Birleşik Krallık’taki deniz koruma alanlarında balıkçılık yasaklanıyor

Aktivistler ve doğa koruma kuruluşları tarafından yıllarca süren kampanyalar etkili oldu: Birleşik Krallık sularındaki dört farklı Deniz Koruma Alanı’nda (MPAs) dip trolleri ve demersal gırgırlar ile yapılan balıkçılık faaliyetlerinin yasaklanması kararı alındı.

Doğal hayatı ve nadir türleri korumak için atılan bu adım, uzun süren istişareler sonunda hazırlanan yönetmeliklerin 13 Haziran 2022’den itibaren yürürlüğe girmesiyle tamamlanacak.

Yönetmelik, 23 Kasım 2020’de yürürlüğe giren ve Birleşik Krallık’ın ilk kapsamlı yerel balıkçılık mevzuatı olan Balıkçılık Yasası kapsamında yeni yetkiler kullanılarak uygulamaya konacak.

Yeni tedbirler, yaban hayatına veya habitatlara zarar verdiğine dair kanıtların olduğu deniz koruma alanlarına balıkçılık faaliyetlerini yasaklayacak.

Yönetmelikler; deniz dibinden toplu halde çekilen teçhizat olarak bilinen dip trollerinin, dip tarama uygulamalarının, deniz tabanını tahrip eden demersal gırgırların ve yarı pelajik trollerin belirli alanlarda kullanımını yasaklıyor.

Dogger Bank, Inner Dowsing, Race Bank ve North Ridge gibi bölgeler, bundan böyle balıkçılık faaliyetlerinden zarar görmeyecek alanlar olacak.

Ayrıca yönetmeliklerde, özellikle hassas alanlarda statik balıkçılık kapsamında sepet, ağ veya olta gibi belirli balıkçılık gereçlerinin kullanılmasını engelleyen kısıtlamalar da yer alıyor.

Demersal balıkçılık / Kaynak: havforskningen

Balıkçılığın zararları ve iklim krizi

Bu yıkıcı faaliyetler, trilyonlarca balığın ve deniz canlısının yaşam hakkını ellerinden almakla kalmıyor. Aynı zamanda deniz tabanında yaşayan türleri rahatsız ediyor ve deniz dibinin normalde atmosferden sera gazlarını emmek için değerli bir yutak görevi görmesini engelliyor. Deniz dipleri insan müdahalesine maruz kaldığında, tam tersine, kritik bir karbon karbon salınımı kaynağına dönüşüyor.

Oysa Seaspiracy adlı belgeselde uzmanların belirttiğine göre, gezegendeki karbondioksitin %93’ü okyanuslar tarafından depolanıyor. Dolayısıyla okyanusların korunması yalnızca deniz canlıları ve ekosistemi için değil, insanlar için de son derece hayati öneme sahip bir mesele.

İklim krizini tetiklemesinin yanı sıra balıkçılık okyanusları çölleştirerek tüm yaşamı olumsuz etkiliyor. Deniz bilimcileri ve akademisyenler, tüketim odaklı bu gidişatın sürmesi halinde 2048 yılına kadar okyanuslarda balık kalmayacağı uyarısında bulunuyor.

Buna rağmen günümüzde okyanusların yalnızca %7’si koruma altında.

