullanıldığı tüm oluşumlara karşı kapsamlı bir kampanya başlatmak.

Yunuslara Özgürlük Platformu olarak orijinal filmin yapımcıları olan Oceanic Preservation Society ve Dolphin Project ile BGKO adına iletişimini yürüttüğümüz "Benim bir dostum var" adlı iki dakikalık filmde, BGKO'nun gönüllü sanatçıları yer alıyor (alfabetik sırayla):

Alican Yücesoy, Aslı Tandoğan, Bennu Yıldırımlar, Binnur Kaya, Ceyda Düvenci, Demet Evgar, Kenen Ece, Levent Üzümcü, Mert Fırat, Özge Özder, Özgün, Özgür Çevik, Selim Bayraktar, Selin Demiratar, Serkan Altunorak ve Yasemin Allen.

"My friend" adlı farkındalık filminin Türkçe uyarlaması ile ilgili detaylı bilgiyi, Bana Göz Kulak Ol Derneği'nin (BGKO) web sitesinde ve Facebook sayfasında bulabilir, BGKO'yu Twitter'dan da takip edebilirsiniz. 

27 Ocak 2014

Filmin Künyesi 

Yapım: BGKO ve PToT film ortak yapımı

Yapımcı: Işıl Ege

Yönetmen: Canbert Yergüz

Müzik: Barış Manisa

Metin Uyarlama: Özge Özder

Filmin Orijinal Yapımı: Oceanic Preservation Society

 

İlgili Video: 
See video

Dr. Jane Goodall bu kez de balina ve yunusların yanında!

 
80 yıllık ömrünün yarısından fazlasını şempanzeleri anlamaya ve korumaya ayıran dünyaca ünlü primatolog Dr. Jane Goodall, bu kez de tutsak balina ve yunusların sesi oldu ve Vancouver Akvaryumu'na bir mektup yazarak özgürlükten yana tavır almalarını istedi: 
 
"Balina ve yunus programları artık bilim dünyası tarafından kabul edilemez bir noktadadır. Esaret altındaki yetiştirme/çifleştirme programlarındaki yüksek ölüm oranları ve eğlence adı altında bu hayvanların gösterilerde kullanılması bunun açık bir göstergesidir. Deniz memelisi programlarının sonlandırılması, insanoğlunun, insan olmayan akrabalarına bakış açısının doğal bir evrimidir. Vancouver Akvaryumu'nun, daha önce yaptığı gibi, şefkatle beslenen bir koruma anlaşıyışının öncüsü olmasını umuyorum (...) Çünkü yabani hayvanların varoluşlarının temelini oluşturan iletişim, aile ve topluluk yapılarını doğal yaşam ortamlarında çalışma şansını yakalamış olan bizler, esaretin bu türler üzerindeki etkilerini biliriz. (...) Akvaryum ortamı ise, son derece sosyal olan bu hayvanların fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzaktır."
 
Yunuslara Özgürlük Platformu, 20.05.2014
 
Kaynaklar
 
Huffington Post
 
CTV News 
 

Dünyada bir ilk daha: Esaretten kurtarılan yunuslara özel sabit koruma alanı Yunanistan’da kuruldu

Yunuslar başta olmak üzere hayvanların ticari ve ekonomik çıkarlar doğrultusunda esaret altında tutulması ve eğlence sektöründe kullanılması, dünya çapındaki doğa ve çevre koruma kuruluşlarının tepkisini çekmeye devam ediyor. Bunlardan biri de Yunanistan'da faaliyet gösteren Archipelagos Institute of Marine Conservation adlı deniz koruma enstitüsü. Enstitü, esaretten kurtarılan ve canlı kıyıya vuran yunuslar için harekete geçerek dünyanın ilk sabit yunus koruma alanını, Bodrum’a yalnızca 60 kilometre uzaklıktaki Lipsi Adası'nda kurdu.

Yunus parkları ve hayvanlı sirklerin yasaklanması için Türkiye'de çalışmalarını sürdüren Yunuslara Özgürlük Platformu ise, uzun süredir beklenen bu girişimin, esaretten kurtarılabilecek Türkiye'deki yunuslar için de bir çözüm ve seçenek olabileceğini belirtti.  

Lipsi Adası'nın kuzeyindeki küçük ve sakin bir koyda yer alan yunus koruma alanı kıyıya vurmuş, yaralanmış ve esaretten kurtarılmış yunuslara kapılarını açacak. Uzun süren araştırmalar sonucunda kurulum için Vroulia Koyu'nda karar kılan Archipelagos Institute of Marine Conservation, buraya getirilen yunusların yakın gözetim ve koruma altında tutularak güvenli bir ortamda yeniden avcılık içgüdülerini kazanmalarını ve tekrar denize dönmelerini hedefliyor.  

Enstitünün araştırma direktörü Anastasia Miliou, “Dünya çapında 2.913 yunus çeşitli tesislerde, farklı amaçlarla tutsak ediliyor. Biz bu yunusların yeniden denizlere dönmesini istiyoruz. Bu hayvanların son derece zeki oldukları ve esaret altında acı çektikleri bilimsel olarak da kanıtlanmış durumda," dedi. 

"Biz büyük bir hedefle yola çıktık ve dünyanın ilk sabit Deniz Canlıları Koruma Alanı'nı nihayet Lipsi'de hayata geçirdik. Aynı zamanda 2.500 yıldan bu yana yunusları koruyan bir ülkenin kültürel mirasını gelecek nesillere taşımayı ve başka ülkelere örnek olmayı amaçladık."

Türkiye'deki tutsak yunuslar için en uygun çözüm 

Yunus parklarının ve hayvanlı sirklerin yasaklanması ve bu tesislerdeki hayvanların koruma altına alınması için geçtiğimiz Mayıs ayında Türkiye Büyük Millet Meclisi Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu'nda bir kez daha söz alan Yunuslara Özgürlük Platformu, uzun süredir beklenen bu koruma alanını büyük bir heyecan ve memnuniyetle karşıladıklarını açıkladı. 

Platform sözcüsü Öykü Yağcı, "2010'dan bu yana milletvekillerine, yerel yöneticilere, ilgili bakanlıklara ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarına, benzer bir yunus rehabilitasyon alanının Türkiye denizlerinde kurulması için çağrı yapıyoruzRehabilite edilemeyecek ve denize geri dönemeyecek durumda olan yunus ve balinaların ise, oluşturulabilecek deniz koruma alanında, insan etkisinden ve sömürüsünden uzak bir şekilde ömür boyu korunması yönündeki taleplerimizi dile getiriyoruz," dedi.

"Lipsi yerel yönetiminden de büyük destek gören bu oluşum tam da talep ettiğimiz gibi: Burada deniz canlıları hem uzman veteriner hekimlerce tedavi ve rehabilite edilecek, hem de tesis, hayvanlara zarar vermeden eğitim ve araştırma merkezi olarak yeni nesil deniz memelisi uzmanlarını ağırlayacak. 

Türkiye'ye en yakın adalardan biri olan Lipsi'de dünyanın ilk sabit yunus koruma alanının açılması bu açıdan umut verici bir gelişme. Bu; Bodrum, İstanbul, Marmaris, Kuşadası ve Antalya'daki 10 farklı tesiste gösteriye zorlanan yunuslar için büyük bir şans ve en uygun çözümlerden biri olabilir. Bu nedenle Yunuslara Özgürlük Platformu olarak Yunanistan'daki enstitü ile irtibata geçerek Türkiye'de yunus parklarının yasaklanması konusunda kamuoyu desteğinin son 10 yılda ne denli büyüdüğünü ve TBMM düzeyinde sürecin takip edildiğini kendilerine ilettik. Türkiye'deki yunus parklarının yerel yönetimlerce tek tek kapatılması ve çıkarılacak yeni yasal düzenlemeyle tüm tesislerin yasaklanması durumunda, Lipsi'deki yunus koruma alanının seçenek olarak değerlendirilmesini umuyoruz. Taleplerimizi taraflara bu doğrultuda iletmeye devam edeceğiz." 

Kaynak: ERT Int.ThemaNews & TornosNews

Fotoğraf: Archipelagos Institute of Marine Conservation

İlgili Video: 
See video

Dünyada bir ilk: Sirkte 3 boyutlu hayvan hologramları kullanılmaya başlandı

1976'dan bu yana şovlarında canlı hayvanları kullanan bir sirk, hayvan sömürüsünü sonlandırmak için cesur bir karar aldı ve yeni şovlarında hayvan hologramları kullanmaya başladı. Circus Roncalli, canlı hayvanların yerine 3D hologramları devreye sokan dünyadaki ilk sirk oldu. Şimdi, akrobatların ve sihirbazların ortasında ışıl ışıl fillerin, atların ve balıkların dev projeksiyonları yer alıyor. 

Sirkin ajansı TAG/TRAUM, Bluebox ve Optama ile ortaklık yaparak proje için 11 adet ZU850 lazer projektörünü kurdu. Projektörler, 32 metre genişliği ve 5 metre derinliği olan sahnede 360 derece görüş açısı sunuyor. 

Bluebox’tan Birger Wunderlich, “Optoma projektörlerini altı yıldır kullanıyoruz ve fiyat, performans ve güvenilirlik konusunda çok olumlu bir deneyime sahip olduk. 3D efekti için harika renklere sahip yüksek kontrastlı bir projektöre ihtiyacımız vardı ve ZEU850’nin 2.000.000:1 kontrastı bu proje için mükemmel,” dedi.

Sirk yöneticilerinin aldığı kararın arkasında, sirklerde gösteriye zorlanan hayvanların esaret altında maruz bırakıldıkları şiddet ve işkencenin artık kabul görmemesi yatıyor.

Sirkin moderatörü Katja Burkard, "Hologram kullanımının çağdaş bir uygulama olduğunu düşünüyorum. Özellikle de gerçek hayvanların şovlarda kullanılmaması açısından çok iyi bir tercih," dedi. 

Yunuslara Özgürlük Platformu olarak TBMM'ye sunduğumuz önerge metinlerinde, hayvanlı sirklerde, yunus parklarında ve tematik akvaryumlarda süregelen hayvan istismarının ve ticaretinin karanlık yüzünü aktararak her seferinde bu tür yenilikçi teknolojilere geçiş yapılması gerektiğini savunduk. 21. yüzyılda 3D ve 7D hologramlar ve şovlar yapılabiliyorken hayvan sömürüsünün devam ettirilmesi, yalnızca çıkar gruplarının para kazanmasını sağlıyor. İddia edilenin aksine çocukları hayvanlar konusunda eğitmiyor, çocukların hayvan sevgisini beslemiyor; yalnızca empatiden yoksun, tahakküm odaklı bir eğlence anlayışı aşılıyor. 

Bu uygulamanın tüm sirklere örnek olması umuduyla... 

Kaynak: WeAreTheHippies & BoredPanda & Indy100

İlgili Video: 
See video

Dünyada bir ilk: Tutsak şempanze "insan olmayan birey" ilan edildi!

Arjantinli bir yargıç, hayvanat bahçesine hapsedilen tutsak bir şempanzenin hayatını kökten değiştiren bir karar aldı. Mendoza Hayvanat Bahçesi'nde bir kafesin içinde tek başına esaret altında tutulan ve Cecilia adı verilen şempanze, Arjantin'de hayvan hakları adına çalışmalar yürüten AFADA'nın açtığı dava sayesinde "insan olmayan birey" ilan edildi.

Fotoğraf: Los Andes

Kaynak: Nonhuman Rights Project (NhRP)Çeviri: Yunuslara Özgürlük Platformu

22 Nisan 2017 - "Doğuştan gelen hakları" resmen tanınan Cecilia, İnsan Olmayan Canlıların Hakları Projesi'nin (NhRP - The Nonhuman Rights Project) "habeas corpus" (*) modelini temel alan ve Kasım 2016'da sonuçlanan davanın ardından, 5 Nisan'da Great Ape Project (GAP) Brazil tarafından yönetilen yaban hayat koruma alanı Sanctuário de Sorocaba'ya getirildi. Bu kararın, esaret altına alınan diğer insan olmayan hayvanlar için de bir örnek teşkil etmesi bekleniyor. 

NhRP ekibinin GAP Brazil çalışanlarıyla yaptığı röportaj, hayvan esaretinin sonlandırılması ve yasal düzeyde hayvanların neden insan olmayan bireyler olarak kabul görmesi gerektiğini açıkça ortaya koyuyor (video). 

Cecilia koruma alanında ne durumda? Yeni çevresine alışması için neler yapılacak? Esaretten koruma alanına geçme sürecinde neler yapılmalı?

Ömrünün neredeyse tamamını beton bir zeminde, kafes ardında geçiren Cecilia, koruma alanına geldiğinden beri gayet iyi durumda. Onunla ilgilenen ekibimiz büyük bir sabırla onun yeni çevresine uyum sağlayabilmesi için çalışıyor. Esaret altındayken kapalı bir alanda ve milyonlarca ziyaretçinin önünde son derece kısıtlı bir hayatı vardı. Şimdi ona her şeyi yeniden öğretmeye çalışıyoruz. Örneğin yeniden muz yemeyi öğreniyor çünkü hayvanat bahçesindeyken ona hazır turunçgiller ve üzüm veriliyordu. Hala uzaktan gelen motor ve traktör seslerinden korkuyor. Alışması bir süre alacak. 

Fakat şu anda çimlere basmanın, çok daha geniş bir alanda yürüyüp koşmanın ve toprağa basmanın mutluluğunu yaşıyor.

Aynı zamanda diğer komşu şempanzelerin refakatinde koruma alanında çalışan ekibimize alışmaya çalışıyor. Veteriner ve bakıcılardan oluşan ekibimize güvenmesi için çabalıyoruz. Çalışanlarımız bu süreçte ona protein olarak daha zengin gıdalar veriyor ve iyi beslenmesine yardımcı oluyor. 

Peki GAP Brazil ekibi yeni gelen şempanzeleri neden "misafir" olarak adlandırıyor? Özel bir nedeni var mı? 

Çünkü her biri bizim için (insan olmayan) birey ve hak ettikleri saygıyı görmeleri gerekiyor. 

Fotoğraf: Proyecto San Grimio

GAP Brazil insan olmayan bireylere yönelik yasal mücadeleyi neden destekliyor? NhRP'nin habeas corpus modeli size nasıl rehberlik etti? 

İnsan olmayan hayvanlar yasalar nezdinde alınıp satılabilen birer "eşya" gibi nitelendirildiği takdirde ve bu algı devam ettiği sürece, onların mevcut statülerini değiştirmek için pek bir şey yapamayacağımızı düşünüyoruz. Bu da insanların hayvan sömürüsünü farklı şekillerde sürdürmesine ve onlar üzerinde hak iddia etmeye devam etmesine neden olacak. Bu nedenle Cecilia'nın davası çok önemli: Hayvanat bahçesinde hapsolmanın getirdiği acıları dindirmenin tek yolu, habeas corpus mahkeme kararını çıkartmaktı. Bu kararın ve Cecilia'nın öyküsünün birçok insanı derinden etkileyeceğine ve onları kapsamlı bir sorgulama sürecine sokacağına inanıyoruz.

Artık insanlar şempanzelerin hayvanat bahçelerinde veya laboratuvarlarda tutulmasının doğru veya mantıklı olup olmadığını sorgulayacaklar.

NhRP başta olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki bilinçli avukatların ortak hedefleri doğrultusunda elde ettikleri tüm başarılar takdir edilmeli. Hayvanların insan olmayan bireyler olduğu, bu alanda çalışan kurumlar ve örgütler tarafından kamuoyuna anlatılmalı. 

Fotoğraf: GAP Brazil

Brezilya'daki hayvan koruma alanlarının rolü nedir? 

Koruma alanımız Brezilya'nın ve dünyanın en iyi bilinen koruma alanlarından biri. Aynı zamanda esaretten kurtarılan büyük kuyruksuz (insansı) maymunların, özellikle de şempanzelerin koruma altına alındığı ve son derece iyi bakıldığı bir yer. 1999/2000 yılında Dr. Pedro Ynterian tarafından kurulan ve GAP Project International'a bağlı olarak çalışan koruma alanı, primatların ve diğer hayvanların korunması için oluşturulan Latin Amerika'nın en büyük koruma alanı. Gönüllü bir girişim olarak hayata geçirilen ve özel fonla desteklenen Sanctuário de Sorocaba, hükümetlerden veya bağışçılardan destek almadan faaliyetlerini sürdürüyor. 

İnsansı maymunların yasal hakları için uzun süredir mücadele veren GAP ekibi olarak, geçtiğimiz 10 yıl içinde Brezilya'daki gösteri merkezlerinden ve sirklerden şempanzeleri kurtardık. Şimdi hedefimiz, hayvanat bahçelerinde tutsak edilen şempanzeleri kurtarmak. 

Cecilia'nın esaretini sonlandıran mahkeme kararı ve koruma alanına transferi özünde basit bir kurtarma öyküsü değil. Aynı zamanda insan olmayan bir hayvanın bir "eşya" veya "nesne" olmadığının, doğuştan gelen hakları olan "birey" olduğunun kanıtı. 

Cecilia'nın koruma altına alınmasıyla ilgili bize pozitif mesajlarını ileten NhRP destekçilerine söylemek istediğiniz başka bir şey var mı? 

Asla pes etmeyin, mücadeleye devam!


(*) İlgili yazılar ve “Habeas corpus” kavramı için: 

Neden maymunlara fiziksel özgürlük hakkı tanımalıyız?

Şempanzelerin habeas corpus hakları "şimdilik" reddedildi

Dünyanın en yalnız orkası Tilikum esaret altında hayatını kaybetti

"Dünyanın en yalnız orkası" olarak bilinen ve 1983'te İzlanda sularından yakalanarak Amerika’daki gösteri merkezlerinde ömür boyu hapse mahkum edilen Tilikum özgürlüğüne kavuşamadan, esaret altında hayatını kaybetti...

Tutsaklığı sırasında yaşadığı stres nedeniyle bir ziyaretçinin ve iki eğitmenin ölümüne neden olan Tilikum, bunca yıldır diğer tutsak hayvanlar gibi yaşayan bir ölü olarak deniz parkındaki "insan eğlencelerinin" malzemesi oldu; hayatının son dönemlerinde ise diğer hayvanlardan izole edilmiş bir havuzun içinde tek başına ölümü bekledi.

Kamuoyunun ve sivil toplum kuruluşlarının geniş bir deniz alanında koruma altına alınması çağrılarına kulak asmayan ve esaret endüstrisinin gerçek yüzünü gözler önüne seren Blackfish​ belgeseliyle ekonomik çöküşe geçen dünyanın en tartışmalı deniz parklarından SeaWorld, bir süredir akciğerlerindeki enfeksiyon nedeniyle hasta olduğu bilinen Tilikum'un ölüm nedenine dair henüz bir açıklama yapmadı. Ama biz biliyoruz... Yunus parkları ve tematik akvaryumlardaki sistematik esaret ve işkencenin can aldığını biliyoruz!

Tilikum'un yaşamından bazı kesitler için: 

Elveda -Sam Simon- ve bütün o mücadele için teşekkürler...

Hayatını esaret altındaki hayvanları kurtarmaya ve özgürleştirmeye adayan The Simpsons'ın yaratıcılarından hayvan hakları aktivisti ve TV yapımcısı Sam Simon, uzun süredir mücadele ettiği kanser nedeniyle dün 59 yaşında hepimize veda etti. Simon, son günlerinde bile yardıma ihtiyacı olan hayvanlar için savaşmıştı.

Yunus parklarından okyanuslara... 

Geçtiğimiz yıl yunus sürek avı ve katliamıyla anılan Taiji Koyu'na giderek Sea Shepherd ekibine manevi destek veren Sam Simon, 2012'de okyanuslardaki doğrudan eylem mücadelesine önemli bir katkıda bulunmak amacıyla maddi destekte bulunmuş ve Sea Shepherd'ın 4. gemisine kavuşmasına yardımcı olmuştu. Balina avcılarına karşı kullanılan M/V Sam Simon, bundan bir yıl sonra Güney Okyanusu'nda Japon balina avcılığı gemisi Nisshin Maru ile pek çok kez çarpışarak geminin ve acımasız avın önünü kesmişti.

Simon, esaret altındaki orcalardan biri olan Morgan için de savaşmış ve Free Morgan Foundation'ın kampanyalarına destek olarak Morgan'ın okyanusa geri dönmesi için büyük bir kamuoyu yaratmıştı.

Kesimhanelerden kırlara...

Daha önce de kesilmek üzere olan domuzları mezbahadan kurtarmak isteyen bir üniversite öğrencisine yardım eden Simon, 2014'te "eşcinsel boğa" olarak manşetlere konu olan hayvan için de harekete geçmişti. İrlanda'daki bir çiftlikte ineklerden çok boğalara ilgi gösteren Benjy adlı bir boğanın, "görevini yerine getirmediği" gerekçesiyle mezbahaya gönderileceğini duyduktan sonra sessiz kalmamış, aktivistlerin başlattığı büyük bir kampanyayla, Benjy'nin 2 binden fazla "kurtarılmış" hayvana ev sahipliği yapan Hillside Hayvan Koruma Çiftliği'ne götürülmesine ve orada özgürce yaşamasına destek olmuştu. Kendisi de vegan olan Sam Simon, "Yaş, cinsiyet, ırk, cinsel tercih veya tür farketmeksizin tüm canlılar için empati ve şefkat duyuyorum. Et endüstrisindeki tüm hayvanlar korkunç bir kaderle karşı karşıya. Fakat bu boğanın eşcinsel olduğu gerekçesiyle doğrudan mezbahaya gönderilmesi çifte trajedi olur" demişti.

Barınaklardan kalıcı dostluklara... 

Yuvalanmadıkları için iğneyle veya gazla uyutulmak (öldürülmek) üzere sırasını bekleyen köpekleri barınaklardan kurtaran Sam Simon, 100 milyon dolar yatırarak kurduğu kendi adını taşıyan vakıf aracılığıyla onlara yeni dostlar ve aileler buluyor, onları "rehber" olarak engelli bireylerle ve savaş gazileriyle buluşturarak hem insanların hem de hayvanların yaşamlarını dönüştürmeye, hayatlarını kurtarmaya devam ediyordu.

8 yaşında vejetaryen olmaya karar veren ve ileride vegan olmayı planladığını bir bölümde duyuran, çok sevdiğimiz duyarlı ve mücadeleci doğa/hayvan koruma aktivisti Lisa karakteri ve The Simpson bölümlerindeki hayvan haklarına dair çok sayıdaki özgürlük mesajı aracılığıyla uzun süredir tanıdığımız Sam Simon artık yok.

Fakat onun gibi milyonlarca insanın olması, yaptıklarının ve söylediklerinin milyonlara ulaşarak değişim yaratması tek dileğimiz...

Yunuslara Özgürlük Platformu, 10 Mart 2015

So long and thanks for all the fight... 

Freedom for Dolphins Platform, March 10, 2015

 
10
 
10

Eski bir çalışanın ağzından hayvanat bahçesinin perde arkası

10 yaşındayken ABD'deki bir hayvanat bahçesine getirilen, öncesinde sirklerde gösteri yapmaya zorlanan bu goril, 28 yıldan fazla süredir dört duvar arasında hapsediliyor. "King" adıyla çağırdıkları goril günlerini, çevresinde hiçbir uyaranın veya sosyalleşeceği bir türdeşinin olmadığı kafesler ardında geçiriyor ve takıntılı bir biçimde vücudundaki açık yaraları yolmaya devam ediyor. 

Mei adı verilen orangutan ise, tek başına tutulduğu hücresinde çoğu zaman kendi idrarına bulanmış bir şekilde çaresizce duvardaki boyaları sökmekle uğraşıyor.

Son derece sosyal hayvanlar olan primatlar, tıpkı diğer tutsak türler gibi, Monkey Jungle benzeri hayvan hapishanelerinde yavaş yavaş çıldırmaya mahkum ediliyor.

Hayvanat bahçesinde kafes değişimi sırasında bakıcılara itaat etmeyen hayvanlar tazyikli suyla hareket ettirilirken, gösterilerde istenilen hareketi yapmayanlar aç bırakılarak cezalandırılıyor. Hatta bakıcılar, hayvanlara verilen ilaçlarda yanlış doz kullanımı yüzünden hayvanların ölümüne bile neden olabiliyorlar. 

Bu bağlantıda istifa eden bir çalışanının ağzından bu tesislerin perde arkasını okuyabilir, hayvanat bahçelerine ve hayvanlı gösterilere çocuklarınızı götürmemek için siz de bir adım atabilirsiniz. 

Lütfen çocukların esareti ve işkenceyi kanıksayarak büyümelerine neden olmayın; bu ticarethanelerin hayvan sömürüsünden daha fazla beslenmesine izin vermeyin!

17.11.2017

Haber: The Dodo

Fotoğraf: Melanie Lustig

Eski yunus eğitmeni Melisa Sevim yunus parklarını anlattı: ARTIK BU İŞTEN PARA KAZANMAYI KALDIRAMAM

Melisa Sevim’i, Taiji ve yunus parkları hakkında hazırladığı “Madalyonun Öteki Yüzü:  Deniz Parkları” adlı video sayesinde tanıdık. Eski bir yunus eğitmeni olarak, geçmişte bıraktığı mesleği değerlendirirken deniz memelileri ile ilgili yeni hedeflerini Yunuslara Özgürlük Platformu'na anlattı ve sorularımızı içtenlikle yanıtladı.

Merhaba Melisa. Bize kendinden bahseder misin biraz?

Merhaba, ben Su Ürünleri Mühendisliği son sınıf öğrencisiyim. 21 yaşındayım. Eski bir yunus antrenörüyüm. Buna yunus eğitmeni ya da bakıcısı da denir.

Yunus eğitmenliği nedir? Bize biraz anlatır mısın?

Yunus eğitmenleri, çoğu zaman daha yakalama aşamasında yunusların hayatına girer. Yakalamada destek ve yardım amaçlı bulunurlar. Ardından havuzlara getirilen yunusları önce ölü balık yemeye, daha sonra da insanlarla iletişim kurmaya alıştırırlar. Onların tüm bakımını üstlenerek, onları şov ya da terapi gibi programlar için eğitmeye başlarlar.  En çok Meksika, daha sonra Rusya, Ukrayna ve İspanya’dan insanlar vardır bu sektörde.

Yunus eğitmenliğinin bir okulu var mı peki? Kim, nasıl eğitmen olabiliyor?

California’da “Moorpark College's Exotic Animal Training and Management (EATM)” isimli iki yıllık bir program var. Fakat bu, yunus eğitmenliğini tam olarak karşılamıyor. Meksika’da “ABC Animal Training” adında bir kurum var. Onlar 1 haftalık, bazen bir 1 aylık kurslar açabiliyorlar. Ama daha çok tecrübe ile öğrenilen ve diploma yerine referanslarla hareket edilen bir iş.

Bu işi seçme nedenin neydi? Nasıl bir tecrübe oldu senin için?

Çocukluğumdan beri deniz memelileri ile bir arada olmayı ve onlarla çalışmayı hayal ettim. Daha böyle bir meslek ortada yokken bile, ben bunun hayalini kuruyordum. Yunus eğitmenliği yaptığım dönemde bunu mesai saatleri dahilinde yapılan bir iş olarak görmedim. Sabahın erken saatlerinden gecenin bir vaktine kadar yunusları izleyerek, iyi olup olup olmadıklarını kontrol ederek, onlarla ilgilenerek geçirdim vaktimi.  Fakat daha sonra dayanamadığım, kaldıramadığım şeylere şahit oldum ve “yeter” diyerek deniz memelileri ile daha farklı bir yolla ilgilenmeye karar verdim.

Bırakma nedenin neydi tam olarak?

Yunus ölümlerine şahit oldum ve kaldıramadığım bir çaresizlik hissetmeye başladım. Onları kurtaramamış olmaya tahammül edemedim.  Başka seçenekleri değerlendirmeye, onlar için daha fazlasını yapmaya, onları korumak için çaba harcamaya karar verdim.

Yaşadıkların rotanı epey değiştirmene neden oldu sanırım. Şimdi ne yapıyorsun?

Şimdi gönüllü olarak Deniz Memelileri Araştırma Grubu (SAD-DEMAG) ile çalışıyorum.  Hatta geçtiğimiz günlerde “Havuz Tutsakları Yunuslar” raporumuzu yayımladık.

Eğitmenlik konusuna geri dönersek, yunusların ölü balık yemeye alışması, eğitilmesi, gösteri yapması... Tüm bunlar ne kadar vakit alıyor?

Ben yeni yakalanmış bir yunusu bizzat eğitmedim ama 2 ay içinde ölü balığa alışmış ve eğitime hazır hale geldikleri bilinir bu sektörde. Basit bir şovun çıkarılabilmesi için 6 ay civarında bir süreye ihtiyaç var. Bu süreler eğitmenlere bağlı olarak da değişir. Eğitmenler işlerinde deneyimli değilse, bu süreler daha da uzayabilir. Fakat özellikle Japonya – Taiji’den gelen yunuslar, fiziksel ve zihinsel travmaları yüzünden daha uzun sürede uyum sağlıyorlar. 

ŞİDDETE MARUZ KALAN YUNUSLAR

Eğitimi reddeden yunuslara daha mı az yemek verilir, daha mı sert davranılır? Bu süreç tam olarak nasıl işliyor?

Bu tamamen eğitmene bağlı. Eğitmenlik deneyimim sırasında aşık olduğum, çok güçlü bir bağ kurduğum bir yunus vardı. 17 yaşındaydı, diğer yunuslara göre yaşlıydı diyebiliriz. Yunus terapisi yapılan havuzda çok sıkılıp havuzun diğer tarafına çekip gidiyordu. Ne yemeği, ne de komutları umursuyordu. Onun eğitmeni olmayan tecrübeli bir eğitmen vardı uyum sağladığı, ama onunla farklı havuzlardalardı. Bu yunus, onunla kurduğum o özel bağ, gösterdiğim incelik ve sabır sayesinde beni dinliyordu.  Bu benim tarzımdı. Fakat daha sonra bir eğitmenin bir yunusa şiddet uygularken yakalanışına da şahit oldum. Yani her iki tipte de eğitmen var. Bu işi para için yapan çok fazla eğitmen var ve hayvanlara büyük eziyetler ediyorlar. Özellikle Rusya’dan gelen eğitmenler genellikle en sert davrananlar olur.

Şiddet uygulamak derken, tam olarak ne yapıyordu yunusa?

Dövüyordu! Bunlar oluyor: dövüyorlar, vuruyorlar. Aç bırakanlar da var. Art niyetli eğitmenler bunları yapıyor ne yazık ki. İyi niyetli olanlar ise, en baştan başlamayı ve o eğitimi tekrar etmeyi seçer, eğitimi oyunlarla renklendirmeye çalışır. Çünkü tahmin edersiniz, yunuslar bundan çok sıkılıyor.

Dayak da esaretin bir gerçeği diyebilir miyiz?

Kesinlikle. Ne yazık ki... Yunuslar, onları gerçekten sevmeyen, bu işi sadece para için yapan eğitmenlerin eline düştüklerinde şiddete maruz kalıyorlar, dövülüyorlar.

Yunuslar aç bırakılıyor mu peki?

Bu da yine kişiye göre değişiyor. İyi bir eğitmen, yunus istenileni yapmasa da aç kalmaması için basit bir hareket yaptırıp ödülünü verir yunusa. Kötü eğitmen ise aç bırakır.

Yunus terapisi hakkında ne düşünüyorsun? Hiç bulundun mu terapi seanslarında?

Evet terapi havuzunda çalıştım. Bir etki göremediği için 2., 3. seansta ayrılan çocuk ve aileler gördüm ama olumlu sonuçlar alan çocuklara da rastladım. Bilimsel açıklamasının ne olduğunu ben de bilmiyorum; suyun iyileştirici-nötrleyici etkisinden söz ediliyor. Belki de açıklaması budur.

ÇOCUKLARI SEVMEYEN, SİNİRDEN BİRBİRİNİ YARALAYAN TEHLİKELİ YUNUSLAR VAR

Esaret altındaki bir yunusun hayatı nasıldır?

Kendi türünden olmayan canlılarla yaşamaya çalışmakla boğuşuyorlar. Çiftleşme dönemlerinde özellikle erkek yunuslar –dişilerle farklı havuzlarda oldukları için- inanılmaz sinirli ve gergin olur. Çok küçük bir yerlerdeler. Havuzlardan dolayı sonar sistemleri bozuluyor.  Hayvanların insanlara bağımlı hale getirildiği ve gerçekten “bitirildiği” bir ortam esaret. Yine de zaman zaman eğlenmeye çalışıyorlar, oyuncakları ile can sıkıntılarını gidermeye çalışıyorlar çünkü çok sıkılıyorlar! Aralarında oldukça sert kavgalar çıkabiliyor. Bir yunusun, bir diğerinin yüzgecini parçaladığını bile biliyorum. Bunlar, insanların hiç bilmediği şeyler. Oysa ki, yunusların esaret altındaki hayatı sadece şovlarda göründüğü kadar değil.

NEREDEYSE ÖLÜYORDUM!

Esaret altında agresifleşen yunus ve balinaların eğitmenlerine zarar verebildiğini biliyoruz. Sen hiç böyle bir şey yaşadın mı?

Evet, bir keresinde ben de neredeyse ölüyordum! Çocukları gerçekten hiç ama hiç sevmeyen bir yunusla çalışıyordum. Bir keresinde 4 çocukla birlikte o yunusun olduğu havuzdaydım.  Yunus çocuklardan rahatsız oldu ve havuzun diğer tarafından üzerime öyle bir atladı ki, 200-250 kiloluk hayvan kafama inecekti neredeyse! Neyse ki, tam yanıma denk geldi.  Çocukları oradan hiç tedirgin etmeden kaçırdığımı ve oyaladığımı hatırlıyorum. O yunus o sırada yüzme programına dahil olmadığı ve hiçbir komut almadığı halde bunu yaptı. Bu gibi tehlikeler kesinlikle azımsanamayacak kadar fazla. İlgilenenlere internette küçük bir araştırma yapmalarını ve videoları izlemelerini tavsiye ederim. Bu tepkilerin pekçok nedeni olabilir: esaret, aç bırakılma, sinirlendirme... Bir yunusu sinirlendirmek istemezsiniz!

Neler yaparlar sinirlendiklerinde?

Yunuslarla ilk yüzme tecrübemi gerçekten çok mutsuz ve sinirli yunuslarla yapmıştım. Yaptıkları şeyden o kadar nefret ediyorlardı ki! Önce onlarla yüzdüm. Yüzmenin ardından eğitmen yunusa ödül olarak yemeğini verdi ve yüzme seansı bitti. Ben o zamanlar bunu bilmediğim için yunusla yüzmeye devam etmeye çalıştım ve onunla birlikte daldım. İşte o an beni sırtından silkti ve kuyruğuyla uzaklaştırdı; kendi yöntemiyle vurdu da diyebiliriz. Yani bana, “Ben yapmam gerekeni yaptım, sen niye hala benim peşimdesin?” dedi.

İNSANLARI TAŞIMAKTAN YÜZGEÇLERİ EĞRİLİYOR

Peki, yunuslarla yüzmenin yunuslar açısından tehlikeleri nedir?

Bir kere en büyük yanlış, yunusların sırt yüzgecinden tutulması ve o yüzgece tutunarak yüzülmesi. Sırt yüzgeci kıkırdaktan oluşur, göğüs yüzgeci gibi kemikten oluşmaz. 2005 yılında benimle yüzmek istemeyen yunus şu an İstanbul’da ve sırt yüzgeci artık tamamen eğrilmiş durumda.

Yunus parklarındaki dişi yunusların çoğunlukla ölü doğum yaptığı biliniyor. Bunun nedeni nedir?

Hayvanların hamileyken de şovlara devam ettirilmesi. “Beaching” dediğimiz bir hareket var. Yunuslar havuzun kenarındaki platforma atlayarak, kuyruklarını dik bir biçimde kaldırarak dururlar. Bu direkt karındaki bebeğin ölmesine neden oluyor. Dişi yunuslar doğal ortamlarında doğum sırasında sürekli yüzerler, esarette ise havuzlar onlara küçük gelir. Gerekli vajinal açıklığı sağlayamayan bir yunusun, yavrusunun doğum sırasında sıkışıp boğulması da mümkün. Bir de, çoğu parkta uzman veteriner bulunmaması da bu gibi şeylere neden oluyor. Bunun nedeni de, uzman veterinerlerin çoğunun yurtdışında olması ve işletmelerin de “masraflı” bulduğu için yurtdışından veteriner getirtmeye yanaşmaması.

Biz yunuslarla empati kurabiliyoruz. Peki ya, yüzme seanslarına gelenler… Onlar farkına varıyorlar mı esaretin etkilerinin?

O sırada hayır, çok mutlu gelip çok mutlu ayrılıyorlar genellikle.

Bir zamanlar yunus eğitmeni olmanız ve ardından bu esareti tamamen reddederek özgürükçü/aktivist bir tavır benimsemeniz The Cove’un yaratıcısı Richard O’Barry’i hatırlatıyor. Hikâyeleriniz çok benzer. Ric O’Barry hakkında ne düşünüyorsunuz?

Onu takdir ediyorum. Zaten kendisiyle irtibata da geçtim. Ülkemdeki insanları bilinçlendirmek istediğimi, bir video hazırladığımı, The Cove’daki görüntülerden yararlanıp yararlanamayacağımı sordum. Bana hemen yanıt verdi, fotoğraflar için de hemen izin verdi. Ben de videoyu tamamladıktan sonra kendisine yolladım ve çok beğendi.

“BANA NE” DİYENLER DE VAR

Son bir sene içinde bu sektörün tüm gizli yönlerinin gözler önüne serilmesi, eğitmenleri nasıl etkiledi? Herkes senin gibi tepkili mi, yoksa duyarsız kalabilenler de var mı?

Bu işi bırakmak isteyen ama maddi problemleri yüzünden şu an bırakamayanlar var. Birkaç yıl içinde bırakacaklarına eminim. Bazıları ise çok farklı, “İyi bir iş yapıyorum, hayvanlarla çalışıyorum, havalı fotoğraflar çektirip kızları/oğlanları tavlıyorum, gerisinden bana ne?” diyen de var maalesef.

Yaşamının geri kalanında yunuslarla veya deniz memelileriyle ilgili planların neler?

Öncelikle, ben artık bu canlılarla ilgili ticari hiçbir şeyin içinde bulunmak, yani onlardan para kazanmak istemiyorum. Gönüllü çalışmalar yapmak istiyorum. Bu yüzden mesleki kariyerime farklı bir yön çizeceğim, başka bir iş yapacağım. Fakat tüm deniz memelileri için gönüllü olarak farklı projelerde yer almaya devam edeceğim.

Senin gibi yunuslarla birlikte olmanın hayalini kurup, deniz memelisi eğitmeni olmak isteyenlere bir mesajın var mı?

Onları eğitip tutsaklığa alıştırmak yerine, onları iyileştirip özgürleştirebilecekleri rehabilitasyon merkezlerine katılmayı denesinler derim.

Sence yunuslar gülümsüyor mu Melisa?

Bunu hazırladığım videoda çok iyi anlatabildiğime inanıyorum: Herkes, hep gülümsediklerini sanıyor ama öldüklerinde de o gülümseme hâlâorada duruyor.

Son olarak neler söylemek istersin?

Bu sektör, insanlar rağbet gösterdiği için var. İnsanlar gitmediğinde, bu dolfinaryumlar (yunus parkları) para kazanamayacak ve zaten kaçınılmaz bir şekilde kapanacaklar. Ama önce bilinçlenmek ve bilinçlendirmek gerekiyor. Dolfinaryuma gitmesinler ve çevrelerini bilinçlendirsinler.

Bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz Melisa.

Ben de çok teşekkür ederim. Sizleri tanıdığıma çok sevindim.


Fotoğraflar: Melisa Sevim

Melisa'nın hazırladığı "Madalyo'nun Öteki Yüzü: Deniz Parkları" videosunu izlemek için:

http://www.sad.org.tr/arastirma-gruplari/demag/255-madalyonun-oteki-yuzu-deniz-parklari

Eski yunus eğitmeni Melisa Sevim yunus parklarını anlattı: ARTIK BU İŞTEN PARA KAZANMAYI KALDIRAMAM

Yunuslara Özgürlük Platformu olarak Şubat 2011 tarihinde Melisa Sevim ile yaptığımız röportaj (EN & FR).

Melisa Sevim’i, Taiji ve yunus parkları hakkında hazırladığı “Madalyonun Öteki Yüzü:  Deniz Parkları” adlı video sayesinde tanıdık. Eski bir yunus eğitmeni olarak, geçmişte bıraktığı mesleği değerlendirirken deniz memelileri ile ilgili yeni hedeflerini Yunuslara Özgürlük Platformu'na anlattı ve sorularımızı içtenlikle yanıtladı.

Merhaba Melisa. Bize kendinden bahseder misin biraz?

Merhaba, ben Su Ürünleri Mühendisliği son sınıf öğrencisiyim. 21 yaşındayım. Eski bir yunus antrenörüyüm. Buna yunus eğitmeni ya da bakıcısı da denir.

Yunus eğitmenliği nedir? Bize biraz anlatır mısın?

Yunus eğitmenleri, çoğu zaman daha yakalama aşamasında yunusların hayatına girer. Yakalamada destek ve yardım amaçlı bulunurlar. Ardından havuzlara getirilen yunusları önce ölü balık yemeye, daha sonra da insanlarla iletişim kurmaya alıştırırlar. Onların tüm bakımını üstlenerek, onları şov ya da terapi gibi programlar için eğitmeye başlarlar.  En çok Meksika, daha sonra Rusya, Ukrayna ve İspanya’dan insanlar vardır bu sektörde.

Yunus eğitmenliğinin bir okulu var mı peki? Kim, nasıl eğitmen olabiliyor?

California’da “Moorpark College's Exotic Animal Training and Management (EATM)” isimli iki yıllık bir program var. Fakat bu, yunus eğitmenliğini tam olarak karşılamıyor. Meksika’da “ABC Animal Training” adında bir kurum var. Onlar 1 haftalık, bazen bir 1 aylık kurslar açabiliyorlar. Ama daha çok tecrübe ile öğrenilen ve diploma yerine referanslarla hareket edilen bir iş.

Bu işi seçme nedenin neydi? Nasıl bir tecrübe oldu senin için?

Çocukluğumdan beri deniz memelileri ile bir arada olmayı ve onlarla çalışmayı hayal ettim. Daha böyle bir meslek ortada yokken bile, ben bunun hayalini kuruyordum. Yunus eğitmenliği yaptığım dönemde bunu mesai saatleri dahilinde yapılan bir iş olarak görmedim. Sabahın erken saatlerinden gecenin bir vaktine kadar yunusları izleyerek, iyi olup olup olmadıklarını kontrol ederek, onlarla ilgilenerek geçirdim vaktimi.  Fakat daha sonra dayanamadığım, kaldıramadığım şeylere şahit oldum ve “yeter” diyerek deniz memelileri ile daha farklı bir yolla ilgilenmeye karar verdim.

Bırakma nedenin neydi tam olarak?

Yunus ölümlerine şahit oldum ve kaldıramadığım bir çaresizlik hissetmeye başladım. Onları kurtaramamış olmaya tahammül edemedim.  Başka seçenekleri değerlendirmeye, onlar için daha fazlasını yapmaya, onları korumak için çaba harcamaya karar verdim.

Yaşadıkların rotanı epey değiştirmene neden oldu sanırım. Şimdi ne yapıyorsun?

Şimdi gönüllü olarak Deniz Memelileri Araştırma Grubu (SAD-DEMAG) ile çalışıyorum.  Hatta geçtiğimiz günlerde “Havuz Tutsakları Yunuslar” raporumuzu yayımladık.

Eğitmenlik konusuna geri dönersek, yunusların ölü balık yemeye alışması, eğitilmesi, gösteri yapması... Tüm bunlar ne kadar vakit alıyor?

Ben yeni yakalanmış bir yunusu bizzat eğitmedim ama 2 ay içinde ölü balığa alışmış ve eğitime hazır hale geldikleri bilinir bu sektörde. Basit bir şovun çıkarılabilmesi için 6 ay civarında bir süreye ihtiyaç var. Bu süreler eğitmenlere bağlı olarak da değişir. Eğitmenler işlerinde deneyimli değilse, bu süreler daha da uzayabilir. Fakat özellikle Japonya – Taiji’den gelen yunuslar, fiziksel ve zihinsel travmaları yüzünden daha uzun sürede uyum sağlıyorlar. 

ŞİDDETE MARUZ KALAN YUNUSLAR

Eğitimi reddeden yunuslara daha mı az yemek verilir, daha mı sert davranılır? Bu süreç tam olarak nasıl işliyor?

Bu tamamen eğitmene bağlı. Eğitmenlik deneyimim sırasında aşık olduğum, çok güçlü bir bağ kurduğum bir yunus vardı. 17 yaşındaydı, diğer yunuslara göre yaşlıydı diyebiliriz. Yunus terapisi yapılan havuzda çok sıkılıp havuzun diğer tarafına çekip gidiyordu. Ne yemeği, ne de komutları umursuyordu. Onun eğitmeni olmayan tecrübeli bir eğitmen vardı uyum sağladığı, ama onunla farklı havuzlardalardı. Bu yunus, onunla kurduğum o özel bağ, gösterdiğim incelik ve sabır sayesinde beni dinliyordu.  Bu benim tarzımdı. Fakat daha sonra bir eğitmenin bir yunusa şiddet uygularken yakalanışına da şahit oldum. Yani her iki tipte de eğitmen var. Bu işi para için yapan çok fazla eğitmen var ve hayvanlara büyük eziyetler ediyorlar. Özellikle Rusya’dan gelen eğitmenler genellikle en sert davrananlar olur.

Şiddet uygulamak derken, tam olarak ne yapıyordu yunusa?

Dövüyordu! Bunlar oluyor: dövüyorlar, vuruyorlar. Aç bırakanlar da var. Art niyetli eğitmenler bunları yapıyor ne yazık ki. İyi niyetli olanlar ise, en baştan başlamayı ve o eğitimi tekrar etmeyi seçer, eğitimi oyunlarla renklendirmeye çalışır. Çünkü tahmin edersiniz, yunuslar bundan çok sıkılıyor.

Dayak da esaretin bir gerçeği diyebilir miyiz?

Kesinlikle. Ne yazık ki... Yunuslar, onları gerçekten sevmeyen, bu işi sadece para için yapan eğitmenlerin eline düştüklerinde şiddete maruz kalıyorlar, dövülüyorlar.

Yunuslar aç bırakılıyor mu peki?

Bu da yine kişiye göre değişiyor. İyi bir eğitmen, yunus istenileni yapmasa da aç kalmaması için basit bir hareket yaptırıp ödülünü verir yunusa. Kötü eğitmen ise aç bırakır.

Yunus terapisi hakkında ne düşünüyorsun? Hiç bulundun mu terapi seanslarında?

Evet terapi havuzunda çalıştım. Bir etki göremediği için 2., 3. seansta ayrılan çocuk ve aileler gördüm ama olumlu sonuçlar alan çocuklara da rastladım. Bilimsel açıklamasının ne olduğunu ben de bilmiyorum; suyun iyileştirici-nötrleyici etkisinden söz ediliyor. Belki de açıklaması budur.

ÇOCUKLARI SEVMEYEN, SİNİRDEN BİRBİRİNİ YARALAYAN TEHLİKELİ YUNUSLAR VAR

Esaret altındaki bir yunusun hayatı nasıldır?

Kendi türünden olmayan canlılarla yaşamaya çalışmakla boğuşuyorlar. Çiftleşme dönemlerinde özellikle erkek yunuslar –dişilerle farklı havuzlarda oldukları için- inanılmaz sinirli ve gergin olur. Çok küçük bir yerlerdeler. Havuzlardan dolayı sonar sistemleri bozuluyor.  Hayvanların insanlara bağımlı hale getirildiği ve gerçekten “bitirildiği” bir ortam esaret. Yine de zaman zaman eğlenmeye çalışıyorlar, oyuncakları ile can sıkıntılarını gidermeye çalışıyorlar çünkü çok sıkılıyorlar! Aralarında oldukça sert kavgalar çıkabiliyor. Bir yunusun, bir diğerinin yüzgecini parçaladığını bile biliyorum. Bunlar, insanların hiç bilmediği şeyler. Oysa ki, yunusların esaret altındaki hayatı sadece şovlarda göründüğü kadar değil.

NEREDEYSE ÖLÜYORDUM!

Esaret altında agresifleşen yunus ve balinaların eğitmenlerine zarar verebildiğini biliyoruz. Sen hiç böyle bir şey yaşadın mı?

Evet, bir keresinde ben de neredeyse ölüyordum! Çocukları gerçekten hiç ama hiç sevmeyen bir yunusla çalışıyordum. Bir keresinde 4 çocukla birlikte o yunusun olduğu havuzdaydım.  Yunus çocuklardan rahatsız oldu ve havuzun diğer tarafından üzerime öyle bir atladı ki, 200-250 kiloluk hayvan kafama inecekti neredeyse! Neyse ki, tam yanıma denk geldi.  Çocukları oradan hiç tedirgin etmeden kaçırdığımı ve oyaladığımı hatırlıyorum. O yunus o sırada yüzme programına dahil olmadığı ve hiçbir komut almadığı halde bunu yaptı. Bu gibi tehlikeler kesinlikle azımsanamayacak kadar fazla. İlgilenenlere internette küçük bir araştırma yapmalarını ve videoları izlemelerini tavsiye ederim. Bu tepkilerin pekçok nedeni olabilir: esaret, aç bırakılma, sinirlendirme... Bir yunusu sinirlendirmek istemezsiniz!

Neler yaparlar sinirlendiklerinde?

Yunuslarla ilk yüzme tecrübemi gerçekten çok mutsuz ve sinirli yunuslarla yapmıştım. Yaptıkları şeyden o kadar nefret ediyorlardı ki! Önce onlarla yüzdüm. Yüzmenin ardından eğitmen yunusa ödül olarak yemeğini verdi ve yüzme seansı bitti. Ben o zamanlar bunu bilmediğim için yunusla yüzmeye devam etmeye çalıştım ve onunla birlikte daldım. İşte o an beni sırtından silkti ve kuyruğuyla uzaklaştırdı; kendi yöntemiyle vurdu da diyebiliriz. Yani bana, “Ben yapmam gerekeni yaptım, sen niye hala benim peşimdesin?” dedi.

İNSANLARI TAŞIMAKTAN YÜZGEÇLERİ EĞRİLİYOR

Peki, yunuslarla yüzmenin yunuslar açısından tehlikeleri nedir?

Bir kere en büyük yanlış, yunusların sırt yüzgecinden tutulması ve o yüzgece tutunarak yüzülmesi. Sırt yüzgeci kıkırdaktan oluşur, göğüs yüzgeci gibi kemikten oluşmaz. 2005 yılında benimle yüzmek istemeyen yunus şu an İstanbul’da ve sırt yüzgeci artık tamamen eğrilmiş durumda.

Yunus parklarındaki dişi yunusların çoğunlukla ölü doğum yaptığı biliniyor. Bunun nedeni nedir?

Hayvanların hamileyken de şovlara devam ettirilmesi. “Beaching” dediğimiz bir hareket var. Yunuslar havuzun kenarındaki platforma atlayarak, kuyruklarını dik bir biçimde kaldırarak dururlar. Bu direkt karındaki bebeğin ölmesine neden oluyor. Dişi yunuslar doğal ortamlarında doğum sırasında sürekli yüzerler, esarette ise havuzlar onlara küçük gelir. Gerekli vajinal açıklığı sağlayamayan bir yunusun, yavrusunun doğum sırasında sıkışıp boğulması da mümkün. Bir de, çoğu parkta uzman veteriner bulunmaması da bu gibi şeylere neden oluyor. Bunun nedeni de, uzman veterinerlerin çoğunun yurtdışında olması ve işletmelerin de “masraflı” bulduğu için yurtdışından veteriner getirtmeye yanaşmaması.

Biz yunuslarla empati kurabiliyoruz. Peki ya, yüzme seanslarına gelenler… Onlar farkına varıyorlar mı esaretin etkilerinin?

O sırada hayır, çok mutlu gelip çok mutlu ayrılıyorlar genellikle.

Bir zamanlar yunus eğitmeni olmanız ve ardından bu esareti tamamen reddederek özgürükçü/aktivist bir tavır benimsemeniz The Cove’un yaratıcısı Richard O’Barry’i hatırlatıyor. Hikâyeleriniz çok benzer. Ric O’Barry hakkında ne düşünüyorsunuz?

Onu takdir ediyorum. Zaten kendisiyle irtibata da geçtim. Ülkemdeki insanları bilinçlendirmek istediğimi, bir video hazırladığımı, The Cove’daki görüntülerden yararlanıp yararlanamayacağımı sordum. Bana hemen yanıt verdi, fotoğraflar için de hemen izin verdi. Ben de videoyu tamamladıktan sonra kendisine yolladım ve çok beğendi.

“BANA NE” DİYENLER DE VAR

Son bir sene içinde bu sektörün tüm gizli yönlerinin gözler önüne serilmesi, eğitmenleri nasıl etkiledi? Herkes senin gibi tepkili mi, yoksa duyarsız kalabilenler de var mı?

Bu işi bırakmak isteyen ama maddi problemleri yüzünden şu an bırakamayanlar var. Birkaç yıl içinde bırakacaklarına eminim. Bazıları ise çok farklı, “İyi bir iş yapıyorum, hayvanlarla çalışıyorum, havalı fotoğraflar çektirip kızları/oğlanları tavlıyorum, gerisinden bana ne?” diyen de var maalesef.

Yaşamının geri kalanında yunuslarla veya deniz memelileriyle ilgili planların neler?

Öncelikle, ben artık bu canlılarla ilgili ticari hiçbir şeyin içinde bulunmak, yani onlardan para kazanmak istemiyorum. Gönüllü çalışmalar yapmak istiyorum. Bu yüzden mesleki kariyerime farklı bir yön çizeceğim, başka bir iş yapacağım. Fakat tüm deniz memelileri için gönüllü olarak farklı projelerde yer almaya devam edeceğim.

Senin gibi yunuslarla birlikte olmanın hayalini kurup, deniz memelisi eğitmeni olmak isteyenlere bir mesajın var mı?

Onları eğitip tutsaklığa alıştırmak yerine, onları iyileştirip özgürleştirebilecekleri rehabilitasyon merkezlerine katılmayı denesinler derim.

Sence yunuslar gülümsüyor mu Melisa?

Bunu hazırladığım videoda çok iyi anlatabildiğime inanıyorum: Herkes, hep gülümsediklerini sanıyor ama öldüklerinde de o gülümseme hâlâ orada duruyor.

Son olarak neler söylemek istersin?

Bu sektör, insanlar rağbet gösterdiği için var. İnsanlar gitmediğinde, bu dolfinaryumlar (yunus parkları) para kazanamayacak ve zaten kaçınılmaz bir şekilde kapanacaklar. Ama önce bilinçlenmek ve bilinçlendirmek gerekiyor. Dolfinaryuma gitmesinler ve çevrelerini bilinçlendirsinler.

Bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz Melisa.

Ben de çok teşekkür ederim. Sizleri tanıdığıma çok sevindim.


Fotoğraflar: Melisa Sevim

Melisa'nın hazırladığı "Madalyo'nun Öteki Yüzü: Deniz Parkları" videosu

Röportajı Fransızca okumak için burayı, İngilizce okumak için burayı tıklayın.

Eğer yunusları gerçekten seviyorsanız...

Okyanusta özgür yunusların dünyasına kısa süreliğine misafir olan Yazar Meltem Arıkan'ın kaleminden... 

"Yunuslarla gerçek ilişkim ne yazık ki havuzlarda hapsedilmiş iki yunusla yüzdükten sonra başladı. Onlarla yüzerken bir tanesinin çok hasta olduğunu fark ettim. Hasta olmasına rağmen yapılan iğnelerle gösteri yapmaya ve müşterilerle yüzmeye devam ettiriliyordu. Daha sonra HAVUZLARA hapsedilen yunusların çok sık hastalanmaya ve ölmeye mahkûm olduklarını öğrendim. Bir daha da hiçbir şekilde yunus havuzlarına adım atmadım. Eğer yunusları gerçekten seviyorsanız lütfen onların hapsedilmesine ve sırf siz eğlenin diye ölmelerine izin vermeyin." - http://bit.ly/1mw692Q

Eğlence değil, işkence! İş kazası değil, cinayet!

Soma Madeni'nde hala akıllara durgunluk verircesine devam eden insanlık dramı nedeniyle, 20 Mayıs Salı günü Bodrum Yunus Parkı'ndaki hak ihlalleri ve usulsüzlüklere karşı Buket Uzuner ve Bodrumlularla birlikte yapmayı planladığımız basın açıklamasını, şu an için belirsiz başka bir tarihe erteleme kararı aldık.

Çünkü siyasiler, sermaye grupları ve imtiyazlı kesimlerin hak gaspetme üzerine kurulu sömürü politikaları, kesin sayılarını hala bir türlü öğrenemediğimiz yüzlerce maden işçisinin ölümüyle bir kez daha insanlık tarihine kara bir leke olarak geçmiş, toplumsal adaletsizliği bizzat inşa edenler yine gerekeni yapmak yerine, Soma'da ve Türkiye'nin birçok ilinde kendi halkına karşı savaş açmıştır!

Özgürlük mücadelemizin ve mesajlarımızın muhataplarından biri olan iktidar partisi çıkarları doğrultusunda şu gerçeği inatla reddetmektedir: “Esaret ve işkence”nin adı “eğlence ve eğitim” olmadığı gibi, işçi ölümlerinin karşılığı da “kader veya iş kazası” değil “cinayet”tir!

Bu nedenle her türlü hak ihlaline karşı gerçekleri hatırlatmaya devam etmek ve adalet arayışımızda yine hep birlikte pes etmeden mücadele edebilmek umuduyla Bodrum Meydanı'ndan bir kare... #İşKazasıDeğilCinayet!

 

Yunuslara Özgürlük Platformu

15 Mayıs 2014

www.yunuslaraozgurluk.com

www.facebook.com/yunuslaraozgurluk

www.twitter.com/ozguryunuslar

www.youtube.com/ozguryunuslar

Fark göremiyoruz. Ya siz?

Destekçilerimizden Arzu Ünver bir afiş hazırlayıp bizimle paylaşmış. Kendisine çok teşekkür ediyor ve yineliyoruz: Yunus gösterileri; tutsak edilmiş okyanus canlılarına yapılan bir işkence, ayı oynatmaktan farksız çağdışı bir eğlence ve büyük bir insanlık suçudur!

 

Finike'de ölü yunus karaya vurdu - 9 Şubat 2012

Fotoğraf: DHA
 
Yaklaşık 300 kilo ağırlığında, şişeburun diye adlandırılan Afalina cinsi ölü yunus karaya vurdu.

Antalya'nın Finike İlçesi'ne bağlı Sahilkent Beldesi sahilinde 2 metre 90 santim uzunluğunda ve yaklaşık 300 kilo ağırlığında, şişeburun diye adlandırılan Afalina cinsi ölü yunus karaya vurdu.

Finike Sahil Güvenlik Bot Komutanlığı'nın helikopterle rutin uçuşu sırasında görevliler sahile dev bir balık ölüsü vurduğunu tespit etti. Sahil Güvenlik ekiplerinin ihbarı üzerine Finike Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü Su Ürünleri Mühendisi Turgay Bakar, sahile gelerek yunusun ölüm nedeni ve türü konusunda inceleme yaptı.

İncelemede, yunusta ağa takılma sonucu yaralanma, renk bozukluğu ve herhangi bir yara izine rastlanmadı. Yunusun birkaç gündür devam eden fırtınadan olumsuz etkilenmiş olabileceği ihtimali üzerinde duruldu.

Su ürünleri Mühendisi Bakar, yunusun türü ve ölüm nedeni konusunda Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Yetiştiriciliği Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mehmet Gökoğlu ile bilgi paylaşımında bulundu. İncelemenin ardından ölü yunus Sahilkent Belediyesi önündeki araziye gömüldü.

Öte yandan, bazı vatandaşlar ölü yunusun önünde hatıra fotoğrafı çektirdi.

Kaynak: AktifHaber

Finlandiya'da yunus ve balina esaretine son!

27.10.2015 - Son yıllarda kamuoyu tepkisini üzerinde toplayan Finlandiya’nın tek yunus gösteri merkezi Särkänniemi (Tampere), girdiği ekonomik çıkmazdan kurtulamadı ve bir daha açılmamak üzere kapılarını kapattı. 20 yıl süren mücadele boyunca hayvan esaretinin sonlandırılmasını talep eden Finlandiyalılar şimdi tesisteki yunusların koruma altına alınması için uğraşıyor.

1985 yılında açılan Tampere - Särkänniemi yunus parkının işletmecisi Sofia Vikman, son yıllarda ziyaretçi sayısının düştüğünü, tesisin bu nedenle kar etmediğini, hayvanların esaret altında tutulmasına tepki gösteren insanların sayısında artış olduğunu ve bu konuda toplumsal duyarlılığın her geçen gün arttığını belirtti. Vikman, “Şimdi en önemli önceliğimiz, tesisimizdeki dört afalina türü yunusun yaşamlarını güvence altına almak ve 2016 yılının bahar ayında hayvanları başka yunus parklarına veya deniz alanlarına transferini sağlamak” dedi.

Ülkedeki hayvan hakları aktivistleri ise, kapatılan tesisteki hayvanların başka bir yunus parkı yerine, güvenli deniz alanlarına transfer edilmesi için çabalıyor. Seçeneklerden biri, Cetaceansound ve Dolphin Project’in İtalya’da inşa ettiği Blue Dolphin Freedom Center.

Mücadele geçmişi ve yunusların kökeni

Finlandiya 2010 yılında yapılan bir konferans sırasında Yunus ve Balina Hakları Beyannamesi’ni kabul eden ülkeler arasında yer almış, bu hayvanların esaret altında tutulamayacağını, köleleştirilemeyeceğini ve doğal yaşam alanlarından koparılamayacağını ifade eden maddeyi benimsediğini açıklamıştı.

Avrupa Birliği ülkelerinde yunus parklarının kapatılması için 2013 ve 2014 yıllarında Brüksel’de düzenlenen iki protesto da, Finlandiya Çevre Bakanı Ville Niinistö’yü harekete geçirmeye yetmişti. Niiniströ, 2014’te yunusların esaret altında tutulmasının doğru olmadığını açıklayarak Tampere’nin kapatılması gerektiğini belirtmişti.

Tesiste bulunan dört yunustan ikisi (Veera ve Delfi), 1984’te Florida kıyılarından yakalanarak esaret altına alınmıştı. Aynı gün aynı bölgeden yakalanan diğer üç yunus ise (Niki, Joona ve Happy) tesise getirildikten bir süre sonra hayatını kaybetmişti.

Kaynaklar: Uutiset Tampere dolphinarium to close - Dolphin Project Blog Another One Bites the Dust: Finnish Dolphinarium Closes 

Çeviri ve derleme: Yunuslara Özgürlük Platformu

Fotoğraf: Australia for Dolphins (AFD)

For the captive dolphin died in Kemer Moonlight Dolphinarium...

We were sadly informed that, once again, a captive dolphin in Moonlight Dolphinarium died in Kemer, a district of Antalya! This is not the first death: In February 2010, four captive dolphins died sequentially in Sealanya Dolphin Park in Alanya, another district of Antalya.

Taking Kemer Gözcü Newspaper's article dated August 13, 2013 which briefly mentioned the dead dolphin, we are now repeating our official appeal we had made on May 2013: We demand proper health examination by specialist marine mammal vets and protection for the rest of the three captive dolphins under severe risk of health in Moonlight Dolphinarium. We also demand the activities of the facility to be terminated, not only due to their serious neglect of the animals in their care that causes them suffering and damage, but also in terms of jeopardising public health out of possible infectious diseases or zoonoses.

Raise your voice to have the other three dolphins checked by specialist marine mammal vets and have them under protection in a special, isolated seapen. Your letters will hopefully put pressure on governmental bodies to have the facility shut down or end its dolphin shows forever! Send your legal information demand letter below with date, name-surname and id number. Keep following www.yunuslaraozgurluk.com, facebook.com/yunuslaraozgurluk and twitter.com/ozguryunuslar for further boycotts!

* * *

Addressees:

bilgiedinme@basbakanlik.gov.tr, eroglu@ormansu.gov.tr, bakanyrd@ormansu.gov.tr,dkmp@ormansu.gov.tr, basin@ormansu.gov.tr, ouzun@ormansu.gov.tr,bid@ormansu.gov.tr, antalya@ormansu.gov.tr, snakbas@ormansu.gov.tr,acagatay@ormansu.gov.tr, ntas@ormansu.gov.tr, ozcanyaman@ormansu.gov.tr,gseyhan@ormansu.gov.tr, fsahin@ormansu.gov.tr, gthb@tarim.gov.tr,tarimbasin@tarim.gov.tr, tarimbilgi@tarim.gov.tr, bsgmihbar@tarim.gov.tr,alo174@tarim.gov.tr, antalya@antalya-tarim.gov.tr, durali.kocak@tarim.gov.tr,irfan.erol@tarim.gov.tr, ankara@ormansu.gov.tr, bimer@basbakanlik.gov.tr,turgay.turkyilmaz@tarim.gov.tr, kas@kas.gov.tr, antalya@icisleri.gov.tr,antalyavalisi@antalya.gov.tr, 07yaziisleri@icisleri.gov.tr, info@kas.bel.tr,yaziisleri@kas.bel.tr, baskan@kas.bel.tr, kemer@icisleri.gov.tr, info@antalya-kemer.bel.tr,antalya.kemer@tarimnet.gov.tr, kas@antalya-tarim.gov.tr, antalya@ormansu.gov.tr

Letter:

Date: ....../....../2013

Subject: Demand for the dead dolphin's necropsy report to be shared, other three dolphins to have health check due to risk of illness and death, and the facility to end its dolphin shows/therapy sessions

I learned from Kemer Gözcü Newspaper's article (13 August 2013) that a captive bottlenose dolphin died in Kemer Moonlight Dolphinarium. It was said in the news that the dolphin died during Ramadan Bairam (http://yasadikca.com/yunus-gosteri-merkezi-acildi-17952).

This is not the first of dolphin deaths. In 2010, four dolphins sequentially died in Sealanya Dolphinarium in Antalya. Recent death is the second known sad and risky incident because the other three dolphins left in Moonlight Dolphinarium might have the risk of contagious disease from the dead dolphin. Furthermore, the swim-with-dolphins sessions (under the name of dolphin assisted therapy) is proved to be liable to zoonoses which threatens public health severely.

At the moment, the dolphins transported from Kaş Dolphin Park to Kemer on April 24, 2013 are still sharing the same water with the other two dolphins of Moonlight Dolphinarium. The identity of the dead dolphins is unknown as of yet.

On May 10, 2013, Freedom for Dolphins Platform (Yunuslara Özgürlük Platformu) started a public campaign to officially demand health check by specialist marine mammal vets and protection for the two sick dolphins transported from Kaş to Kemer. 

However, the Platform and those who participated the campaign received an official report dated June 14, 2013, from the provincial directorate of Food, Agriculture and Livestock Ministry In the report, which was obviously prepared by non-specialist vets, said that the dolphins were quite healthy and the pond water was appropriately clean. Yet the photos included in the report clearly indicated that the dolphins mentioned in the report were not the two sick dolphins transported from Kaş to Kemer, but were the ones that had already been living in captivity in Moonlight Dolphinarium. It was then understood that the aforementioned sick dolphins were not put under health check. The so-called health check is obviously done to mislead the public.

In this context, it is suspected that the dead dolphin might be the one of the two dolphins transported from Kaş and the other three dolphins in Kemer might be under severe risk of contagious illness and death.

In addition to the relevant legal justifications below and due to contagious diseases, zoonoses and the rish of accident/death, I demand;

1. A proper health check by specialist marine mammals vets for the other three captive dolphin left in Kemer Moonlight Dolphinarium,

2. The other three dolphins to be protected in an isolated seapen by specialist vets and in the meantime to be kept away from performing shows and so-called DAT sessions,

3. The necropsy report to be shared with specialist marine mammal vets and academics from relevant departments, and the illness to be confirmed by marine vets,

4. Kemer Moonlight Dolphinarium's dolphin shows, swim-with programs and DAT sessions to be terminated and the facility to be penalized accordinly due to public health risks and the neglect of animal care issues for the dolphins protected by national laws and international agreements: http://www.tourexpi.com/tr-tr/news.html~nid=78761).

5.  In coordination with the Ministry of Food, Agriculture and Livestock and the Ministry of Forestry and Water Affairs, a special, isolated seapen to be arranged for marine mammal protection area and the other three dolphins to be seized by law in accordance with the 5199 Animal Protection Law's article 24: "Persons who act in breach of the provisions of this Law relating to animal welfare and who in this manner seriously neglect the animals in their care or cause them pain, suffering or damage will be banned from keeping animals by the supervisory authorities and the animals will be seized. The said animals will be given to new owners or taken into care.

According to this article, I demand official answers and documents in response to my legal application via e-mail during the legal period.

Regards,

Name-Surname:

Turkish ID No (if relevant):

City/Country:

Photo & Translation by Freedom for Dolphins Platform

Former dolphin trainer Melisa Sevim tells about dolphinaria: I can't bare to earn my living from such a job

We met Melisa Sevim, an ex-dolphin trainer, by the video she prepared about dolphin parks called “The Other Side of the Medal; Marine Parks”. She told us her new objectives about marine mammals while she assessed her previous job and answered our Freedom for Dolphins Platform's questions sincerely.

Hi Melisa, could you tell us about yourself?

Hi, I’m a senior student in the Fisheries Engineering Faculty. I was a dolphin trainer; this is also called a dolphin handler.

What is dolphin training? How is the process?

Mostly, dolphin trainers enter into a dolphin’s life as early as the first time it is captured: they support and help the capture of the dolphins. The captured dolphins are then transported to dolphinariums first where they become accustomed to eating dead fish in the first place, and later to communicating with people. The trainers start taking care of all needs of the dolphins and train them for the shows. The largest number of people working in this sector are from Mexico, followed by Russia, Ukraine and Spain.

Is there a school or a special course to be a dolphin trainer?

There is a two-year program in California called Moorpark College's Exotic Animal Training and Management (EATM) but this does not give the exact definition of dolphin training. There is ABC Animal Training in Mexico. They offer one-week or sometimes one-month courses. But this job is usually learnt by experience rather than school, and references are more important than a diploma.

Why did you choose this job? What kind of an experience was it for you?

I’ve always dreamed of working with marine mammals ever since I was a child. Even when there was no profession as such, I dreamt of it. While I was working as a dolphin trainer, I never took it as a regular job between the work hours. I was spending my time watching the dolphins from early hours of morning until evening too see if they were OK. However, after a while I saw things that I could not stand anymore and decided to take care of marine mammals in a different way.

What was the actual reason for you to quit?

I saw the death of several dolphins and started to feel hopeless about it. I couldn’t bare the fact that I wasn’t able to save them! This made me consider other options to do more. Then I decided to struggle to protect them. 

It seems that what you’ve been through caused you to change your direction completely. What are you doing now?

Now I’m working with Underwater Research Society - Marine Mammals Research Group (SAD - DEMAG) as a volunteer. We have issued the “Dolphins, captives of the pools” report recently.

If we get back to training, how long does it take to make a dolphin get used to eating dead fish, being trained and making shows?

I haven’t trained a newly captured dolphin but in this sector it’s common to see a dolphin getting used to eating dead fish and being trained in almost two months. A simple show requires a 6–month long preparation. These periods also depend on the trainers: if they are not experienced enough, it may take longer. However, the dolphins’ adaptation period is much longer for the ones coming from Japan-Taiji because of the physical and mental trauma they had been through.

DOLPHINS UNDER PHYSICAL VIOLENCE

If the dolphins reject training, are they given less food or are they treated harshly? How is the actual process?  

This completely depends on the trainer. When I was a trainer, there was this dolphin I fell in love and had a strong connection with. It was 17 years old, like it was a bit older compared to other dolphins. It would get bored very easily in the training pool and would swim away to the other side of the pool. It didn’t care about the food or the instructions. There was an experienced trainer who got well with it but they were in different pools. This dolphin was obedient to me thanks to the connection I made with it, my compassion and patience. This was my style but I also witnessed a trainer committing violence on a dolphin. Clearly, there are two types of trainers. There are many who do this job merely for money and those are the ones who torture animals, especially the Russian trainers are the cruellest.

What do you mean by “committing violence”?

He was beating the dolphin! This is common: they beat, they kick, and some trainers don’t even give food. Bad trainers do that. The good ones, on the other hand, choose to start from the beginning, trying to cheer up the dolphins with little games during the training sessions. As you can guess, dolphins are getting bored with these trainings.

So can we say violence is also a part of dolphin captivity?

Absolutely! Unfortunately when the dolphins are trained by trainers who do not likes this job and would do it only for money, they are more likely to get exposed to violence and beating.

Are dolphins left hungry?

This also depends on the trainer. A good trainer gives the treat to the dolphin in order not to leave it hungry by making it perform some basic stuff even if the dolphin doesn’t do what it is told to do.

What do you think about “dolphin assisted therapies” (DAT)? Have you ever been to one of them?

Yes, I worked in a therapy pool. I saw a handful of children and families who would not improve and leave after 2 or 3 sessions but also met a few who got positive results. I don’t know what the actual scientific explanation is but the healing and neutralizing effects of the water are usually mentioned. That would be the explanation.

THERE ARE “ANTI-CHILD” AND AGRESSIVE DOLPHINS THAT HURT EACH OTHER OUT OF RAGE

 How is the life of a captive dolphin?

They struggle immensely to live with different species in the same environment. Especially male dolphins in mating season get very nervous as they are not in same pools with female dolphins. They are kept in a very small space and their sonar system is utterly collapsed in a confined pool. Captivity is a state in which the dolphins become dependent on human and literally get spoiled. Despite everything, sometimes they try to have fun and get rid of the boredom by playing with their toys. They may also have very harsh fights with each other: I know a dolphin smashing another’s fin. These are the realities people do not even know. A captive dolphin’s life does not wholly consist of what people see in shows.

I WAS ALMOST KILLED!

We know of captive dolphins and whales that harmed their trainers out of aggression. Have you ever experienced such a thing?

Yes; I was almost killed once. I was working with a dolphin who really hated children. I was together with four children in that pool. Suddenly, the dolphin got annoyed with the children and jumped over me so violently from the other side of the pool that it almost fell on me, an animal of 200-250 kg! Luckily it fell near me. I remember distracting the attention of the children by not getting them panicked and taking them away. That dolphin did this when it was not included in a swimming program or given any instructions. This is one of the dangers that should not be underestimated. I suggest the enthusiasts to make a little research on the internet and watch the videos they find. These reactions may be due to many things including captivity, being left hungry, getting angry, etc… You wouldn’t really like to make a dolphin angry! 

What do they do when they get angry?

My first swimming experience with dolphins was with very unhappy and angry dolphins. They hated what they were doing so much! After I swam with them, the trainer gave them their treat and the session was over. As I didn’t know the session was over, I tried to go on swimming with them and dived together with one of them. All of a sudden, he shook me off his back and pushed me away. We can say that he beat me in his own way. I mean he said “I did what I had to do, why are you still chasing me?”  

THEIR FINS BEND BECAUSE OF CARRYING HUMANS

So, what are the dangers of swimming with dolphins for the dolphins?

First of all, the biggest mistake is holding their dorsal fin and swimming like this. The fin on their back is made of cartilage, not made of bone as the pectoral fins. The dolphin that didn’t want to swim with me in 2005 is now in İstanbul and his dorsal fin is bent.

Female dolphins in dolphinariums are mostly known to give stillbirth babies. What is the reason for this?

Because the animals continue to make their shows even when they are pregnant! There is a performance bit called “beaching”. The dolphins stand on the platform near the pool, putting their caudal fin in vertical position. This directly causes the fetus die. Female dolphins swim all the time while they give birth in their natural environment. But under captivity, the pools are too small to do this. It is also possible for the baby dolphin to suffocate, if the mother cannot get the required vaginal opening. And also not having a veterinarian in many of the parks causes this too. This is because the specialist veterinarians come from abroad and the parks do not prefer to do this as it would cost them a lot.

We think we can have an empathy with dolphins but what about the people who come for swimming sessions? Do they realize the effects of the captivity on dolphins?

No, not during the shows... They usually come and leave very happily.

You remind us the creator of The Cove, Ric O’Barry, in terms of your decision to quit dolphin training and becoming a libertarian/activist. Your stories are quite similar. What do you think about Ric O’Barry?

I really appreciate him. I contacted him to ask if I could use the images on The Cove in order to raise public awareness in my country. He instantly replied me and gave me the permission for the photos. When I finished the video, I sent him and he quite liked it.

THERE ARE TRAINERS WHO “DON’T EVEN CARE”

In the last few years, all the hidden secrets of this sector have been revealed. How did this affect the trainers? Is everybody so reactive like you or are there reckless people?

There are trainers who want to quit but can’t because of financial issues. I’m sure they are going to quit in a few years. Unfortunately, some of them think differently; they say “I have a good job where I work with animals. People get my cool photos and I charm girls/boys this way. I really don’t care about the rest!”

What are your plans for the rest of your life?

First of all, I don’t want to be a part of any commercial activity involving these animals. I mean I don’t want to earn money on them. Instead, I want to participate in voluntary activities. So I will change the direction of my career and have a different profession. But I will go on to take part in different projects voluntarily for all the marine mammals.

Do you have a message for the ones who dream of “being together” with dolphins and becoming a dolphin trainer?

I suggest them to work for rehabilitation centres to heal them and make them free instead of training them and making them captives.

Melisa, do you think the dolphins are “smiling”?

I believe I made this issue very clear in the video I prepared. Everyone thinks that they indeed smile but you can see the same expression when they are dead as well…

What would you like to say as the last words of our interview?

This sector owes its existence to people showing interest in dolphin shows. When people quit going to dolphinariums, these centres will not keep on earning money and they will shut down inevitably. But first of all, being aware of the situation and raising awareness among others is necessary. People should stop going to dolphinariums and inform others around them.

Thanks for this nice conversation Melisa...

The same here. I’m glad to have met you!

Photos: Melisa Sevim

Translation: Ayşegül Seç

Click here to watch "Other Side of the Marine Parks" video.

Georgia Akvaryumu'ndaki Yavru Beyaz Balinanın Ölümünde Sır Perdesi Yok

5 Haziran 2015'te Maris ve Beethoven’nın yavrusu olan beyaz balina (beluga) Georgia Akvaryumu’nda son nefesini verdi. Balina henüz 26 günlüktü ve son üç yıl içersinde aynı ailenin bu akvaryumda ölen ikinci yavrusuydu. İlk yavru, kızkardeşi doğduktan sonra bir haftadan kısa bir sürede ölmüştü.

Georgia Akvaryumu’ndaki baş veteriner ve ilgili personel balinanın ölümü karşısında, ilk vaka olmamasına rağmen şaşırmış görünüyorlardı. Akvaryum yetkililerine göre balina yeterli beslenmiyordu ve beklendiği gibi kilo almıyordu. Giderek uyuşuklaştı ve kalbi durdu. Akvaryum, Atlanta Journal Constitution (*) gazetesine balinanın ölümünü “gizemini koruyor” şeklinde aktardı.

Fakat bu ölüm kesinlikle gizemli değildi. Bu olay, çok iyi bilinen sağlık sorunu “Gelişim Bozukluğu”nun (FTTS) (**) klasik bir örneği daha. İnsanlar gibi diğer hayvanlarda da görülen Gelişim Bozukluğu (yavru köpek ve yavru kedilerde "büyüme bozukluğu" olarak bilinir) fiziksel ve zihinsel gelişimini normal bir şekilde tamamlayamamaları durumudur. 

Bu bozukluk pek çok hastalıkla bağlantılı olsa da, çocuk istismarı veya ihmali gibi çevresel koşullarla da alakalıdır ve yetimhanelerde de oldukça sık görülür. Bunların yanısıra yapay şartlar altında yaşayan şempanze ve fil gibi kompleks yapılı memelilerde de hastalığa rastlanmaktadır. İlgili personelin, beyaz balinaların neden akvaryumlarda ve deniz/yunus parklarında verimli bir şekilde üremedikleri sorusunu cevaplamak için Merck Tıp Elkitap’ına bakmaları yeterli olacaktır.

Peki, esaret altındaki bunca memeli neden FTTS’ye yeniliyor?

Bu doğum ilk başta iki tutsak beyaz balinanın ilk başarılı üremesi olarak kabul edildi. Akvaryumlar lehine umut verdi çünkü artık azalan tutsak nüfuslarına bir çözüm bulmuş olacaklardı. Fakat yaşanan olaylar açık bir şekilde neden bu üretme girişimlerinin başarız olduğunu ve beyaz balinaların yapay parklarda asla düzgün yetişemeyeceğini gösterdi.

Beyaz balinalar oldukça akıllı, vücut ağırlıklarının normaline göre 2,5 kat daha büyük bir beyne sahip olan, sosyal anlamda oldukça karmaşık memelilerdir. Diğer akıllı memeliler gibi, onlar da uzun sürede toplumdaki ebeveynlik, kardeşlik, arkadaşlık ve üyelik rollerini üstlenmeyi öğrenirler. Açık okyanusta birkaç bağımsız bireyden yüzlerce üyeye dönüşebilen değişken gruplarla yaşamaya alışkınlardır.

Dişi beyaz balinalar doğal yaşam ortamlarında ne zaman ve kiminle eşleşeceklerini seçerler. Yavruları, 4-5 yıl veya daha fazla süre boyunca annelerinden ayrılmaz. Bu süre boyunca dişi yavrular, annelerinden ve diğer tecrübeli dişilerden nasıl anne olunacağını ve nasıl çocuk yetiştirileceğini öğrenir. Balina doğum yaptığında, genişlemiş ailenin diğer dişi üyeleri koruyucu ve şefkatli bir yetiştirme ortamı oluşturmaya yardımcı olur.

Bu, beyaz balina kültürüdür. Bunlar beyaz balinaların yüz milyonlarca yıldır kendilerini adapte ettikleri, gelişebilmek için ihtiyaç duydukları koşullardır.

Şimdi bir de Georgia Akvaryumu’ndaki duruma bakın. New York Akvaryumu’nda ailelerinden çalınmış diğer beyaz balinalarla birlikte barındırılmış 20 yaşındaki anne Maris... Annesi Natasha, Maris daha dört yaşındayken ailesinden koparılmış.

Bu nedenle Maris hiçbir zaman kendisine çocuk yetiştirme hakkındaki önemli kültürel bilgileri aktaracak bir anneye sahip olmamış. Maris, daha yeni yeni çocukluktan çıkarken, beş kez farklı tesislere transfer edilen bir balina.

Georgia Akvaryumu’nda ona seçim hakkı bile tanınmadı: Kendisinin seçtiği değil, personel tarafından belirlenmiş bir erkek balina olan Beethoven ile çiftleşmeye zorlandı (Beethoven şu an Chicago’daki Sheldd Akvaryumu’nda "damızlık" olarak kullanılıyor).

Maris'in özerklik ve devamlılık arz eden, doğal bir sosyal ve fiziksel çevrede gelişme şansı yoktu. O ve iki yavrusu tamamıyla yapay bir dünyaya doğmuştu, alışkın olmadıkları bir dünyaya...

Bunu görmek için tek yapmanız gereken, dalış kıyafetleri giyen insanlarla etrafı sarılmış yavru beyaz balinanın fotoğraflarına bakmak. Georgia Akvaryumu bu görüntüyü “bakıcılarının kollarında” olarak betimliyor. Buradaki niyet belki iyi olsa da, insanların varlığı yavru balinaların adapte olabildiği bir ortam sağlamıyor.

Anne ya da yavru balinaların, insanların bu tecavüzünü, akvaryumun iddia ettiği gibi "sıcak ve rahatlatıcı” görüp görmediği oldukça şüpheli.

Tutsak beyaz balinalar konusundaki sağlık araştırmaları da, balinaların evrim geçiremediği bir ortamda büyümesinin veya yaşamasının olduğu tezini destekliyor. Bu hayvanların esaret altındayken yaşam süreleri daha kısa ve ölüm oranları daha yüksek. Genellikle stres ile bağlantılı hastalıklar ve bu hastalıkların bağışıklık sistemlerini bozması nedeniyle ölüyorlar. Gelişmeyi başaramıyorlar.

Yani, bu iki yavru balinanın ölümü karşısında afalladıklarını iddia eden Georgia Akvaryumu’ndaki veteriner ve personeller, deniz memelileri hakkında temel bilgiler içeren herhangi bir kitaba bakarak, neden beyaz balinaların asla tematik parklarda yaşayamayacağını anlayabilirler. 

*Atlanta Journal Constitution: Atlanta’nın en büyük gazetesi

*FTTS: Failure To Thrive Syndrome (gelişim bozukluğu sendromu) 

Kaynak: The Dodo - Infant Beluga Death at Georgia Aquarium is No Mystery 

Yazı: Dr. Lori Marino, 8 Haziran 2015 

(Lori Marino, ABD Emory Üniversitesi Nörobilim ve Davranışsal Biyoloji Programı Öğretim Üyesi & Nonhuman Rights Project Bilim Direktörü)

Çeviri: Elif Karadeniz

Yunuslara Özgürlük Platformu 

Groupon Turkey stopped promoting dolphin parks!

At last...

This blog is written by Öykü Yağcı of the Freedom for Dolphins Platform. She and her team have been working tirelessly to halt captivity within Turkey through a variety of campaigns. The following is some good news from just one of those campaigns.

Source: Dolphin Project blog

26.08.2014

While Turkish animal rights activists are anxiously waiting for the government to bring a ban on the opening of new dolphinariums and, at the same time, fighting for all to shut down legally, they celebrated a recent good news from Groupon, which had been promoting dolphin parks in Turkey since 2011.

The Groupon Turkey team published a letter on their social media feeds on June 26, 2014, apologizing from activists and announcing that they will not be doing business with dolphin parks and stop supporting animal captivity in dolphinariums from now on! Here is the company's full statement:

It is utterly unacceptable to keep dolphins in captivity and force them physically to do tricks against their will and nature. These animals are so smart and have a great sense of self and freedom. We are so sorry and regretful that we had promoted captivity for a long a time and associated ourselves with this captivity industry. We would like everyone to know this will not happen again and apologize from all animal lovers who reacted to our previous promotions."

Freedom for Dolphins Platform (Yunuslara Özgürlük Platformu) had called for a country-wide boycott of Groupon Turkey, since the day the company first offered dolphinarium coupons in 2011, and had been heightening their protests over Twitter and Facebook from time to time with thousands of people participating in the mass boycott. One of the members of the Platform also started a Change.org petition campaign against the company in 2013 demanding urgent cancellation of such pro-captivity deals. After three years, WWF Turkey also decided to join the process a week ago with a seperate campaign but with the same message and approach. Recent protests organized in June this year in Bodrum by Freedom for Dolphins Platform and and in Antalya by Antalya Bar Association Animal Rights Council against the present dolphinariums also emphasized an end to this million dollar captivity industry both locally and internationally.

With the support of thousands of people, Freedom for Dolphins Platform previously succeeded in convincing many huge Turkish companies (Digiturk, Denizbank, Birliktealalim.com, Kamil Koç, Opet, Boyner, Hürriyet Çocuk Kulübü, etc.) to stop making business with dolphin parks since 2010.

For more info visit Freedom for Dolphins Platform on Facebook.

---------------------------------------------------

Unfortunately, Groupon in the United States continues to offer deals with captivity facilities, including SeaWorld. Please sign this petition to voice your concern.

Groupon yunus gösteri merkezlerinden desteğini çekti!

English version here. - 26.08.2014

TBMM gündeminde yunus parklarının kapatılması gündemdeyken beklenen haber geldi. 1 Nisan 2011 tarihinden bu yana Yunuslara Özgürlük Platformu’nun öncülüğünde onbinlerce kişinin sosyal medyada boykot ettiği Groupon fırsat sitesinin yunus parkı indirim kampanyaları, 26 Haziran 2014 itibarıyla sonlandırıldı. Groupon Türkiye, Facebook sayfalarında bugüne kadar tepkisini gösteren tüm hayvan korumacılardan özür diledi ve bir daha yunus parklarına fırsat satmayacaklarını açıkladı.

Üç yıldır yunus parklarına indirim kampanyaları düzenleyerek onbinlerce duyarlı vatandaşın tepkisini çeken Groupon, TBMM’de yunus parklarının kapatılmasının gündeme geldiği bir dönemde, yunus parklarına verdiği desteği geri çektiğini Groupon Türkiye sayfalarında duyurdu. Yunuslara Özgürlük Platformu başta olmak üzere doğaya saygılıbireylerin harekete geçmesi sayesinde yunus parklarına yönelik bilet satışıve parklarınreklamıbundan böyle Groupon sayfalarında yer almayacak.

Mücadele sürecinde Yunuslara Özgürlük Platformu “Yunus Parkları Kapatılsın” Facebook sayfalarında 2011’de ilk çağrılarınıyapmış, Change.org sitesinde “Groupon Sehirfirsati, yunus gösterisi kampanyasını geri çeksin ve bir daha böyle ‘fırsatlar’ satmayacağını beyan etsin!” başlıklı bir imza kampanyası başlatmıştı. 3 yıl boyunca çağrıyı dönem dönem Twitter’da binlerce kişinin katılımıyla kitlesel boykotlara dönüştüren Platform, aynı zamanda Grupanya, Grupfoni ve Markapon sitelerine de çağrıda bulunmuştu. WWF Türkiye ise, üç yıl sonra bu çağrıya katılmış, ilk mektuplarını bir hafta önce Groupon’a göndermişti. Antalya Barosu Hayvan Hakları Kurulu’nun 21 Haziran’da Antalya’da yaptığı eylemde de, “yunus parkları kapatılsın” ve “yunuslara özgürlük” sloganları ses getirmişti.  

Groupon’un Facebook sayfalarında paylaştığı mektup ise şöyle:

“Gelişmiş benlik duygusuna sahip, özgürlüğüne düşkün, çok zeki ve güçlü nitelikler taşıyan yunusların esaret altında tutularak doğalarına aykırı fillerde bulunmaya zorlanması kabul edilebilir bir durum değildir. Bugüne kadar bu esarete ortak olduğumuz için duyduğumuz üzüntüyü ve aynı pişmanlığın bir daha yaşanmayacağını kamuoyunun bilgisine sunar, tepkisini gösteren tüm hayvanseverlerden özrümüzü kabul etmelerini dileriz.”

Bugüne kadar Yunuslara Özgürlük Platformu’nun başlattığı kampanyalar ve duyarlı vatandaşlardan gelen tepkiler sayesinde Digiturk, Denizbank, Birliktealalim.com, Kamil Koç, Opet, Boyner ve Hürriyet Çocuk Kulübü gibi pek çok şirket yunus parklarından desteklerini çekmiş, yazılı mesajla kamuoyuna bildirmişti.

www.yunuslaraozgurluk.com

Grupanya yunus gösterisi “fırsatını” geri çeksin, bir daha satmasın!

www.change.org/GrupanyaYunuslari

@Grupanya @Baris @intelcapital

"Yunusların yüzündeki gülümseme, doğanın en büyük aldatmacasıdır. Onların her zaman mutlu oldukları yanılsamasını yaratır." Flipper'ın eski eğitmeni Richard O'Barry, yaklaşık 30 yıllık özgürlük mücadelesi boyunca, kanlı yunus ticaretinin algılarımızla nasıl oynadığını böyle anlatıyor.

Biz yunusları "denizlerin özgür ruhları" olarak biliyoruz ama onları bize, "beton havuzların tutsak canlıları" olarak sunanlar var. Deniz hapishanelerini işleten iş adamlarıyla beraber onları ticari bir meta gibi sunan fırsat, indirim ve evlilik siteleri de var.

Şimdilik Grupanya bu sitelerden bir tanesi ama yarın öyle olmayabilir.

Hemen şimdi imzanı at, Grupanya’nın yunuslara cehennem olan parklar için fırsat satmasını durdur.

Sattığı her yunus parkı "fırsatı"nda tepki toplayan Grupanya'nın bu vahşete artık dur demesi ve bir daha asla yunus cehennemlerine destek vermemesi için Change.org’da bu kampanyayı başlattık. 

20 Mart 2013 tarihinde Digiturk, birliktealalim.com ile ortaklaşa yürüttüğü yunus parkı kampanyasını üyelerinden ve duyarlı vatandaşlardan gelen tepkiler sonucu kaldırdığını, gelecekte benzer "fırsatlara" ortak olmayacağını yazılı olarak bildirdi.

2012'nin Aralık ayında, büyük fırsat sitelerinden biri olan Groupon-Şehirfırsatı da, açtığımız imza kampanyası sonucunda yunus parkı fırsatını tamamen kaldırdı ve iki senedir yunus parkına verdiği desteği sonlandırdığını açıkladı. Aynı şekilde, Kamil Koç, Denizbank, Opet, Boyner ve Hürriyet Çocuk Kulübü de gelen büyük tepkiler sonucunda grup indirimlerini geri çektiklerini açıklamışlardı. 

Şimdi, Grupanya'yı da sorumlu bir firma olmaya davet ederek bunu hep birlikte, bir kez daha yeniden başarabiliriz! 

Yunuslar, ucuz bir akşam yemeği, beş yıldızlı lüks bir otel veya indirime giren bir ayakkabıyla aynı kategoride yer almaması gereken akıllı ve duyarlı canlılar! Ticari çıkarlar uğruna esaret altında tutulan yunuslar, ne hediye edilecek oyuncaklar, ne de ip takıp oynatacağımız kuklalar!

Sen de Grupanya'nın yunusların hapsedilmesine ve onlara işkence edilmesine neden olan bu sistemi sonlandırması için bir adım at. Şimdi bu kampanyaya bir imza atarsan, senin sayende Groupon-Şehirfırsatı gibi Grupanya da doğru yolu bulabilir.

Yunusların da diğer canlılar gibi özgür olduğu bir dünya dileğiyle,

Yunuslara Özgürlük Platformu

Gösteri merkezlerindeki tutsak yunus ve balinaların doğal olmayan "gıdaları"

Yunus parklarındaki tutsak yunus ve balinaların midelerinden, zorla alıştırıldıkları ölü balıklar dışında başka neler çıkıyor, biliyor musunuz?
Saat, gözlük, anahtar, emzik, cep telefonu gibi, ziyaretçiler veya eğitmenler tarafından havuza atılan/düşürülen bu objeler, hayvanların mide ve bağırsaklarında tahribat yaratarak uzun bir sürede, acı içinde ölümüne neden oluyor. Yabancı obje yutma, bu deniz hapishanelerindeki en yaygın sorunlardan biri. Öyle ki, yıllardır sayısız bilimsel makaleye ve habere konu olmuş durumda.
Türkiye'nin batısındaki bir parkta ise, gözlük yutan bir yunusun midesinde ciddi bir tahribat olduğuna dair tesis içindeki çalışanlardan bir ihbar aldık ve yetkililerden soruşturma talep ettik. Başvurularımıza hiçbir yanıt alamadığımız gibi, bahsi geçen yunusun sağlık durumunu da hiçbir şekilde öğrenemedik!
İşletmeciler, hayvanların ölümü pahasına bile olsa, bu tür vakaları gizlemeye, yerel yönetimler de çıkar ilişkileri üzerinden işbirliklerini sürdürmeye devam ediyorlar!
#YunusParklarıKapatılsın

Gülümseyen tehlike: Yunusla “tedavi”

Bilimsel dayanağı olmayan “yunusla terapi” kalıcı iyileşme sağlamadığı gibi büyük paralara maloluyor. Tabii bir de “gülümseyen” yunusların hayatına.

Yazı: Gökhan Tan, Habervesaire.com, 25 Nisan 2008 

Karizmatik bir hayvan yunus. Güçlü, dinamik ve “gülümseyen” yüzüyle içimizdeki iyiye hitap eden, sevimli bir memeli.

Türkiye’de, özellikle orta yaş civarındaki insanların hafızasındaki en belirgin yunus imgesi, TRT’nin ilk dizilerinden, kendi ismiyle anılan serinin yıldızı Flipper’dır. (Şişe burunlu yunus ya da afalina olarak anılan bu türün bilimsel ismi Tursiops truncatus.) Olağanüstü yeteneklere sahip Flipper, iyilerin dostu, kötülerin düşmanıdır! Milli park görevlisi Porter Ricks’e kuralları uygulamada yardım eder, oğulları Sandy ve Bud’e göz kulak olur, insanın yapamadığı pek çok şeyi olur kılar.

Gerçekte Flipper’lar birden fazladır. Beş dişi yunus, dönüşümlü olarak Flipper olmaktadır. Ama bu beş dişi de, Flipper’ın ünlü “kuyruk üstünde yürüyüş”ünü beceremediği için, sadece o sahnelerde altıncısı devreye girmektedir. Tüm yunusların dişi olmasının ise farklı sebebi vardır. Çünkü dişiler insana karşı, erkek yunuslar kadar saldırgan değildir. Ayrıca derilerinde, erkek bireylerde bulunan “çizik çarıklar” yoktur.

“Flipper” intihar etti

İşte dönüşümlü olarak Flipper olan altı yunusu eğiten (ve dizinin belki de gerçek kahramanı olan) Richard O’Barry, esaretin neden olduğu stres nedeniyle depresyona giren bir “Flipper”ın kollarında can verdiğini söylüyor. Bu, ölümden çok ihtihar. Çünkü doğal yaşantısının dışına taşınan yunuslar, avlanamadıkları, üreyemedikleri, yabandaki diğer yunuslarla sosyalleşemedikleri için, nefes almayı kesebiliyorlar. Hayatlarından vazgeçiyorlar. Çocukluğumuzun yunus imgesinin yaratıcısı O’Barry, işte bu nedenle olsa gerek, 1970’lerden beri, vahşi yunusların yakalanmasına ve gösteri ve terapi amacıyla havuzlarda kullanılmasına karşı mücadele veriyor.

Gelgelelim, her geçen gün daha çok sayıda “Flipper”, gösterilerde ve psikolojik sorunu bulunan çocuk ve yetişkinlerin “tedavisi”nde kullanılmak için Türkiye’ye getiriliyor. Herhangi bir denetime tabi olmayan havuzlarda, insanlarla yüzmeye zorlanıyor.

Türkiye’de sayısı 10’a varan işletme, gösteri ve terapi amacıyla yunus “çalıştırıyor”. Bu işletmeler yaz aylarında daha aktif olduğu için medyanın ilgisi de yaz yaklaşırken artıyor. Gösteriler ve “yunusla terapi”ler, televizyon ve gazetelere güzel bir malzeme yaratıyor olmalı ki, halkı bu aktiviteler özendiren haberler birbirini izliyor.

Havuza düşen son gazete Taraf

Bu konuda en son örnek, Taraf gazetesinde, 22 Nisan 2008’de Fikret Karagöz imzasıyla yayımlandı. Haber şöyle başlıyordu:

“Antalya Ruhbilim Okulu’nda çeşitli sorunlar yaşayan çocukların tedavisi için yunuslar kullanılıyor. “Yunus Terapi” yöntemi, Otizm ve Down Sendromu’ndan ender rastlanan Tay-Sachs hastalığı ve Crouzon Sendromu’na kadar birçok hastalığın da tedavisinde kullanılıyor. Avrupa’dan her yıl yüzlerce çocuk, Ruhbilim Okulu’na tedavi olmak için Antalya’ya geliyor.

“Altı yıldır hizmet veren Ruhbilim Okulu, bilimsel tedavinin yanı sıra, özellikle psikolojik sorunlar yaşayan çocukları iyileştirmek için ‘Yunus Tedavisi’ adlı tedavi yöntemi kullanılıyor. Özellikle Türkiye’de, çeşitli sorunlar yaşayan çocuklara yönelik ‘Yunuslu Tedavi’ yönteminin birçok çocukta başarılı olduğu ortaya çıktı.”

Ne hikmetse, bilimadamları ve araştırmacılar bu haberde yazılanlara katılmıyor.

“Kesinlikle yapılmaması gerekir”

Dünyanın yunus ve balina araştırmaları konusunda en aktif kurumu olan Whale and Dolphin Conservation Society (Balina ve Yunus Koruma Vakfı –WDCS ), Kasım 2007’de yayınladığı kapsamlı raporda, yunusla terapiyi “kesinlikle yapılmaması gereken bir etkinlik” diye niteliyor.

WDCS raporunda imzası olan bilimadamı ve araştırmacıların temel gerekçesi, yararlı gibi sunulan bu aktivitenin, tam tersine, hem insan hem de yunus için zararlı olabileceği. Çünkü bu etkinlikte “son derece kırılgan ve dışarıdan gelebilecek uyarılara karşı tepkisi önceden kestirilemeyen iki grup karşı karşıya getiriliyor”. Psikolojik ya da fiziksel rahatsızlığı olan çocuk ve yetişkinlerin, esaret ve insan müdahalesinden rahatsız yunuslarla bir araya gelmesi, her iki taraf için de risk oluşturuyor.

Yunusların kullanıldığı havuz terapileri ve eğlence aktivitilerinde birçok insan, birlikte yüzdüğü yunusun saldırısına uğradı. “Eğitimli” olmasına rağmen, vahşi karakterini asla tümüyle yitirmeyen yunuslar, insandan çok daha güçlü olduğu su ortamında kırıktan akciğer delinmesine kadar pek çok yaralanmaya neden oldu.

Sualtı Araştırmaları Derneği Deniz Memelileri Araştırma Grubu (SAD-DEMAG) sözcüsü, Biyolog Özgür Keşaplı Didrickson, yunus “çalıştıran” işletmeler üzerindeki denetim eksikliğinin, yaralanma olaylarının kamuoyuna yansımaması konusunda da etkili olduğunu düşünüyor: “Kaburgası kırılan bir müşteriyi duyabilecek miyiz? Hiçbir şeyin kaydı yok. Kaç kişi yaralandı, o işletme kaç yunus aldı ve ne kadarı öldü? Yunusların günde kaç saat çalıştırıldığı bile belli değil. Doğal ortamının dışında zaten gergin durumdaki yunuslar, yüzmek istemeyince saldırganlaşıyor.”

Didrickson, terapi ve gösteri havuzlarında yunusla yüzdürülen “müşterilerin” bu riskler konusunda bilgilendirilmediğini gözlemlemiş. Bu durumu, kâr etme amacının, insan ve yunus sağlığından daha çok önemsenmesine bağlıyor.

“Bilimsel dayanağı yok”

Yunusla terapi hizmeti sunan işletmeler, bu yöntemin bedensel ve psikolojik pek çok hastalığın tedavisinde kullanıldığını iddia ediyor. WDCS, bu konuda da insanların kandırıldığı görüşünde. Kurum, yapılan olağanüstü tanıtıma rağmen bu yöntemin hiçbir bilimsel dayanağının olmadığını belirtiyor.

ABD’deki Emory Üniversitesi’nden “davranış biyolojisi” konusunda uzman iki psikoloğun, Lori Marino ve Scott Lilienfeld’in 2007’de yayınladığı makale WDCS’nin endişesini doğruluyor:

“Hastalara bir çare gibi gösterilmesine rağmen yunusla terapi, psikolojik hastalıkların temel belirtilerine karşı ‘sıfır’ başarıya sahiptir.” İkili, yunusla terapinin başarısını ortaya koyan ampirik (deneyerek tecrübe edilen) hiçbir bilimsel veri olmadığının altını çiziyor.

Araştırmalara göre hastaların yunusla yüzmesinin, evde beslenebilen kedi köpek gibi hayvanlara yakın olmaktan bir farkı yok. Üstelik evcil hayvanlarla iletişim içinde olmak, hastalar için daha güvenli ve masrafsız.

“Sağlık Bakanlığı’nın da önlem alması lazım”

Ankara Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Efser Kerimoğlu, hayvan dostluğunun çocuk için önemli olduğunu ve dış dünyaya yönelik “uyaran” etkisi yaratabileceği için hayvanlarla iletişime geçmelerini önerdiklerini söylüyor. “Örneğin köpek sahibi bir çocuk özgüven kazanır. Ama bir tedavi yöntemi değildir; çocuğa olumlu duygular yaşattığı için önerilir.”

Efser Kerimoğlu, bir çocuğun havuz içinde yunusla oynamasının da bu çerçevede görülmesi gerektiğini, büyük bir katkı beklenmemesini belirtiyor. Kerimoğlu, yunusla terapinin Otizm gibi hastalıkların tedavisinde kullanıldığı iddiası için de, “Otizmi tedavi ediyorlarsa, tıp tarihinin en önemli başarılarından birine imza atılıyor demektir. Bu o kadar kolay olmamalı.”.

Biyolog Özgür Keşaplı Didrickson, bilimsel dayanağı bulunmayan bir yöntemin kesin çözüm gibi sunulmasını ise çaresiz insanların sömürülmesi olarak yorumluyor. Didrickson’a göre bu yanlış yönlendirme karşısında, Sağlık Bakanlığı’nın da devreye girip, hastaları korumak için önlem alması gerekiyor. Ona göre yunusla terapinin yaygınlaşmasının nedeni, hastalara çare olması değil, büyük kâr sağlayan bir sektör haline gelmesi.

WDCS raporunda bildirilen sayılara göre, yunusla terapi merkezleri bir hastadan haftada 3200 ile 4000 dolar kazanıyor.

“Yine bekleriz”

Taraf gazetesinin haberini yaptığı Antalya Ruhbilim Okulu’nda, hastaların yunusla yüzdürüldüğü bir “seans”ın bedeli 400 Avro. Okul, günde yarım saatlik yunusla yüzme “terapisi”nin de yer aldığı 10 günlük bir program için 3500 Avro talep ediyor.

Müşteri gibi aradığımız merkezde telefona çıkan yetkili, 10 günlük bir program sonrasında hastanın farkındalığının 10 misline kadar arttığını ve bu durumun bir yıl boyunca devam ettiğini söyledi. Bir yıl sonra tekrar gelinmesi durumunda hastada aynı ilerleme tekrar sağlanıyormuş.

Özgür Keşaplı Didrickson, konu özürlü çocuklar olunca akan suların durduğunu belirtiyor: “Ay çocuk yunus görsün, suya girsin, fena mı?” diye düşünenlerin, sadece ticari bir etkinliğe alet oldukları için değil, bu tür havuzlara giderek hem çocukların hem de yunusların hayatının tehlikeye atılmasına vesile oldukları için uyarılması gerektiğini söylüyor:

“Dışardan bakınca masum gözüküyor. Oysa tutsaklığın tescillenmesinden başka bir şey değil. Maskesinin düşmesi gerekiyor.”

İnsan, yunus karşısında ne kadar güvende?

Yunus, vahşi ve eğitimli olsa bile davranışları önceden kestirilemeyen bir memeli.

“İnsan dostu” bir hayvan olduğuna dair yaygın kanıya rağmen, esaret altında olmanın yüklediği stres, onu saldırgan davranışlara yöneltebiliyor. Büyük ve çok güçlü bir memeli olan yunusla aynı suda bulunmak, insan sağlığı ve güvenliği açısından risk oluşturuyor.

Gösteri ve terapi havuzlarında insanla birlikte yüzmeye zorlanan yunuslar, ısırarak, burun ya da kuyrukla vurarak yaralayabiliyor. Uzmanlar, yunusların daha büyük zararlar verebileceğinin altını çiziyor. Örneğin, tutsak yunuslar üzerine araştırma yapan Dr. Naomi Rose, 2003’te, kendisine aynı anda saldıran iki yunus tarafından havasız bırakıldı ve ölüm tehlikesi yaşadı.

Yunus, taşıdığı hastalığı insana da bulaştırabiliyor. Gösteri merkezlerindeki yunusların sağlık durumlarının sürekli kontrol edildiği var sayılsa da, bunun için yasal bir yaptırım olmaması ve pek çok merkezin, yunuslar konusunda uzman veteriner çalıştırmaması, hastalık bulaştırma olasılığın da düşük olmadığı gerçeğini yaratıyor.

Yaralanmalar

Gösteri ve terapi merkezleri gerçek bir denetime tabi olmadığı için, her yıl ne kadar insanın tatsız tecrübeler yaşadığı kesin olarak bilinmiyor. Bu konuda çalışan akademisyenlerin makalelerinde yer alan birkaç örnek şöyle:

2006 yılında Küba’daki bir yunus gösteri havuzundaki bir yunus, birlikte yüzdüğü kadının kaburgalarını kırdı ve akciğerinin delinmesine neden oldu. 2003’te bir Japon gazetesi, Taiji kentinde “yunuslarla yüzme etkinliği” sunan bir otelin havuzunda, yunusun darbesiyle kaburgaları ve sırt kemikleri kırılan bir kadını haber yaptı. 2000’de Bermuda’da bir deniz parkında 11 yaşındaki çocuk, oynadığı beyaz balina tarafından ısırıldı ve hastaneye kaldırıldı. Yine Bermuda’da da 1999 yılında en az iki insanın, esaret altındaki yunuslarla yüzerken saldırıya uğradığı ve acil servis müdahalesine ihtiyaç duyduğu bildirildi.

Esaret, yunusları nasıl etkiliyor?

İnsanları tedavi etme iddiasıyla yunusları havuzlara hapseden işletmelerin, onların iyiliğini çalışan müesseseler olmadığı bir gerçek. Her ne kadar yunuslara yakın olmak, onları izlemek insanları mutlu etse de yunuslar, neden oldukları bu “mutluluğun” faturasını çoğu zaman hayatlarıyla ödüyor.

Yunuslar, son derece acımasız yöntemlerle avlanıyor. Doğal ortamından ve çok güçlü sosyal bağlarının olduğu ailelerinden çalınan bu hayvanların çoğu av sırasında, travma geçirdiği için ölüyor. Beğenilmeyip geri bırakılanların da çoğu, şok yüzünden boğularak ya da ciğerlerine su dolması yüzünden ölüyor. Yakalanabilen yunusların iç organları, uzun süre su dışında kaldıkları ve ısındıkları için zarar görebiliyor. Yakalanma ve taşınma sürecinde yaşadıkları stres de onları ölüme götürebiliyor. Bir şekilde havuza ulaşmayı başaranların ise yüzde 53’ü, 90 gün içinde zatürree, ülser, bağırsak hastalıkları, klor zehirlenmesi gibi nedenlerle yaşayamıyor.

Esaret yunusu doğal yaşam tarzından koparıyor: Avlanamıyor, üreyemiyor, sosyalleşemiyor ve istediği zaman dinlenemiyor. Stres yüklü bu hayat, onun hayatını kısaltan en önemli etken.

Tutsak bir yunusun öğrenmek zorunda kaldığı ilk şey ölü balık yemek. Buna uzun süre direniyor, ilk ölü balıkları kusuyorlar. Hayatta kalabilmek için o ölü balıklara ve “çalıştırılma” biçimlerine uyum sağlamak zorunda kalıyorlar.

Yunus sese son derece duyarlı. Çevresine yüksek frekansta sesler yayarak (ekolokasyon) metrelerce uzaktaki cisimlerin büyüklüğünü, şeklini, hızını, yerini tespit edebiliyor. Havuzda bu özelliğini kullanamadığı gibi, su ve soğutma pompalarının sesini dinlemek durumunda bırakılıyor. Haraketli, hızlı ve uzun mesafe yüzmeyi seven yunusun, havuzda bu karakterini koruması da imkansız. Doğadaki zamanının beşte birden azını su yüzeyinde geçirmeye alışmışken, havuzun sığ suyuna mahkum oluyor. Güneş ışınları ve sıcaktan etkileniyor.

Yunusların yakalanma ve havuza taşınma sürecinde başlayan stresi, esaret altında daha da artıyor. Bu gerilim ve bozuk psikoloji insana olduğu kadar, birbirlerine ve hatta kendilerine de zarar vermelerine yol açabiliyor. Türkiye’deki gösteri ve terapi ve merkezlerinde de tanık olabileceğiniz, vücutlarında muhtelif çizik ve yara bulunan yunuslar, çoğu kez bu travma nedeniyle birbirlerine zarar veren hayvanlar.

Havuzları denetleyen bir mekanizma bulunmaması, yunusların yaşam kalitesini de doğrudan etkiliyor. Örneğin Antalya’daki DolphinLand gösteri merkezinin, şişe burunlu yunuslar ile bir beyaz balinayı, aynı ve oldukça dar bir havuzda yüzdürmesi, hayvanların birbiriyle etkileşimini ve çatışma olasılığını doğal sınırların çok üzerine çıkarıyor.

“Hem insanın, hem de yunusun sömürülmesi”

Yunusla terapi konusunda dünyanın öncü bilim adamlarından, New York Üniversitesi Öğretim Üyesi Betsy Smith’e göre “Yunusla yapılan terapi programlarının temelinde, hassas ve savunmasız insan ve yunusların sömürülmesi yatıyor”. Smith, bu türde terapileri “aldatıcı” görüyor. Çünkü “Yunuslar hakkında hiçbir şey bilmeyen kimi terapistler sertifika sahibi olabiliyor ve gerçekte yunus kullanmasını gerektirmeyen “tedavi” programları için inanılmaz paralar talep ediyor.”

Güney Ege'de görülen ilk mutur

Muğla'nın Bodrum ilçesinde ölü olarak 10 Ocak'ta karaya vuran muturun, Güney Ege'de ilk kez görüldüğü ortaya çıktı.

Türkiye'nin Karadeniz sularında yaşayan mutur, zaman zaman Marmara Denizi'nde de görülebiliyor. Mutur türü yunusların Ege Denizi'ndeki ilk canlı gözlem kaydı ise, daha önce İzmir yakınlarında alınmıştı.

İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Dr. Arda Tonay, yunustan alınan doku ve organ örneklerini inceledikten sonra, yunusun enfeksiyondan ölmüş olabileceğini belirtti.

Kayıtlara geçen mutur, aynı zamanda bir başka "ilk"i de ışık tuttu. Daha önce bilim insanları tarafından listelenen parazitlere ve taşıyıcı deniz memelerine dair araştırmaları yeniden değerlendiren setolojistler, nekropsi sırasında tespit edilen Pennella sp. parazitinin, ilk kez muturgillerden bir birey üzerinde tespit edildiğini vurguladı.  

Bu ilk kayıtla ilgili açıklamalar ve video için Hürriyet WebTV'yi, bilimsel çalışmalar sonucu yayınlanan makale için de BlackMeditJournal'ı inceleyebilirsiniz. 

Haksızlık ettiğimiz tüm canlılar için...

İnsanın insana, insanın diğer hayvanlara yaptığı zulmün örnekleriyle dolu çevremiz. Bu zulmün en iyi saklanmış hallerinden birisi de hiç kuşkusuz hayvanat bahçeleri. Zulmü savunabilenler, hayvanat bahçelerinin eğitici olduğunu, çocukların hayvanları tanımasını ve sevmesini sağladığını söylerler. Ama bu tamamıyla yanlıştır, çünkü bir yalandan, bir taklitten yola çıkar.

Hayvanat bahçesinde gördüğünüz bir aslan, özgür (yani gerçek) bir aslanın gölgesinden ibarettir yalnızca. Dolayısıyla size bir aslanla ilgili hiçbir şey öğretemez. Bununla da kalmayıp, karşınızda nefes alan, yaşayan, özgürlük duygusu olan o canlıyı bir malzeme, vitrine konup sergilenecek bir eğlence aracı, tek varlık nedeni bizi güldürmek olan bir varlık olarak görmemize neden olur.

Kafesler içinde gördüğümüz o canlı, kafamızdaki bu resmi daha da güçlendirir çünkü hayata küsmüştür, çünkü varlık sebebini kaybetmiştir, çünkü sıkılmaktadır. Ve üzgündür. Ve biz karşımızda bir aslan, bir kurt, bir fil var zannederiz.

İşte bu yüzden hayvanat bahçeleri eğitim değil, cehalettir. Bunu, özgür hayvanlarla yolu kesişmiş olan herkes bilir.

İşte aşağıdaki hikaye de bununla ilgili. Filleri yakından tanıyıp sevme şansını bulmuş birinin hikayesi.

Haksızlık ettiğimiz tüm canlılar için…

-Tuğçe Tuğran-

* * *

"Hayatını kökünden değiştiren şey nedir?" sorusuna cevap vermek çok zordur. Bildiğin tek şey, bir gün etrafına bakarsın ve her şey tamamen farklıdır. Marketteki kasiyer kızla olan ilişkin değişmiştir mesela veya en yakın arkadaşına bakışın; köpeğinle olan ilişkin farklıdır. Kalbin farklıdır artık. Aklın ve ruhun başkadır.

Benim için her şeyi değiştiren şey filler oldu.

Hayvanat bahçelerinden ve sirklerden kurtarılan fillerin barındığı bir yerde bir süre çalıştım. Orada, hayat boyu süren işkenceden sonra, tekrar fil olmayı öğrenmeye çabalıyorlardı. Sanıyorum ki ben değişmeye, mutluluğuma eşlik eden bir filin çığlıklarını duyduğum anda başladım…

Yükseklik korkum vardı ve işim gereği yüksek bir yere çıkmam gerekiyordu. Zorunda olmasam asla tırmanmayacağım bir yüksekliğe. Korkarak tırmandım, titreyerek ve ter içinde (Bu arada, terli ellerle çok değer verdiğimiz hayata tutunmak hiç de kolay olmuyor). İş arkadaşım bana aşağıdan destek olmaya çalışıyordu. Bu sırada fillerden biri çitin diğer tarafından bizi izliyordu.

İki elini yumruk yapıp yan yana getir, bir filin gözleri yine de daha büyük kalıyor. Bu kadar büyük gözlere bakmanın insanı zayıf hissettiren bir tarafı var. Hele ki o gözler senden daha yaşlı ve daha akıllı bir canlıya aitse. Sadece gözlerine bakarak, bir canlının ruhu hakkında çok şey söyleyebilirsin. Bunu aşık olan herkes bilir.

Bir fil başını eğip gözlerinin içine baktığında, ruhunun derinliklerini görür. Ruhunda, varlığından senin bile bihaber olduğun şeyleri keşfeder. Bunu bakışlarından anlarsın. Bu bakışlara karşılık verdiğinde, karşındaki ruhun derinliklerinde bulduğun tek şey bilgelik, sevgi ve şefkattir.

Bu kadar bilge ve bu kadar sevgi dolu bir yaratığın gerçek olduğuna bir türlü inanamazsın. Yanında durup varlığının derinliklerine bakan ve senin için şefkat duyan, yaşayan her insan için şefkat duyan bir canlı… Onlara hem tek tek, hem de tür olarak topluca yaptığımız zalimliklere rağmen hem de. İnsanların fillerden etkilendiğini uzun zamandır biliyordum. Ama bir tanesinin yanında durup gözlerinin içine bakmadan önce, bunun gerçek nedenini hiç anlamamışım.

İşte oradaydım, yüksek demir kapıya tırmanmaya çalışıyordum. İş arkadaşım "yapabilirsin" diyerek beni rahatlatmaya çalışıyordu. Sesim titreyerek cevap verdim: "Karşıdan bana bakan bir fil varken tırmanmak hiç kolay değil". O zaman yeniydim ve fillerin ne kadar anlayışlı varlıklar olduğunu henüz bilmiyordum. Bizi izleyen fil arkasını döndü. Ben işimi bitirip aşağı indim. Ayaklarım yere değdiği anda ciğerlerimde tuttuğum nefes boşalıverdi. Dizlerimin bağı çözüldü ve olduğum yere yığıldım. Tam o sırada çitin diğer tarafındaki fil yeniden bize doğru döndü, bana baktı ve o hepimizin bildiği meşhur çığlıklarından birini attı. İşte o zaman arkasını dönüp bana bakmayışının rastlantı olmadığını anladım.

O anı hayatım boyunca asla unutmayacağım. Biliyordu, her şeyin farkındaydı. Benimle beraber seviniyordu. Benim korkumu hissetmiş, bana ihtiyacım olan rahatlığı vermişti ve şimdi de mutluluğumu paylaşıyordu benimle.

İlk kez o an fillerin benim asla bilemeyeceğim ve anlayamayacağım şeylere kadir olduklarını fark ettim. Defalarca hayvanlar (insanlar dahil) hakkında bildiğim her şeyin korkunç, umutsuz bir şekilde yanlış olduğunu gösterdiler bana. Ve bunu gülümseyerek yaptılar her seferinde, "sizi saşkın insanlar!" dercesine.

Bir keresinde fillerden birini beslemek için gölün kenarına gitmiştim -filleri ilk kez birey olarak tanıdığım bu barınakta, hava güzel olduğunda yemeklerini fillere götürürdük. Günün ortasında yemek beklemek için kapalı alana geri dönmek zorunda kalmasınlar diye. Yemek yemeye bayılan fillerden birisi de o gün gölün kenarındaydı. Yemek saati günün en sevdiği anıydı ve zamanını diğer fillerden yemek çalmak için planlar yaparak geçirirdi. O gün, yemeğini yere bıraktım ve uzaktan onu izlemeye koyuldum. Yemeğe yaklaşırken birden durunca gözlerime inanamadım. Hortumunu ağzına götürdü- ki bu insanların tırnaklarını yemesine benzer bir davranıştır- ve sonra hortumuyla yemeğine ulaşmaya çalıştı. Aklıma ilk gelen hasta olabileceğiydi. Yemek yemediğine göre çok önemli bir derdi olmalıydı. Bu, bir çocuğun dondurmaya hayır demesine benziyordu. Kalbim korku dolu, ona doğru yürüdüm.

Yerde bir kaplumbağa vardı. Orada, çimenlerin üzerinde, 4230 kiloluk bir canlı ile yemeği arasında 2 kiloluk bir kaplumbağa duruyordu. Fil ona doğru bir adım atıyor, sonra geri çekiliyordu. Kaplumbağayı kazara ezeceğinden korkuyordu. Yemeğinin yerini değiştirdim, bana kendince teşekkür etti ve yemeğini sakince yedi.

Sık sık gösterdikleri bu şefkat beni derinden etkilerdi -yollarına çıkan yavru hindileri ürkütmemek için, onların yoldan çekilmelerini soğuktan titreyerek bekleyen iki filin görüntüsü aklımdan hiç çıkmıyor.

Bazen elektrikli çiti çalıştırırdım ve filleri kontrol etmeye gittiğimde onları hep çitin dış tarafında bulurdum. Uzağa gitmezler, sadece çiti geçip orada öylece dururlardı. Yüzlerinde hep o yaramaz çocuk ifadesi olurdu. Yaramazlık yaparken yakalanmış çocuklar gibi: suçlu olduklarını bilirler ama yeterince sevimli görünmeyi başarabilirlerse başlarının derde girmeyeceğinden emindirler. Bir sonraki sefer yine gidip baktığımızda bu kez çitin iç tarafında olurlardı. Gülümser, ama nasıl olup da çiti aşabildiklerini asla anlayamazdık. Barınakta çalışanlardan biri, fillerden birinin ağaçtan bir dal koparıp teli aşağı ittiğini, çiti geçtikten sonra da kullandığı dalı ağacın arkasına sakladığını görmüş.

Akıllı hayvanların hayvanat bahçelerindeki yaşam koşulları hakkındaki gerçekleri görmek oldukça kolaydır, özellikle de karada yaşayan en büyük memeliden bahsediyorsak. Hayvanat bahçeleri kısıtlı alanlara ve imkanlara sahiptir. Sağlıklı bir yaşam için fillerin ihtiyaç duyduğu geniş alanları asla sağlayamazlar.

Bir filin sağlıklı olması için, geniş alanlarda dolaşabilmesi, otlanabilmesi için çim, koparıp yiyebilmesi için ağaçlar gerekir. Bir filin mutlu olabilmesi içinse içinde yüzebileceği büyük su kütleleri, ve temizlenmek için de toprak gerekir. Bir hayvanat bahçesi hem bunları sağlayıp hem de sürekli ziyaretçi kabul edemez.

Bu kadar büyük alanda bir fil barındırıp hem de diğer hayvanlara yeterli alan sağlayamaz. Sağlıklı olmak için ihtiyaç duydukları şeyleri fillere veremez. Bu basit bir gerçek. Ama bunun hayvanları nasıl etkilediği konusu o kadar da basit değil.

Filler sürüler halinde yaşarlar. Doğada dişi filler tüm hayatlarını anneleri ve ailenin diğer dişi bireyleri ile geçirir. Bir filin tutsak yaşama uyum sağlayabilmesi için çok gençken -genelde 6 aylıkken- annelerinden koparılmaları gerekir (bir filin 60-70 yıl yaşabildiğini unutmayalım). İsteyerek yavrusundan vazgeçecek bir anne bulmaksa, tabii ki çok zordur.

Böylece yavru fil; annesinin, teyzesinin, kardeşlerinin, doğumundan beri tanıdığı tüm canlıların kurşunlanarak öldürüldüğüne tanık olur. Daha sonra, kendisini taşıyacak ulaşım aracı gelene kadar- ki bu 3 gün bile sürebilir- annesinin ölüsüne zincirli halde bekler.

Bu ulaşım aracı onu hayatı boyunca tutsak edecek hayvanat bahçesine veya sirke götürecektir.

Bütün bunlar bu kadar akıllı ve karmaşık bir canlıyı nasıl etkiliyordur acaba? Ruhunun yavaş yavaş, zaman içinde, ufak ufak kırılması nasıl bir şeydir?

Barınaktan tanıdığım bir filin, 10 yıl önce çekilmiş bir videosunu izledim geçenlerde. Barınağa getirildiği gün çekilmişti. Kamyondan indiği anı izlemek çok çarpıcıydı. Çok belirgin, somut farklar vardı: mesela ayakları. Tırnakları aşırı uzamış ve etine batmıştı. Yürürken acı çektiği belliydi. Filler doğada bir gün içinde kilometrelerce yol yürürler. Bu yüzden de tırnakları her zaman törpülenir ve ayakları sağlıklı kalır. Doğal olmayan bir zeminde -mesela betonda, tırnakları aşırı uzar ve şokun bir kısmını emen yumuşak bir zeminin yokluğunda, gün boyunca betonun üzerinde durmak eklem ağrılarına neden olur.

Ama benim tanıyıp sevdiğim fille, sirkten yeni kurtarılmış o fil arasında görmesi daha zor farklar da vardı... 

Başı daha aşağıda duruyordu örneğin. Gözleri bomboştu, sevgi yoktu, yaramazlık yoktu, merak yoktu gözlerinde. Teni daha renksiz, kulakları düşüktü. Hem benim tanıyıp sevdiğim fildi, hem de değildi.

Bunu görmek, o videoyu izlemek, kalbimi öylesine kırdı ki, bunu anlatmak için kelime bulamıyorum. Onu sevmeme sebep olan küçük şeyler yoktu o görüntüde… Onu her gördüğümde gülümsememe neden olan o parıltı, çitin kenarına gelip bana selam vermesi, arka ayaklarını kaşımamı istemesi… Filmdeki canlı küçücük beton bir yerde yaşamaktan yeni kurtulmuştu. Kendisindeki parıltıyı görememek değildi kalbimi kıran. Araçtan inmekte olan o yaratıkta böyle bir parıltı olabileceğini bile hayal edememekti.

Ekrandan ona dokunabilmek istedim; her şeyin iyi olacağını söylemek için. Sonunda eve gelmişti. İçinde yüzebileceği bir göl, dolaşabileceği 2000 hektar alan, arkadaş olabileceği başka fillerin olduğu bir yere gelmişti. Kendisini sevecek ve ona hak ettiği saygıyı gösterecek insanlar vardı burada. Bunları ona söyleyebilmek istedim.

Sağlıklı ve mutlu filleri görüp tanıdıktan sonra, bir daha asla bir hayvanat bahçesine gidip onları o demirler arkasında görmeyi aklıma bile getiremiyorum.

Ben bir hapishane görüyorum orada. Hiç işlemediği bir suç yüzünden-tam tersine, insanların ona karşı işlediği bir suç yüzünden- müebbet hapse mahkum olmuş bir canlı görüyorum.

Onlar daha iyisini hak ediyor, ne dersiniz?’

Çeviri: Tuğçe Tuğran

Kaynak: Yeşil Gazete - http://www.yesilgazete.org/blog/2013/08/14/fillerin-hikayesi/

Hapishanede değil, doğada: Boğaz'da yunus gözlemi

Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) bir süredir ara verdiği yunus gözlem turlarına yaklaşık iki senedir, özellikle yaz aylarında devam ediyor. Biz de Yunuslara Özgürlük Platformu olarak her yıl en azından bir kez katılmaya çalışıyor, geri kalan zamanlarda da vapur yolculuklarımızda denizden gözlerimizi ayırmayarak Boğaz'ın özgür yunuslarına rastlamayı umuyoruz. Çoğu zaman da denk geliyoruz!

Bu gözlem turlarının bizim için önemi büyük. Öncelikle İstanbul'un kimliği denizle bu kadar özdeş ve deniz yaşamı bu kadar hareketliyken, şehirde iki farklı yunus gösteri merkezi olmasını anlayamıyoruz! Bu nedenle bu tesislerin perde arkasında yunusların ve diğer deniz memelilerinin (mors, fok, beyaz balina, deniz aslanı gibi) çektiği işkenceleri bilmeyenlere anlatmak ve tüm canlıların doğal yaşam ortamlarında kalmaları gerektiğini göstermek için, bu turları hem belgelendirme, hem de bilgilendirme fırsatı olarak görüyoruz. Tıpkı Kaş'taki yunus parkına karşı başlattığımız mücadelenin bir parçası olarak, bu yaz Kaş ilköğretim okullarında yerel STK'larla ortaklaşa düzenlediğimiz bilgilendirme seminerleri ve yunus gözlem turları gibi... Böylece Kaş'taki öğrencilere bilet yerine dürbün verme ve "doğada zaman geçirerek doğa koruma" mantığını anlatma şansımız oldu.

Bir diğer önemsediğimiz şey de, TÜDAV gözlem turlarının yunuslara zarar vermeyecek şekilde düzenlenmesi ve turlar sırasında İstanbul Boğazı'nda yaşayan yunus türleriyle ilgili (mutur, tırtak, afalina) bilgiler verilmesi. Gözlem sırasında görülen yunuslar tarih, zaman, mekan özellikleriyle kaydediliyor, sırt yüzgeçleri ve kuyruklarının fotoğrafları çekilerek kimliklendiriliyor, isimlendiriliyorlar. Yani bu turlara katılarak yalnızca yunusları doğal yaşam ortamlarında görmüyor, aynı zamanda çektiğimiz ve paylaştığımız fotoğraflarla da bilimsel araştırmalara biz de katkıda bulunabiliyoruz. Tura katılıp da yunusların fotoğraflarını çekebilen herkes gibi...

Yılın ilk gözlemi

Aklımızda özgür yunusların geçen seneden kalan anılarıyla birlikte yine bir yaz günü dürbünlerimizi ve fotoğraf makinelerimizi sırtlayarak Haydarpaşa Limanı'ndan tekneye bindik ve bizim için yılın ilk gözlem turunu gerçekleştirmek için Boğaz'a doğru açılmaya başladık.

28 Temmuz Cumartesi günü yaptığımız gözlemin ilk saatleri sessiz geçti. Uzaklarda minik yüzgeçleriyle koyu renkli ve ufak muturları gördüysek de bir türlü görüntülemeyi başaramadık. Muturlara yaklaşma umudumuz yine suya düşmüştü çünkü Boğaz'daki yunus türlerinden en utangaç olanı her zamanki gibi bu kez de muturlardı. Bir-iki tırtak kaşla göz arasında dalgaların içinde dalıp çıktı. Yağmur bulutları tepemizde gezinmeye başlamıştı ki, nihayet saat 09.30 itibariyle güneşi görebildik. Ardından da ilk afalinalarımızı...

Afalinalar, Flipper dizisinin popülerliği nedeniyle yunus parklarında en çok tutsak edilen yunus türü. Richard O'Barry'nin eğitmenliğini yaptığı, havuzda intihar eden ve Flipper'ı oynayan yunuslardan biri olan Kathy de bir afalinaydı. Belki birçoğumuz şu gerçeği bilmiyoruz: Yunus parklarında gösteri ve terapi yaptırmak için yunus avlayanlar, geride kalan tüm sürünün zarar görmesine, dağılmasına neden olabiliyor. Yani yalnızca avlanan yunusu değil, geride kalanları da zorlu bir yaşam bekliyor. Nitekim, Türkiye'deki yunus parklarında gösteri ve terapi yaptırılan yunusların bir bölümü Japonya'nın Taiji koyundan, Ukrayna ve Rusya'dan geliyor. Bir bölümü de Bakanlık izniyle 2006-2007 tarihlerinde Türkiye sularından avlanan yunuslar. Kaçak avcılığa dair ihbarlar ise bir türlü kanıtlanamıyor. 

Gözlem sırasında bu kez uzaktan izleyebildiğimiz sürüler, 3-4 bireylik gruplar halinde avlanıyordu. Boğaz'daki yoğun deniz trafiğinin arasında avlanan yunus sürüleri, her an, hızlı seyreden teknelerin ve motorların tehdidiyle karşı karşıya. Bu nedenle kaptanlara çok iş düşüyor: Yunus sürüsü görünce  mutlaka yavaşlamaları gerekiyor; tıpkı geçiş önceliği verilen taşıtlar gibi...

Çoğu zaman yalnız gezen bir yunus görmek zor çünkü yanında mutlaka sürüsü veya yavrusu oluyor. Eğer bir gün yalnız gezen bir yunus görürseniz, gözlerinizi ovuşturun ve bir sonraki dalgayı bekleyin. Diğeri mutlaka aradan sıçrayacaktır ya da çoktan suya dalmıştır.

Bu aylarda gözlerimiz, sürülerin dışında anne ve babaların yanından ayrılmayan, eğitimlerini Boğaz'ın akıntılı sularında alan yavruları da arıyor. Yavrular, büyüklerinden avlanma tekniklerini, hayatta kalma tüyolarını ve yunuslar için önemli bir gelişim unsuru olan "oyun" davranışlarının nasıl işlediğini öğreniyor. İşte gözlem günü TÜDAV'dan Aylin Akkaya'nın dürbün tespitiyle seçebildiğimiz bu kalabalık sürü de tam dönüş yolunda bizi selamlayarak denizlerimizde görmek istediğimiz hareketleri hem bize, hem de yavrulara bir bir sıraladı!

 

Son olarak bize veda eden yunus ise, beton İstanbul'un sert delikanlısıydı (delikanlı dememizin nedeni cüssesinden; yoksa cinsiyet tayini yapmamız için karnını görmemiz gerekiyor). Kendisi, sonlara doğru hafif bir sıçramayla "günün ilk ve son cesur yüreği" ünvanını alan afalamızdı!

Karanlık bir gün tehdidiyle başlayıp güneşle birlikte salınan afalinalar eşliğinde bir yunus gözlemimiz daha sona erdi. Tek isteğimiz, yunuslar gibi esaret altındaki tüm canlıların doğal yaşam ortamlarına dönebilmesi ve insan müdahalesinden uzak bir şekilde yaşamlarını sürdürebilmesi... Tıpkı bizim gibi... Kendimiz için istediğimiz özgürlükleri onlar için de istiyor, yunus parklarına, sirklere ve hayvanat bahçelerine gitmiyoruz! Çünkü biliyoruz ki bu hapishanelere aldığımız her bilet, okyanuslardan, ormanlardan, çöllerden ve gökyüzünden eksilen binlerce canlı demek.

Sizi de hapishanede değil, doğada gözleme davet ediyor ve geçtiğimiz sene hazırladığımız videoyla başbaşa bırakıyoruz.  

* 2011 yılından beri çektiğimiz gözlem fotoğraflarını görmek için bu bağlantıyı, yunus gösterileri ve terapileriyle ilgili bilinmeyen gerçeklerle "Bilimsel Veriler"e ulaşabilmek için burayı, bizi Twitter'dan takip etmek için de lütfen bu bağlantıyı tıklayın.

* TÜDAV'ın yunus gözlem turlarına katılmak, hatta gözlem sırasında sırt yüzgeci ve kuyruk fotoğrafları çekerek yunus araştırmalarına katkıda bulunmak isterseniz lütfen TÜDAV'dan Aylin Akkaya ile irtibata geçin. E-mail: akkayaaylin@yahoo.com / Telefon: +905337739867

(Fotoğraflar: Öykü Yağcı)

İlgili Video: 

Hasta mors deniz parkında hayatını kaybetti

Tematik deniz parkı morsun ölümünün "doğal nedenlerden" kaynaklandığını iddia etti. Fakat eski bir mors eğitmeni bu iddiayı çürütecek açıklamalarda bulundu. 

23 Ocak 2019 - Daha önce pek çok kez hayvan hakları ihlalleriyle gündeme gelen Kanada'daki tartışmalı deniz parkı Marineland, geçtiğimiz Pazartesi günü, parkta gösteriye zorlanan morslardan biri olan Zeus'un öldüğünü açıkladı. Zeus 2016'da kaydedilen bir videoda gösteri sırasında yere yığılmak üzereyken, çok zayıflamış bir şekilde görülmüştü. 

Eskiden Marineland'de mors eğitmeni olarak çalışan Phil Demers, bu haberi duyduğunda üzüldüğünü ama şaşırmadığını söylüyor: “Zeus ilk karşılaştığımız günden beri hasta. 15 yıl olmuştur."  

Marineland ise Zeus'un ölümünün doğal nedenlerden kaynaklandığını iddia ederken morsun "rutin veteriner kontrollerinden geçtiğini, ölümünden önce hiçbir surette hastalık belirtisi göstermediğini" söylüyor. Bağımsız yürütülen nekropsinin sonuç raporuna göre Zeus'un ölüm nedeni "kalp yetmezliği". 

Demers bu açıklamaların hiçbirine inanmıyor: “Son görüntüleri korkunçtu, çok kötü durumdaydı. O zaman bile asıl sormamız gereken Zeus'un ölüp ölmeyeceği değildi; ne zamana kadar hayatta kalabileceğiydi. Ölüm nedeni neydi, ölümünü ne hızlandırdı, bilmiyorum." 

Bu süreçte deniz parkı yetkilileri Zeus'un sağlıklı olduğu günlerden eski bir fotoğrafı dahi yayınladı. Demers "O fotoğrafta kilosu hala yerindeydi. Ama hepimiz biliyoruz ki, aynı fotoğraf Zeus'un son birkaç yıldaki halini yansıtmıyordu." 

Aslında Zeus’un sağlık sorunu kronik kusmaydı (regürjitasyon). Esaretin meydana getirdiği stres sonucu ortaya çıkan bu rahatsızlık onun her geçen gün daha az beslenmesine neden olmuş, kalça kemiği ve omurgasında çıkıntılara yol açmıştı.

Zeus o kadar uzun süredir hastaydı ki, 2016 yılında bir gösteri sırasında az kalsın yere yığılıyordu. Zeus'un bu halini gösteren video kısa sürede viral oldu. Zeus'un yeni fotoğraflarındaki hali, üç sene önceki zayıf halinden hiç de farklı değildi. 

İçinde hayvanat bahçesi de barındıran Marineland'de hayatını kaybeden tek hayvan Zeus değil. Belugalar, ayılar, geyikler, kuşlar ve daha pek çok hayvan son birkaç yıl içinde tesis sınırları içinde öldü. Deniz parkı aynı zamanda hayvana işkence ve ihmalkarlık suçlamalarıyla da pek çok kez gündeme oturdu. Buttercup ve Sonja adındaki morslar da, geçtiğimiz iki yıl içinde yine Marineland'de öldü. 

Halihazırda Marineland'in tutsak ettiği iki mors daha var: Apollo ve Smooshi. Zeus gibi Smooshi de kronik kusma yüzünden şimdiden çok kilo kaybetmiş durumda. 

Demers'a göre Smooshi, aynı zamanda eski eğitmeni ve bakıcısından ayrılmanın duygusal yükünü de taşıyor. Marineland'de çalışırken Smooshi'yle çok yakın bir duygusal bağ kurduğunu söyleyen Demers, Smooshi'nin kendisini "annesi yerine koyduğunu" ve kendisini zihnine bu şekilde "kazıdığını" belirtiyor. 

Demers aralarındaki bu bağın, bir çalışanın korkmuş durumdaki bir başka morstan kan alırken Smooshi'nin bunu görüp strese girmesinin ardından oluştuğunu söylüyor. Demers Smooshi'yi sakinleştirmek için elini Smooshi'nin burun deliklerinin üzerine koymuş ve o sırada tüm dikkatini yalnızca Demers'e vermiş: "Sanırım bu hareketim duygu durumunu tamamen değiştirdi. O sırada beyin devreleri açıldı ve beni annesi olarak hafızasına kazıdı. Bilimsel açıklaması bu. O andan itibaren nereye gidersem peşimden gelmeye, bana annesi gibi davranmaya başladı. Tıpkı yavru morsların yaptığı gibi beni korumaya çalışıyordu.

Smooshi. Fotoğraf: Phil Demers

Demers her ne kadar Smooshi ve Apollo'nun sağlığının şimdilik "iyi" olduğuna dair duyumlar alsa da, içinde bulundukları ortam yüzünden endişeleri bitmiyor: “Geceleri uyuyamıyorum. Bir mucize gerçekleşmediği takdirde onları bekleyen sonu biliyorum." 

Marineland 2012 yılında hayvanların esaret altındaki fiziksel ve psikolojik durumlarıyla ilgili yaptığı açıklamalar nedeniyle Demers'a dava açmıştı. Demers deniz parkındaki tutsak hayvanlar adına mücadeleyi hala sürdüyor.

Kaynak: Elizabeth Claire Alberts, The Dodo, 23 Ocak 2019

Çeviri: Yunuslara Özgürlük Platformu

* * * 

Ek bilgi: İstanbul Dolphinarium (İstanbul Yunus Gösteri Merkezi) başta olmak üzere Türkiye'deki tesislerde gösteriye zorlanan morslarla ilgili ihlaller ve konuyla ilgili diğer içerikler için bu bağlantıyı inceleyebilirsiniz. 

See video

İlgili Video: 
See video

Hayvan Hakları Yasası için Meclis’teyiz - 1

14-17 Ocak tarihlerinde Hayvan Hakları Yasama ve İzleme Delegasyonu temsil heyeti olarak, öncelikli olarak kanun teklifinin sevk edileceği Tarım Komisyonu üyeleri olmak üzere, tüm partilerin vekilleri ile TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu raporuna yönelik değerlendirmelerimizi ve beklenen Hayvan Hakları Kanunu’na dair kırmızı çizgilerimizin de yer aldığı taleplerimizi sunduğumuz görüşmeler gerçekleştirdik. 

Görüşmelerden bazılarına, yıllardır hayvanların lehine bir yasa çıkması için çabalayan ve 9 Kasım 2019 tarihinde kaybettiğimiz yol arkadaşımız Burak Özgüner'in annesi ve babası Eray ve Nihat Özgüner de katıldı. 

Yazı: Aslı Alpar, Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) Sözcüsü

14 Ocak Salı günü başladığımız görüşmelerin ilkinde, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, İyi Parti Mersin Milletvekili Zeki Hakan Sıdalı, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) İzmir Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanvekili Hasan Kalyoncu, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Kars Milletvekili ve Tarım ve Köyişleri Komisyon Başkanı Yunus Kılıç, CHP Mersin Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesi Cengiz Gökçel ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca ile bir araya geldik.

15 Ocak Çarşamba günü sürdürdüğümüz görüşmelerde, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesi olan; Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mersin Milletvekili Rıdvan Turan, İyi Parti Kayseri Milletvekili Dursun Ataş, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Gümüşhane Milletvekili Cihan Pektaş, Milliyetçi Hareket Partisi Adana Milletvekili Muharrem Varlı, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygün, AKP Tekirdağ Milletvekili TBMM Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Mustafa Yel ile AKP Grup Başkan Vekili Özlem Zengin ile bir araya geldik.

16 Ocak Perşembe günü ise AKP Bursa Milletvekili ve TBMM Tarım Orman ve Köyişleri Komsiyon Kâtip Üyesi Zafer Işık ile görüştük.

Neler konuşuldu: Kırmızı çizgilerimiz

6. Madde;

5199 sayılı mevcut Hayvanları Koruma Kanunu’ndaki 6. maddenin hiçbir suretle değiştirilmemesi, ek yapılmaması, olduğu gibi bırakılması, kanun hükmünde de belirtildiği üzere bakımevlerinde rehabilitasyon süresini tamamlayan ve yuvalandırılamayan hayvanların alındıkları noktaya bırakılması talebimiz önemle vurgulandı.

Cezalar;

Hayvana yönelik gerçekleştirilen öldürme, zalimce davranış, işkence, cinsel şiddet, hayvan dövüştürme, bir hayvan neslini yok etme fiillerine ceza alt sınırı 2 yıl 1 aydan başlamak üzere hapis cezası yaptırımı getirilmesi, bu cezalarda asla erteleme ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmaması, iyi hal indirimi ya da para cezasına çevrilmemesi talep edildi. Bu şiddet eylemlerinden herhangi birinin, özellikle de cinsel istismar fiillerinin cezai yaptırım dışında bırakılması halinde, kararın toplum nezdinde infial yaratacağı ve kanunun bu haliyle kabul görmeyeceği vurgulandı.

Cezalar başlığı altında delegasyon tarafından öne çıkarılan bir diğer konu ise “şikayet şartı” sorunu oldu. Delegasyon, hayvana yönelik öldürme, zalimce davranış, işkence, cinsel şiddet, hayvan dövüştürme, bir hayvan neslini yok etme fiilleri için soruşturma açılmasının, herhangi bir kişinin ya da kurumun şikayeti şartına bağlanmaması gerektiğini, hayvan hakları ihlâllerinin soruşturulması konusunda, Cumhuriyet savcılarının res’en yetkili kılınması gerektiğini vurguladı.

Belediye Görevlilerine Ceza;

Hayvanların haklarını ihlal ederek görevini gereği gibi yerine getirmeyen belediye görevlilerine “soruşturma izni aranmaksızın” soruşturma açılması ve hapis cezası ile yargılanabilmeleri için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması, verilecek cezaların misliyle uygulanması ve uygulanan yaptırımın ihlali gerçekleştiren kişiye rücu ettirilmesi, Tarım ve Orman Müdürlüklerinin ise idari yaptırım yetkilerinin artırılması diğer kırmızı çizgilerimiz olarak sunuldu.

Ayrıca; hayvanlı kara ve su sirklerinin yasaklanması, mevcut yunus gösteri ve terapi tesislerinin de, hiçbir surette sektörleşmesine ve meşrulaştırılmasına izin verilmeden en fazla bir yıl içinde kapatılması, ticari faaliyetlerinin yasaklanması ve bu tesislerdeki hayvanların koruma altına alınarak rehabilite edilmeleri için uygun merkezler oluşturulması talep edildi.

Delegasyon temsilcileri, atlı faytonların tamamen yasaklanması ve sömürüden kurtarılan atlar için özel yaşam alanlarının tahsis edilmesi gerektiğini vekillerle paylaştı.

Akademik yükselme için yapılan bilimsel çalışmalarda hayvan kullanımının yasaklanması, araştırmacıların hayvansız bilimsel alternatif yöntemlere teşvik edilmesi, “Kedi, köpek gibi evcil türlerin sokakta başıboş olanları, deneylerde kullanılmaz. Ancak, hayvanların sağlık ve refahı ile ilgili çalışmalara ihtiyaç duyulması, çevre, insan ve hayvan sağlığına karşı ciddi tehlike oluşturması ve çalışmanın amacının sadece başıboş hayvan kullanılarak gerçekleştirilebileceğine dair bilimsel gerekçeler sunulması hallerinde bu hayvanlar deneylerde kullanılabilir” hükmünün kaldırılması talep edildi

Pet-shoplarda, evcil ve egzotik türler de dâhil olmak üzere, her türlü hayvan satışının tümden, her türlü hayvan dövüşünün, av ve avcılık turizminin yasaklanması ile “yasaklı ve/veya tehlikeli ırklar” söyleminin tümden kaldırılması gerektiği, “tehlikeli ırk” olduğu iddia edilen barınakta hapis olan köpeklerin ailelerine geri verilmeleri, eğitimde vicdani ret hakkı tanınması gerektiği, yönetim planlarında yer alan “hayvan beslenemez” maddesinin kaldırılması, mahkemelerde iş yükü olacağı gerekçesi ile bazı ihlallerde ceza alt sınırını 2 yıl 1 aydan başlamasına olan Adalet Bakanlığı itirazını bertaraf etmek için savcılıklarda sadece hayvan hakları ihlalleri ile ilgili çalışacak hayvan hakları soruşturma bürolarının kurulmasını talep ettik.

Görüşmelerimizin detayları ise şöyle:

14 Ocak TBMM görüşmelerimize dair

Ayhan Barut Ayhan Barut: “Hayvanlara işkence yapan kişi görevi ne olursa olsun cezasını çekmeli”

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Adana Şubesi yönetiminde 8 yıl görev yaptığını, bu süreçte sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarına yakından tanık olduğunu belirten Vekil Barut, kendisiyle paylaştığımız taleplerimizi dinledi ve destekledi. Barut, Hayvan Hakları Yasası’nın çıkmasının ardından da denetimin yapılmaması durumunda hayvan hakkı ihlallerinin süreceğini belirtti.

Delegasyon üyelerinin hayvanların zarara uğramasına neden olan kamu görevlileri hakkındaki suç duyurularının, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun gereğince soruşturma izni engeline takılmasını hatırlatması üzerine Vekil Barut, “Hayvanlara işkence yapan kişi görevi ne olursa olsun cezasını çekmeli ancak yerel yönetimlerin özerkliği uyarınca ilgili bakanlığın denetimine tabi olmamalı. Önemli olan denetimin sıkı yapılması” dedi.

Zeki Hakan Sıdalı: “Oldukça kısa bir zaman var; hayvan hakları savunucuları olarak konuyu gündemden düşürmeyin”

Vekil Sıdalı, Hayvan Hakları Kanunu’nun Genel Kurul’da ele alınmasından önce çok az vakit olduğunu hatırlattı: “Oldukça kısa bir zamanı var, hayvan hakları savunucuları olarak konuyu gündemden düşürmeyin” dedi.

Taleplerimizi dinleyen Sıdalı, belediyelerin sınırları içinde yaşanan hayvan hakkı ihlallerinde bulunan kişilerin ödediği nakdi cezaların belediye tarafından toplanması ile, hayvan hakları yararına kullanılabilecek bir fon oluşturulabileceğini de vurguladı.

Sıdalı, tüm taleplerimizi desteklediğini, hayvanların aleyhine bir kanun çıkması halinde mecliste mücadele edeceğini belirtti.

Hasan Kalyoncu: “Mevcut yasa uygulansa dahi yeterli olurdu; denetim şart”

Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu üyeliği yapmış olan Vekil Kalyoncu, “Mevcut yasa uygulansa dahi yeterli olurdu. Bir yasayı çıkarmak zor değil önemli olan onun sürdürülebilir olması ve yasanın uygulanıp uygulanmadığının denetlenmesi” dedi.

Taleplerimizi dinleyen Kalyoncu, “yunus parklarını kapatacağız” dedi ve hayvanların deneylerde kullanılmasına ilişkin şunları söyledi: “Hayvan yerine bilimsel araştırmalarda başka bir şey konulabiliyorsa ne güzel, bitsin tabii ki hayvan deneyleri. Alternatif yöntemler önerilebilir.”

Atlı faytonların yasaklanması talebimizi ise Vekil Kalyoncu şöyle değerlendirdi: “Hayvanların gücünden yararlanmak olağan; mesela atlı polisler gerekiyor. Ama keyfi durumlarda, hayvana eziyet edilmesi durumunda yasaklanmalı.”

Yunus Kılıç: “Hayvanlarla mücadele değil, hayvan popülasyonuyla mücadele etmemiz lazım”

Taleplerimizi dinleyen Vekil Kılıç, hazırlanan kanun teklifinin Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu raporundan oldukça etkilendiğini söyledi.

Toplantının ilk gündemi petshoplar oldu. Aynı zamanda Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu üyeliği yapmış olan Kılıç, “Petshopları yasaklarsak üretim merdiven altına iner” dedi. Delegasyon temsilcileri petshoplarda hayvan satmanın legal olduğu mevcut düzende de merdiven altı üretimin sürdüğü ve bu durumun sokak hayvanlarının popülasyonunun kontrol altında tutulamamasının sebeplerinden biri olduğunu belirtti.

Kılıç, “En büyük talebimiz hayvana yönelik şiddetin Kabahatler Kanunu’ndan değil, Türk Ceza Kanunu’ndan (TCK) cezalandırılması. Yakın zamanda Su Ürünleri Kanunu çıkardık, kanun öncesinde gırgır gibi vahşi avlanma yöntemleri vardı, bu kanunla bitecek. Kanun sahaya nasıl yansıyor diye soruyoruz, sonuç müthiş olumlu oluyor. Cezalandırma hayvan hakkı ihlallerinin önüne geçebilecek.“

Yerel yönetimlerin hayvanlara karşı sorumlulukları hakkında Vekil Kılıç şunları söyledi: “Yerel yönetimlere hayvan haklarını koruma ve geliştirme için fon oluşturmaya çalışıyoruz. Fon olmadığında, yerel yönetimlerde gönüllülük esasına dayalı bir çalışma ile sorunlar çözülmüyor. Özellikle küçük belediyelerde sadece kanunda mecburi çalıştırmaları gereken hekimi çalıştırsalar… Ama çalıştırmıyor.”

“Sokak hayvanları popülasyonunu normal bir sayıya indirmemiz lazım. Hayvanın bu kadar çok olduğu bir yerde sağlıklı bir ilişki kurmak zor. Kanunu köpekler yapsaydı sorun olmazdı ama biz yapıyoruz. Hayvanlarla mücadele değil, hayvan popülasyonuyla mücadele etmemiz lazım.”

Vekil Kılıç, “Hayvan deneyleri yapan birisiyim” dedi ve şöyle devam etti: “Bilim ve teknolojinin ilerlemesi ile alternatif yöntemler kullanılabilir ancak tamamen hayvan deneylerini yasaklayamayız. Sokak hayvanları üzerinde deney yapılmasına ilişkin maddenin kaldırılmasını kanun teklifine ekleyebiliriz.”

Cengiz Gökçel: “Bu çağda artık hayvanın çektiği bir araçla yolculuk etmek mantıksız”

Taleplerimizi dinleyen Vekil Gökçel, “Ben köyde büyüdüm. Hayvanlarla yakın ilişki içindeydik. Ama bugün her gün bir hayvana yönelik işkence haberi alıyoruz, böyle bir noktaya geldik. Sizler bir algı yarattınız. Hayvanların haklarını tesis edecek yasanın çıkması için elimden geleni yaparım” dedi.

Atlı faytonların yasaklanması talebimize Vekil Gökçel, “Atlar köylerde halen kullanılıyor. Ancak bu çağda, turizm adı altında, artık hayvanın çektiği bir araçla yolculuk etmek mantıksız” dedi.

Barınakta şahit olduğu bir ölüm vakasını da delegasyon üyelerine aktaran Gökçel, bu korkunç görüntülere artık izin verilmemesi gerektiğinin altını çizdi; yalnızca vicdanen değil, kanunen de gerekli adımların bir an önce atılması gerektiğini vurguladı.

Gülizar Biçer Karaca: “Adalar'daki atların kaldırılması için çözüm üretmeye çalışıyoruz”

Aynı zamanda TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu üyesi olan Vekil Biçer, komisyon sürecini anlattı ve taleplerimizi dinledi.

En önemli talebimiz olarak atlı faytonların özelikle İstanbul Adalar’da tamamen kaldırılması gerektiğini belirttik.

Taleplerimizi tümüyle desteklediğini belirten Biçer, “En önemli gelişmenin hayvana yönelik şiddet fiillerinin Kabahatler Kanununa değil, TCK’ya girmesi olacak. Hayvanların eşya değil, hissedebilen canlılar olarak tanımlanıyor olması da çok önemli bir kazanım” dedi.

Komisyon raporunun yerel yönetimlere hayvanlar için kullanılacak fon oluşturulması önerilerini de hatırlatan Vekil Biçer, hayvan dövüştürmenin kesinlikle yasaklanması ve yunus parklarının kapatılması gerektiğini belirtti.

Mecliste ikinci gün: 15 Ocak 2020, Çarşamba

Rıdvan Turan: “Hayvan değil sahip tehlikeli!”

Taleplerimizi dikkatle dinleyen Vekil Turan, hayvanların haklarını gözeten bir Hayvan Hakları Yasası için elinden geleni yapacağını belirtti.

Komisyon raporunda yer alan “yasaklı ırklar” tanımına değinen hayvan hakları savunucularına Vekil Turan: “Tehlikeli hayvan, tehlikeli ırk yoktur. Hayvan değil, sahibi tehlikeli aslında” dedi.

Yunus gösteri ve terapi merkezleri, hayvan deneyleri, 6. madde ve hayvana yönelik işlenen suçlara ilişkin cezalar başlıklarının ön plana çıktığı görüşmede Turan, barınaktan sahiplendiği köpeğiyle birlikte yaşadıklarını, kendisinin de hayvan hakları savunucusu olduğunu, bu nedenle komisyonda, hayvan sömürüsünün son bulması için çabalayacağını vurguladı.

Dursun Ataş: “Keyif için atların faytonlara koşulması doğru değil”

Vekil Dursun Ataş, taleplerimizi dinledi, notlar aldı ve sorular sordu. Atların İstanbul, Büyükada’da olduğu gibi keyfi amaçlarla faytona koşulmasına karşı olduğunu şöyle belirtti: “Keyif için atların faytonlara koşulması doğru değil.”

Ataş, “Yasa olsa da denetim olmadığı sürece hukuki süreç işlemiyor. Ne yazık ki bazı hukukçular dahi köpek öldürene hapis cezası verilmesini doğru bulmuyor; ancak bu yasa ile cezasızlık kalkacak, umudumuz bu yönde” dedi.

Cihan Pektaş: “Hayvanları eğlence aracı olmaktan çıkarmak lazım”

Bir köpek sahiplendikten sonra hayatının ve hayvanlara bakış açısının değiştiğini belirten Vekil Pektaş, 6. maddenin korunması ve cezai yaptırıma dair taleplerimizi desteklediğini belirtti. Yerel yönetimlerin, kısırlaştırma ya da tedavinin ardından hayvanları aldıkları noktaya götürmeleri gerektiğinin altını çizdi.

Bakımevlerinin standartlarının yükseltilmesi ve denetim getirilmesi gerektiğini vurgulayan Pektaş, hayvana yönelik işlenen suçlarda da “Hapis cezasını destekliyorum” dedi. 

Yunus gösteri ve terapi merkezlerinin kapatılmasına dair komisyon raporunu olumlu karşıladığını söyleyen Pektaş, “Hayvanları eğlence aracı olmaktan çıkarmak lazım” dedi. Aynı zamanda petshoplarda hayvan satışını desteklemediğini ve bu konuda endişeli olduğunu belirtti.

Muharrem Varlı: “Belediyeler ceza almazsa sorunlar devam eder”

Vekil Varlı, Hayvan Hakları Yasası'na dair gelişmeleri komisyon raporu hazırlandığından beri takip ettiğini belirtti ve "Yasa muhtemelen Tarım Komisyonu'nda görüşülür" dedi.

Hayvan Hakları Yasası için kırmızı çizgileri anlatan hayvan hakkı savunucularını dinleyen Varlı, faytonların turistik amaçla görüldüğünü, bunun da yasaklanması önünde bir engel oluşturduğunu söyledi. Hayvana işkencenin suç olması gerektiğine dikkat çeken, belediyeler ceza almadığı takdirde sorunların olduğu gibi devam edeceğine dikkat çeken Vekil Varlı, yunus parklarının kapatılması gerektiğini belirtti.

Mustafa Yel: “Hazırladığımız yasa teklifinde büyük ölçüde komisyon raporuna sadık kaldık”

TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu başkanı olan Vekil Yel ile görüşmeye, 9 Kasım’da aramızdan ayrılan, komisyon raporunda büyük emeği olan hayvan hakları savunucusu Burak Özgüner’in annesi ve babası, Eray-Nihat Özgüner de katıldı.

Görüşmede Vekil Yel, komisyon raporu sürecini özetledi ve “Uzun ve bir an önce bitirilmesi gereken bir süreçti. Yasayı da bir an evvel çıkarmamız gerektiğinin farkındayız” dedi.

Yel, yasa teklifinin Şubat ayında Tarım Komisyonu’na gelebileceğini söyledi.

“Hazırladığımız yasa teklifinde büyük ölçüde komisyon raporuna sadık kaldık. Vicdanımızı ve hayvan hakları savunucularını dinledik” diyen Vekil Yel, delegasyon üyelerinin kırmızı çizgilerini dinledi ve yasama sürecinde bunları göz önünde bulunduracağının sözünü verdi.

Özlem Zengin: “Her türlü olumlu düşüneceğiniz bir teklif olacak”

15 Ocak Perşembe gününün son görüşmesi AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin ile gerçekleşti. Vekil Zengin, Hayvan Hakları Kanun teklifi için “Her türlü olumlu düşüneceğiniz bir teklif olacak” dedi.

Vekil Zengin ile yapılan görüşmede hayvana yönelik cinsel istismarın ceza kapsamına alınması, yunus parkları ve hayvan deneyleri üzerinde odaklanıldı.

Yunus parklarının yasaklanıp mevcutların kapatılması, kurtarılan yunusların ise rehabilitasyon merkezlerinde yaşamını tamamlamaları gerektiğine vurgu yapan aktivistler, mevcut hak ihlallerine ek olarak, yunus parklarının şeffaf çalışmadığını, yunus parklarından ve ilgili bakanlıklardan talep edilen bilgiler için CİMER ve daha önce de BİMER’e yapılan başvuruların sonuçsuz kaldığını hatırlattı. Zengin, “Yunus parklarına dair rakamlara ulaşabiliriz” dedi. 

Hayvan deneylerinin yasaklandığı ve bilimsel araştırmaların alternatif bilimsel yöntemlerle sürdüren Aksaray Üniversitesi örneğini veren hayvan hakları savunucularını ilgi ile dinleyen Özlem Zengin, etik eğitim hakkının yasada geçebileceğini belirtti.

İlhami Özcan Aygün: “Dilerim mücadele ettiğiniz gibi bir Hayvan Hakları Yasası çıkar”

Taleplerimizi dinleyen Vekil Aygün, komisyondan önce de muhalefet partilerinin hayvanlar için kanun teklifi hazırlayıp sunduğunu hatırlattı.

Vekil Aygün, hayvan hakları savunucularının yanında olduğunu, süreç nasıl ilerlerse ilerlesin, hayvan haklarından taraf olacağını belirtti: “Dilerim mücadele ettiğiniz gibi bir Hayvan Hakları Yasası çıkar. Çıkmaması durumunda mücadelenizi sürdüreceksiniz, biz de yanınızdayız” dedi.

Meclis’te üçüncü gün: 16 Ocak 2020, Perşembe

Zafer Işık: “Hayvanlar alındıkları noktaya bırakılmalılar”

Hayvan hakları savunucularını dinleyen Vekil Işık, yasa teklifinin Çevre Komisyonu ya da Tarım Komisyonu’na gideceğini belirtti. Yasa teklifinin Tarım Komisyonu’na gelmemesi halinde vekillerin yine teklifin görüşüldüğü komisyonun toplantılarına katılıp görüş belirtebileceğini vurguladı.

Mevcut yasadaki 6. maddenin beklenen Hayvan Hakları Yasası’nda da korunması gerektiği konusunda kendisinin de hassas olduğunu ifade etti: “Hayvanlar olduğu yerden koparılınca zor durumda kalıyorlar, bazen de aç kalıp saldırganlaşabiliyorlar. Bu sebeple alındıkları noktaya bırakılmalılar.”

13 köpeği olduğunu söyleyen Vekil Işık, bugüne kadar barınaktan ve sokaktan getirilen zor durumdaki pek çok köpeğe geçici yuva olduğunu belirtti. 

Hayvan Hakları Yasama ve İzleme Delegasyonu hakkında

Yasama sürecinin şeffaf bir şekilde yürütülerek hayvanların lehine sonuçlanması ve yasama sürecine sivil toplum katılımının sağlanması için 400’e yakın sivil toplum kuruluşu ve yurttaş inisiyatifinin katılımıyla çalışmalarını sürdüren Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu, Türkiye’de hayvanların ve haklarının korunması, hayvanlara yönelik hak ihlâllerinin son bulması ve hayvan istismarından beslenen sektörlere son verilerek doğa ve hayvan koruma bilinci aşılayan uygulamaların kamu kurumları tarafından eşzamanlı ve eşgüdümlü olarak hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyor.

Delegasyonun çalışmalarını Facebook, Twitter ve Instagram hesaplarından takip edebilirsiniz. 

Delegasyonun TBMM'den taleplerini ise bu bağlantılardan okuyabilirsiniz: 1. kısım ve 2. kısım

Hayvan Hakları Yasası İçin Mücadelede Nereden Nereye?

Hayvan hakları savunucularının uzun süredir mücadele verdiği Hayvan Hakları Yasası'nın görüşülmesine TBMM'de önümüzdeki günlerde başlanıyor.

Burak Özgüner 

Yazı: Aslı Alpar, Sivil Sayfalar, 11 Ocak 2020

Hayvanlara uygulanan şiddet ve kötü muamele olaylarının incelenmesi ve bu olayların önlenmesi için alınacak tedbirleri belirlemek amacıyla geçtiğimiz yıl Şubat ayında TBMM Hayvan Haklarını Araştırma Komisyonu kurulmuştu.

Komisyon, bilim insanları ve sivil toplum kuruluşlarıyla yapılan 12 toplantı sonunda 200 sayfalık bir rapor hazırlamış, 2019’un Ekim ayında sunmuştu. Raporun en önemli özelliği ise, yeni bir “Hayvan Hakları Kanunu hazırlanması için Meclis Başkanlığı’na veya 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılacak değişikliklere zemin hazırlayacak tavsiyeler içermesiydi.

Şimdi bu süreçte son aşamaya girildi. İnsan menfaatlerini gözetmeden, hayvanların lehine sonuçlanacak bir kanun hazırlanması amacıyla Komisyon’a görüş bildiren ve önergeler sunan hayvan hakları örgüt ve oluşumlarının gözü kulağı yine Meclis’te.

Peki, Hayvan Hakları Kanunu için 2004’ten bugüne süren mücadelenin seyri nasıl oldu?

“Koruma”dan “Haklar”a…

2004 yılında yürürlüğe giren 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun yetersiz yaptırımları, hayvanlara yönelik kötü muameleyi “kabahat” olarak değerlendirmesi ve bu fiilleri suç kapsamına sokmaması gibi birçok neden ile hayvan hakları savunucuları yeni bir yasa için on beş yıldır mücadele ediyor.

Tüm partilerin üzerinde uzlaştığı “Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” ilk olarak 2011’de dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanarak Meclis Başkanlığı’na sunuldu. Ancak bu tasarı hayvan hakları savunucularının hiçbir talebine yer vermemekle birlikte “Ölüm Yasası” olarak anıldı.

Tasarı, evde hayvan sayısının kısıtlanmasını ve tüm sokak hayvanlarının “doğal yaşam parkı” adı verilen tecrit merkezlerinde toplanması gibi hayvanların aleyhinde maddeler öneriyordu. Ayrıca tasarıda hayvana yönelik suçların Türk Ceza Kanunu’na (TCK) kapsamına alınması öngörülüyor, ancak ceza alt sınırının düşük olması nedeniyle de savunucular taslağı kabul etmiyordu.

Bu tasarıya yönelik kitlesel eylemler ve imza kampanyaları neticesinde dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan hayvansever sanatçıları Dolmabahçe’de ağırladı.

2012 yılında Hayvanları Koruma Kanun tasarısı Galatasaray Lisesi önünden başlayan kitlesel bir yürüyüşle protesto edildi. “Ölüm Yasasına Hayır” diyen ve eyleme hayvanlarıyla katılan savunucular, sokakta yaşayan hayvanlar için “yaşam hakkı” istedi. Ardından bir dizi eylem gerçekleştirildi ve bu eylemlerde dile getirilen ortak talep aynıydı: “Ölüm Yasası geri çekilsin”…

Kitlesel eylemlere sebep olan Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, hayvan hakları savunucularının tüm itirazlarına[1] rağmen, 2014 yılında Çevre Komisyonunda kabul edildi, ancak Genel Kurulda görüşülmeyerek kadük oldu.

Katliam Tasarılarına Karşı Kitlesel Eylemler

Tasarının geride kalması ile birlikte 2014 ile 2018 arasında çeşitli kitlesel protestolar gerçekleşti ve hayvan hakları basında sıklıkla yer aldı.

1 Temmuz 2017’de yaklaşık 200 dernek ve grubun yanı sıra bağımsız aktivistlerin de katıldığı eş zamanlı kitlesel eylemin ardından Adalet Bakanlığı 2018 Ocak’ta hazırladığı tasarıyı tüm komisyonlara iletti. Bu tasarı hayvan hakları aktivistleri ile paylaşılmadı.

Ancak ilgili bakanlığın hazırladığı tasarıda da hayvana yönelik işlenen suçların cezaları yetersizdi, sahipli hayvan için soruşturma açılması sahibinin şikayeti şartına bağlanmıştı. Dahası, hayvana tecavüz suç kapsamına alınmamıştı, 2 bin TL idari para cezası ile cezalandırılmıştı. Ayrıca ‘sahipsiz’ hayvanın ihlal edilen hakkına yönelik başvuru, tasarıya göre sadece Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından yapılacaktı.

1 Temmuz 2017 “Katliam Yasa Tasarısına Hayır” İstanbul yürüyüşü

24 Haziran 2018’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, hayvan hakları yasasını kastederek “Bu kanun hâlâ neyi bekliyor?” diye sormasının ardından hızlanan süreçte Tarım ve Orman Bakanlığı [2] devreye girdi.

Bakan Bekir Pakdemirli Ekim 2018’de “Sahipsiz hayvanların korunması çalışmalarını, belediyelerle iş birliği halinde aşıla, kısırlaştır, işaretle, kaydet, sahiplendir, izle ve denetle ilkeleri çerçevesinde yürütüyoruz” diyerek, hayvan hakları savunucularının “kırmızı çizgisi” olarak belirtilen, Kanunun 6. maddesinde “kısırlaştırıp-yerine bırakma” ilkesinden söz etmedi.

25 Kasım 2018 “Katliam Yasa Tasarısına Hayır” İstanbul eylemi

Güç Birliği: Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu

Bunun üzerine hayvan hakkı savunucuları “Hayırsız Ada istemiyoruz”, “Katliam tasarısı istemiyoruz” diyerek yeniden kitlesel eylemler ile örgütlendi. Hayvan haklarını ilgilendiren yasama çalışmasının peşini bırakmayan 350’yi aşkın sivil toplum örgüt ve inisiyatifi güç birliği yaparak “Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu”nu kurdu.

1 Kasım’da, delegasyonun çağrısı ile 69 ilde eş zamanlı basın açıklamaları yapıldı. 25 Kasım’da yine delegasyonun çağrısı ile “Katliam Yasa Tasarısına Hayır” diyerek Kadıköy’de bir araya gelindi.

Delegasyonun kitlesel eylemlerinin ardından Hayvan hakları savunucuları ile görüşmeyi kabul eden ilk kurum Tarım ve Orman Bakanlığı oldu. Delegasyon, milyonlarca kişinin ortak talebini ileterek, yasama sürecinin şeffaf bir şekilde yürütülmesini talep ederken Türkiye’nin geçiş yaptığı Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne göre, yasama yetkisinin sadece parlamentoda olması gerektiğini hatırlattı. Delegasyon, bürokratlarca hazırlanacak ve hayvan hakları savunucularının dinlenmediği bir yasayı kabul etmeyeceğini defalarca tekrar etti.

Hak Savunucuları Meclis’te

Bu süreçte bir yanda kitlesel hayvan hakkı eylemleri diğer yanda toplumda infial uyandıran hayvana yönelik suç olaylarının ardından siyasiler nihayet hayvan hakkı savunucularını meselenin tarafı olarak kabul etti ve savunucular Meclis’e giderek hayvan hakları konusunda bilgilendirmeler yapmaya başladı.

Şubat 2019’da kamuoyunun da baskısı ile TBMM Genel Kurulu’nda, beş parti grubunun ortak önergesiyle hayvanlara uygulanan şiddet ve kötü muamele olaylarının incelenerek, bu olayların önlenmesi için alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla TBMM Hayvan Haklarını Araştırma Komisyonu kuruldu.

Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu meclis görüşmeleri

TBMM Hayvan Haklarını Araştırma Komisyonu, Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu‘nu üç defa ziyaret etti. Kasım ayında kaybettiğimiz delegasyon üyelerinden Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) kurucusu ve Hayvan Hakları ve Etiği Derneği Başkanı Burak Özgüner, Meclis tarihinde ilk kez komisyon üyelerine mezbaha videosu izlettirdi ve delegasyonun yalnızca evcillerin değil tüm türlerin haklarını savunduğunun altını çizdi.

Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu meclis görüşmeleri

Komisyon’un raporunu 23 Ekim’de Meclis Başkanlığı’na sunduğunu biliyoruz. Raporun son halinde hayvanlar yürürlükte olan mevzuatta olduğu gibi bir “meta” değil “hisleri olan canlılar” olarak tanımlanıyor. Raporda yunus parklarının kapatılmasından yeni hayvanat bahçelerinin yasaklanmasına, atlı faytonculuğun yasaklanmasından kürk üretim çiftliklerinin kapatılmasına, hayvana karşı işlenen suçların Türk Ceza Kanunu kapsamına girmesinden sokakta yaşamını sürdüren evcillerin yaşam hakkını garanti altına alan önerilere kadar umut vadeden pek çok tavsiye içeriyor. Taslak bu haliyle hayvan sömürüsünü topyekûn ortadan kaldıracak iradeyi taşımasa da bu yönde atılacak önemli bir adıma işaret ediyor.

Başa Dönersek

Komisyon raporu ışığında 5199 sayılı Hayvan Koruma Kanunu’da yapılacak değişiklikler için son düzlükteyiz.

Bu sürecin nasıl işleyeceğine dair siyasilerden bir açıklama yok. Hayvan hakları savunucuları hem sürecin şeffaflığı hem de Meclis’in hayvanların haklarından taraf bir yasa çıkarmaları için mücadele etmeyi sürdürüyor.

Yazımızı bitirirken hatırlatalım ki bu mücadelede kamuoyu desteği halen çok büyük öneme sahip. Herkesi hayvanların haklarından taraf bir yasa için verdiğimiz mücadelemize yoldaş olmaya davet ediyoruz.

[1] İtirazların sebeplerinden biri Hayvanları Koruma Kanunu’nun 6. Maddesinin değiştirilmesine yönelik talepti. Tasarı, kısırlaştırılmak için alınan hayvanların, alındıkları yere bırakılacağı ama bırakılacakları yerin okula, hastaneye, parka ve bunun gibi insanların yoğun olarak bulundukları yerlere yakın olamayacağına dair koyulan şerhti. Halen yürürlükte olan Kanun maddesi ise şöyle diyor: “Müşahede yerlerinde kısırlaştırılan, aşılanan ve rehabilite edilen hayvanların kaydedildikten sonra öncelikle alındıkları ortama bırakılmaları esastır.”

[2] 9 Temmuz 2018’de Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı birleştirildi yeni ismi, Tarım ve Orman Bakanlığı oldu.  

---

İlgili Haberler

TBMM'de yunus parklarının ve hayvanlı sirklerin yasaklanması talebimizi bir kez daha ilettik
Türkiye'de yunus parkları ve hayvanlı sirklerin sonu göründü
TBMM Hayvan Hakları Komisyonu kararı yayımlandı: Yunus parkları ve hayvanlı sirkler yasaklanmalı
Basın Toplantısı: TBMM Hayvanlardan Taraf Ol  
Yunusların özgürlüğü için mücadele eden deniz memelisi uzmanı Ric O'Barry'den TBMM'ye mektup 

 

Hayvan esaretini ve sömürüsünü destekleyen şirketlere ve fırsat sitelerine açık mektup!

 

Yunus parklarındaki işkence ve sömürü biçimleri, son beş yıldır gizliliğini yitirmiş durumda. Artık tüm etik sorunlar, bilimsel veriler elimizin altında; yaşanan ölümcül kazalardan doktorların kamuoyuna defalarca duyurduğu bulaşıcı hastalıklara kadar tüm gerçekler gözümüzün önünde. Artık sizin de cahil ya da duyarsız olma gibi bir lüksünüz yok.

 

Türkiye dahil dünya kamuoyunun yıllardır dikkatinde olan ve geniş kitlelerce boykot edilen yunus parklarıyla (deniz hapishaneleri) yaptığınız işbirliği, kurumunuzun ismini ve prestijini lekelerken, aynı zamanda deniz aslanından yunuslara, foklardan morslara kadar beton havuzlarda deniz memelilerinin işkence çekmesine katkıda bulunuyor, ayı oynatmaktan farksız bir eğlence biçimini çocuklara aşılıyor ve "engelli terapi" adı altında umut tüccarlığının yapıldığı bu tesislerde olası kazalara çanak tutuyorsunuz.

 

Hayvan ve insan sömürüsü üzerinden ticaret, ne romantik bir akşam yemeği, ne cam üfleme, ne de Adalar'da bisiklet turu gibi fırsatlarla eşdeğer tutulabilir. Yunus parklarına bilet satmanın, boğa güreşlerine, köpek dövüşlerine ve hayvanlı sirklere bilet satmaktan bir farkı yoktur

 

Çünkü tüm bu yunus gösteri merkezleri ve akvaryumlar, sırf etik nedenlerle kabul edilemeyeceği gibi, hukuki gerekçelerle de desteklenmemelidir. Taiji'deki kanlı yunus avını ve Rusya-Ukrayna sularında beluga ve orca avını besleyen bu tesisler, Uluslararası Bern Sözleşmesi hükümlerine aykırı olup Türkiye'deki 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nun temel maddelerine de tamamen aykırıdır. Yabani hayvanları doğal yaşam ortamından ayırıp alıkoymak ve bunu ayrıca ticari bir kaygıyla sürdürmek, başlı başına bir "suç" ve bir insanlık suçu teşkil etmektedir. Bu ihlallere verdiğiniz desteği görmek istemiyor musunuz? 

 

Özgürlükten yoksun bırakmanın ve açlıkla terbiye etmenin, bu süreci desteklemenin, hiçbir hukuki, vicdani ve ahlaksal zemini yoktur. Yunuslar ve deniz memelileri, eğlence sektöründeki tüm diğer tutsak canlılar gibi, pazarlama dünyası anlayışıyla sıradışı bir eğlence aracına, albenili bir fırsat kampanyasına bürünemez, bürünmemelidir!

 

Sunduğunuz bu "fırsat" kampanyalarıyla yunus parklarında gösteri yapmak için daracık havuzlara tıkılan, stresten ülser olan, ülser olduğu için turistlerden ve ziyaretçilerden habersiz ölü balıklar arasında ülser ilaçları yutturulan, çok geçmeden bunalıma girip intihar etme eğilimleri gösteren yunusları göz ardı mı ediyorsunuz?

 

Türkiye'deki parklarda yunuslar art arda ölüyor, yerlerine sessizce yenileri yerleştiriliyor, tenis kortu büyüklüğünde bile olmayan havuzlara hapsediliyor, göbek atan-alkış tutan foklar ve morslarla aynı kaderi paylaşıyorlar. Ve siz hala farkında değil misiniz? Yoksa ayıların sokaklarda tefler eşliğinde dansettigi, çocukların ve büyüklerin kandırıldığı zulümle beslenen bir ticareti meşru ve kârlı kılmaya mı çalışıyorsunuz?

 

Yaşadıkları fiziksel ve psikolojik travmaların, çektikleri işkencelerin faturasının eklenmediği haliyle yakalanma sırasında "canlı halde" tanesi 150 bin dolara malolan bu hayvanları, siz 1 t-shirt, 8 simit ya da 2 sigara karşılığı satıyorsunuz! 

 

Tüm bu hukuksuz, kanlı ticaret ile ilgili bilgi alabilmek için, Flipper'ın eski eğitmeni, aktivist Richard O'Barry'nin hazırladığı Oscar ödüllü film The Cove'un fragmanını izlemeniz, A Fall From Freedom belgeselinde Türkiye'nin de hak ve hukuk ihlallerine göz atmanız ve esaret endüstrisinin gizlediklerini gözler önüne seren Blackfish belgeselinin yarattığı etkiyi incelemeniz yeterlidir.

 

Kaş ve Fethiye'deki yunus parkları ile İzmir'de tasarı düzeyindeki yunus parkı projesi, tepkilerimiz ve duyarlı kitlelerin ısrarlı başvurularıyla peşi sıra kapandı. 2010'dan bu yana en büyük fırsat siteleri dahil olmak üzere, Türkiye'nin en köklü firmaları bu tesislere verdikleri destekleri tamamen çekti. 

 

Bu örnek tutumu firmanızdan da acilen bekliyoruz. Ucuz, kalitesiz ve doğal hayat düşmanı bu kampanyalara bir son vermenizi, diğer firmaların yaptığı gibi sözleşmenizi yenilemeyeceğinizi kamuoyuna duyurmanızı talep ediyoruz. 

 

Bize vereceğiniz olumlu veya olumsuz yanıt ve bundan sonraki tutumunuz, sosyal ağlarda binlerce kişi tarafından paylaşılacaktır.

 

Gelecekteki kampanyalarınızda, yunus gösterilerine ve hayvanların ticari meta olarak sömürüldüğü diğer eğlence türlerine (örn: hayvanlı sirkler veya hayvanlı gösteriler) destek vermeniz, onların reklamını yapmanız durumunda, üyeliğimizi iptal ettireceğimizi ve bir daha asla firmanızdan alışverişi yapmayacağımızı da beyan ediyoruz. Böyle bir durumda firmanızı sonuna kadar boykot edecek ve yunus parkları/tematik akvaryumlar karşısında duran 60 bini aşkın kişiye de duyarsız yaklaşımlarınızı iletmek durumunda kalacağız.

 

Bu nedenle, hukuksuzluğa, sömürüye alet olmayan, doğa ve hayvan dostu, insanların yaşam kalitesini yükselten "faydalı" fırsatlar/izmetler sunmanızı diliyoruz.

 

Yunuslara Özgürlük Platformu  

Hayvanat bahçesinde bir canilik daha: Tutsak aslanla halat çekme oyunu

Bir hayvanat bahçesi, yaklaşık 105 TL karşılığında ziyaretçilere tutsak aslan ve kaplanlarla "halat çekme oyunu" oynatmaya başladı. Dünya çapında 76 binden fazla kişi, bu cani uygulamanın son bulması için The Petition Site üzerinden başlatılan kampanyaya imzalarıyla destek verdi. 

"İnsan vahşi hayvana karşı" adıyla Şubat ayı başında İngiltere'deki Dartmoor Hayvanat Bahçesi'nde başlatılan "oyun", bir ucunda et bağlı kalın bir halatı karşılıklı çekiştirmeye dayanıyor. Bir ucundan ziyaretçiler çekerken, diğer ucundan da ete ulaşmaya çalışan aslan ya da kaplan çekiyor. Sekiz yaşından büyük çocuklar da bu oyuna dahil olabiliyor.     

Hayvanat bahçesinin türlerin korunması, araştırma ve eğitim gibi faaliyetlere katkıda bulunduğunu iddia eden yöneticiler, bu oyunun yaklaşık 160 kg ağırlığındaki erkek Amur kaplanı Dragan'ı ve Afrika aslanı Jasiri'yi zinde ve fit tuttuğunu, hayvanların kas gelişimine destek olduğunu savunuyor. 15 sterlin (yaklaşık 105 TL) karşılığında oynanabilen halat çekme oyununa son vermeyi düşünmediklerini açıklayan hayvanat bahçesinin sahibi Benjamin Mee, "İnsanlar yok yere sorun çıkarıyor çünkü aslan da buna bayılıyor," dedi. 

Sue Dally adlı hayvan hakları savunucusu ise, İngiltere çapında 38 Degrees adlı sitede başlattığı bir başka imza kampanyası aracılığıyla bu uygulamayı "acımasızlık" olarak nitelendirdi ve "muhteşem güzellikteki bu heybetli yabani hayvanlara yapılan büyük bir saygısızlık" olarak değerlendirdi. 

Hayvanat bahçeleri çoğu zaman, koruduklarını ve iyi bakım sunduklarını iddia ettikleri tutsak hayvanlar üzerinden para kazanmak için farklı yöntemler bulmaya çalışıyor.

Hayvanat bahçesini ziyareti sırasında aslanla halat çekme oyununu oynayan bir kişi (@jayalex87), "Eşim ve benim için harika bir deneyimdi. Aslanla halat çekme oyununu oynadık ve evet, biz kaybettik. Çok komik!" şeklinde bir yorumla videoyu Twitter'da paylaştı. Hayvan hakları savunucuları ve sağduyulu pek çok kişi, paylaşımın altına olumsuz yorumlar yazarak bunun "eğlence" değil, hayvanlar için "işkence" olduğunu vurguladı.

Fil üzerinde gezmek, yunus gösterileri, hayvanlarla "yakın temas" veya hayvanlarla selfie adı altında yürütülen aktiviteler, hayvanların sağlığını ve psikolojisini hiçbir surette gözetmeden yürütülüyor. 

Aslanlarla oynanan halat çekme oyunu da bu aktivitelerden farklı değil; hayvanların korunmasına ve ziyaretçilerin bilgilendirilmesine katkıda bulunmayan ticari bir faaliyet yalnızca.

See video

Hayvanat bahçesi sahibi her ne kadar bu zalim uygulamayı sonlandırmayacağını açıkladıysa da, siz de bu bağlantıdaki kampanyaya imzanızla destek vererek hayvanların şov malzemesi olarak kullanılamayacağını bir kez daha vurgulayabilir, daha fazla kişinin hayvanat bahçesine tepki göstermesini sağlayabilirsiniz. 

Not: Yabani hayvanlar esaret altında değil, ancak kendi doğal yaşam ortamlarında ve doğal yaşam ortamlarıyla birlikte korunmalıdır. Habitatların her gün insan eliyle tahrip edildiği, 1970'lerden bu yana insan faaliyetleri nedeniyle hayvanların en az yüzde 60'ının yeryüzünden silindiği* bir dünyada hayvanat bahçeleri, yalnızca göstermelik, yapay ve ticari işletmelerdir; daha fazlası değil. Bu nedenle yüzlerce farklı türden hayvanın kafesler, teller ve duvarlar ardında ömür boyu esarete mahkum edildiği hayvanat bahçelerindeki esaret bir an önce son bulmalı; Türkiye, hayvanat bahçelerini yasaklayarak tüm dünyaya örnek olacak bir adım atmalıdır.

(*) The Guardian

Kaynaklar: The GuardianThe Petition SiteThe TelegraphTwitter @jayalex87

Help us SHUT DOWN Bodrum Dolphin Park!

change.org/closebodrumdolphinpark 

15:00 Signature Delivery 15:30 Press Statement w/ public participation

We urge the immediate closure of Bodrum Dolphin Park and the protection of captive marine mammals in the facility! #YunuslaraOzgurluk #CloseBodrumDolphinPark #BodrumYunusParkınaHayır

Led by Freedom for Dolphins Platform (Yunuslara Özgürlük Platformu), local NGOs in Kaş and BGKO, and later greatly aided by the successful Change.org campaign by Turkish author Buket Uzuner, as well as Dolphin Project's Richard O'Barry's remote support, long-running efforts on a national and international scale culminated in the closure of the Kas Dolphin Park in April 2013In 2010, similar efforts led by the Dolphin Angels in Fethiye and supported by thousands achieved the release of two dolphins, Tom and Misha, from a tiny concrete pool; and thanks to Born Free's operation "Back to the Blue", their successful return to the wild.

The Bodrum Dolphin Park is another facility inhumanely keeping wild dolphins, walruses and sea lions for commercial gain.

The Freedom for Dolphins Platform, who managed to cancel the building of new dolphinara in Izmir and Istanbul (Turkey) in 2014, are now focusing on the closure of the Bodrum Dolphin Park, together with Buket Uzuner: change.org/closebodrumdolphinpark

There's still hope for the captive marine mammals in Bodrum, Mugla, Turkey! Newly elected mayor, Ahmet Aras, can not only be the beginning of a new era for Bodrum, but also a symbol of freedom for the animals held captive in Bodrum Dolphin Park. To achieve this objective, we are mobilizing once again together with Buket Uzuner and Bodrum City Council (Bodrum Kent Konseyi). In the meantime, we will need your support more than ever!

Our demands to the Turkish authorities concerned are as follows:

- The permanent closure of the Bodrum Dolphin Park in Guvercinlik, which is operating with only a permit for "alcohol-licensed restaurant".

- The voiding of all CITES documents issued for the animals at the facility.

- In accordance with Article 24 of Turkish Animal Protection Law 5199 and international agreements, the protection of captive marine mammals in a marine sanctuary run by marine mammal specialists and located in a remote bay.

- Legislation to prevent the opening of new dolphinariums and close all the remaining ones in Turkey.

Please help make the Bodrum Dolphin Park the third facility to close in Turkey by signing our petition to the Turkish authorities. Together, let's speak out against cruelty and stand up for the freedom of these wonderful, intelligent creatures!

According to the Universal Declaration of Animal Rights:

"· All wild animals have the right to liberty in their natural environment, whether land, air or water, and should be allowed to procreate.

· Deprivation of freedom, even for educational purposes, is an infringement of this right.

· No animal shall be exploited for the amusement of man.

· Exhibitions and spectacles involving animals are incompatible with their dignity."

Thank you!

Link to sign and share the petition: change.org/closebodrumdolphinpark

More information can be found on this link and our social media platforms below:

www.yunuslaraozgurluk.com

www.facebook.com/yunuslaraozgurluk

www.twitter.com/ozguryunuslar

www.youtube.com/ozguryunuslar

Hercules ve Leo artık deneylerde kullanılmayacak!

Hercules ve Leo hakkında son dakika gelişme!

30.07.2015

“İnsan Olmayan Canlıların Hakları Projesi” (NhRP - The Nonhuman Rights Project), Stony Brook Üniversitesi'nin bundan böyle Hercules ve Leo'yu deneylerde kullanmayacağını duyurdu. Bu gelişme karşısında NhRP’den yapılan açıklama şöyle:

“Stony Brook Üniversitesi'ni sonunda doğru kararı aldıkları için tebrik ediyoruz. Daha önce Tommy ve Kiko için yaptığımız gibi, Hercules ve Leo'nun da Florida’daki Save The Chimps koruma alanına veya NAPSA (Kuzey Amerika Primat Koruma Alanları Birliği) üyesi benzer bir kuruma transferi için Stony Brook Üniversitesi’ne yardım etme konusunda işbirliğine hala açık olduğumuzu dile getirmiştik. Aynı şekilde, Stony Brook Üniversitesi, Hercules ve Leo'yu farklı bir yere götürmeye kalktığı takdirde, bu girişimi engellemek için, geçen yıl tıpkı Tommy'nin davasında başarılı bir şekilde gerçekleştirdiğimiz gibi, ihtiyati tedbir kararı için yasal yollara başvuracağımızı da açıkça belirtmiştik.”

Diğer taraftan NhRP, Yargıç Jaffe'ın 30 Temmuz 2015 tarihinde aldığı kararı farklı bir mahkemeye taşımaya hazırlanıyor. 

Hercules ve Leo'nun davası hakkında daha fazla bilgi için http://www.nonhumanrightsproject.org/category/courtfilings/hercules-and-leo-case/ sayfasını ziyaret edebilir, konuyla ilgili diğer iki yazımıza göz atabilirsiniz.

Kaynak: Nonhuman Rights Project (NhRP) web sitesi

Çeviri: Elif Karadeniz

Yunuslara Özgürlük Platformu 

ICAM'e hayır!

#‎dogpop2015 #NoToICAM! #ICAMSCAM #dogconference2015

3 Mart 2015 tarihinde yapılan ICAM protestosu için hazırlanan basın açıklaması metnini buradan okuyabilirsiniz.

ULUSLARARASI KÖPEK NÜFUSU YÖNETİMİ KONFERANSI (ICAM) KOALİSYONU’NA

İlkini geçtiğimiz sene İngiltere’de düzenlediğiniz Köpek Nüfusu Yönetimi Konferansı’nın ikincisini, 3-5 Mart 2015’de İstanbul’da gerçekleştireceğinizi öğrenmiş bulunuyoruz.

Gerek koaliasyonunuzun hayvanların yaşam haklarını hiçe saymak üzerine kurulu bir biçimde yürüttüğü “hayvan refahı” siyaseti, gerekse bu siyasetinizin Türkiye’de gündemde olan, giderek daha çok hayvanın belediyeler eliyle katline neden olacak yasa değişiklikleriyle birebir uyum içinde olması sebebiyle bu konferansı düzenlemenize izin vermeyeceğimizi ve protesto edeceğimizi bildiriyoruz.

Güncellenmiş internet sayfanızda yer alan üç broşürü incelediğimizde, Türkiye’de daha çok hayvanın devlet eliyle katledilmesine zemin sağlayacak birtakım varsayım ve iddiaları öne çıkarmakta olduğunuzu gördük. Bilimsellik iddiasıyla vurguladığınız, sokak hayvanlarının başta kuduz olmak üzere zoonotik ve salgın hastalıklara neden olabileceği varsayımınız tarihsel ve bilimsel olarak yanlıştır. Ancak daha önemlisi bu iddianız, Türkiye bağlamında devlet kurumlarının ve yerel yönetimlerin insan sağlığını koruyacak önleyici-koruyucu müdahelelerde bulunmak yerine, binlerce hayvanın “kamu sağlığını koruma” bahanesiyle öldürülmesine dayanak sağlamaktadır.

Sokak hayvanlarını kamu sağlığına aykırı varlıklar olarak sunduğunuz bu iddianız, bizzat Koalisyonunuzun savunduğu, bizim politik olarak son derece sorunlu bulduğumuz “hayvan refahı” görüşüyle bile uyuşmamaktadır. Sokak hayvanlarına karşı düşmanlaştırıcı, insan eliyle şiddeti körükleyecek, hayvanların kamusal aidiyetini hedef alan, devlet eliyle öldürülmelerini meşru kılacak bu iddialarınıza karşı düşünsel, politik ve toplumsal mücadele başlattığımızı tarafınıza bildirmek istiyoruz.

Broşürlerinizde yer alan bir başka iddia da aynı ölçüde skandal niteliğindedir: Koalisyonunuz, ötanazi olarak anılan, hayvanın kimyasal aracılığıyla öldürülmesini savunmaktadır.

Ötanazi, kişinin kendi rızasıyla yaşamından vazgeçmesi anlamına gelir; hayvanlara uygulanamaz, uygulanması cinayettir. Ötanazinin “insancıl” ve hayvan refahına yönelik bir pratik olduğuna dair iddialarınız en hafif tarifle, tutarsız ve ikiyüzlüdür. Kendinize yerel yönetimler eliyle hayvan katledilmesini kamuoyu gözünde meşru ve gerekli kılmayı misyon biçtiğinizi görüyoruz. Koalisyonuza mekân ve pilot bölge olarak seçtiğiniz İstanbul’da, Büyükşehir Belediyesi’nin inşa ettiği dev hayvan toplama kamplarına karşı hukukî ve politik mücadele ettiğimiz bu aylarda bu misyonunuzu gerçekleştirmenize kesinlikle izin vermeyeceğimizi belirtiyoruz.

Koalisyonunuz, Türkiye’de sokak hayvanlarının yaşamı, kamusal varlığı ve sağlığı için uzun yıllardır mücadele eden oluşumlardan tek bir tanesinden bile görüş alma ya da ortaklık yürütme yolunu tercih etmemiştir. Düzenleyeceğiniz konferansa katılım ücretinin son derece yüksek olması da, yerelde tohumlarını ekmeyi hedeflediğiniz hayvan itlafı pratiklerinin ve şehirlerin hayvansızlaştırılması vizyonunuza gelecek eleştirilerin önünü kapatmayı tercih ettiğinizi kanıtlar niteliktedir.

Özellikle Kuzey Amerika ve Batı Avrupa büyük şehirlerinin, sahipli-sahipsiz hayvan ayrımına binaen her yıl yüz binlerce hayvanın katledilmesiyle kurdukları “hayvansız şehir” imajını Türkiye gibi sokak hayvanıyla birlikte yaşama tarihi oldukça köklü bir coğrafyada, tepeden inme, yerellikten kopuk, devlet ve iktidar politikasını meşrulaştıran bir bilimsellik anlayışıyla yerleştirmeye çalışmanıza izin vermeyeceğiz.