  • Oceana tarafından yürütülen bir araştırma, “korunan” Avrupa sularının %86’sında avlanmanın devam ettiğini ve dibe zarar veren balıkçılık ekipmanları ve uygulamalarından olumsuz etkilendiğini ortaya koydu.
  • Bilimsel bir araştırma, Kuzey Avrupa’daki deniz koruma alanlarının üçte ikisinden fazlasında, trol avcılığının “korunan bölge” olarak adlandırılan alanın içinde dahi dışarıya göre 1,4 kat daha yoğun olduğunu kanıtladı.
  • Avrupa Komisyonu, AB’nin deniz alanının %1’inden daha azının sıkı bir şekilde korunduğu konusunda devletleri uyardı.
  • “Bycatch” olarak bilinen tesadüfi ağa yakalanma hedef dışı av olarak tanımlanıyor; yani balıkçılık faaliyetleri sırasında ağlara takılarak can veren ama avlanması hedeflenmemiş hayvanları içeriyor. Seapiracy adlı belgeselde paylaşılan acı tabloya göre her yıl 300 binden fazla yunus ve balina tesadüfi ağa yakalanma nedeniyle hayatını kaybederken saatte 30 bin köpekbalığı ağlarda yaşamını yitiriyor. Sadece ABD’de 250 bin deniz kaplumbağası yaralanıyor veya ölüyor.
  • Balıkçılık ekipmanları denizlerdeki plastik kirliliğinin başlıca nedeni. Örneğin; “Büyük Pasifik Çöp Alanı” olarak tanımlanan bölgedeki plastik kirliliğin %46’sını denizlere atılmış dev balıkçı ağları oluştururken geri kalan atıkların çok büyük bir kısmını da diğer balıkçılık araç-gereçleri oluşturuyor. Ayrıca balıkçılık endüstrisi her gün dünyanın etrafını 500 kez saracak miktarda misina kullanıyor.
  • 13 jumbo jet uçağını boydan boya sarabilecek büyüklükteki sürütme ağlarıyla balık yakalamak için okyanus tabanını silip süpüren dip trolü yöntemiyle yapılan balıkçılık, her yıl 16,1 milyon metrekare (3,9 milyar akre) genişliğinde deniz tabanını çölleştiriyor. Bu da dakikada 4316 futbol sahası büyüklüğündeki alanın çölleştirildiği anlamına geliyor.

Deniz koruma alanlarının önemi

Deniz koruma alanları etkin bir şekilde korunduklarında, deniz ekosistemlerini restore etmek ve biyolojik çeşitliliği korumak için güçlü bir araç olarak kabul ediliyor.

MPA’ler, doğal ve kültürel zenginlik olarak tanımlanan deniz ve okyanusları korumak için bazı insan faaliyetlerini kısıtlar; okyanus yaşamının, canlı habitatlarının tehditlerden veya insan etkilerinden kaynaklanan sorunlardan korunmasını sağlar.

Deniz koruma alanlarındaki balık biyokütlesinin, çevredeki korunmasız sulardan ortalama %670 daha yüksek olduğu biliniyor.

Bu alanların korunması, denizdeki canlı türlerinin %80’ini koruyacak ve dip trolü nedeniyle salınan bir milyar tondan fazla karbondioksiti önleyecektir.

Ancak okyanuslar, endüstriyel balıkçılık faaliyetlerinin daimi baskısı altında kaldığında, içindeki canlı türlerinin ve oluşturdukları ekolojik dengenin iyileşme şansı kalmıyor.

Günümüzde okyanuslar balıkçılık (avlanma), deniz kirliliği ve küresel iklim sebebiyle yoğun bir baskı altında. Bu tehditler balık, deniz memelisi ve deniz canlı türlerini yok oluşa sürükleyen en önemli sorunlar arasında yer alıyor.

ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’ne (NOAA) göre ise, ABD’deki 53 deniz koruma alanı, Meksika Körfezi’ndeki 2010 Deepwater Horizon petrol sızıntısının yakınında bulunuyor.

Kaynak: Greenpeace

Türkiye dahil diğer ülkelere örnek olmalı

Birleşik Krallık’taki yeni yasaklar örnek bir adım ve haber olsa da, aslında Birleşik Krallık’ta düşük korumaya sahip olan veya hiç koruması olmayan, ancak koruma bölgesi ilan edilmesi gereken en az 64 bölge daha var.

Bu yasağın ülkedeki diğer deniz koruma alanlarına yayılması, Avrupa’daki diğer ülkelere örnek olması ve Türkiye’de de Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından uygulamaya konması için çağrılarımızı sürdürelim.

Okyanusların ormansızlaşmasını önlemek için de denizlerdeki doğrudan eylemin adresi Sea Shepherd’ın kurucusu Kaptan Paul Watson’a kulak verelim: “Okyanusları ve denizleri rahat bırakın”.

Balık tüketimine son vererek hem balıkların hem de diğer canlıların yok oluşuna sebep olan balıkçılık endüstrisinin devamına katkıda bulunmayın.


Kaynak: Seaspiracy, Oceanographic Magazine, gov.uk , The Guardian, National Geographic, Vegan Derneği Türkiye (TVD), Green Queen

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir